İstanbul’da İlk Nakşî: Seyyid Emir Buharî - Abdullah GÖKMEN
İstanbul’da
ilk Nakşibendî dergâhını açan Emir Buharî hazretleri davet üzerine şehre gelen
velilerdendir. Alim ve şair bir zat olan Emir Buharî’nin tesiri Osmanlı
İstanbul’unda birkaç asır devam etmiştir.
İstanbul’un fethiyle birlikte, şehri her yönden bayındır
hale getirmek, hem Fatih Sultan Mehmed’in hem de ondan sonra yerine geçen oğlu
II. Bayezid’in öncelikli hedefi haline gelmiştir. Şehrin çehresi değiştirilmiş,
camiler, hanlar, medreseler, tekkeler, çarşılar yaptırılmıştır, vakıflar
kurulmuştur. Şehirde müslüman nüfusun artması sağlanmış, önemli zanaatkârlar,
alimler ve mutasavvıflar davet edilmiştir. İstanbul’da ilk Nakşibendî dergâhını
açan Seyyid Emir Buharî k.s. hazretleri de davet üzerine şehre gelen
velilerdendir.
Buhara’dan Simav’a
Seyyid Emir Buharî hazretleri, tahminen 1443 yılında Buhara’da
doğmuştur. Asıl adı Ahmed’dir. Doğum yerine nispetle Buharî ve Hz.
Peygamber s.a.v.’in soyundan geldiği için “seyyid”, “emir” ve “hüseynî” nisbeleriyle
de tanınmıştır. Nakşibendî silsilesinin büyüklerinden olan Mahmud Fağnevî k.s.
hazretlerinin torunudur. Buhara’da çeşitli alanlarda tahsil gördükten sonra Hâce
Ubeydullah Ahrar k.s. hazretlerine intisap etmiştir. Hem seyyid hem de Fağnevî
torunu olması dolayısıyla Hâce Ubeydullah Ahrar hazretleri kendisine büyük
hürmet göstermiştir. Bundan rahatsız olan Emir Buharî hazretleri, mürşidinin
halifelerinden biri olan Abdullah İlâhî k.s. ile Anadolu’ya, Kütahya’ya
gelmiştir. Abdullah İlâhî hazretleri memleketi olan Simav’a yerleşince o da
yanından ayrılmamıştır. Anadolu’da açılan bu ilk Nakşibendî dergâhının birkaç
yıl imamlığını yapmıştır.
Seyyid Emir Buharî k.s., doğup büyüdüğü, ilim tahsil ettiği
Buhara’dan ve seyr u sülukunu tamamladığı Simav’dan sonra hacca gitmek için
şeyhinden izin ister. Yolculuk esnasında Kudüs’e uğrar. Orada vakıf
imkanlarından faydalanmayı reddeder, kitap istinsah ederek geçimini sağlar.
Mekke-i Mükerreme’de kaldığı sürece her gün yedi tavaf ve yedi sa’y yapar. Bir
yıl mübarek topraklarda kalan Hazret, şeyhinin daveti üzerine tekrar Simav’a
döner.
İstanbul yılları
O yıllarda Abdullah İlâhî hazretlerinin şöhreti hızla
yayılmış, İstanbul’dan birkaç kez bizzat davet almış, fakat gitmemiştir.
İstanbul’a gitme arzusu gönlüne düşen Emir Buharî hazretleri, şeyhine
İstanbul’u görmek istediğini bildirir. O da şehrin dinî ve tasavvufî durumunu
kendisine bildirmesi şartıyla izin verir.
İstanbul’a gelen Emir Buharî k.s., Şeyh Vefa hazretleri
ile görüşür ve tekkesinde misafir olarak kalır. Birkaç ay sonra bir mektupla
mürşidine şehrin durumundan bahseder, görüştüğü şeyhleri anlatır. Mektupta farsça
yazdığı şu beyit de vardır:
“Burada gönlü rahat olan kişi, yârin eteğine yapışmış ve
bir köşeye çekilmiştir.”
Mektubu alan Abdullah İlâhî hazretleri İstanbul’a
yerleşme düşüncesinden tamamen vazgeçer fakat gidip Emir Buharî k.s.
hazretlerine halifelik verir. Sonra Simav’a döner ve vefat edene kadar burada
irşada devam eder.
Emir Buharî hazretlerinin hilafet aldığı yıl, 1477’dir
ve Nakşibendî yolu İstanbul’a ilk olarak bu tarihte gelmiştir.
Hüseyin Vassaf “Sefine-i Evliya” adlı meşhur kitabında
şöyle der:
“İstanbul’da ilk defa olarak Nakşibendî dergâhını tesis
ve inşa eden Ahmed Buharî hazretleri, Eğrikapı dahilinde Ayvansaray üstünde mescid
ve zaviye inşa eylemiştir. Burada insanları irşad etmekle meşgul olmuştur.”
