Dünya Hali - Halil AKGÜN
Tarih ve Siyaset
Ermenilerin “Türkler bizi soykırıma uğrattı” iddiası,
1980’lerin başlarından beri gündemde tutulan bir konu. İddiaya göre 1915-1916
yılları arasında 1.5 milyona yakın Ermeni sistematik bir şekilde katledilmiş.
Ermeniler, bu iddiayı etkili oldukları ülkelerde sözde “soykırım tasarısı”
haline getiriyor ve parlamentodan geçiriyorlar. Şu ana kadar yirminin üzerinde
ülke bu tasarıyı kabul etti.
Bunun şimdilik herhangi bir hukukî sonucu yok. Fakat
Ermenilerin amacı 2015 yılına kadar dünyanın belli başlı ülkelerinde “soykırım
tasarısı”nı kabul ettirmek. Böylece 1915-1916’nın yüzüncü yılında soykırımı
uluslararası bir mesele haline getirmek istiyorlar. Belki o zaman bir takım
hukukî yolların açılacağını umuyorlar.
Son olarak Amerikan Meclisine getirildi bu konu. Alt
komisyon tasarının Genel Kurul’a gönderilmesine karar verince, Türk-Amerikan
ilişkileri bir anda gerildi. Türkiye büyük elçisini geri çekti. 24 Nisan’da Obama’nın
Ermenileri memnun etmek için “soykırım” kelimesini kullanıp kullanmayacağı
merakla bekleniyor. ABD’nin ardından İsveç meclisi de bu kervana katıldı ve
sözde soykırım tasarısını bir oy farkıyla kabul etti.
Böylece tarih yeniden siyasetin güdümüne girmiş oluyor.
Ermenilerin iddialarını soykırım olarak kabul den Batılılar, hikâyenin sadece
Ermeni tarafını dinlediler şu ana kadar. Burada Ermenilerin nasıl yoğun bir
çaba içinde olduğunu anlatmaya gerek yok. Türk tarafı ise bu işi maalesef şu
ana kadar ihmal etti. ABD’de tasarıya hayır diyenler bile “soykırım” olduğunu
kabul ediyor ama Türk-Amerikan ilişkileri zarar görmesin diye hayır oyu
kullanıyor.
Oysa Türkiye’nin bu işi daha ciddi tutması ve
Osmanlı’nın son yıllarında ne olup bittiğini, devletin Birinci Dünya Savaşına
nasıl sürüklendiğini, Ermeni milliyetçilerinin Osmanlı’ya karşı Ruslarla nasıl
ittifak yaptığını, bu “millet-i sadıka”nın Osmanlı’ya nasıl ihanet ettiğini,
Ermenilerin yanında yüz binlerce Osmanlı tebası müslümanın da hayatını
kaybettiğini anlatması gerekirdi. Bu maalesef olmadı.
Ama bunun için gecikmiş sayılmayız. Türkiye “gelin bir
tarih komisyonu kuralım, arşivlerimizi açalım, bu işe bilim adamları karar
versin” dedi. Ermeniler buna yanaşmadılar. Bundan sonra da yanaşmayacaklar.
Türkiye bu çalışmayı kendisi tek taraflı olarak yapabilir. Uluslararası bir
tarih komisyonu kurup, 1915-16 olaylarını belgelere dayanarak ortaya koyabilir.
Tarihi siyasetin gölgesinden kurtarmak da herkesin hayrına bir iş olur.
Anayasa Kavgası
Türkiye’nin anayasa kavgası 1982’den beri devam ediyor.
Neden? Çünkü 1982 anayasası Türkiye’yi taşıyamıyor. Son otuz yılda bu
anayasanın onlarca maddesi değiştirildi. Bu kadar değişiklik yapana kadar yeni
bir anayasa yazılsa daha akıllıca bir iş yapılmış olmaz mıydı?
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda
toplum ittifak halinde. Karşı çıkanlar ise kurumlar. 1982 anayasasıyla elde
ettikleri imtiyazları kaybedeceğini gören bütün kurumlar, yeni anayasa
yapılmasına direniyor. Oysa yeni anayasa paketinde önerilen maddelerin
neredeyse tamamı, daha önce hem ana muhalefet partisinin hem de değişik düşünce
kuruluşlarının raporlarında yer alıyor.
