Binbir Damla - Yusuf YAVUZ
Hz. İsa a.s.’ın Dünyaya Gelişi
İsrailoğullarının ileri gelenlerinden İmran’ın eşi Hanne
hamile kalınca, doğacak çocuğunu Beyt-i Makdis (Mescid-i Aksa) hizmeti için
vakfetmeyi adamıştı. O zaman erkek çocukları Beyt-i Makdis’e vakfetme adeti
vardı. Hanne hamileyken eşi İmran vefat etmiş, Hanne de kız çocuğu doğurmuştu.
Ona Meryem adını koydu. “Ya Rabbi, kız doğurdum, sen onu adağım olarak kabul
et!” diye dua etti. Onu alıp Beyt-i Makdis’e götürdü, “adağımdır” diyerek
oradaki yetkililere teslim etti. Zamanın peygamberi Zekeriyya Aleyhisselam
Meryem’i alarak onun teyzesi olan kendi eşi Îşâ’nın yanına götürdü. Böylece
Meryem teyzesinin yanında yetişerek büyüdü.
Hz. Zekeriyya Aleyhisselam Hz. Meryem için Mescid-i Aksa’da
özel bir oda yaptırdı. Meryem oraya çekilerek sürekli ibadetle meşgul olmaya
başladı. Yanına Hz. Zekeriyya’dan başka kimse giremezdi. Her girişinde onun
yanında Allah tarafından gönderilmiş yiyecekler bulurdu. Hz. Zekeriyya o zaman
yüz yaşlarındaydı ve evladı olmadığından bir çocuğunun olmasını çok istiyordu.
Bir gün Cebrail Aleyhisselam ona insan suretinde gelerek Yahya isminde bir oğlu
olacağını söyledi. Daha sonra genç bir kız olan Hz. Meryem’e aynı surette
görünerek ona da hiçbir erkekle buluşmadığı halde tertemiz bir erkek çocuğu
olacağını müjdeledi (ve yakasından üfledi). Hz. Meryem bir mucize olarak derhal
hamile kaldı, vakti gelince Hz. İsa’yı doğurdu. Yahya ise altı ay önce
doğmuştu.
Bakire Meryem’in bir çocuk doğurduğunu (Kudüs/Beytülahm’de)
gören yahudi çevresi: “Ey Meryem! Sen cidden iğrenç bir iş yapmışsın!..”
dediler ve onu taşlamak istediler. O da gerçeği öğrenmeleri için çocuğu işaret
etti. O zaman beşikteki çocuk şöyle konuştu: “Ben gerçekten Allah’ın kuluyum. O
bana kitabı verdi, beni peygamber yaptı. Nerede olsam o beni mübarek eyledi;
yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı yaptı,
zorba ve bedbaht yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak
dirileceğim gün selam bana.” (Meryem, 30-33)
Fakat yahudiler bunun dedikodusunu yaparak kendisinden
şüphelendikleri Zekeriya Aleyhisselam’ı şehit ettiler. Hz. Meryem oğlunu alarak
Mısır’a gitti. On iki sene sonra Filistin’e dönerek Nasıra’ya yerleştiler. Hz.
İsa otuz yaşına girip peygamberlik gelinceye kadar orada kaldılar.
Tarihu’t-Taberî (Kahire 1979), 1/593-600; İbnü’l-Esir,
el-Kâmil fi’t-tarih (Beyrut 1979), 1/298-300, 307-312.
Hz. İsa a.s.’ın Peygamber
Oluşu
Hz. İsa a.s., bilinen miladî tarihten 4-5 yıl önce
babasız olduğu halde bir mucize olarak Filistin’de (Beytülahm’de) doğmuştu.
Bundan kısa bir süre sonra, anne ve oğluna düşmanlık besleyen yahudilerin
şerrinden korunmak için Hz. Meryem oğluyla Mısır’a giderek orada tehlikeden
uzak on iki yıl geçirmişler, sonra tekrar Filistin’e (Hayfa civarında) Nasıra
kasabasına dönmüşlerdi. Hz. İsa gençlik yıllarını annesiyle burada geçirmiş,
otuz yaşına girince Allah’ın peygamberi olarak ona İncil nazil olmuştu. İsa Aleyhisselam,
kendisine ilkin iman edip destek veren on iki “havari/yardımcı” ile Filistin’de
birçok yeri gezerek halkı doğru yola ve hak dine davet etmiş, pek çok da mucize
göstermiştir. Doğuştan âmâları ve kötürümleri tedavi etmek, alaca illetini
iyileştirmek, yeri gelince ölüleri diriltmek, çamurdan kuş yapıp uçurmak gibi
mucizeler gösterdiği bilinmektedir (Maide, 110). Fakat inatçı yahudiler
mucizeleri gördükleri halde “bunlar sihirdir” deyip inkârda direniyorlardı.
Birçoğu ise ona inanıp bağlanıyordu.
