Başyazı - Paylaşırsak Çoğalacak - Mübarek EROL
Mücellâ
dinimiz İslâm’a gönül vermiş kimse birçok yönden güzel hasletlerle bezenmiş ve
süslenmiştir. O Rabbine teslim olmuştur. Bu teslimiyeti ona dürüst olmayı,
kimseye haksızlık etmemeyi, mazlumu korumayı, herkese güler yüzle davranmayı
telkin eder. O yardım severdir, paylaşmayı sever. Elinden nasıl geliyorsa o
şekilde insanlara yardımcı ve destek olmak, sıkıntılarını gidermek ister.
Günümüzde müslümanların en büyük ihtiyacı bu ahlâka sahip olmaktır.
Yaşadığımız zamanda insanlar arasındaki maddi uçurumlar
gittikçe büyüyor. Aynı aynı mahalle veya sokakta biri çok zengin diğeri çok
fakir aileler yaşıyor. Her gün tonlarca gıda israfa kurban giderken, bir
tarafta binlerce insan çöpten ekmek topluyor. Müberra dinimiz İslâm bu uçuruma
karşı insanları uyarıyor. Bu uyarıda zengin müslümana düşen görev, yardım elini
uzatarak insanlar arasındaki bu uçurumu gidermektir. Kendisine bu dünyada
emanet olarak verilmiş malın karşılığı olarak insanlara yardım etmekle
mükelleftir. Farz olan zekâtın yanı sıra yardım yapmaya önem vermelidir.
Bilindiği üzere yardımlaşma ilk olarak ailemiz,
akrabamız ve komşularımızdan başlar. Zira müslüman kimse yaşadığı ev ve
mahalleden doğrudan sorumludur. Bu yüzden Allah Rasulü s.a.v. “Komşusu açken
tok yatan bizden değildir.” buyurmuştur.
Mevlâmız, Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:
“Onlar hayır yoluna harcadıkları zaman israf etmezler,
cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında orta yolu tutarlar.” (Furkan, 67)
Rabbimiz hiçbir zaman bizi altından kalkamayacağımız bir
yükle sorumlu tutmamıştır. Tam aksine müslümanın sorumlulukları hayatı daha
dengeli ve yaşanılır kılan mükellefiyetlerdir.
Fahr-i Kâniat s.a.v. Efendimiz buyurmuştur ki:
“Veren el alan elden üstündür. Öncelikle bakmakla
yükümlü olduğun kimselere yardım et. Sadakanın hayırlısı, ihtiyaçtan artan
maldan verilenidir. Kim dilenmekten çekinirse Allah onu iffetli kılar. Kim
kendini başkasına muhtaç görmezse, Allah da onu muhtaç olmaktan kurtarır.” (Buharî,
Müslim)
Rabbimiz cömertleri sever. Çünkü cömertlik Allah’ın
sıfatlarındandır. Bu özellik aynı zamanda merhametle doğrudan alakalıdır.
Kalbinde merhamet damarı olan kimse her an yardım etmek için gayret sarf eder.
İnsanlara merhamet ettikçe Allah’ın rahmetine daha bir yakınlaştığını bilir.
Bu özelliği barındırmayan kimseler için Cafer-i Sâdık
k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur:
“Beş çeşit insanla arkadaşlık yapmaktan sakının.
1. Yalancıyla,
2. Arkadaşlık
yaptığını küçük düşüren ahmak ve anlayışsız kişiyle,
3. Cimriyle,
4. Kendisine
ihtiyacın olduğunda seni mahcup edecek mürüvvetsiz kimseyle,
5. Seni bir
lokmaya satacak huyu bozuk kimseyle.”
Şeyh Sa’di Şirazî rh.a. Gülistan adlı kitabının ikinci
bölümüne “İyilik ve Güzellik” başlığıyla başlar ve şu tavsiyelerde bulunur:
“İlim, cömertlik ve Allah korkusundan uzak olan insan,
anlamsız kuru bir kalıptan ibarettir.
