Hâl Dili - Abdullah S DEMİRTAŞ
Cahil Cüreti
Büyük veli İmam Şa’rânî k.s., dinî bilgiden yoksun
olduğu halde sufi kisvesi altında bazı tasavvufî kavramlardan yerli yersiz
bahsedip etrafına cahilleri toplayan kimselerden bahsediyor ve başından geçen
bir olayı şöyle anlatıyor:
Etrafında kendisine inanan bir cemaatle birlikte,
bilgisi ve nasibi olmadığı halde tasavvuftaki “fena” ve “beka” mertebelerinden
çokça bahseden bir kişi yanıma geldi, günlerce benimle kaldı. Bir gün bu
kişiye:
– Bana abdestin ve namazın şartlarını söyle, bunlar
nelerdir, dedim.
– Ben hiç ilim okumadım, diye cevap verdi. Adama dedim
ki:
– Kardeş! İbadetleri Kur’an ve Sünnet’e göre usulünce
yapmak, bütün İslâm alimleri tarafından icma ile kabul edilen farz bir emirdir.
Farz ile mendubu, haram ile mekruhu birbirinden ayıramayan kimse cahildir.
Cahil kimseye ise ne zahir meselelerde ne de bâtın yolunda uymak kesinlikle
caiz değildir!
Adamın adeta dili tutuldu, cevap veremedi. O günden sonra
benimle ilişkisini kesti. Bu yanlış tutumuyla etrafa kötü örnek oluyordu,
böylece Allah Tealâ beni ondan kurtardı.
İmam Şa’rânî, Tenbîhü’l-Muğterrîn
Dili Alim Kalbi Cahil
Hz. Ömer r.a. şöyle der:
“Bu ümmet için en çok korktuğum şey, dili ile alim fakat
kalbi ile cahil (gafil) olan kimselerdir.”
Tenbîhü’l-Muğterrîn
Alimler ve Sufiler
İmam Şa’ranî k.s., Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafiî rh.a.
gibi mezhep imamlarının da gönül ehli mutasavvıfların meclisine gidip onlardan
istifade ettiğini anlatıyor.
Mesela İmam Ahmed b. Hanbel rh.a. büyük sufilerden
Bağdatlı Şeyh Ebu Hamza k.s.’nin meclisine gider, onunla beraber otururdu. Fıkhî
bir meseleyi çözemediğinde Şeyh’e:
– Şu mesele hakkında ne diyorsun ey sufi, diye sorar
fikrini alırdı.
Tasavvuf ehlini anlatmaya aslında bu kadarı yeterlidir.
Şayet onlarda özel meziyetler olmasaydı İmam Ahmed b. Hanbel rh.a.
gibi zatlar onlara ihtiyaç duymazdı.
İmam Şa’rânî, Envâru’l-Kudsiyye
Bulan Arar
Bir gün Ebubekir Şiblî k.s., zamanın büyük alim ve
velisi Cüneyd-i Bağdadî k.s.’nin yanına gider. Onu üzgün bulunca;
– Ne oldu, diye sorar. Cüneyd-i Bağdadî hazretleri;
– Arayan O’nu bulur, der. Şiblî k.s ise şöyle karşılık
verir:
– Hayır. Tam tersine, O’nu bulan arar.
Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya
Bağdat’ta Yangın
Bir gece ansızın çıkan bir yangın Bağdat’ın bir kısmını
kül etmişti. O sırada bir adam:
– Çok şükür, bizim dükkâna zarar gelmedi, diye
seviniyordu.
Adamı duyan bir ârif kişi ona dedi ki:
– Ey akılsız adam! Sen yalnızca kendini mi düşünürsün?
Demek ki koca şehir yansa sana zarar gelmedikçe üzülmeyeceksin!
İnsanlar açlıktan karınlarına taş bağlarken, bir kimse
eğer taş yürekli değilse midesini dolduramaz. Fakir kan yutarken zenginin
boğazından nasıl lokma geçer, anlayamam! Hastanın başında duran kimseyi
sağlıklı sanma, çünkü o da hastası yüzünden üzüntüyle kıvranmaktadır.
Vicdan sahibi yolcular konaklayacakları yere varsalar
da, yolda kalanlar gelip yetişmeyince uyuyamazlar. Odun taşıyanın merkebi
çamura battığında bile zaman insaflı hükümdarın gönlü bundan ızdırap duyar.
Eğer kulak verirsen şu kadar nasihat yeter: Diken
ekersen gül toplayamazsın!
Sadî Şirazî, Bostan
Eğer Sadık İsen
Bir defasında İbrahim Düsûkî rh.a. bir müridine şu
tavsiyelerde bulunur:
– Evladım! Eğer sadık isen dış görünüşünden çok kalbine
önem ver. Seni meşgul eden faydasız tartışma ve süslü konuşmalardan vazgeçerek
sükut etmeye devam et. Devamlı azimli ol ve asla yolundan ayrılma.
Envâru’l-Kudsiyye
Allah’ın Koruması
İbrahim Düsûkî rh.a. şöyle der:
“Hak yolcusuna samimiyet ile beraber çok gayret
lazımdır. Bu kişi gizli anlarında Allah Tealâ ile alışverişinde sadakatli
olursa, onu unutmazsa, Allah Tealâ her halinde onu sağlam bir kalkan ile
korur.”
Envâru’l-Kudsiyye
Yaralı Derviş
Şeyh Sa’di Şirazî k.s. anlatıyor.
Deniz kenarında, bir kaplan tarafından yaralanmış bir
derviş gördüm. Yarası ağırdı, ilaç tesir etmiyordu. Uzun zamandan beri bu
yaranın acısını çekmesine rağmen sabrediyordu. Durmadan Cenab-ı Hakk’a
şükrediyor ve şöyle diyordu:
– Çok şükür ki bir belâya uğradım, bir günaha değil.
. . .
Can dostum bana gücenip ölümüme ferman verse, sakın beni
o anda can kaygısı üzer sanmayın. “Ne yaptım da yâri huzursuz ettim acaba?”
diye endişelenirim.
Şeyh Sa’dî Şirazî, Gülistan
İlmin Ücreti
İkrime rh.a. bir gün:
– İlmi sadece ücretini ödeyen kimselere öğretin, dedi.
Kendisine sordular:
– İlmin ücreti nedir?
Şu cevabı verdi:
– İlmin ücreti onunla gerektiği gibi amel edilmesi, ilim
sahibinin de yine onunla amel edecek kimseye öğretmesidir.
Tenbîhü’l-Muğterrîn