Ayın Konusu - Yardım ve Dayanışma Ahlâkımız - Dilaver SELVİ
Allah için
bir başkasına yardım etmek, gücü yettiği kadar iyilik ve ihsanda bulunmak,
muhtaçların derdiyle dertlenmek, kalpteki iman ve irfanın sonucudur.
Bu ahlâk aynı zamanda insanın içini yansıtan bir ayna,
iman ve ihlâs seviyesini ölçen bir mizandır.
Allah için sevemeyenler, malından veremeyenler, Allah
yolunda canını hiç veremezler.
Malından ve canından cimrilik edip Hakk’ın ve halkın
hukukunu çiğneyenler, dünya ve ahiret mutluluğuna eremezler.
Nitekim ruhun saadeti, Allah için sevgi ve hizmette
gizlenmiştir.
Mümin yani inanan insan, yüce Allah’ın “el-Mümin” ismi
şerifini taşımaktadır. Kâmil mümin bu ism-i şeriften payını almış, onunla
sıfatlanmış kimsedir.
Mümin; emin, emniyetli, güvenilir; yani aldatmayan,
zarar ve zahmet vermeyen kimse demektir. Nitekim hadis-i şerifte de müslüman,
elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi olarak tanıtılmıştır.
İşte bu isim ve sıfatlarla aleme tanıtılan son ümmetin
temel görevi bütün insanlara rahmet olmaktır. Çünkü bu ümmetin peygamberi Hz.
Muhammed s.a.v. Efendimiz, bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Şimdi o
rahmet ahlâkını almak ve yaymak, günümüzdeki müslümanların görevidir. Her müslüman
önce bu ahlâk ile donanmalı ve gücü ölçüsünde bu görevi yerine getirmelidir.
Cenab-ı Hak bizleri şöyle tanıtıyor:
“Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden,
fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” (Âl-i İmrân, 110)
Şu halde ümmet olarak en önemli işimiz hayırlı insan
olmaktır. Hayırlı olmanın yolu hayır yapmaktır. Hayır ise Allah için yapılan
bütün güzel işlerdir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, en hayırlı insan olma yolunu
şöyle tarif etmiştir:
“İnsanların en hayırlısı, Allah için diğer insanlara en
faydalı olandır.” (Taberânî, İbn Ebi’d-Dünya, Süyûtî).
Yine buyurmuşlardır:
“Mümin, cennete girene kadar hayra doymaz.” (Tirmizî)
Meşhur hadis alimi Hakîm et-Tirmizî rh.a.’in belirttiği
gibi, “Gerçek İslâm, Allah Tealâ’nın haklarını korumak için malını ve canını
onun yolunda vermekten ibarettir.”
Allah için bir başkasına yardım etmek, gücü yettiği
kadar iyilik ve ihsanda bulunmak, muhtaçların derdiyle dertlenmek, kalpteki
iman ve irfanın sonucudur. Bu ahlâk aynı zamanda insanın içini yansıtan bir
ayna, iman ve ihlâs seviyesini ölçen bir mizandır. Allah için sevemeyenler,
malından veremeyenler, Allah için canını hiç veremezler. Malından ve canından
cimrilik edip Hakk’ın ve halkın hukukunu çiğneyenler, dünya ve ahiret mutluluğuna
eremezler. Nitekim ruhun saadeti, Allah için sevgi ve hizmette gizlenmiştir.
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasına ulaşmak için nefsini feda
eder.” (Bakara, 207) ayeti, aşıkların Allah için neler yapılabileceğini
göstermektedir.
İyilik deyince
İyilik, Allah için yapılan bütün hayır çeşitlerinin
ortak adıdır. İyilik iki türlü yapılır; sözle ve fiille... Sözle olan iyilik,
güzel söz, güler yüz, hoş muamele ve benzeri amellerdir. Fiil ve davranış ile
olan iyilik ise; birinin yardımına koşmak, bizzat işini görmek, ihtiyaç anında
yardımcı olmak gibi işlerdir. İnsanı buna ulaştıracak temel şey Allah aşkı,
insan sevgisi ve iyilik yapma duygusudur.
