Sunuş - Yardım ve Dayanışma
Derken - Sabahattin AYDIN
İslâm’ın
ne olduğu sorusuna ilk akla gelen cevaplardan biri olarak deriz ki,
"dinimiz yardımlaşma ve dayanışma dinidir." Doğrudur. Cuma hutbelerinde,
vaaz ve sohbetlerde bu hakikat sıkça tekrarlanır. Hatta Cuma hutbelerinin
bitiminde okunan Nahl suresi 90’ıncı ayetin bir de mealini okuyup öyle iner
minberden hatipler: “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı
emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder.”
Her Cuma günü
adaletli olmanın, hayâsızlık ve fenalıktan uzak durmanın yanı sıra, iyilik
yapmayı ve yakınlara bakmayı ilâhi bir talimat olarak alır, camiden öyle
çıkarız. Yine siyer-i nebi veya İslâm tarihi okurken ilk müslümanların yardım
ve dayanışmasını, bütün varını yoğunu birbirlerinin ayakları önüne sermesini
gözlerimiz yaşararak okuruz. Nihayet, Mukaddes Kitabımızda infak ve iyilik
yapmanın ne kadar sık vurgulandığını, en sert uyarıların bu konuya dair
olduğunu görür, şaşırırız.
Evet; İslâm
yardımlaşma ve dayanışma dinidir. Gemisini kurtaran kaptanların, tuzu
kuruların, dünya yansa bir kalbur samanı yanmayacakların anlayışı, tutum ve
tavrı ilâhi tebliğ ile hiçbir şekilde bağdaşmaz. “Sadaka” gibi son derece
kapsamlı bir kavramı, yol kenarında avuç açmış dilencinin önüne üç-beş kuruş
atmaya veya bozuk paralarla camiye yardım çağrısına katılmaya indirgeyip vicdan
rahatlatma anlayışı ile hiç bağdaşmaz.
Sözü fazla
uzatmadan, yardım ve dayanışmanın, ihsan ve infak doğrudan İslâm’ın “mülk”
kavramı ile ilgilidir; hepimizin ikrar ve itiraf ettiği üzere mülkün tek ve
mutlak sahibi ise Allah’tır. Yani sahip olduğumuzu düşündüğümüz dünyalıkla
alakalı anlayış ve tavrımız doğrudan iman esaslarımızla irtibatlıdır. Bu konuyu
bir dosya halinde önümüzdeki sayılardan birinde ele almayı düşündüğümüzü
belirtelim.
Bu ay yardım
ve dayanışma konusunda derli toplu bir dosya sunmaya çalıştık. Pek çok
okuyucumuzun sohbetine, yazılarına aşina olduğu yazarımız Dilaver Selvi, uzun
bir aradan sonra bu konuyla dönmüş oldu sayfalarımıza. Ve hakikaten bir solukta
okuyacağınız güzel bir yazı hazırladı. Umarız hatırlatıcı, teşvik edici olur.
Bu ay
dikkatini çekmek istediğimiz bir diğer yazı da, Mükerrem Mete’nin namazın
hayatımızda nasıl merkezî bir yeri olduğunu anlattığı “Namaz Merkezli Bir
Hayat” başlıklı yazısı. Gündelik koşuşturma içinde genellikle alelacele
kıldığımız namazın aslında bütün zamanlarımızı ibadete dönüştürme temrini
olduğunu hatırlatıyor yazarımız. Kürşad Salih Yaman’ın “Sebepler ve Tevekkül”
başlıklı yazısını da atlamamanızı tavsiye ederiz.
Yine elimizden
geldiğince dolu, okunaklı, her ilgiye seslenecek bir dergi hazırlamak için çaba
gösterdik. Gayret bizden, tevfik Allah’tan.
Mayıs
sayımızda buluşmak üzere inşallah.