İsa Aleyhisselam’ın büyük bir mucizesi olarak rivayet
edilen “maide/sofra” kıssası meşhurdur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Maide
suresinin adı buradan gelir. İlgili ayetler şöyledir: “Hani havariler: Ey
Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi, demişlerdi. O:
İman etmiş kimseler iseniz Allah’tan korkun, demişti. Onlar: Ondan yiyelim,
kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesinlikle) bilelim ve onu
gözle görmüş şahitler olalım istiyoruz, demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi:
Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz
için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen rızık
verenlerin en hayırlısısın. Allah da şöyle buyurdu: Şüphesiz ben onu size
indireceğim. Ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, alemlerde hiç kimseye
etmediğim azabı ona ederim!” (Maide, 112-115)
Rivayete göre havarilerin böyle bir istekte
bulunmalarını Hz. İsa hoş karşılamamış, fakat onların ısrarı üzerine sofra
inmesi için gözyaşları içinde Allah’a dua etmişti. Allah tarafından gökten
indirilen bu mucize sofrada balık ve güzel kokulu çeşitli yemekler varmış; nice
kimseler bunlardan yiyip doyduktan sonra sofra tekrar göğe kaldırılmıştır.
en-Nüveyrî, Nihayetü’l-Ereb (Kahire 1943),
14/225-240; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an (Riyad 1997), 3/224-231.
Hz. İsa a.s.’ın Dünyadan
Gidişi
İsa Aleyhisselam, otuz yaşından itibaren İsrailoğulları
(yahudiler) arasında ve Kudüs çevresinde üç sene kadar peygamberlik yapmış,
kendisine indirilen fakat yazıya geçirme fırsatı bulamadığı İncil’in
talimatlarını sözlü olarak insanlara iletmeye gayret etmiştir. Yahudiler ona
karşı çıkarken az bir kısmı da onun dinine bağlanmıştır. İsa Aleyhisselam’ın
Allah’tan getirdiği hak dine bağlananlara “Nasranî” veya “Îsevî” denilmiştir.
Îsevîliğin iman esasları aslında İslâm inancıyla aynıydı.
Hz. İsa’ya düşmanlık eden yahudiler, nihayet onu
öldürmeye karar vermişlerdi. Roma İmparatorluğu’nun Kudüs valisine onu şikayet
ettiler. Hz. İsa’nın Roma aleyhinde faaliyet gösterdiğini, Filistin’de yeni bir
hükümet kurmaya çalıştığını, onun kendi dinlerine de muhalif bir yol izlediğini
iddia ederek, çeşitli yalan ve iftiralarla valiyi kandırdılar. Bunun üzerine
Kudüs valisi, İsa Aleyhisselam’ın cezalandırılmasını istedi ve bu işi yahudi
ileri gelenlerine havale etti. Onlar da öldürmek için Hz. İsa’yı aramaya
başladılar. Havarilerden Yahuda isimli bir satılmışın rehberliğinde, Hz.
İsa’nın yerini buldular.
Yahudilerin önünden yol gösteren Yahuda içeri girmişti
ki, Allah tarafından onun sureti Hz. İsa’ya benzetildi ve öyle gösterildi. Onu Hz.
İsa zannederek çarmıha germek suretiyle idam ettiler. Hz. İsa ise ilâhi kudret
ile semaya kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim bunu şöyle bildirir: “Onlar onu
öldürmediler, onu asmadılar da. Fakat (öldürülen) onlara İsa gibi gösterildi.
Onun hakkında ihtilafa düşenler bu hususta kesin bir şüphe içindedirler.
Onların buna ait zanna kapılmaktan başka hiç tutarlı bir bilgileri yoktur ve
kesinlikle onu öldürmediler. Bilakis Allah onu kendisine kaldırmıştır. Allah
aziz ve hakimdir.” (Nisa, 157-158)
Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra
yeniden dirilip göğe yükseldiğine inanırlar. Hz. İsa’nın otuz üç yıllık dünya
hayatından sonra onun havarileri bir müddet daha yeryüzünde hak dini yaymaya
çalıştılar. Fakat mümin hıristiyanlar/nasranîler, üç yüzyıl kadar çeşitli baskı
ve zulüm altında bırakıldılar. Daha sonra hıristiyanlık serbest olduysa da,
gerçek hıristiyanlık ve derlenmiş İncil nüshaları ortadan kalktı. Hz. İsa
-hâşâ- Allah’ın oğlu ve tanrı olarak kabul edildi. Yüzlerce uyduruk İncil üretidi.
Sonra ayıklanıp dörde düşürüldü. Bugün mevcut dört incil (Matta, Markos, Luka, Yuhanna)
birbirine uymayan yanlışlarla doludur.
Şemseddin Samî, Kamûsu’l-A’lam, 5/3228-29; Ahmet
Cevdet, Kısas-ı Enbiya (Ankara, 2000), 1/40-42.