İyilik ve infak Cenab-ı Hakk’ın bize emanet olarak
verdiği mal, mülk ve imkanları onun gösterdiği şekilde nefsimize, ailemize,
akraba çevremize, din kardeşlerimize ve bütün cemiyete harcamamızdır.
Allah Tealâ zengin fakir her insana başkasına ikram
edebileceği bir nimet çeşidi vermiştir. Bu nimetler maddi ve manevi olarak iki
kısımdır. Günümüzde yardım ve hizmet deyince akla hemen para ve mal gelir.
Halbuki hayır ve hizmet alanı bunlarla sınırlı değildir. İnsan bir tebessümüyle
bile gönül alabilir, hayır yapabilir. Elinde hiç maddi imkanı olmayan bir kimse
gönlünde coşan iyilik niyeti ile de cömert olabilir.
İyilik yapmanın şartları
Bir iyiliğin iyilik olabilmesi ve noksansız yerine
getirilmesi için bazı şartlar vardır.
Bunların en önemlisi iyiliği Allah rızası için
yapmaktır. Bunun için mümkünse yaptığı iyiliği gizli yapmak, halkın görmesini istememek,
onu yaymaktan, açığa vurmaktan sakınmaktır.
Hikmet ehli bir zat şöyle demiştir: “Bir iyilik
yaptığında onu gizle, fakat sana iyilik yapıldığında onu yay. Çünkü nefs
saklananı ortaya çıkarmayı, gizlenmiş olanı da yaymayı ister.”
Bir diğer şart, yaptığı iyiliği küçük görüp gözünde
büyütmemek, az bulup çok görmemektir. Böyle yapmalı ki iyilik şımarıklığa,
yaptığı ile övünmeye, kibirlenmeye, başkalarını küçük görmeye sebep olmasın.
Hz. Abbas r.a. demiştir ki: “İyilik ancak üç özellikle
tamam olur: İyilik yapmada acele etmek, yaptığını gözünde küçük görmek ve
halktan gizlemek.”
Bir diğer şart, iyiliği başa kakmamak ve onu yapmakla
övünmemektir. Çünkü bunları yapan kimse nimete şükretmiş olmayacağı gibi
sevaptan da mahrum kalır.
Yine bir diğeri de, hiçbir hayırlı işi küçük ve basit
görmemektir.
Mal ile yapılan iyiklikte malın helal yoldan kazanılmış
olması gerekir. Nitekim hadis-i şerifte buyrulduğu üzere haram ile hayır olmaz.
İyiliği kime yaptığına değil, kim için yaptığına
bakmalıdır. Allah için yapılan hiçbir amel, ibadet ve iyilik zayi olmaz.
Atalarımız, “Sen bir iyilik yap denize at, balık bilmezse hâlık (yaratıcı)
bilir” demişlerdir.
İman, cimriliği reddeder
Rahmet Peygamberi Efendimiz s.a.v. buyurmuştur: “İman
ile cimrilik bir kulun kalbinde asla bir arada bulunmaz.” (Ahmed, Nesâî,
Hakim).
Demek ki, imanla cimrilik birbirine zıttır. Müminin
imanı ve irfanı onu ihsan ve iyiliğe sevk etmelidir. Allah Tealâ’yı seven, onun
yarattıklarını da sever. Hele bu kimse Allah’ın kendisine kardeş yaptığı mümin
olunca, onu kendisi gibi sever ve korur.
Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz, Yezid b. Esed r.a.’a,
– Cennet’e girmek istiyor musun, diye sordu. Yezid;
– Evet, dedi. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
– Öyleyse, kendin için sevdiğin ve istediğin hayırları, müslüman
kardeşin için de sev ve iste!” (Buhârî, Nesâî)
İnsana verilen maddi ve manevi bütün nimetler şükür
ister. Şükrün bir şekli de eldeki nimeti etrafındakilerle paylaşmak ve onları
da Allah’ın ihsanı ile buluşturup sevindirmektir. Nitekim cimrilik sadece malda
olmaz. İhtiyaç sahibine elindeki maldan vermemek kınandığı gibi, sahip olduğu
ilmi öğretmemek, hayrı anlatmamak, feyzi yansıtmamak, edebi yaymamak, sevgiyi
paylaşmamak da kınanmıştır. Bu da cimriliktir. Allah da cimrileri sevmez.
Fakirlerin zenginlere
yaptığı iyilikler
“Veren el alan elden daha üstündür” hadisindeki verme
olayı iki yönlüdür. Zengin fakire maddi olarak bir şey verdiği gibi, fakir de
zengine manevi olarak çok şey kazandırmaktadır. Zengin kimse Allah rızası için
bir fakire iyilik ve ihsanda bulununca birkaç yönden kazaç elde eder: Önce,
cimrilik hastalığından kurtulur. Sonra cömertliğin şerefine ve müjdelerine
ulaşır. İyilik yapmanın manevi hazzını tadar. Ayrıca her iyiliğine en az on
sevap alır.
Bunların yanında malına şükretmiş ve onu koruma altına
almış olur. Fakirlerin sevgisini kazanır ve samimi dualarına ulaşarak bir sürü
afetten kurtulur. Allah’ın dostluğunu kazanır, hayırla anılır, ahiret hesabı
kolay olur.
Görüldüğü gibi, bir fakire iyilik yapan zengin, kendisi
de birçok iyilik bulmaktadır. Bu durumda teşekkürü en fazla fakirler hak
etmektedir.
Fakiri görünce gönlü daralan müminin imanı zayıf, kalbi
dar, aklı kıttır. İffetli ve edepli fakirler zenginler için en büyük nimettir.
Fakir ve yetimler kendilerini hoş tutan kişiler için ilahî rahmeti çeken bir
sebep ve Rabbanî azabı engelleyen birer kalkan durumundadırlar. Fakirler
cemiyet için bir yük değil, süstür. Onların yeri meclislerin gerisi değil
başköşesidir. Onlar kendilerine hizmet edilecek birinci sınıf insanlardır.
Fakir müminleri hor görenler ve onlarla alay edip hallerine gülenler, hakir bir
şekilde zillet içinde ölürler ve ahirette bunun cezasını çekerler.
İyilik de kötülük de
sahibine döner
“Kim ne yaparsa kendisine yapar” denilmiştir. İyilik de
kötülük de sonuçta sahibine döner. Kazanan veya kaybeden insan olur.
Hz. Ali r.a. bir defasında yanındakilere,
– Ben hiç kimseye bir iyilik ve kötülük yapmadım, dedi.
Oradaki bulunanlar şaşırarak,
– Bu nasıl olur? Kötülük yapmadığınız doğru. Fakat hiç
kimseye bir iyilik yapmadınız mı? Bizler sizin çok iyiliğinizi gördük, dediler.
Hz. Ali r.a,
– Ben her ne yaptımsa kendime yaptım, dedi ve şu ayeti
okudu:
“Kim bir iyi amel yaparsa bu onun kendi faydasınadır.
Kim de bir kötü amel yaparsa bunun zararı kendinedir. Sizler sonuçta Rabbinize
döndürülürsünüz (O, size hak ettiğiniz karşılığı verir).” (Câsiye, 15)
Malı korumaya almanın yolu
İnfak etmekle mal elimizden çıkmış olur, ancak gerçekte ahiret
hesabımıza sevap ve rahmet olarak kaydedilir. Hem de bir iyiliğe karşılık en az
on sevap işlenerek. Bunun bire yüz, bire yedi yüz ve daha fazlasının olması da
söz konusudur. O hep derdine düştüğümüz malın ve canın sahibi yüce Rabbimiz
buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Size, sizleri elim bir azaptan
kurtaracak ticareti göstereyim mi? Allah’a ve Rasulüne iman eder, mallarınız ve
canınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha
hayırlıdır. Böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar, sizi
altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn Cenneti’ndeki güzel meskenlere koyar.
