İtidal İçin Sabır - Ahmet ALEMDAR
Ölçülü
olabilme, aşırıya gitmeme halidir itidal. İtidalli insan, sükûnet ve
yumuşaklığı esas alan bir zemin üzerinde yükselebilen insandır. Bu insan, çile
ve musibetler karşısında veya şeytanın hilelerine karşı soğukkanlılığını
koruyabilir.
İtidal üzere olmanın temeli sabırdır. Ancak sabırla
donanırsa insan, bu konuda maharet kazanabilir, marifet gösterebilir. İnsan
sabırla belki defalarca rafine olarak incelebilir ve katlanabilme, kadere razı
olma, hatta karşılaştığı sıkıntılı işte hayrı görebilme becerisini elde
edebilir.
Sabır ama neye?
Sabretmek, zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan
haysiyetine gölge düşürecek saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak
anlamına gelmez. Çünkü meşru olmayan şeylere karşı sabretmek caiz değildir.
Bunlara karşı içten elem duymak ve bunlarla mücadele etmek gerekir. İnsanın
kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da
karşılayabileceği ihtiyaçları karşısında gevşemesi sabır değil, acizlik ve
tembelliktir.
Sabır, bazı tembel kişileri kamufle eden bir kavram gibi
gözükse de, aslında cesaretin zaruri bir unsurudur. Çünkü sabırda itidal
muhafaza edilerek kolayca vazgeçmeme ve tahammül gösterebilme vardır. Her türlü
zorluğun merkezinde kişinin davasının bayraktarlığını yapmakta sebat etmesi
için gerekli gücü sağlayan sabır erdemiyle donanmadan hiç cesur olunabilir mi?
İmanın bir meyvesi
Sabır, şeytanın, gizli veya aşikâr herhangi bir
düşmanımızın bitmek bilmeyen taarruzları karşısında gerçek inançta, ibadette,
zikirde ve samimi düşüncelerimizde sebat etmek yolunda gösterdiğimiz bükülemez
bir kararlılıktır. Bu kararlılık, Allah’a imanın esaslı bir cephesini yansıtır
niteliktedir. Sabretmek hem imanın bir meyvesidir hem de insan sabrettikçe
imanını kemâle erdirebilir. Çünkü bizler, Kâf Suresi’nin 39. ayetinde geçtiği
üzere, başkalarının bizi rahatsız eden sözlerine karşı, güneş doğmadan ve
batmadan önce Rabbimizi övgüyle anarak sabrımızı güçlendiririz.
Kendimize sabrı sürekli telkin etmemiz de belki yeterli
olmayabilir; işte bu noktada Rabbimizin, “Sabah akşam, rızasını isteyerek
Rablerine yalvaranlarla beraber ol; yani onlarla beraber bulunmağa candan
sabret.” (Kehf, 28) emriyle karşılaşırız. Sabrı ve şükrü, evrâdı ezkârı yapıp
kanaat mülkünün hazinesi haline gelen Dertli Baba gibilerin etrafında
toplanmanın ve bir cemaat halinde yaşamanın bir sebebi de bu ilahî emir olsa
gerektir.
“Kanaat mülkünün hazinesiyim Devleti taatım saburen
şükür
Tüm yaratılmışların pür günahıyem Evrâdı ezkârım saburen
şükür.” (Dertli Baba)
Kimi kime şikayet?
Yüce Rabbimizin bir ismi de “es-Sabûr” değil midir? O
sabrın sahibidir; takdirinin tecellisini sabırla bekleyendir. Aynı zamanda O,
dilediğine de sabırla bekleme gücü verendir. Kullarına sabretme gücünü Allah
veriyorsa, sabreden insan Allah ile birlikte değil midir? (Bakara, 153). Bu
durumda Rüveym’in “Sabır, şikayeti bırakmaktır.” ifadesi ne kadar da doğrudur!
Öyleyse bizler, kimden veya hangi hallerimizden kime
şikâyet ediyoruz ki! İmam-ı Gazalî rh.a., insanın acıya sabredip uğradığı
felaketi gizlemesini ve bunu kimseye şikayet etmemesini, kişinin Allah’ı çok
iyi tanımış olmasına bağlamaktadır.
Üç sabır
Sabredilen şey bakımından sabır üç çeşittir:
• Allah için yapılan ibadetlere karşı sabır,
• Günah işlememeye sabır,
• Allah’ın bizler için birer imtihanı olan üzücü
olaylara karşı sabır.
İlk ikisi, kulun kendi iradesi ile yapacağı işlerle
ilgili sabırdır. Üçüncüsü ise kendi iradesi ve eylemi dışındaki olaylara
sabırdır.
Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü
fazlasıyla aşar. Böyle felaketler başa geldiği zaman, aşırı duygusal tepkilere
kapılmadan ve şikayet etmeden ilahî takdire razı olup sabretmek, müminlerin en
temel özelliklerinden biridir. Yüce Allah’ın, Kur’an-ı Kerim’de kullarına
emrettiği sabr-ı cemili (Yusuf, 18), Rasulullah s.a.v., şikayet edilmeyen sabır
şeklinde açıklamışlardır.
Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz, “Sabır ve tahammül
gösteren kimseyi Cenab-ı Hak sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir
nimet hiç bir kimseye verilmemiştir” (Tirmizî) buyurmuştur. Bundan dolayı
sabır, her faziletin üstünde bir değer taşımaktadır. Çünkü Rabbimizin korku,
açlık, mallarımızdan, canlarımızdan ve ürünlerimizden eksiltmek gibi şeylerle
bizi denemesine karşılık sabredebilmemiz, bizler için aynı zamanda başlı başına
ilahî bir müjdedir. (Bakara, 155)
Metanet ve bekleyiş
Sabır, kapıyı çalmak değil, beklemesini bilmektir.
Sabır, metanet ve bekleyiş; birbirini bütünleyen üç kelime! Allah’ın kendisine
sabır lütfettiği bir insan, hoşlanmadığı herhangi bir şeye Allah’ın çokça hayır
koymuş olabileceğini (Nisa, 19) düşünür ve sonucunu metanetle beklemeye
koyulur.
Sehl Tüsterî k.s. Hazretleri’nin söylediğine göre, sabır
iki çeşittir. Biri günaha girmemeye karşı sabırdır ki, bunu yapabilen kişi
mücahittir. Diğeri de ibadet etmeye karşı sabırdır ki, bunu yapabilen de âbid
yani ibadet edendir. Hem günah işlememeye, hem de ibadete sabreden kimseye Cenab-ı
Allah, kazasına rıza yeteneği verir. Rızanın işareti, kalbin gelen kötülük ve
iyilikleri itidal ve sükûnetle karşılamasıdır.
Ebu Ali ed-Dakkak k.s. Hazretleri, “Sabır Allah’ın
takdirine itiraz etmemektir.” demiştir. Fakat yakınmadan, başına gelen belayı
sadece söylemiş olmak sabra aykırı değildir. Yüce Allah “Ya Rabbi, bu dert bana
dokundu!” (Enbiya, 88) diyerek derdini söyleyen Eyyüb Aleyhisselamı, “Gerçekten
biz onu sabreden bir kul bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima bize başvururdu.” (Sâd,
44) buyurarak övmüştür.
İlk şok anında
Mümin bir kulda görülmesi beklenen gerçek sabır,
kendisini derinden sarsacak acı bir olayla karşılaştığı ilk zamandaki tutum ve
davranışlarında gösterdiği sabrıdır; ruhundaki sarsıntının etkilerine karşı
tahammüllüdür. Kalbe hücum eden ilk duygular sırasında, itidalli davranılır ve
sebat edilirse işte bu makbul olan ve Allah’ın mükâfat vaad ettiği sabırdır.
Kişi musibet sebebiyle sevaba mazhar olmaz, zira musibet kendi elinde değildir.
Ancak kişi musibet karşısındaki metanet ve güzel sabrı sebebiyle sevap kazanır.
Hz. Enes r.a.’ın rivayet ettiğine göre, Rasulullah
s.a.v. ölen çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:
– Allah’tan kork ve sabret, buyurdu.
Kadın ıstırabından kendisine hitap edenin kim olduğuna
bile bakmadan:
– Benim başıma gelenden sana ne, dedi.
Rasulullah s.a.v. uzaklaşınca kadına, “Bu kişi Rasulullah
idi!” dendi. Bunun üzerine kadın, çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden
dolayı utanıp üzüldü. Özür dilemek için doğruca Peygamber’in kapısına koştu,
doğrudan huzuruna çıktı ve:
– Ey Allah’ın Rasulü, o yakışıksız sözü sizi tanımadan sarfettim;
bağışlayın, dedi. Peygamberimiz ise:
– Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir,
diye buyurdu. (Buharî; Müslim; Tirmizî)
Meşhur alimlerimizden Kurtubî de sabır hakkında şunları
söylemektedir: “Sabrın en makbulü, ilk şok (sadme) anındaki sabırdır. Nefse güç
gelen, fakat sevabı çok olan sabır, musibet ateşinin hücum ettiği zamanda
yapılan sabırdır. Zira bu, kalbin dayanıklılığını ve insanın sabır makamında
durduğunu gösterir. Ama musibetin ateşi soğuduktan, ilk şoku geçtikten sonra
herkes sabreder. Bundan dolayı akıllı insan, üç gün sonra ahmağın yapacağı işi,
ilk andan itibaren yapmalıdır. (Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’an)
Bir
Güzel Huy
Sabır ruhun bir melekesidir; sabreden kişi güzel huylu demektir. Tahammülü zor
ve nefsimize ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur. Hakkı müdafaa
ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Dinin ve aklın
hoş görmediği ve nefsin meşru olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek
ve Allah’ın emirlerini yerine getirmek için sabırlı olmak durumundayız. Aksi
takdirde sabır olmadan, hayatta kendi elimizde olmadan başımıza gelen ve büyük
elem ve keder veren bela ve musibetlere karşı nasıl ayakta kalabiliriz ki?
“Hoşlanmadığın şeye sabretmende büyük fayda vardır.” (Ahmed b. Hanbel) buyuran
Peygamberimizin pek çok olay karşısındaki sabrını her zaman örnek almalıyız.
Rabbimizin “Belalarına çok sabreden ve nimetlerine çok şükreden” (İbrahim, 5)
kullarından biri olabilme duasını her zaman yapmalıyız.
Yazımızı, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin sözleriyle bitirelim:
“Hak şerleri hayreyler Zannetme ki gayreyler
Ârif ânı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefvîz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.”