Çiçek Dili - Hüseyin KAYA
Adı, rengi
ne olursa olsun, kokusu nasıl olursa olsun, her çiçek aynı dilde yazılmış bir
mektuptur. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı durumlarda bu yüzden hep ona, onun
lisanına müracaat edilir. Kırılan gönüller ancak arada o varsa yeniden yumuşar.
Unutulan vaatler ancak araya o alınırsa affedilir.
Pörsüyen çiçekler içindir ağladığım. (A. Vahap Akbaş)
Tenha bir yolun kıyısında... Hep aceleci insanların
yürüdüğü bir parkta hayatın tüm telaşından habersiz... Acemi ve mahmur
bakışlarla etrafa göz gezdirirken... Küçük bir çiçeğin yüzüne eğilip ona selam
verdiğiniz baharın üzerinden kaç bahar geçti? Her gün onlarca küçük kuşu
yapraklarının arasına toplayan sarmaşığın farkında mısınız? Ya bu coşkulu
sarmaşığın dallarının bu yıl nerelere kadar uzadığına dikkat ettiniz mi?
Kapınızın önündeki akasya, siz farkına varmasanız da kaç kez süslenerek önünüze
durdu mahcup bayram çocukları gibi. Her gün önünden geçtiğiniz ıhlamur, iğde…
Görmediniz.
Boşlukta öylece asılı kaldı size uzanan ağacın çiçek
dolu elleri. Yol kıyılarında, parklarda yüzüne bir kez bile göz izi değmemiş
çiçekler; sahibini bulamamış bir mektup, sayfaları açılmamış bir kitap gibi
mahzun, yorgun başlarıyla düştüler yeniden toprağın bağrına. Halbuki “Sordum
sarı çiçeğe annen baban var mıdır?” ilahisiyle büyütülmüşsünüzdür. Ya da kaç
bahar kalbinizde yeniden yazılmış, söylenmiştir; “Çiğdem der ki ben elâyım /
Minik başıma belayım” türküsü. Halbuki annenizin, eşinizin işlediği çiçekli
yastıklarda uyumuşsunuzdur ömrünüzün en huzurlu uykularını.
* * *
Bir sözüm ben / Doğanın söylediği. (Halil Cibran)
Koca bir çiçek bahçesidir üzerinde yaşadığımız dünya.
Lakin arılar, kelebekler kadar farkında değilizdir bu bahçenin. Issız dağ başlarında,
sarp kayaların arasında... Karanlık ormanlarda, eski duvarların diplerinde, dam
başlarında, gürültülü şehirlerin tam ortasında... Beton binaların
balkonlarında, mutsuz odaların bir köşesinde solar ve yeniden açar adını
bilmediğimiz, kokusunu duymadığımız binlerce çiçek.
Açan her çiçek, bahar kasidesinin, her bir mısrasında
bin mazmun yüklü girizgâh bölümüdür. Ve o kaside her mevsim yeniden yazılır,
okunur.
Nasıl ki kış kar diliyle konuşur, baharın dili de
çiçektir onunla söyleşmeyi bilenler için.
Çiçeksiz evlerin duvarları üşür çocuksuz evler gibi
sessizlikten.
Gün yerini karanlığa bırakıp da ayrıldığında
yeryüzünden, yalnız dünya değil gökyüzü de çiçeklerle dolu uzak bir bahçedir.
Hiçbir şiire, şarkıya sığmaz o bahçedeki çiçeklerin tebessümü.
* * *
Eğer insan bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın
üzerinde bu çiçekten yalnızca bir tanecik varsa, yıldızlara uzaktan bakmak bile
bu insanı mutlu etmeye yeter. (A. S. Exupery)
Eğilip bir çiçeğin yüzünü seyretmek ya da uzanıp
dokunmak, cennet gülüşlü bir bebeğin tertemiz yüzünü seyretmek gibidir çoğu
zaman. Belki de bu yüzdendir bazı bebeklerin kulağına ezan sonrası fısıldanan
isimlerin yasemin, lale, çiğdem, reyhan olması.