Sana ahiret hayatında gerekecek olan azığı sağlığında
elde etmelisin. Öldükten sonra yakınlarından, dostlarından ve çocuklarından
senin için iyilik yapmalarını bekleme, buna güvenme.
İnsan çalıştığı kadar kazanır.
Nimete sahipken iyilik ve yardımda bulun, yoksullara
dağıt. Çünkü dünya malı ölünce elinden çıkacak, sahibine dönecek. Acı çekmek
istemiyorsan, acı çekenleri unutma. Servetin elindeyken ihtiyaç sahiplerine
ulaştır. Gün gelecek hazinenin anahtarını yitireceksin.
Ahiretteki azığını burdan götüren kişiye artık yenilgi
diye bir şey yoktur. Sırtını ancak kendin kaşıyabilirisin, başkası kaşıyamaz.
Varını yoğunu avcuna al. Verilmesi gereken yerlere ver.
Aksi halde yarın iş işten geçer, pişmanlıkla elini ısırırsın.
Yoksulların sırrını açığa vurma. Kusurlarını örtmeye
çalış. Allah da senin ayıplarını örtecektir. Kapını çalanı geri çevirme.
Bir gün sen de düşersin, kapı kapı dolaşırsın, uğradığın
her yerden elin boş dönersin. Muhtaçlara iyilik yap, gün gelir sen de muhtaç
olabilirsin. Kalbi kırıkların hatırını sor, onları sevindir. Bir gün senin de
gönlün incinir.”
İyilik ve yardımlaşma, insanî özelliklerimizi canlı
tutar. Malik b. Dinar k.s. anlatıyor:
“Bir gün Hasan-ı Basrî k.s.’a sordum:
– Dünyada en zor şey nedir?
– Gönlün ölmesidir.
– Gönül neden ölür, dedim.
– Dünyayı sevmekten, dedi.”
Dünya hayatı iman ve insanlar la geçim üzerine
kurulmuştur. Kişi imanı gereği Rabbine karşı kulluk vazifelerini yerine getirir
ve kulluk vazifelerinin bir gereği olarak insanlarla ilişkisinde hassasiyet
gösterir. Rabbinin emirlerini uygular, yasaklarından sakınır.
Beyazid-i Bistâmî k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur:
“İnsanların helaki iki sebepledir: Biri insanlara hürmet
etmemek, diğeriyse Hakk’a minnet etmemektir.”
Dinimizin gösterdiği dosdoğru yol, bizi hedefe
ulaştıracak yoldur. Bu yolda nefsin kötü istek ve tutkularına kapılmadan
yürümek, ancak Allah Tealâ’nın emirlerini yerine getirmekle mümkündür.
Bir tarafta ideallerimiz ve irademiz... Diğer yanda ise
nefsin istekleri ve şeytanın kandırmacaları. İşte bu nokta bir yol
ayrımı gibidir. Bir taraf hak yoldur, diğer taraf ise kulu hedefinden
saptıracak olan bâtıl yoldur. Rabbimizin emir ve yasakları istikamet üzere
gitmek isteyen kişi için yol levhaları hükmündedir. Bu levhaları takip eden
kimse herhangi bir sapmaya uğramadan hedefine ulaşır.
Feridüttin Attar k.s. hazretleri Tezkiretü’l-Evliyâ’da Şakîk
Belhî k.s hazretlerini şöyle anlatır:
“Şakîk Belhî, bütün ömrünü tevekkül içinde geçirdi.
Derdi ki: ‘Kırk deve yükü kitap okudum, Allah yolunu dört şeyde buldum:
• Rızk için emin olmak.
• Her işte ihlâs.
• Şeytanla düşman olmak.
• Ölümü yakın bilip tedarikli olmak.”
Malıyla, hal ve tavırlarıyla cömertlik yapan kimse
rahmet kapısına en yakın kuldur. Müminlerin sıkıntısını gideren, onların
dünyalık işlerini kolaylaştıran, birbirlerine muhabbet etmelerini sağlayan
kimsenin akıbeti parlak olacaktır.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...