İşte en büyük kurtuluş budur.” (Saff, 11-12)
Zeyd b. Eslem r.a. anlatıyor:
“Malını güzel bir borç olarak Allah’a verecek kimse yok
mu?” ayeti nazil olunca, Ebu’d-Dahdah, Rasulullah s.a.v.’e gelerek,
– Anam babam sana feda ey Allah’ın Rasulü, Allah’ın
kimseden ödünç almaya ihtiyacı olmadığı halde bizden ödünç mü istiyor, diye
sordu.
Hz. Peygamber s.a.v.,
– Evet, O, vereceğiniz bu ödünç şey ile sizi cennete
koymak istiyor, buyurdu. Ebu’d-Dahdah,
– Ben Rabbime bir ödünç verecek olsam, o da bana ve
çocuklarıma cenneti garanti ediyor mu, diye sordu.
Rasulullah s.a.v.;
– Evet, buyurdu. Ebu’d-Dahdah;
– Bana elini uzat, dedi. Rasulullah s.a.v. elini uzattı.
Ebu’d-Dahdah da Efendimiz’in elini tutarak:
– Benim iki tane hurma bahçem var. Birisi Medine’nin üst
bölgesinde, diğeri de alt mevkiinde. Vallahi bunlardan başka bir malım da yok.
Bu iki bahçeyi Allah için veriyorum, dedi. Rasulullah s.a.v.:
– Onlardan birisini Allah için sadaka olarak ver, diğerini
de kendinin ve çocuklarının geçimi için ayır, buyurdu. Ebu’d-Dahdah:
– Ya Rasulallah! Seni şahit tutuyorum: Ben içinde altı
yüz tane hurma ağacı bulunan bahçelerimin en iyisini Allah için ayırdım, dedi. Rasulullah
s.a.v.:
– Allah da buna karşılık olarak sana cenneti verecek,
buyurdu.
Ebu’d-Dahdah bunun üzerine kalkıp hurma bahçesine gitti.
Hanımı ise çocuklarıyla birlikte bahçede dolaşıyordu.
Ebu’d-Dahdah hanımına şu manada bir şiir okudu:
– Rabbim seni hayır ve doğru yola ulaştırsın. O bahçeden
sevgiyle ayrıl. Ben onu kıyamet günü karşılığını vermesi için gönül hoşluğu ile
Rabbime verdim. Kendin ve çocukların iyiliği için oradan ayrıl. Hiç şüphesiz
insanın en hayırlı azığı ahirete gönderdikleridir.
Bu sözler üzerine hanımı:
– Alışverişin hayırlı olsun. Allah satın aldığın şeyi
sana mübarek kılsın, dedi.
Sonra o da şiir şeklinde kocasını övücü sözler söyledi.
Mallarının Allah Tealâ’ya verilmesine son derece sevindi. Hemen çocuklarını
bahçeden çıkardı. Hatta o esnada çocukların aldığı hurmaları da attırdı. Ebu’d-Dahdah’ın
bu yaptığına karşılık olarak Rasulullah s.a.v.;
– Ebu’d-Dahdah için cennette nice meyve dolu ağaçlar ve
genişçe yerler ayrıldı, buyurdu.” (Kurtubî)
İyilik ve hizmette sıra
Önce kendimizden sorumluyuz. Nefsin, yeme içme gibi
maddi ihtiyaçlarını görmek vazifemiz olduğu gibi, onu terbiye edip manevi
kirlerden temizlemek de ihmal edilmeyecek bir görevdir. Sonra, sırasıyla
ailemiz, çocuklarımız, yakın akraba ve kapı komşularımız gelmektedir.
