Dün Bugün Yarın - Sadık ILGAZ
Büyük Düşünenler, Küçük Düşünenler…
Barbaros Hayrettin Paşa (1466-1546), Osmanlı
donanmasında Kaptan-ı Derya unvanıyla görev alan en büyük komutanlardan
birisiydi. 1533-1546 yılları arasında 13 yıl boyunca Osmanlı donanmasının
komutanlığını yapan bu önemli asker, görev yaptığı dönemde sayısız başarılara
ve fetihlere imza atarak Osmanlı Devleti’nin yükselişinde önemli bir rol
oynadı. Barbaros’a dair anlatılagelen şu iki anekdot, onun ne kadar önemli bir
asker olduğunu kanıtlar niteliktedir:
Barbaros Hayrettin, İstanbul’a gelip Osmanlı
donanmasının başına getirildiğinde, duygularını “Donanmanın başına geçtiğim
için inanılmaz bir sevinç yaşıyorum. Bu öyle bir donanma ki, cümle Frengistan
donanmaları birleşse alt etmesi kabil olmaz. Bu öyle bir tersane ki, içinde
yirmi bin kişi çalışıyor. Venedik kâfiri bile, hakanımızla sulh içinde olduğu
zamanlarda bu tersaneye kadırga sipariş ediyor, Allah’ın izniyle burada her işi
başarmak mümkün.” sözleriyle dile getirir.
Donanma komutanlığını devraldıktan sonra Sadrazam Makbul
İbrahim Paşa’ya, “Henüz keşfedilen Yeni Dünya’ya (Amerika’ya) sefer düzenlersek
devletimiz bundan çok istifade eder.” teklifinde bulunur. Fakat Sadrazam, “Uzak
denizlerle işimiz olmaz, Akdeniz ve Hint denizlerini tutmamız kâfidir.” diyerek
Barbaros’un teklifini reddeder.
Buradan da anlamalıyız ki, yöneticilerin düşünceleri ve
dudaklarından çıkan sözler tarihin akışına etkide bulunuyor. Bazen olumlu,
bazen de bu örnekte olduğu gibi olumsuz şekilde... Fakat insan yine de sormadan
edemiyor: Osmanlı donanması Amerika’ya gitseydi, acaba şu an nasıl bir dünyada
yaşıyor olurduk?
Estergon’u Kaybeden Sarhoş
Kumandan
Takvim yaprakları 1543’ü göstermektedir. Aylardan Nisan.
“Kanunî” unvanıyla nam salmış Sultan Süleyman, Estergon Sefer-i Hümayûnu adıyla
meşhur onuncu seferini gerçekleştirmek üzere Edirne’den yola çıkar. Sefer bu
kez çetin, hedef ise Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin 60 km kuzeybatısında
yer alan ve Tuna Nehri’ne kıyısı olması nedeniyle stratejik bir öneme sahip
olan Estergon Kalesi’dir.
Budin’i yakın zamanda Osmanlı’ya kaptıran
Avusturyalıların Estergon’u da Osmanlı’ya kaybetmeye hiç niyetleri
yoktur. Osmanlı ordusu aylarca süren bir yolculuktan sonra kaleye
varır. Fakat ordu beklemediği bir direnişle karşılaşır. Muhasara çetin,
düşmanın tahkimi güçlüdür. Osmanlı ordusu yılmaz, günlerce muhasarada bulunur.
Nihayet 12’nci gün düşmanın gücü tükenir, kale fethedilir. Takvim yaprakları 10
Ağustos 1543’ü göstermektedir.
Kale’nin zaptı sonrası, şimdilerde yerini yeniden büyük
bir Katedrale bırakan kale kilisesini camiye çeviren Sultan Süleyman, ilk cuma
namazını burada kılar, fethi nasip eden Rabbine şükreder. Sonrasında Estergon
sancakbeyliği haline getirilerek Budin Beylerbeyliği’ne bağlanır. Fakat kalenin
Osmanlı toprağı olarak kalması sadece 50 yıl sürecektir.
50 yıl sonrasının Osmanlı Devleti’nin sadrazamı ve
başkomutanı olan Sinan Paşa, Balkanlarda Eflâk cephesinde görevliyken, oğlu
Mehmet Paşa’ya Macaristan komutanlığına uygun görür ve tayinini yapar. O
günlerde Estergon Kalesi zordadır. Zira düşman 50 yıl önce kaybettiği kaleyi
yeniden almaya kararlıdır. Mehmed Paşa, sorumlu olduğu bölgede bulunan kalede
süren muhasaraya müdahale etmek üzere bölgeye gider. Avusturya Prens’i Mansfeld’in
70 bin kişilik ordusuna rağmen, Mehmet Paşa’nın düşmanı püskürteceğine
inanılır. Fakat hiç de beklendiği gibi olmaz. Zira Mehmet Paşa ceddine pek
benzememektedir. Adı sarhoşa, ayyaşa çıkmıştır, içmeden duramaz.
Düşman güçlü ordusuyla günlerce saldıradursun, Osmanlı
askeri her saldırıyı geri püskürtür. Sonunda düşmanın gücü tükenir, bozgun baş
gösterir. Bunu fırsat bilen Osmanlı askeri Mihalıçlı Ahmed Paşa ile Sofu Sinan
Paşa’nın önderliğinde düşmanın üst tabyalarına hücum eyler. Tam düşman yok
edilecektir ki, Mehmet Paşa ansızın geri, kaleye dönüş emri verir. Bu emre
kimse bir anlam veremez. Tarihçi Müneccimbaşı’nın ifadesiyle “bilâ sebep”
(sebepsiz) çekilme emri gelmiştir. Meğer yine sarhoştur Paşa. O kafayla hücum
edenin düşman, kaçanın Osmanlı askeri olduğunu sanır. Olan bitenin tam tersi
olduğuna da kimse inandıramaz Paşa’yı. Ve Osmanlı ordusu geri dönmek zorunda
kalır.
Bu duruma düşman ordusu da bir anlam veremez. Osmanlı
ordusunun taktik gereği geri çekildiğini sanırlar ve ne olacağını beklerler.
Aradan uzun saatler geçer, Osmanlı ordusunun geleceği yoktur. Son bir kez
toparlanırlar ve Estergon Kalesi’ne yeniden hücum ederek, sonunda kaleyi
alırlar.
Kale, 29 Eylül 1605’te Davut Paşa tarafından yeniden
alınıncaya kadar Osmanlı toprağı olmaktan çıktığı gibi, olan da kıyılan
binlerce Osmanlı askerine olur. Sarhoş Mehmet Paşa mı? O kurtulur, fakat
tarihin kendisi hakkında verdiği hükümden kurtulamaz. Edirneli Mehmet, Mehmet
Paşa hakkında “Avret gibi şaşup Budin’e doğru kaçmaya başladı.”
sözleriyle, Paşa’nın askerini savaş meydanında yüz üstü bırakıp kaçtığını
söyler. Tarihçi İsmail Hami Danişmend ise, “cebîn, menhûs ve muhannes” (korkak,
uğursuz ve dönek) der, Mehmed Paşa için.