Zaman Nereye Götürüyor - Mehmet ILDIRAR
Manevi
terbiye altındaki kişinin özelliklerinden biri, kusurunun farkında olmasıdır.
Yanılsa bile kısa sürede ne yaptığının idrakine varır.
Sufiler yaptıkları güzel işlerde, iyi davranışlarında
ise Allah Tealâ’nın yardımının, Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in ve Sâdat-ı Kiram’ın
bereketinin tesiri olduğunu düşünüp gururlanmazlar.
Üç gün amel edip otuz günlük mükâfat
kazandığını zanneden ve amelini büyüklerin ameliyle kıyaslayanlar
ise aldanırlar.
İnsanların bir kısmı yaptığının hesabını bilir. Ne
yaptıklarını, niye yaptıklarını anlamaya çalışır, nasıl yaparlarsa doğru
olacağını hesaplarlar. Tasavvuf yolunun talipleri her zaman kendisini yeryüzüne
halife yapılan insanla kıyaslar. Kendine “Sen neredesin o nerede?” der. Bu
kıyasla kendini düzeltmeye çalışır.
Yarın biçeceklerimiz dün ektiklerimizdir. Dün
gaflet olursa, bugün gaflet olursa, yarın kemalât olmaz. Dostlar
arasına katılmak istersen dost olmanın usulünce yaşayacaksın.
Her an Rabbiyle olan insanlar var. Onlar O’nun her zaman
yanlarında olduğunu bilmişlerdir. O’na arkalarını dönüp yaşamazlar. Ne istemiş,
nasıl emretmişse anlamaya çalışmış ve O’nun razı olmasını her şeyden çok
önemsemişlerdir.
Tasavvuf ehli “ibnu’l-vakt”tir, yani zamanın çocuğudur.
İçinde bulunduğu an neyi gerektiriyorsa onunla meşgul olur, o anki sınavını
başarmaya, ertelemeden, önemsiz görmeden o anda Allah’ın rızasını kazanmaya
çalışır.
Vakit kiminin lehine kiminin aleyhine çalışır. Kimin
aleyhine işlemişse vakit ondan nefret etmiştir. Kötü kullanılan vakte tevbe
istiğfar etmek gerekir.
Her insan kendince avunup teselli olmaya, huzur bulmaya
çalışır. Fakat bu huzuru nerede aradığı insandan insana değişir. Bu farklılık
şahsın idrak ve anlayışına, dine olan itibarına, ona verdiği kıymete bağlıdır.
Müminlerin huzurlarını İslâm’ın bildirdiği yerde, yani dosdoğru yolda, Allah’a
yönelişte aramaları gerekir.
Dünya süsleri ile teselli bulup avunmak ise bir
aldanmadır. Yeryüzündeki bütün canlılar dünyadan faydalanır, ihtiyaçlarını
ondan giderir. Bu açıdan insanla hayvanlar arasında bir fark yoktur. Fakat
insanın hayatı bundan ibaret değildir. Onun bundan çok daha farklı, daha yüksek
seviyeli bir hayattan payı vardır. Bu nedenle insanın yalnız dünya ile huzur
bulması, onun yaratılışından kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılamaz. Biz
yalnızca hayvanlarla ortak noktaları olan varlıklar değiliz.
Hayvanların huzur bulduğu hayat şekli bizim için yeterli olmaz. İnsanın izzet
ve onuruna da yakışmaz.
Allah Tealâ’nın; “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve
boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler.” (Hicr, 5)
veya “Hayvanlar gibi yerler, varacakları yer ateştir.” (Muhammed, 12)
ayetlerinde bildirdiği bir hayatı kabullenmemiz en akılsız iştir.
Bizi Allah’a yakın kılan akıl ve idrak nimetinin hakkkını
vermek zorundayız. Yani düşünmeli, akletmeli ve nihayetinde doğru olanı idrak
edip öyle yaşamalıyız.
Aklı hayvanî özellikleriyle örtülmüş, hakikati gözü
görmez hale gelmiş insanlar, hayvanların yaşadığı hayattan daha öte bir hayat
yaşayamazlar. Allah Tealâ, aklını kullanmayan insanların yaşayışını Kur’an-ı
Kerim’de tasvir etmiştir:
“Hayır! Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha
da sapıktırlar.” (Furkan, 44)
İnsan bir kere düşünmez mi ki, neden halife oldu,
yaratılmışların efendisi elbisesi niye kendisine giydirildi? İlim ve idrak tacı
neden onun başına kondu? İbadet ve kulluk yazısı neden onun alnına yazıldı. Yüz
yirmi dört bin peygamber boş yere mi geldi?
Elbette hayır! İş, insanın önemsediğinden daha ciddidir.
Allah kimseye de haksızlık edecek değildir.