Ailemizden sonra ilgi, iyilik ve hizmet sırası akrabalık
bağımız bulunan fakirlerdedir. Yardım ve iyilik yapılacak fakir akraba olunca
iki yönlü sevap vardır: Birisi sadaka sevabı, diğeri de akrabayı gözetme
sevabıdır.
Akrabadan sonra kapı komşularımız hak sahibidir.
Maalesef günümüzde bu konu çok ihmal edilmektedir. Kendisiyle aynı binada
oturduğu fakire ilgisiz kalıp, mahalle veya şehir dışındaki fakirlerin derdine
düşen zengin hata etmektedir. Yine elinin altında çalıştırdığı işçileri zekâta
muhtaç iken, onların ücretlerini düşük tutup haklarından kesen, bu parayla her
sene nafile hacca veya umreye giden, dışarıdaki hayır kurumlarına bağışlarda
bulunan, adını duyurmak için bir sürü israf ve masraf yapan işveren de hata
içinde olup, sorumludur.
Hz. Aişe validemiz Rasulullah s.a.v. Efedimiz’e iyilik
ve ikrama hangi komşudan başlayacağını sorunca, Efendimiz s.a.v. ona şu cevabı
verdi:
– Kapısı sana en yakın olan komşudan başla.” (Buharî)
Kapı komşu demek, yüz yüze geldiğin ve sürekli halini
gördüğün kimse demektir. Bunun içine her gün beraber olunan iş, yol, ders ve
sohbet arkadaşları da girer.
Hz. Rasulullah s.a.v.’in şu uyarıları çok dikkat
çekicidir:
“Komşusu aç iken kendisi tok olan kimse, kâmil (olgun)
mümin değildir.” (Buharî, Hâkim)
“Cibril bana komşu hakkında o kadar tavsiyelerde bulundu
ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî,)
Allah’ın özel himayesine
girmenin yolu
Bir kimse dünya ve ahirette işlerinin güzel olmasını,
kazancının artmasını, dağınık işlerinin toplanmasını, gönlünün rahatlamasını,
akıbetinin hayırla sonuçlanmasını istiyorsa, muhtaç bir müminin yardımına
koşsun ve onun işlerine yardımcı olsun. Çünkü o mümin kardeşinin işleriyle
uğraşırken, Allah Tealâ da onun işlerini üstlenir ve ona özel olarak yardımda
bulunur.
Nitekim şu hadis-i şerif, bu meyanda söylenmiştir:
“Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birisini
giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birisini giderir.
Kim mümin kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette ayıplarını
örter. Bir kul din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece Allah da onun
yardımında olur.” (Ebu Davud, Tirmizî)
Bir insanın işlerini Allah Tealâ üstlenirse, onun dünya
ve ahirette yüzü güler. ‘Bana ne başkalarının işinden!’ demek, müminlerin
ahlâkı değildir. Güzel ahlâk, Allah için başkalarının yükünü çekmek, derdiyle
dertlenmek ve onları sevindirmektir. Bu öyle bir faziletli iştir ki, Efendimiz
s.a.v. onun kıymetini şöyle belirtmiştir:
“Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem
bana şu mescitte (Mescid-i Nebevî) oturup bir ay itikâfa girmekten daha
sevimlidir.” (Taberanî, İbn Ebi’d-Dünya)
İyilik mala bağlı değildir
İyilik çeşitlerinden biri de, insanın kendisine karşı
kusur işleyeni affetmesidir. Bir mümin kardeşini Allah için sevindirmek isteyen
kimse, onun elinden ve dilinden gördüğü haksızlıkları affederek ahirete kalmış
alacaklarından vazgeçip kendisine bir ikramda bulunabilir. Bu da bir infak ve
hayır çeşididir. İşte bir örnek:
Rasulullah s.a.v.;
– Sizden birisi, Ebu Damdam gibi olamıyor mu, diye
sordu. Sahabiler;
– Ebu Damdam ne yapardı, diye sorduklarında Efendimiz
s.a.v.:
– O her sabah şöyle derdi: Bugün bana zulmedene
(gıybetimi yapıp haksızlık edene) hakkımı bağışladım. Bana vurana vurmayacağım,
sövene sövmeyeceğim, zulmedene zulüm etmeyeceğim.” (Ebu Davud)
Dünyadaki alacağından vazgeçmek de bir iyilik çeşididir.
