Sonsuzluk Kervanı Peşinizde Ben - Ahmet Nafiz YAŞAR
Denkleri
bağlar gibi kapılar örtülür, yalnızca daha önceden yol hazırlığını yapmış
olanlar diz dize halkalanır sonsuzluk kervanının son katarında. “Estağfirullah”,
yolculuğun başlama komutudur. Yürüyüşümüzü zorlaştıracak, hızımızı kesecek
bütün ağırlıklar yine “estağfirullah” komutuyla terk edilir. Mâsivâya dalmamak,
şeytanın çağırdığı yollara sapmamak için gözler kapatılır.
Farkında olsak da olmasak da dünya üzerinden geçip giden
birer yolcuyuz hepimiz. Tuttuğumuz yoldan, yürüyüşümüzden sorguya çekileceğiz.
İmtihanımız bir yol tercihinden ibaret.
Rasul-i Ekrem s.a.v.’in, Abdullah İbn Mes’ud r.a. ve
yanındaki sahabi topluluğuna, elindeki çubukla toprağa çizip işaret
buyurdukları üzere bir “Allah’ın yolu” var bir de “şeytanın her biri üzerinde
durup insanları çağırdığı yollar” var. Gerçi En’am suresinin 153. ayetindeki
gibi “sırat-ı müstakime, yani Allah’ın dosdoğru yoluna uymak, bizi Allah’ın
yolundan ayıracak başka yollardan sakınmak” konusunda birçok defa uyarılmışız.
Kitap bunun için inmiş, Peygamber s.a.v. bunun için gönderilmiş. Dinimizin
hükümleri, Sünnet, tasavvuf, güzergâhı ayet ayet işaretlenen en doğru yolu
tarif etmiş insanlara.
Fakat insan unutabilen, şaşırabilen bir varlık. Bu
yüzden şeytana kanıp dünyaya aldandığı, nefsine yenik düştüğü oluyor. Yanlış
yollara sapabiliyor. Yolun doğrusunu bilmek, sırat-ı müstakimde bir kere
bulunmak yetmiyor üstelik. Dosdoğru yolda sürçmeden, sağa sola kaymadan sürekli
yürümek, her adımda yolun doğruluğundan emin olmak da gerekiyor.
Böyle sağlıklı ve sürekli bir yol tutuş zikirle mümkün.
Zikir bir uyanıklık, kendinde olma, hatırlama hali. İnsanın Yaratıcısını,
yaratılış maksadını, Elest Bezmi’ndeki ahdini, ölümü, ahireti, hesabı
hatırlaması, hep akılda tutmasıdır zikir. Onun için Kur’an zikirdir, Rasulullah
s.a.v.’in tebliği zikirdir, namaz zikirdir. Onun için Efendimiz s.a.v., Veda
Hutbesi’nde bir kere daha ikaz etmiştir müslümanları: “Size iki şey bıraktım.
Onlara sıkıca yapıştığınızda hiçbir vakit sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan biri
Allah’ın Kitabı, öteki de Peygamberinin sünnetidir.”
Hatme-i Hacegân
Buna rağmen insan yakasını gafletten büsbütün
kurtaramaz. Dünya yolculuğunda ne zaman, hangi adımının kabir çukuruna isabet
edip vücudunu toprağa karacağını da bilemez. Ahiret saadetini gölgeleyecek bir
sapma, bir kötü akıbet tehlikesi hep başının üzerindedir. Öyleyse sürçtüğünde
tutup kaldıracak, şaşırdığında istikametini düzeltecek vesileler lazımdır insana.
Bu vesilelerle ona kim olduğu, nereden gelip nereye gittiği sürekli
hatırlatılmalıdır. Ancak Kur’an ve Sünnet ışığında yol alabileceği, istikamet
sahibi velilerin ayak izlerini takip etmekle yoldan çıkmayacağı
tembihlenmelidir.
Tasavvuf büyükleri işte bu hatırlatma ve tembihin
devamlılığı için, yine ayet ve hadislerden hareketle değişik zikir usulleri
öğretmiş bağlılarına. “Hatme-i Hacegân” dediğimiz halka zikri bunlardan biri.
“Beni anın ki ben de sizi anayım” (Bakara, 152) hitabı mucibince Allah katında
anılma şerefine ulaşma, hidayete nail olma talebinin ifadesi. “Ayakta,
otururken, yanları üstünde iken Allah’ı zikreden” (Âl-i İmran, 191) akıl
sahiplerinin kafilesine katılma gayreti... Esasen “oturdukları bir meclisten
Allah’ı zikretmeden, Hz. Peygamber s.a.v.’e salât ve selam okumadan kalkan
cemaat için bir zarar yazılacağı”nı bilen ceddimiz, bulundukları her meclisin
sonunda dua etmeyi, zikri, salât ve selam okumayı âdet haline getirmiştir.
Nitekim Hacegân silsilesinin sertâcı Abdülhalik Gücdüvanî
k.s. hazretleriyle başlayıp bugüne kadar gelen Hatme-i Hacegân usulü, Nakşibendiyye
bağlılarının sohbet meclislerinin hatimesinde, yani sonunda yapılan bir
zikirdir. “Hatme” yahut “hatm” diye adlandırılmasının bir sebebi bu. Diğer
sebebi ise hatme esnasında okunan Fatiha ve İhlâs-ı Şerifeler... Fatiha, “esas’ül-Kur’an”dır.
