Sunuş - Kendi Halimiz Nicedir - Sabahattin AYDIN
Zulmün her
türlüsünün yok olduğu, hiçbir adaletsizliğin görülmediği bir dünyayı kim
istemez? İlkçağ filozoflarından İslâm düşünürlerine kadar pek çok kişi böyle
bir idealin ardına düşüp kitaplar yazmışlar. Çağlar boyunca felsefenin,
tefekkürün ana mevzularından biri bu olmuş. Bu gaye için yönetim şekilleri
denenmiş, idari modeller ortaya atılmış.
Bugün de sıradan bir kişiden, politik sistemlere kadar
herkes aynı talebi dile getiriyorlar. İdeolojiler aynı vaatlerle taraftar
buluyor, süper güçler savaşlarını, operasyonlarını zulmün imhası, adaletin
ihyası olarak gerekçelendirme ihtiyacı duyuyor.
Demek ki Ademoğlu fıtrî olarak zulümden kaçıyor, adalet
istiyor. Fakat ne yaman çelişkidir ki insanın insana reva gördüğünü de hiçbir
yaratılmış birbirine yapmıyor. Ve demek ki insan tabiatının bir şeyden
hazzetmiyor olması yetmiyor. Onu rahat ettirecek bir hayat modeli, bir nizam,
bir sistem gerekiyor.
İşte insanlık tarihinin ana damarı, asıl geleneği olan
ilahî vahiy burada devreye giriyor. Kulunun yaratılış özelliklerini, hatasını
sevabını kendisinden iyi bilen Cenab-ı Mevlâ rehberlerini gönderiyor, güzeli
çirkini, doğruyu yanlışı öğretiyor. Bu manada tarih boyunca peygamberlerin
tebliğ ettiği daima İslâm’dır ve İslâm bir manasıyla esenlik demektir. Yani
barış, huzur, adalet. Yani zulümsüzlük.
İşin temeli böyleyken, zamanın ruhunun ifsat olduğu
dönemlerde İslâm olanlar da bir savrulma yaşamaya başlıyor. Dünyayı ıslah etme
vazifesi varken kendi hariminde nice ifsat halleriyle malul hale geliyor.
Şunu birlikte hatırlayalım: Kişinin kendine, dar
çevresine yaptığı mikro ölçekli zulümle kitlelerin maruz kaldığı kıyımlar gibi
makro ölçekli zulüm mahiyet itibarıyla aynıdır ve birbirini besler. Kendi
kişisel hayatında yaptığı zulmü muhasebe etmeyen, kırıp dökerek yaşayan insan
aleme nizam veremez. Böyle bir talebi varsa asla sahici değildir.
Bu noktadan hareketle yukarıda “mikro ölçek” dediğimiz
kendi kişisel dünyamızdaki zulüm konusuna dikkatinizi çektik bu ay. Zulmün
gözden kaçan boyutlarına değindik, daha duyarlı yaşamamız gerektiğinin, müslüman
ahlâkının her türlü kabalıkla, nobranlıkla, zorbalıkla çeliştiğinin altını
çizdik.
Siz değerli okuyucularımıza “üçü bir arada” abone
kampanyamızın devam ettiğini, zaten abone olan okuyucularımızın bir kişinin
daha dergimizle tanışmasını sağlamalarını beklediğimizi hatırlatarak bitirelim.
Mart ayında buluşmak üzere inşallah.