Bu yıllarda Fatih Camii’nin batısında oturan Emir Buharî
hazretlerinin müritleri artınca, II. Bayezid bir mescid ve dervişleri için
odalar yaptırarak burayı Nakşibendî dergâhına dönüştürür. Zamanla mensupları
daha da çoğalınca Ayvansaray ve Edirnekapı’da birer dergâh daha açılmıştır.
Seyyid Emir Buharî hazretleri 1516 yılanda vefat eder ve
vefat ettiği tarihe kadar ilim ve irşad faaliyetlerine ara vermeden devam eder.
Dört eser yazmıştır. Bu eserler tasavvufla ilgili bir risale, Mevlâna
hazretlerinin bir şiirinin şerhi, Farsça ve Türkçe şiirlerini içeren iki küçük divançedir.
Türkçe şiirlerinde Yunus Emre’de görülen akıcılık ve
sadelik göze çarpar. Kaynaklarda belirtildiğine göre, Hz. Mevlâna’ya özel bir
muhabbeti vardır. Nitekim hac yolculuğuna çıkarken yanına sadece Kur’an-ı
Kerim’i ve Mesnevi’yi almıştır.
Nakşibendîlik Osmanlı coğrafyasında üç asır boyunca onun
ve daha sonra gelen Müceddîdilik koluna bağlı şeyhlerin vasıtasıyla devam
etmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise bu kolların yerini Halîdilik almıştır.
Sanatkâr velî
Emir Buharî hazretleri birçok mürit ve halife yetiştirmiştir.
Bunların içinde önemli alim ve şair zatlar vardır. Dönemin önemli şairlerinden Lamiî
Çelebi bunlardan biridir. Nefahat Tercümesi’ni yapan bu zat aynı esere Emir Buharî
hazretlerinin hayatını ve menkıbelerini da eklemiştir.
Lamiî Çelebi, divanındaki birçok şiirinde mürşidinden
bahsetmiş ve ona muhabbetini dile getirmiştir:
“Bugün taht-ı velâyetde şehinşeh Mîr Efendi’dir
Tarîk-i hâcegân içre reîs-i Nakşibendîdir.”
...
“Bir ulu dergâha çokdan intisabım var benim
Eşiğinde rûz u şeb çok feth-i bâbım var benim.”
...
“Ne sevda bu ne sevdadır ki cân doymaz bu sevdadan
Ne derya bu ne deryadır ki dil çıkmaz bu deryadan”
Lamiî Çelebi, Emir Buharî hazretlerinin Simav yıllarını
bizzat kendisinden dinlemiştir. Emir Buharî anlatıyor:
“Hz. Şeyh (Abdullah İlâhî), Simav’da olduğumuz
zamanlarda beş vakit imamlık görevini bize vermişlerdi. Hz. Şeyh’in bir merkebi
ve katırı vardı. Güneş doğduktan sonra her gün onları sürüp öğle vaktine kadar
dağdan odun çekerdim. Öğle namazını kıldıktan sonra sürülecek çift varsa
sürerdim. Orak vaktinde ekin biçerdim. Diğer zamanlarda sırtımda çalı çırpı
götürürdüm. Hz. Şeyh’in bağını bahçesini bend ederdim. İkindi namazını
kıldıktan sonra Hz. Şeyh’in huzuruna varırdım.” (Nefahat Tercümesi, s. 781)
Lamiî Çelebi şeyhinin özellikle üzerinde durduğu
esasları şöyle sıralamıştır:
• Azimete dayanan amel,
• Şekle ve surete önem vermemek,
• Kararınca yemek, az konuşmak,
• Yakınlık üzere olmak ve dünyalıktan uzak durmak,
• Geceleri ihya etmek,
• Gündüzleri oruç tutmak,
• Gizli zikre devam etmek,
• Bid’attan uzak durmak,
• Sünnet’e bağlanmak,
• Dünyadan kalbî bağı kesmek.
Emir Buharî hazretleri, vefatından az önce, müritlerine
‘Takva ve birlik halinde olunuz!’ diye vasiyet etmiştir.
Şiirlerinden
Sanman keramet isterim
Yâ türlü halet isterim
Ben aşıkım zat isterim
Gayrı neme gerek benüm.
. . .
Özge sevdalarda geçti ömrümüz
Kuru kavgalarda geçti ömrümüz
Arzu-yı mansıb u sevdâ-yı câh
Bu temennâlarda geçti ömrümüz.
. . .
Bana ansız olan seyri gerekmez
Dilimde gayrının zikri gerekmez
Gönülde mâsivâ fikri gerekmez
Bana Tanrı gerek gayri gerekmez.
. . .
Sen bilirsin senden özge kimse şah olmaz bana
Dostum hiç senden artık kimse padişah olmaz bana
. . .
Yele verdin bu hevada varımız
Yere çaldın namus ile arımız
Aleme keşfeyledin esrarımız
Hey gönül, şeyda gönül, rüsva gönül.
. . .
Eşiğinden özge kanda varayım
Seni koyup ya kime yalvarayım
Yâ İlâhî sen esirge beni kim
Bir zayıf u aciz ü bî-çâreyim.
Sana tuttum yüzümü yâ Rabbenâ
Seni koyup ya kime yalvarayım.