Biz Yanlarında Olmayınca - Taha YILDIZ
Ayakları
üzerinde duramayan ve bizden uzaklaşma emareleri gösterenlere karşı
sorumluluğumuz var. Onlarla bağımızı koparmamamız gerekiyor. Zira unutulan
insana birileri, bir çevre mutlaka sahip çıkar. Ya da nefsi ve şeytanıyla başbaşa
kalır.
Etrafımızda tanıdığımız pek çok insan vardır. Hayatları
sıradan bir şekilde devam ederken birden değiştiklerini ve Allah’a
yöneldiklerini görürüz.
Bazen bir Cuma sohbeti buna vesile olur. Vaizin insanı
kalbinden yakalayan konuşması dinleyenin içinde var olan cevherin birden ateş
almasına neden olur ve ortaya çok güzel bir müslüman çıkar. Bazen arkadaşların
tavsiyesiyle Eyüp Sultan’da kılınan bir sabah namazının manevi atmosferi insanı
kucaklar, bir mübarek sahabi ile aynı safta namaza durmuş gibi bir başka iklime
dalar ve namaz sonrasında türbenin yanında ellerini Rabbin huzuruna açarak
hayata çok farklı devam edeceğine dair söz verir. Bazen Efendimizin sakal-ı
şerifini ziyaret, bazen musallâda yatan bir ölünün sessiz seslenişi, bazen bir
sel veya deprem insanın hayata yeni bir başlangıç yapmasına neden olur.
Kimi zaman da bir veli kula Allah için yapılan ziyaret,
insanın düzensiz hayatını alabora eder. Tevbe ederek geçmişe bir sünger çeker
ve her şeye yeniden başlar. Çevremizde, bu şekilde kendisine çeki düzen veren
ve ömrünün geri kalan kısmını iyi bir müslüman olarak sürdürmeye çabalayan
insanlar az değildir.
Yeni bir sayfa açanlar
Bu samimi müminlerin durumu, Hz. Peygamber Efendimizi
her zaman görme imkanı olmayıp da uzaktan arada bir gelerek, hayatlarına O’ndan
aldıkları enerjiyle devam ettiren sahabilere benzer. Onlar, Allah Rasulü’nde ve
etrafındaki kutlu sahabilerinde gördükleri olağanüstü güzellikteki yaşamdan
etkilenerek memleketlerine çok farklı birer insan olarak dönerler. Beldelerine
vardıklarında, aldıklarını aktaran birer yansıtıcı gibi çevrelerindekilerin
İslâm’ın güzellikleriyle bezenmesine vesile olurlar.
Ziyaretlerine gittiğiniz yeni hacılarımıza bir bakınız.
Yüzlerinde dünyadan uzaklaşmanın, günleri dolu dolu Allah ile birlikte
geçirmenin, kalbi dünyadan arındırmanın ve tatlı bir mümin olmanın manevi
aydınlığını yüzlerinde görürsünüz. Geçekten de yüzlerine bir nur inmiştir.
Kâbe’de Rablerine bütün günahlarından tövbe ettiklerine, geçmiş hayat
defterlerini kapatıp yeni bir sayfa açtıklarına söz vermişlerdir. Hacdan
geldiklerinde gördüğünüz o yüzler, yeni başladıkları farklı hayatın başlangıç
dönemidir. Bu nedenle tevbenin ve Allah’a yakın olmanın güzelliği yüzlerini
aydınlatmıştır.
Tevbe uyarıları
Hayat, insanın önüne kendisini düzeltmesi için
sayamayacağı kadar böyle güzel fırsatlar çıkarır. Ancak herkesin bunları fırsat
bilerek yaşamına çeki düzen verdiğini söyleyemeyiz. Bazen büyük şehirlerdeki
cenaze namazlarına şahit olursunuz: Musallâya konan cenazenin onu tanıyanlara
söylediği hiçbir şey yokmuş gibi, katılanların önemli bir bölümü kenarda
bekleyerek cami cemaatinin cenaze namazını kılmasını bekler. Bir kısmı da
cenaze namazını kılmakla birlikte, bir şeyi kutlamaya gelmişçesine
arkadaşlarıyla olağan günlük konuşmalarını devam ettirir. Hiçbir ders ve ibret
almadan cenaze merasimini bitirerek evlerinin, işlerinin yolunu tutarlar.
Hayata kaldıkları yerden aynen devam ederler. Bir cenazeyi, bir ahiret
yolcusunu, bir ölüm habercisini uğurlanmamış gibi... Sanki ölüm onların
kapısına uğramayacakmış, aynı yere uzanmayacaklarmış gibi...