Aslında Türk siyasetinin değişmez sahnelerinden biriyle
tekrar karşı karşıyayız: Anayasa üzerinden başka şeylerin kavgası yapılıyor. “Uzlaşı”
diye ortaya atılan söz dahi anlamını yitiriyor, çünkü neyin üzerinde nasıl uzlaşılacağı
belli değil. Bazılarının dilinde “uzlaşı”, demokratik ve sivil ilkelerden taviz
vermek anlamına geliyor.
Oysa Türkiye’nin gerçekten sivil ve esnek bir anayasaya
ihtiyacı var. Türkiye’nin tam demokrasiye geçmesi, temel hak ve özgürlüklerin
garanti altına alınması ve eşit vatandaşlık ilkesinin hayata geçmesi, ancak
böyle bir anayasa ile mümkün olacak.
Kavgasız Nevruz da Mümkünmüş
Bu yılki Nevruz kutlamaları kavgasız, copsuz, gözaltısız
geçti. İstanbul’dan Diyarbakır’a Türkiye’nin pek çok yerinde on binlerce kişi
Nevruz’u coşkuyla kutladı. Bazı provakatif eylemler olmadı değil. Ama bunlar
makul kalabalığın içinde kimsenin gözüne bile çarpmadı. Bu sene yakın
tarihimizin en huzurlu ve coşkulu Nevruzunu yaşadık. Devlet, asker, vatandaş,
sivil toplum örgütleri, siyasi partiler “Nevruz hepimizin bayramı” diyerek
meydanlara akın ettiler. Türk, Kürt, Çerkez, Azeri, Türkmen, her tür etnik
kökenden insanımız kavgasız, gürültüsüz baharın gelişini kutladı.
Demek ki biraz akıl, biraz metanet, biraz sabır ve
müsamaha ile Nevruz bir kavga değil, dostluk ve kardeşlik bayramı haline
gelebiliyormuş. Düşünün; daha birkaç yıl öncesine kadar Nevruz deyince göz
önüne sadece kavga, dövüş, çatışma sahneleri geliyordu. Şimdi bunların yerini
halay, kucaklaşma, muhabbet, tebessüm aldı. İnşallah bundan sonraki Nevruz
kutlamaları da böyle olur. Galiba Türkiye normalleşiyor, toplum olgunlaşıyor.
Irak’ın Geleceği
Irak’ta 7 Mart 2010 günü yapılan genel seçimlerin tek
bir galibi yok. Bu satırlar kaleme alındığı sırada seçim sonuçları henüz
açıklanmamıştı. Zira sayım devam ediyordu. Şu ana kadar çıkan sonuç, kimse için
sürpriz olmadı. Şiî ve Kürt partiler mevzilerini büyük ölçüde korudular. Fakat
daha önceki seçimlerde dağınık bir görüntü sergileyen Sünnî partiler, bu
seçimde ciddi bir fırsat yakalamışa benziyor. Iyad Allavî liderliğindeki “Irakiyye”
koalisyonu, yeni kurulacak Irak hükümetinin önemli ortaklarından biri olmaya
hazırlanıyor. Bu, Irak’ın geleceği, toprak bütünlüğünün korunması, siyasi
istikrarın sağlanması ve sosyal barışın tesisi açısından son derece önemli bir
sonuç.
Bir başka sonuç da şu: Irak, bundan sonra koalisyon
hükümetleriyle yönetilecek. Koalisyon hükümetlerinin pek çok sorunu olsa da,
Irak gibi bir toplumda her kesimin temsil edildiği bir siyasi yapı, koalisyonu
kaçınılmaz kılıyor. Iraklılar bu durumu bir fırsata çevirebilir. Yani farklı
siyasi görüşlerin ve kimliklerin “Iraklılık kimliği” etrafında birleşmesini
sağlayabilir. Bu noktada Türkiye başta olmak üzere bütün bölge ülkelerine ve
batılılara önemli görevler düşüyor. Umarız herkes kendi küçük hesabını bir
kenara bırakır ve Irak’ın parlak bir geleceğe sahip olmasına katkıda bulunur.