Bu konuda hadiste şu güzel örnek anlatılır:
“Sizden öncekiler içinde yaşamış bir adam hesap için
ilahî huzurda durduruldu. Kendisinin (imandan başka) hayır sayılacak hiçbir
ameli yoktu. Ancak o zengin birisiydi, insanların arasına karışır onlara borç
para verirdi. Hizmetçilerine de:
– Borcu almak için gittiğiniz kimseyi zengin bulursanız
verdiğimizi alın. Eğer eli darda ise almaktan vazgeçin. Belki bu sebeple Allah Tealâ
da bizim kusurlarımızdan vazgeçer, diye talimat verirdi. Onun bu ameline
karşılık olarak Allah Tealâ meleklerine:
‘Biz bağışlama konusunda ondan daha fazla hak sahibiyiz;
onun kusurlarından vazgeçin!’ buyurdu.” (Müslim, Tirmizî, Hâkim)
En küçük bahanelerle kullarının en büyük kusurlarını
affeden Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun.
Asıl yardımlaşma
Cenab-ı Hak, “İyilik ve takvada birbirinizle
yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyurmaktadır. (Maide 5/2).
İnsana yapılacak en büyük iyilik, onun kalbini iman, ihlâs ve güzel ahlâkla
süslemek, ruhunu huzura ulaştırmak, nefsini manevi kirlerden temizlemek ve onu
edeple zengin yapmaktır. Bu hizmet, insanın hem dünyasına hem ahiretine ait bir
iyiliktir. Bu onu dünyalık bağından, nefsin esaretinden, şehvet ve şöhretin
zilletinden kurtararak gerçek hürriyetine kavuşturmaktır. Yüce Allah’ı seven ve
insanın kıymetini bilen gerçek dostların ve babaların yaptığı budur. Başta
peygamberler olmak üzere bütün kâmil insanlar, insanlık ailesine bu hizmeti
sunmak için mallarını ve canlarını ortaya koymuşlardır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
“Bir baba çocuklarına, güzel terbiyeden daha değerli bir
hediye vermemiştir.” (Tirmizî, Ahmed, Hâkim).
Bir diğer hadiste şöyle buyrulur:
“Sadakanın en faziletlisi, müslüman bir kimsenin hayırlı
bir ilmi öğrenip onu müslüman bir kardeşine öğretmesidir.” (İbn Mâce)
Tabiûn büyüklerinden Hasan el-Basrî rh.a. şöyle der:
“İlimden bir bölüm öğrenip onu bir müslümana öğretmem bana bütün dünyanın benim
olup, onu Allah Tealâ’nın yolunda harcamamdan daha sevimlidir.” (Nevevî)
İyilik yapana karşı
görevimiz
Mümin kardeşleri tarafından ihtiyacı görülen veya
kendisine bir iyilik dokunan kimse, önce bu vesileyi yaratan Rabbine
şükretmeli, sonra da iyilik sahibine teşekkür ve hayır dua etmelidir. Edep
budur.
Efendimiz s.a.v. şöyle uyarmıştır:
“İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allah’a şükretmiş
olmaz.” (Ebu Davud, Tirmizî, Ahmed)
Her iyiliğe karşı, mümkün olan bir karşılıkta
bulunmalıdır. Rasulullah s.a.v. Efendimiz bu konudaki edebi şöyle belirtmiştir:
“Kim size bir iyilikte bulunursa, onun iyiliğine
karşılık bir ikramda da siz bulunun. Eğer kendisine verecek bir şeyiniz yoksa
onun için hayır dua edin ki bir karşılık vermiş olasınız.” (Buharî, Ebu Davud, Nesaî,
Hâkim)
Fakir, zengine karşı yapmacık hareketlere ve yağcılık
türü sözlere girmemeli, zenginin karşısında başını eğip belini bükmemelidir.
