Başyazı - Müslümansak Kardeşiz Demektir - Mübarek EROL
Bütün
müminleri kardeş ilan etmiş bir dinin mensuplarıyız. Mücella dinimiz İslâm
renklere ve ırklara göre davranmayı, buna göre tavır almayı reddeder. İman
etmiş herkes hak ve vazifeler bakımından eşittir. Bizi müslüman kılan imanın ve
İslâm’ın şartları hepimiz için aynıdır.
Müslümanlar olarak biz bir beden gibiyiz. İman bizi
birleştiren en esaslı unsurumuz. Asr-ı Saadet’te de öyle olmamış mıydı?
Müslümanlara eziyet edenler, onlara karşı savaşanlar bir gün iman ettiklerinde
müminlerle kardeş oluverdiler. Müminler onlara “Sen geçmişte bizim düşmanızdın!”
demediler, gönül kapılarını ardına kadar açtılar. İslâm’a birlikte hizmet
ettiler, düşmana karşı birlikte savaştılar. Bir zamanlar müslümanlara karşı
savaşanlar, artık müslümanlarla aynı safta savaşırken şehit oldular. Allah
hepsinden razı olsun!
Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de
buyurmuştur:
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.” (Hucurat, 10)
Hepimiz, canlarıyla mallarıyla İslâm’a hizmet etmiş
nesillerin torunlarıyız. Onlar devletler kurdular, şehirler yaptılar. Bu
şehirleri mamur hale getirdiler. O zamanlarda müslüman sadece müslümandı.
Kimsenin aklına yekdiğerinin etnik kökeni, dil kültür farkı gelmiyordu. Oysa
hepsi farklı etnik kökenden gelen bu müminlerin hedefleri ortaktı ve hepsi
kardeşti. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in buyurduğu gibi kardeştiler:
“Rabbiniz bir, atanız birdir. İyi dinleyin! Arab’ın
Acem’e, Acem’in Arab’a, kızıl ırkın siyah ırka, siyah ırkın kızıl ırka hiçbir
üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir. Şüphesiz Allah katında en
kıymetliniz Allah’tan en çok korkanınızdır.”
Alimlerimiz dinimize, İslâm milletine hizmet ettiler.
Aynı dava uğrunda mücadele ettiler. Onlar da farklı farklı renk ve ırktandılar.
Ama hepsi elbirliği ile İslamî ilimleri geliştirdiler, kitaplar yazdılar. Bugün
bize miras kalan bu kıymetli hazine onların bakiyesidir. Mesela tefsir ilminin
gelişmesinde büyük önemi olan Arap gramerinin meşhur dört alimi bizim için
üzerinde düşünmemiz gereken bir örnektir: İbn Hişam Arap’tır, Zemahşerî
Türk’tür, Teftezanî Kürt’tür, Sibeveyh ise Fars, yani İranlıdır.
Alimlerimiz, mutasavvıflarımız, ediplerimiz farklı farklı
coğrafyalardan, ülkelerden, şehirlerdendirler. Onları isimlerini takip eden nisbelerinden
tanınırız: Dihlevî, Mesela İmam Rabbanî k.s.’nin nisbesi Sirhindî’dir, yani
Hindistanlıdır; Buharî, Semerkandî deyince Türkistanlıdır; Câmî, Isfahânî
deyince Mâveraünnehr yöresindendir, günümüzde Afganistan ve İran içindedir. Tebrizî,
Şirâzî deyince İran topraklarındandır. Kurtubî, Kastalanî deyince Endülüslüdür;
Askalanî Filistinlidir, Suyûtî Mısırlıdır; Rumî, Bursevî ve Tokadî
Anadoluludur; Bosnevî Bosnalıdır.
Osmanlı devleti müslümanların siyasi olarak kriz
yaşadığı bir çağda kurulmuştu. Hızla yükselmekte olan bu müslüman devlete
alimler ve mutasavvıflar da bizzat destek vermişlerdi. Maksatları müslümanların
birlik ve refah içinde yaşamaları, İslâm’ın izzetini muhafaza etmeleriydi.
Osmanlı’nın kuruluş hamurunda emeği olan büyüklerimizden alim ve mutasavvıf
Kırşehirli Aşık Paşa, “Garipnâme” adlı eserinde müslümanların birliğini şöyle
dile getiriyor:
“Ey bir yolcu gibi gelip geçen insan! Kulağını aç da
sana o iman edenleri anlatayım.