Kim bilir hangi sebepten bahara küskün yahut başka
mevsimlerin sevdalısı çiçekler de vardır, vakitli vakitsiz dünyayı ziyaret edip
çabucak ayrılan. Kimi henüz üstündeki kar libasını tamamen soyunmadan, üşüyen
yüzüyle uzanır dünyaya. Kar çiçeği dedirtir kendine. Kimi tüm arkadaşları
dünyadan göçtükten sonra sararmış yapraklar arasından selamlar yeryüzünü. Güz
gülü adını alır.
Adı, rengi ne olursa olsun, kokusu nasıl olursa olsun,
her çiçek aynı dilde yazılmış bir mektuptur. Meleklerin okuduğu bir şiirdir
değdiği kalbe baharı getiren. Ondan bir cümle okuyan, onun sesini duyan, onun
yüzüne bakmayı becerebilen kalpte kötülük misafir olmaz. Kelimelerin kifayetsiz
kaldığı durumlarda bu yüzden hep ona, onun lisanına müracaat edilir. Kırılan
gönüller ancak arada o varsa yeniden yumuşar. Unutulan vaatler ancak araya o
alınırsa affedilir. Karşımızdakine ne söyleyeceğimizi bilemediğimiz her vakit
onu aracı kılar, kâh haylaz bir çocuk edasıyla annemize uzatırız kâh bir
hastanın başucuna bırakırız. Elleri ayakları çamur içinde, tek kelimeye dahi
dili dönmeyen, kavruk yüzlü bir köy çocuğunun ellerinde, öğretmene sunulan
çiğdemler, nevruzlar ne çok şey fısıldar uzatıldığı kalbe.
Bazen ümitlerle bezenmiş bir süstür çiçek sevgilinin
saçlarında. Bazen hüzünler çağıran cansız bir hatıradır eski kitaplar,
defterler arasında.
* * *
Yere düşer düşmez bir çiçek olacağım. (Mevlana İdris)
Lale devri kapanır, lakin çiçek devri kapanmaz.
Çiçekli kundaklara belenir, çiçekli yastıklara başımızı
emanet ederiz. Çiçek aşısı oluruz dağlar çiçek açtığında Veysel olmamak için.
Defterlerimize önce çiçek çizmeyi öğrenir, sonra yazı yazmaya başlarız.
Annemiz, öğretmenimiz için adını bilmediğimiz çiçekler toplarız. Duvarlarımıza
çiçek resimleri asar, odalarımızı çiçeklerle süsleriz. Çiçek desenli kağıtlara
mektuplar, sevda sözleri yazarız. Çiçek kokularıyla çıkarız evimizden egzoz
kokan sokaklara. Masa örtülerimizin bir kenarında, üzerine bastığımız halıda,
yemek yediğimiz tabakta, su içtiğimiz bardakta hep çiçek desenleri vardır
farkına varmasak da. Kıymet verdiğimiz kişilere bazen çiçek isimleriyle sesleniriz.
Ne kadar onu, onun dilini unutsak da, çiçeklerle
geldiğimiz dünyadan çiçeklerin geldiği diyara bir gün uğurlanırız.
* * *
Uzanalım toprağın altına / Çiçekler mayalansın
göğsümüzde. (Erdem Bayazıt)
Tenha bir yolun kıyısında... Yahut yanından hep aceleci
insanların yürüdüğü bir parkta... Hayatın tüm telaşından habersiz acemi ve
mahmur bakışlarla etrafa göz gezdirirken... Bir yandan gün ışığına doğru başını
uzatmaya çalışan küçük bir çiçek görürseniz eğilin ve selam verin ona. İyice
yaklaştığınızda yanına, söylediği ilahiyi mutlaka duyacak ve hatırlayacaksınız
bir yerlerden.