Müfessirler Sultanı Hz İbni Abbas - Sulhi CEYLAN
İbni Abbas
r.a. tüm hayatını Kur’an’ı anlamaya ve anlatmaya adamış büyük sahabilerden
biridir. Bu yüzden kendisine sonraki devirlerde “Müfessirlerin Sultanı” lakabı
verilmiştir.
Ashab-ı Kiram’ı anlama ve onların hayatlarını
hayatlarımıza yaklaştırma çabası, aslında İslâm’ın ilk dönemki safiyetini ve
heyecanını bir nebze hayatımızın merkezine yerleştirmek demektir. Çünkü sahabiler,
Peygamber Efendimiz s.a.v.’in dizi dibinde yetişmiş ve Kur’an ayetlerinin
inişine bizzat şahit olmuşlardır. Her birinin başlıca gayesi o ayetleri
hayatlarına geçirmek idi. Hz. İbni Abbas r.a. da bu minvalde “yaşayan bir Kur’an’dır.”
Allah Kelâmı’nı anlamaya
anlatmaya adanan bir ömür
Hicretten üç yıl önce doğan İbn Abbas, Allah Rasulü
s.a.v.’in amcasının oğludur. Peygamberimiz vefat ettiğinde on üç yaşındadır.
Hazreti Peygamber’in hanımı Meymûne validemiz teyzesi olması hasebiyle Efendimiz’in
evinde kaldığı da olmuştur. Bu vesileyle nebevî feyzden bolca rızıklanmıştır.
Kendisi anlatır: “Bir gün Allah Rasulü s.a.v.’in abdest
alması için su hazırlamıştım. Daha sonra hanımı Meymune r.a. suyu benim
hazırladığımı söyledi ve Allah Rasulü hakkımda şöyle dua etti: “Allahım! Onun dinde
anlayışını derin kıl ve ona Kitab’ı öğret.”(Buharî)
İbn Abbas r.a.’ın hayatının bu duayla şekillendiğini
söyleyebiliriz. Zira bundan sonra tüm hayatını Kur’an’ı anlamaya ve anlatmaya
adamış ve “müfessirler sultanı” ünvanını almıştır.
Hazreti Ömer r.a. davetli olduğu meclislere yanında İbn Abbas
r.a.’ı da götürürdü. Bir keresinde bazı yaşlı sahabiler:
– Ey Ömer, sen bu delikanlıyı niçin her zaman yanında
getiriyorsun? Bizim onun yaşında çocuklarımız var, dediler.
Bunun üzerine İbn Abbas r.a.’ın üstünlüğünü ortaya
koymak için Hazreti Ömer:
– “Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve
insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd
ederek tesbihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tevbeleri çok kabul
edendir. (Nasr Suresi) ayetleri ile Allah Tealâ bizlere neler
bildirmektedir, diye sordu.
Orada bulunanlardan bazıları:
– Rabbimiz bu ayetler ile bizim zafere eriştiğimiz zaman
kendisine tevbe etmemizi emrediyor, derken bazıları da yorum yapmadı.
Bunun üzerine İbni Abbas’a dönen Hazreti Ömer r.a. aynı
soruyu O’na yöneltince:
– Allah Tealâ bu ayetinde, Nebi’sinin vefatının
yaklaştığını bildirmiş ve O’nun tevbe etmesini istemiştir, dedi ve bu yorumu
ile Kur’an-ı Kerim’e ne kadar vâkıf olduğu tasdik edildi.
Hazreti Osman r.a.’ın halifeliği döneminde çeşitli
vesilelerle Arap Yarımadası’nın dışına çıktı. Kuzey Afrika’ya, Cürcan’a, Taberistan’a
hatta İstanbul’a gitti. İbn Abbas r.a.’ın bir diğer özelliği de siyasi
karışıklıklara hiç girmemiş olmasıdır. Bir ara Basra valiliği yapmışsa da daha
sonra bu görevden kendi isteği ile ayrılmıştır.
Son derece cömert olan İbn Abbas r.a. evine gelenlere
sürekli ikram eder ve kendisinden borç isteyenlere: “Ben bu konuda Allah Rasulü
s.a.v.’in yolunu takip edeceğim.” diyerek istenilenin iki katını verirdi.
‘Soran dilim ve kavrayan
kalbimle öğrendim’
Kendisine “Bu kadar bilgiyi nasıl öğrendin?” diye
sorulduğunda; “Çok soru soran dilim ve kavrayan kalbimle...” cevabını
vermiştir.
Bakara suresinin 18. ayetinin (Onlar sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Artık hakka dönmezler.) tefsiri sorulduğunda “Onlar
hidayeti işitmezler, hidayeti görmezler ve onu düşünmezler.” diye açıklamıştır.
Yine bir mecliste sahabiler Kadir gecesinin hangi gün
olduğu üzerine tartışmışlar ama bir sonuca ulaşamamışlardı. Mecliste hiç
konuşmayan İbn Abbas r.a.’a görüşü sorulunca şöyle söylemiştir:
– Allah tektir, teki sever. Çünkü haftanın günlerini
yedi yaptı. Rızkımızı ve insanı yedi şeyden yarattı, Fatiha’yı yedi ayet yaptı,
Kitabı’nda yedi akraba ile evlenmeyi yasakladı, mirası yedi kısma böldü,
secdede yedi aza üzerinde kalmamızı emretti. Safa ile Merve arasında yedi sa’y
yapmayı, şeytana yedi taş atmayı emretti. Bütün bunlara dayanarak şunu söylemek
istiyorum: Bana göre Kadir Gecesi Ramazan ayının son yedi günündedir.
Bir keresinde şöyle buyurmuştu:
– İnsanlar bu dünyadan göçüp gittiler. Ancak geriye nasnas
kaldı.
– Nasnas ne demektir, diye sorulunca:
– Kendileri insana benzedikleri halde insan olmayan,
ancak insan müsveddeleri olabilecek yaratıklara nasnas denir, demişti.
Yine başka bir sefer de şöyle buyurmuştu: “Öyle bir
zaman gelecek ki, şu insanlar arasında sağduyusu ile hareket eden tek bir kişi
bile kalmayacak.”
Hz. İbn Abbas hayatının sonlarına doğru âmâ olmuş ve 70
yaşlarında iken Taif şehrinde vefat etmiştir.
Cenaze namazını kıldıran Hz. Ali r.a.’ın oğlu Muhammed,
namazdan sonra yaptığı konuşmada “İşte şimdi ilmin binası göçtü.” diyerek
ağlamıştır.
Allah Kelâmı’nın açıklaması olan tefsir ilmi, insan
gücünün yettiği kadarıyla Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın muradını araştıran bir
ilim dalıdır. Hz. Peygamber s.a.v.’den sonra tefsir sahasında en büyük rolü sahabiler
almıştır. İbn Abbas r.a. ise tefsir alanında sahabe içinde en önde
gelenlerdendir. Bu yüzden kendisine, sonraki devirlerde “Müfessirlerin Sultanı”
lakabı verilmiştir.
Hayatını Mukaddes Kitabımızı anlamaya ve anlatmaya
adamış bu büyük sahabi, İslâmî ilimlerde ilk kaynaklardan biri olması sebebiyle
müstesna bir yere sahip. Allah ondan razı olsun.
Hakkında...
Hazreti Ömer r.a. İbn Abbas hakkında der ki:
“O, Hazreti Muhammed s.a.v.’e indirilen Kur’an’ı bu ümmet arasında
en iyi anlayan kişidir.”
Hazreti Ali r.a. da şöyle demiştir:
“İbn Abbas sanki gayba ince perdeden bakan birisi gibidir.”