Selamla yanına girip hayır dua ile çıkmalıdır. Kibirli, kendini beğenen, ekşi
suratlı insanlara ihtiyaç arz etmemelidir. İhtiyacını arz etmek için, güleryüzlü,
tevazu sahibi ve mert insanları seçmelidir.
Yüce Allah, adeta bazı insanları hayır yapmak için
yaratmıştır. Onların bütün derdi başkasının derdini dindirmektir.
Yüce Mevla’dan bu sıfatı isteyelim. Şu gök kubbenin
altında hoş bir seda bırakmak ne kadar güzeldir.
Her
Durumda İyilik
Rasulullah Efendimiz;
– Her müslüman sadaka vermelidir, buyurdu. Sahabiler:
– Sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapsın, diye sordular. Efendimiz s.a.v.:
– Çalışıp kazanır. Hem kendisi faydalanır, hem de başkasına sadaka
verir, buyurdu. Sahabiler:
– Çalışamazsa ne yapar, diye sordular, Efendimiz s.a.v.:
– Muhtaç olana beden gücüyle yardım eder, buyurdu.
– Yardıma gücü yetmezse ne yapar, diye sordular, Efendimiz s.a.v.:
– İyiliği emreder, buyurdu.
– Ona da gücü yetmeyen ne yapar, diye sordular. Efendimiz s.a.v.:
– Kimseye kötülük etmesin, bu da kendisi için bir sadakadır, buyurdu. (Buharî,
Müslim)
İyiliğin
Çeşitleri
Hadis-i şeriflerde, yapılacak iyilik çeşitleri içinde şunlar da sayılır:
• Güzel söz,
• Güleryüz,
• Müminlere gıyabında hayır dua etmek,
• İlim ve ibadet yolunda adım atmak,
• Yoldaki eziyet verici bir şeyi kaldırmak,
• Karşılığını Allah Tealâ’dan bekleyerek ailesine harcama yapmak,
• İnsan hayvan ayrımı yapmadan hayat sahibi her canlıya iyilik etmek,
• İki kişinin arasını bulmak,
• Birinin işini görmede aracı olmak,
• Darda kalmışa borç vermek,
• Borcunu ödeyemeyene mühlet vermek yahut indirim yapmak.
Ve buna benzer günlük hayatta sıradan gördüğümüz güzel davranışlar...
Maneviyat
Fakirlerine de Merhamet
Kendisine iyilik yapılacak fakirlerden birisi de edepten yoksun olan kimsedir.
Edebi olmayan insan ne kadar fakir ve düşkündür! İnsanı insan yapan, ona gerçek
değerini veren edeptir.
Gönlünde insanlara verebileceği bir sevgisi bile olmayan kimse de fakir ve
yalnızdır. Kimseyi sevemeyen insan, kimse tarafından da sevilmez. Bu dünyada
sevgi olmadan sefa da olmaz.
Güzel ahlâk, iffet, edeb, sabır, vefa, müsamaha ve sevgi gibi manevi
cevherlerini kaybetmiş bir insan, insanlığın en fakir ferdi olup yardıma
muhtaçtır. Manen zengin müminlerin bir görevi de bu tür insanların
ihtiyaçlarını gidermektir.
Böyle insanı ihya etmek için ne yapılsa, ne kadar masraf edilse, ne kadar vakıf
kurulsa, okul açılsa, seferber olunsa, gözyaşları aksa, hayır dualar edilip
manen ölmüş kalbin üzerine ilahî rahmet çekilse değer.
Hedefi iman ve edeple insanı ihya etmek olmayan bütün kurum ve kuruluşlar kusur
içindedir, insanlık adına suçludur ve Allah katında sorumludur.