Yeni çizgide sebat
Müminin, hayatın önüne çıkardığı fırsatları ganimet
bilerek kendisine çeki düzen vermesi çok önemli olmakla birlikte, önemli olan
bir husus daha vardır: Değişimi devamlı kılmak...
Nitekim etrafımızda nice insanlar görürüz, hayatın
kendilerine sunduğu fırsatı güzel değerlendirirler ancak bunu fazla devam
ettiremezler. Mesela hac ibadetini yerine getirdikten sonra bir müddet
ibadetlerine ciddiyetle devam eden, haram helal hususunda son derece hassas
olan, ağzından kötü bir söz çıkmaması için çırpınan bazı insanlar, bir müddet
sonra bu hallerini kaybetmeye başlarlar ve neredeyse hac öncesi hayata geri dönerler.
Bir dönem geçtikten sonra üzerlerinde sadece “hacı” ismi kalır. Bu da
çoğunlukla onlarla alay etmek için kullanılır. “Hem hacısın, hem de yaptığına
bir bak!” anlamında...
Benzer durumları, bir veli kulu ziyaret ettikten veya
güzel bir sohbet halkasında anlatılanlardan etkilendikten sonra hayatında
değişiklik yapan bazı kimselerde de görebiliriz. Bir müddet istikamet üzere
devam eden hayat çizgisi, bir süre sonra kırılmaya başlar ve insan önceki kötü
haline geri döner. Artık o yeniden kurtarılması gerekenler tarafındadır.
Neden tökezliyoruz?
Böyle insanların güzelleşen yaşamlarını neden aynı
çizgide sürdüremediklerinin elbette pek çok nedeni vardır. Ancak bunların
içinde bir sebep vardır ki, hepsinden önemlidir. O da, İslâm’ın kendi başına
yaşanacak bir din olmadığıdır. Müslümanı ayakta tutan, kendisine destek olan
iyi çevredir. Bu çevreden koptuğunda, ilk heyecanı onu bir müddet istikamet
üzere tutabilir ama toplumun baskısına dayanamaz. Bir süre sonra kazanmış
olduğu değerlerden fire vermeye başlar. Dayanma gücüne göre direnir, ancak o
güzel ortamın içine tekrar kendisini alamazsa toplum onu kendisine benzetir.
Öyleyse insanın istikamet üzere bir hayata dönmesi çok
önemli olmakla birlikte, belki ondan daha önemlisi, tevbe sonrasındaki güzel
halini koruyabilmesidir.
Uzaklaşanlara yakın durmak
Ayakları üzerinde duramayan ve bizden uzaklaşma
emareleri gösterenlere karşı sorumluluğumuz var. Onlarla bağımızı koparmamamız
gerekiyor. Zira unutulan insana birileri, bir çevre mutlaka sahip çıkar ya da
nefsi ve şeytanıyla başbaşa kalır. Ayrıca insan yalnız olamayamadığından, bir
arkadaş çevresine mutlaka ihtiyaç duyduğundan, kendisini yeni bir çevrenin
içine atar. Biz onun etrafında olmazsak, birileri mutlaka olur.
Bu nedenle yakın arkadaş çevremizde ilgiye, dostluğun
sıcaklığına muhtaç olan kardeşlerimizi kendi hallerine bırakmamak gerekir.
Böyle insanları sadece etraflarında bulunan iyi arkadaşları ayakta tutar.
Sürekli şevk ve heyecanlarının yenilenmesine ihtiyaç duyarlar. Oradan
koptuklarında İslâmî değerlerden de uzaklaşırlar.
Bu noktada üzerimize düşen sorumluluğun ne kadar önemli
olduğunu fark etmişizdir. İslâm’ı yaşamak kulluk görevimiz olmakla birlikte, bu
güzelliği etrafımızda yaşatmak için çabalamak da sorumluluklarımız
arasındadır. Bu nedenle, etrafımızdaki dostlarımıza gözlerimizi kapatamayız,
onların yavaş yavaş bizden uzaklaşmasına, münker ortamların müdavimleri
olmasına rıza gösteremeyiz.