Sarkozy Efsanesinin Sonu
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy zor günler yaşıyor.
Yerel seçimlerde büyük oy kaybına uğrayan Sarkozy, kabinesinde değişiklik
yapmaya hazırlanıyor. Bu hamle Sarkozy’nin siyasi geleceğini kurtarır mı? Bunu
kestirmek kolay değil. Bir yandan Sarkozy’nin popülerliği giderek azalıyor.
Hoyrat tavırları, kişisel yaşamı, ekonomideki başarısızlığı, “Sarkozy
efsanesi”ni hızla tüketiyor. Sarkozy, diğer Avrupalı liderler nezdinde de fazla
tutulmuyor.
Öte yandan Sarkozy’nin sağcı-muhafazakâr politikaları,
giderek sağa kayan Fransız kamuoyunda hâlâ bir şansa sahip. Sarkozy bundan
sonra daha da sağcı, yani yabancı karşıtı ve dışlayıcı politikalar izleyebilir
ve böylece Fransız seçmenini korku siyaseti üzerinden yanına çekebilir. Avrupa’nın
genel olarak sağa kaydığı bir dönemde böyle bir hamle sonuç verebilir. Fakat
uzun vadede Sarkozy tipi siyaset modelinin başarılı olamayacağı ortada. Çünkü
Avrupa, etkin ve müreffeh bir güç olmak için dışarıya daha fazla açılmak
zorunda. Aksi halde dünya ekonomisine entegre olması ve büyük bir
ekonomik-siyasi güç haline gelmesi mümkün değil. Büyüme ile kapanma arasındaki
bu gerginlik, Sarkozy’nin siyasi geleceğini de belirleyecek.
Kısa
Kısa
James Harrison adında bir Avustralyalı, 56 yıl boyunca gönüllü olarak kan
vermek suretiyle yaklaşık iki milyon bebeğin hayatını kurtarmış. 74 yaşındaki Harrison’ın
kanında bulunan bir antikor, “rhesus” hastalığının iyileşmesini sağlıyormuş.
İnsan yeter ki iyilik yapmak istesin. Mevlâ hiç beklemediğiniz yerden size o
imkanı sunabiliyor.
***
Başkan olduğu 2009 yılının başından beri Obama en rahat gününü, 22 Mart günü
yaşadı. Aylardır Amerikan kamuoyunun gündeminde olan sağlık reformu paketi
Amerikan senatosunda kabul edildi. Buna göre ABD’de herkes sağlık sigortasına
sahip olacak, fakat bunun karşılığında zenginler daha fazla sağlık primi
ödeyecek. Bu, Obama’nın iç politikadaki en büyük başarısı. Bakalım bu başarı
dış politikaya yansıyacak mı?
***
Üniversiteler arası dil sınavına giren bir öğretim üyesi kopya çekerken
yakalanmış. “Şimdi bunun neresini düzelteyim?” hikâyesini hatırlatan bir olay!
Bir hoca sınavda kopya çekerse öğrenciler ne yapar? Bu hoca ders verirken
kendisine saygısını yitirmez mi? İnsanın en büyük terbiyecisi kendi vicdanıdır.
Umarız bu olay büyük sorumluluk taşıyan herkese bir ders olur.
***
Yunanistan ekonomik krizden kurtulamıyor. Avrupalılar öfkeli. Bunların başında
da Almanya geliyor. Avrupa Birliği (AB)’yi büyük bir ekonomik model olarak
sunanlar şaşkın... AB üyesi Yunanistan’ın bu hale nasıl geldiğini anlamaya
çalışıyorlar. Öyle ya, AB gibi sıkı kuralları olan bir birliğin bir üyesi
ekonomik iflasa giderken sistem buna nasıl dur demez? “Yunanistan’ı Euro’dan
çıkartalım” diyenlerin asıl üzerinde kafa yorması gereken soru bu.