Cahil Sofilik Olur mu - Mehmet ILDIRAR
Allah ve Rasulü’nün
bildirdiği gibi İslâm’ı yaşamadan tasavvufî bir hayattan söz edilemez. Bunun
için ehl-i tasavvuf olan kişilerin, mürşidin manevi terbiyesi altında seyr-i süluklarını
tamamlarken dinin emir ve yasaklarına ve Rasulullah s.a.v.’in sünnet-i seniyyesine
uymaları gerekir.
Mürit, yani isteyen, talep eden kişi, Allah’ın
hükümlerine sarılıp O’nun yolunda ilerlemeyi talep eden kişidir. İslâm’ı, Rasullullah
s.a.v.’in bildirdiklerini bilmeden, Allah’ın hükümlerine teslim olmadan, ibadet
ve taati ciddiye almadan mürit olunmaz. Yolunda olunanın yolunda ilerlemeyi
istemeden, O’nu istemesi samimi olmaz. Bir mürit, mürşit eli tuttuktan sonra
hemen dinini öğrenmesi, eksiklerini tamamlaması gerekir.
Şam’da doğup yine orada vefat etmiş olan fıkıh
alimlerinin büyüklerinden İbn Abidin hazretleri, zahir ilim eğitimini
tamamladıktan sonra tasavvufta da eğitimini tamamlamıştır. Büyük bir ilme sahip
olarak Mevlâna Halid hazretlerinin halifesi olmuştur.
İbn Abidin hazretleri, kadın olsun erkek olsun, her müslümanın
dinini muhakkak öğrenmesi gerektiğini buyurmuştur. Bir mümin hangi işi yapacak,
hangi ibadeti ifa edecekse onunla ilgili bilgiyi öğrenmesi farzdır.
Şu halde ilk işimiz, dinimizi öğrenmek için sıkı bir
gayret içerisine girmektir. “Her kime hikmet verildiyse ona pek çok hayır
verilmiş demektir.” (Bakara, 269) ayetindeki hikmet kelimesini tefsir alimleri
fıkıh ilmi olarak tefsir etmişlerdir. Bunun içindir ki ilimlerin en hayırlısı
fıkıh ilmidir. Fıkıh ilmi ibadet, taat, alışveriş, insanlar arası münasebetler,
miras gibi hususları içine alır.
Allah’tan korkan, takva sahibi bir fıkıh alimi,
durmaksızın ibadet eden zahitten üstündür. Tasavvufta adı geçen riya, ucub, ihlâs
gibi meselelerin fıkıh ilminde de hükmü bulunduğundan, bunların hükümlerini
bilmek de farzdır.
İbn Abidin hazretleri bir eserinde şöyle buyurmaktadır:
“İhlâsı elde etmek için kalp bilgilerini öğrenmek de farzdır. Tasavvufî hayat,
ahlâk-i hamide (övülmüş, güzel ahlâk) olarak ihlâsı, samimiyeti, dürüst, mert
olmayı, niyetin her türlü kötü fikirden arındırılıp doğru olmasını emreder. Tam
bir muhabbet ve marifeti istediği gibi, düşük, kötü ahlâk olan harama
yönelmeyi, ucubu, hasedi ve riyayı yasaklar.”
Hangi meselenin haram, hangisinin helal olduğu ayet-i
kerime ve hadis-i şeriflerle bellidir. Niyet, ihlâs, marifet, iman-ı kâmil,
muhabbet gibi hususlar emredilmiştir. Gösteriş, kendini beğenmek, başkasının
elinde olanı kıskanmak, haset etmek, cimrilik gibi hususlar yasaklanmıştır.
Emredilmiş veya yasaklanmış olan bu hususların bilinmesi
de farzdır. Çünkü bir kişi ibadetinde, bilhassa Allah rızası için yaptığı bütün
işlerde riyakârlık yapar, göstere göstere yapıp insanların takdiri peşine
düşerse ya da kendini ibadeti bol iyi kullardan görüp başkalarını küçümserse
yaptığı amelin sevabından mahrum olur.
Böyle bir hataya düşmemesi için ucub ve kibiri, yani
kendini beğenme ve büyüklenmenin ne olduğunu, Allah ve Rasulü’nün bu konuda
bizden ne istediğini bilmesi gerekir. İnsan, Allah’ın kuludur, Allah’ın rızası
için yaşar. Bu yüzden doğru niyetli, ihlâslı ve yapacağı ameller için bilgili
olmak zorundadır.
Mümin alışverişi, nikâh ve talâkı da bilmelidir. Evlilik
kurumunun sağlıklı bir şekilde devam etmesi için nikâha, boşanmaya dair
meseleler öğrenilmelidr.
İbn Abidin hazretleri, cahil kimselerin iman dairesinden
çıkartacak kelimeleri, hatalı sözleri sık kullanmalarının muhtemel olmasından
dolayı, imanın her gün yenilenmesinin, nikâhın da ayda bir iki kez iki şahit
huzurunda tazelenmesinin icap ettiğini söylemiştir.