İnsanı kaybetmek çok kolay
İnsanı kazanmak, nefsanî ve şeytanî isteklerin
ortasından çekip çıkarmak zordur. Hele de kazanıp kaybettikten sonra tekrar
kazanmak çok daha zordur. Kaybetmek ise kolaydır. Uzun bir süre şeytan ve
nefsin isteklerine göğüs geren insan, bir boşluk anında eski hayatına bir
dalıverdiğinde geri dönmesi kolay olmayabilir. Bu nedenle istikamet çizgisi
üzerinde devam etmek, bu yürüyüşü kalbine iyice benimsetememişler için nispeten
zordur. O çizgiden gerisin geri dönmesi veya sapması kolaydır ve bu her an
olabilir. Zira şeytan ve nefsin isteklerine boyun eğmek insana aldatıcı bir haz
verir ve gönül bununla rahatça çelinebilir. Bu yüzden etrafımızda bulunan
dostlarımıza sahip çıkmak durumundayız. Çünkü “biz varsak, onlar da vardır. Biz
olmadığımızda, onlar da yoktur.”
Kardeşlerimize sahip çıkmanın yolu, onların hallerini
hatırlarını sormak, sorunlarında yanlarında olmak, üzüntülerini ve sevinçlerini
paylaşmaktır. Bunu yaptığımız takdirde hem ona verdiğimiz değeri göstermiş, hem
de onu bizimle tutmuş oluruz. Sonuçta müminlerin birbirlerine kenetlenerek
oluşturdukları yapıdan bir tuğla eksilmemiş olur.
Kendimizi de koruma altına
alıyoruz
Arkadaşlarımıza yakın durmaya devam ettiğimiz sürece,
korumaya aldığımızın sadece ilgilendiğimiz dostlar olmadığını anlarız. Aynı
zamanda kendimizi de koruma altına aldığımızı fark ederiz. Zira beraber olduğumuz
güzel insanlar bizlerin de istikamet üzere durmasına yardımcı olmaktadır. Biz
onlar vasıtasıyla, onlarla birlikte olduğumuz için ibadetlerimizden daha bir
lezzet almaktayız. Onlar vesilesiyle hayatımızı nafile ibadetlerle
süslemekteyiz. Onların destekleriyle haram ve helal hususunda çok hassasız.
Bu güzel atmosferden uzaklaştığımız takdirde, kötü
ortamın, nefsin ve şeytanın arkadaşlarımızı çaldığı gibi bizi de kopartıp
alacağını çok iyi biliyoruz. Hepimiz birbirimizi etkiliyoruz ve hepimiz
birbirimizi destekliyoruz. Bu yüzden “arkadaşlarımız olmadığında biz de yokuz.”
İlgi sevgiyi besler
İnsan ilgiye muhtaçtır. Arkadaşlarından güç alarak
değerlerine sahip çıkmayı sürdürür, imanı güçlü olarak varlığını devam ettirir.
Hz. Peygamber Efendimizin ashabıyla alakadar olmasının, onları kendi hallerine
bırakmamasının bir nedeni de buydu. Hasta olan arkadaşlarını evlerinde ziyaret
eder, mutlu günlerinde yanlarında yer alır, yeni doğan çocuklarını kucağına
alarak sever, cenazelerine iştirak eder, hüzünlerini paylaşırdı. Yani desteğe
ihtiyaç duydukları anlarda yanlarında olur ve böylece gönül birlikteliğini
pekiştirirdi.
Onlar da Allah Rasulü ve onun kutlu arkadaşlarıyla
birlikte olmanın verdiği manevi hazla, İslâm üzere bir hayat sürmeye ve bu din
için her türlü fedakârlığı göstermeye hazır olurlardı. Gözlerini kırpmadan
canlarını Allah yolunda feda etmek için öne atılan ve cenk meydanlarında şehit
olmayı en büyük onur sayan kutlu insanların ruh halini anlamaya çalışırsak,
arkadaşlarından aldıkları manevi desteği çok rahat görürüz.
Bütün bunlar bizlere gösteriyor ki, istikamet çizgisine
girmek çok önemlidir, ancak bir o kadar önemli olan da bu çizgide
durabilmektir. Bunun yolu ise birbirimize sahip çıkmaktan, hiçbirimizin kendi
haline kalmamasından geçmektedir. Bunu yapabilirsek, Allah ve Rasulün
gerçekleştirdiği o güzel dostluğu bizler de kendi hayatımızda
gerçekleştirebiliriz. Kendimizi kaybetmeyiz ve İslâm’ın güzelliğini
etrafımızdan başlayarak tüm dünyaya çok tatlı bir lezzette sunabiliriz.
İsterseniz işe Allah Rasulü s.a.v.’in çokça yaptığı şu
duayla başlayalım:
“Ey Allahım! Kalpleri iyiden kötüye, kötüden iyiye
çeviren ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl.” (Tirmizî)