Efendimiz s.a.v. de “İhlâs suresini okumanın Kur’an-ı Kerim’in üçte birini
okumak gibi” olduğunu haber vermiştir. Dolayısıyla Fatiha veya üç İhlâs okumak Kur’an-ı
Azimüşşan’ın icmâlen, kısaca hatmedilmesidir.
Bir yürüyüş talimi
Hatme-i Hâcegân, sırat-ı müstakimi sadece tarif etmekle
yetinmeyip, aynı zamanda yürüyerek nasıl yol alınacağını gösteren bir
peygamberi takip gayretidir. Yolu O’nun gibi, O’nun uyguladığı usul ve erkânla
tutmanın talimidir. Denkleri bağlar gibi kapılar örtülür, yalnızca daha önceden
yol hazırlığını yapmış olanlar diz dize halkalanır sonsuzluk kervanının son
katarında. “Estağfirullah”, yolculuğun başlama komutudur. Yürüyüşümüzü
zorlaştıracak, hızımızı kesecek bütün ağırlıklar yine “estağfirullah” komutuyla
terk edilir. Mâsivâya dalmamak, şeytanın çağırdığı yollara sapmamak için gözler
kapatılır; kalp gözü, kılavuz silsilesinin son halkasında, bu kafilenin
rehberinde odaklanır. Nihayet sılaya giden yolun kapısı “Fatiha” ile açılır ve
yürüyüş başlar.
Salâvat-ı şerîfeler hem ritmimizi hem istikametimizi
belirlemektedir şimdi. Her salâvat-ı şerife Efendimiz s.a.v.’den bize kalan bir
izdir. O izi sürüyor olmanın sevincidir, o sevinci yaşatana dua ve teşekkürdür.
Fakat kolay değildir Allah Rasulü s.a.v.’in izinden yürümek. Yorucudur,
meşakkatlidir. Dizlerde takatin tükendiği, göğüslerde nefesin kesildiği olur.
Tam bu demde “İnşirah” suresiyle göğüsler genişletilir, yorulunca yeniden yol
alma arzusu ateşlenir. “İhlâs” okumak, yolun sahibinin, rotayı tayin edenin,
bizi yürüyüşümüzle sınayanın huzurunda resmi geçit saadetini yaşamaktır.
Yeniden “Fatiha” ve bu seferki kapı Cennet bahçelerine açılmaktadır. Yolun
sonudur. Sonsuzluk kervanının peşinde cennette cem olunmuştur. İçtima vaktidir;
tekmil gerekir.
Önce Rasul-i Ekrem s.a.v.’e salâvat-ı şerifelerle tekmil
verilir. Sonra, O’nun izine basarak yürüyen, böylece bu izlerin bugüne kadar
muhafazasıyla bizim de yol almamıza vesile olan Sâdât-ı Kiram’a... Okunan her
salâvat-ı şerife, her “kaddesallahu sırruh” niyazı, yürüyüp yol eyleyenlere bir
teşekkür olduğu kadar, “Sonsuzluk kervanı, peşinizde ben” kararlılığının da
ikrarıdır.
En güzel söz, en güzel yol
Fakat Hatme-i Hacegân neticede bir yürüyüş talimidir.
Ekseriya “Amme” yahut “Nebe” suresiyle, yani her vakit akılda tutmamız gereken
o kaçınılmaz sonun, kıyamet gününün haberiyle biter. Bölük bölük mahşer yerine
sevk edileceğimiz o gün “yevm’ül hak”tır. İnsan Rabb’inin huzuruna varacak,
tuttuğu yolun götürdüğü akibetle karşılaşacaktır mutlaka. Bazen de “Tebâreke”
ile yani “Mülk” suresiyle nihayetlenir Hatme-i Hâcegân. Orada da, mülkü elinde
tutan Âlemlerin Rabbi’nin, güzel amellerle sırat-ı müstakim üzere yürüyüp
yürümeyeceğimizi denemek için hayatı ve ölümü yarattığı beyan buyurulur. Madem
bir deneme yahut imtihandır, uyarılmakla birlikte, ucu cennete veya cehenneme
varan yollardan birini tercihte muhayyer bırakılmıştır insan.
İbn Mes’ud r.a.’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte,
“Muhakkak ki en güzel söz Allah’ın Kitabıdır. En güzel yol da Muhammed
s.a.v.’in yoludur.” buyurulur. İşte Hatme-i Hacegân, “en güzel yolda, en güzel
sözleri” söyleyerek yürümenin talimidir. Sırat-ı müstakimi tercihin, yolun
doğrusunu tutmanın imkanıdır. Hatme halkasından çıkıp gündelik hayat kat
edilirken hangi izlerin gözetileceği bellidir artık. Çünkü yolun tarifi önceden
alınmış, nasıl yürüneceği öğrenilmiştir.
Ve elbette ne kadar çok talim yapılırsa, yoldan çıkma
ihtimali o kadar azalacaktır.