Onların ömürleri boyunca nasıl bir olduklarını ve
sendeki benzerliği anlatayım.
Allah önce âlemi, âlem içinde de Âdem’i yarattı.
O zamandan kıyamet gününe kadar her kim gelip iman
ettiyse hepsi aynıdır.
Geçmişte, şimdi ve gelecekte bu iman edenlerin Hak
katındaki halleri birdir.
Sayısız, çeşit çeşit kimseler dünyada yaşadı, her biri
bir iş sahibi oldu.
Bunların içi ve dışı bir değildi, sen yaratılıştaki
sırrı görmeye çalış.
Peygamberler, veliler hepsi iman içinde bir vücut
gibiydiler. Ayrı ayrı isimlere sahiptiler.
Her birinin tavrı bir başkaydı fakat halleri aynı iman
içinde şekillenmişti.
Baş, göz, kulak, dil, el ve ayak gibi, her biri bir iş
görür. Fakat bakarsan hepsi aynı hizmette görünür, aynı beden için görev
yapar.”
Tekrar hatırlayalım: Türk, Kürt, Arap, Arnavut, Acem...
Müminler olarak biz kardeştik, hâlâ kardeşiz. Halk olarak, camide namaz kılan
insanlar olarak hiç düşman olmadık. Politik arenadaki entrikalar, çıkar
hesapları, kirli ellerle yapılan manüpilasyonlar kalplerimizi birbirinden ayırmadı.
Aksine düşmanlarımıza karşı omuz omuza mücadele verdik.
Biz kardeşiz. Aynı imanla aydınlanıyor yüreğimiz.
İsimlerimiz aynı. Çocuklarımıza aynı isimleri veriyoruz. Babalarımızın ve
dedelerimizin isimleri de aynı.
Tasavvuf yolunun altın silsilesini takip edelim. Her
ülkeden, her şehirden, her renkten veliler var. Hamurumuzu sağlam bir maya ile
yoğurdular, yoğuruyorlar. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat için mücadele verdiler, müslümanlar
için çabaladılar. Şahsi menfaatleri, dünyevî hırsları terk edip dosdoğru yolda
yürüdüler, insanlara yol gösterdiler.
Osmanlı’nın hızla çöküşe geçtiği 19. asırda önce Süleymaniye
ve Bağdat’ta, sonra da Şam‘da ikamet eden Mevlâna Halid Bağdâdî k.s. hazretleri
ne kadar gayret göstermişti müslümanların birliği için... Allah’ın yardımıyla
muvaffak da olmuştu. Yirmi yıldan daha kısa bir sürede yüz altı halife
bırakmıştı ardında. Bu halifeler çok farklı ülke ve coğrafyalardandı.
Hindistan’dan, İran’dan, Kafkasya’dan, Anadolu’dan Rumeli’den ve Arap
Yarımadası’ndan...
Mücella dinimizin esasları bizleri daha bir
yakınlaştırıyor. Namazımızı aynı yöne dönüp kılıyoruz. Aynı safta, aynı hizada
omuz omuza -ayrım yapmadan- namazlarımızı eda ediyoruz. Zekâtlarımızı -ayrım
yapmadan- ihtiyaç sahibi mümin kardeşlerimize veriyoruz. Haccımız bizi en yalın
halimizle birleştiriyor, Rabbimizin huzurunda münacatlarımız, dualarımız aynı.
Sadece kendimize değil tüm müminlere dua ediyoruz, onlar da bize ediyorlar.
Kalbimiz bir ritimde çarpıyor.
Bir müminin canı incinse, bizim de canımız incinir.
Bundan acı duyarız, buna üzülürüz. Yaralarımız ortaktır, yardımlaşır, sararız. Gazze’deki,
Afganistan’daki, Irak’taki mümin kardeşlerimiz adına üzülmemiz bundan, elden
geldiğince yardım etme çabamız bundan, yardım edemeyişimize üzülmemiz bundan.
Dara düşen kardeşlerimiz için Açe’ye, Pakistan’a yardım koşmamız bundan.
Çünkü biz kardeşiz, bir bedeniz, müminiz, müslümanız.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...