Kar Altında Hüzün Denemesi - Hüseyin KAYA
Boşunadır
ilkokul sınıflarımızın duvarlarını süsleyen mevsim şeritleri. Boşunadır her
tahtaya kaldırıldığımızda dört mevsimi peş peşe ezberden sıralamamız, sırf bu
yüzden aferinler almamız.
Ömrümüz boyunca dönüp dolaşıp heceleyerek okuduğumuz ve
asla ezberleyemediğimiz dört kelimeden ibaret kısa bir cümledir aslında
çocukluğumuzdan beri bize öğretilmeye çalışılan dört mevsim. Bu kısa cümlenin içinde
yaşarız tekrar tekrar yalnızlıkları, hastalıkları, ayrılıkları, kavuşmaları.
Kimimiz baharlar yeşertir içinde yıllar yılı, kimimiz bir ömür sonbahar
rüzgârlarında selvi yaprağı... Kimimizin tebessümünde yaz aydınlığı, kimimizin
daima karlıdır gönül dağları. Hasılı, okusak da hecelesek de mevsimler içimizde
bıraktıklarıyla bulur manasını.
* * *
“Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş”
Denizler, dağlar, çiçekler, kuşlar gibi mevsimlerin de
bir dili vardır hayat telaşından uzaklaşıp, sustuğumuzda ruhumuza fısıldayan.
Baharın dili çiçektir, sonbaharınki yaprak. Yaz, aydınlık şarkılar söyler
kendisini dinleyene. Ve kış, kar diliyle söyleşir ona gönül kapılarını
açanlarla.
Eğer yılın altı ayının kıştan sayıldığı bir coğrafyada
yaşıyorsanız en iyi kışın dilini bilir, onunla söyleşir, onu dinler, ondan
kendinizde bir şeyler bulursunuz. Kendinizi onda bulursunuz. Ruhunuzdaki
aydınlık onun beyazlığından, ağır usul yürüyüşünüz onun ağır gelişinden ve
gidişinden sinmiştir benliğinize.
Kardır kışın dili ve kar, çiçeklerin en çabuk solanıdır.
* * *
“İncecikten bir kar yağar”
Kar da bir çiçektir yalnızca kendi mevsiminde açan. Bu
yüzden kendisini görmeden önce kokusunu duyarsınız size yaklaştığında.
Rüzgârdan onun selamını alır, topraktan kaç gün misafir olacağını öğrenmeye
çalışırsınız.
Hava kurşunî renkte bulutlarla kapanır, vakit geceyse de
etraf aydınlıktır. Her şey yavaşlar ilk kar tanesinin yeryüzüne inmesinin
ardından. Ağır usul, nazlı nazlı ve dönerek inişinden anlarsınız ki kar da
memnundur halinden.
Hangi şehirde, kasabada ya da köyde yaşıyor olursanız
olun, o aynı vezinde söylenmiş mısralar gibi düşer pencerenizin önüne.
Şayet her insanın gökyüzünde bir yıldızının olduğu
doğruysa, mutlaka her insanın rüzgârlarla başka diyarlara savrulan, kendinden çok
uzaklarda bilmediği iklimlerde eriyen ve tekrar göğe yükselen bir de kar tanesi
vardır gökyüzünde. Kim bilir, geciktiğinde yolunu hasretle bekleyişimiz ve
geldiğinde içimizi kaplayan çocuksu sevinç belki biraz da bu yüzdendir.
Her kar tanesinin farklı bir fısıltısı vardır işitenini
büyüleyen, lâl eden. Ruhumuza ulaştığında o ses, pencere önündeysek öylece
kalakalırız orda. Ya da dışarıdaysak bir türlü bulamayız evimizin yolunu.
Savrulan kar taneleri gibi savrulur dururuz yollarda. Yüzümüze elimize düşen
kelebekten daha kısa ömürlü kar taneleriyle içimizden konuşur, bambaşka bir
âlemin eşiğinde buluruz kendimizi.
Yalnızca kar değildir gökten inen. Bizi üşüten,
iliklerinizde hissettiğiniz yalnızlık ve faniliktir biraz da. Vakit gündüzse
çabucak akşama yakalanırsınız; şayet vakit akşamsa saatin yelkovanı yavaşlar ve
uzayıp gider geceler başka gecelere, zamanlara doğru. Titrer, etrafımıza bakar
ve bir dost sesi bize dünyada olduğumuzu hatırlatsın isteriz.
* * *
“Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta”
Hiç değilse yalnızca bir kışı şehirden uzakta
geçirmediyseniz, kaç yıl yaşarsanız yaşayın, kaç memleket dolaşırsanız dolaşın,
yeryüzünde telafisi mümkün değildir bu noksanlığın. Farkında olmasanız da
içinizde hep yarım bir kış kitabının sayfaları uçuşur rüzgârlarda ömrünüz
boyunca.
Kışsa ve dışarıda kar yağıyorsa, elinizde bir bardak
sıcak çayla pencere önünde dışarıyı seyretmekten başka yapacağınız her iş
hürmetsizliktir yağan kara. Zira en çok siz seyreyleyin diye uzaklardan gelir,
göklerden yakınınıza iner. Her kar tanesi yere değmeden önce kalbinize değer,
kalbinizi titretir, üşütür orada bir yerleri ve o üşüme alıp sizi başka
zamanlara, mekânlara götürür.
* * *
“Sesin nerde kaldı kar içindesin”
Yolları karla bağlanmış, beyaz dağları bulutlarla
kavuşmuş bir köyün en ücra evine, çocukluğunuza uğrarsınız biraz. İsli gaz
lambalarıyla ışıtılmaya çalışılan karanlık bir odanın kıyısında, tuhaf kokusuna
zamanla alıştığınız ot döşeğin içinde büzülmüşsünüzdür. Dışarısı içerden daha
aydınlıktır. Duvarda ansızın değişen gölgeler dahi içinizi ürpertirken,
uzaklardan gelen kurt ulumaları damarlarınızdaki kanı yavaşlatır.
Dışarıda kar yağarken ya da akarsuların dahi buzlar
altından kendine yol aradığı bir akşam ayazında, közü geçmeye yüz tutmuş bir
tandıra yarı ıslak yün çoraplarınızdan kurtardığınız ayaklarınızı sallayıp,
başınızda dolanan bir uyku mahmurluğuna direnmeye çalışan kavruk yüzlü bir
çocuk olursunuz kendi “Kibritçi Kız” masalınızın içinde.
Kevenle tutuşturulmuş bir odun sobasının üzerindeki esmer
çaydanlığın derdini sobanın ateşi geçinceye dek dinleyen, elleri başının
arkasında uykuya dalmaya çalışan bir delikanlının yüzü belirir, kar hızlandıkça
bakışlarınızın saplandığı boşlukta. Gözlerinizi kapatırsınız; aynı soba
üzerinde kuruttuğu tütünü ezilmiş tabakasına sararmış titreyen parmaklarıyla
basan, az konuşan, az gülen bir dedenin dönüp de yüzüne bakmadığı mahcup
torunusunuzdur.
Yerle gök arasında, kışın rengine bürünmüş, her rüzgârda
birbirine tutunarak başka ilahiler söyleyen selvilerin, kavakların ortasında,
bacasından incecik dumanların süzülerek tüttüğü küçücük bir kerpiç evdir
hatıralarınızın toplandığı tek mekân.
Kapı önünde bekleyen köpeğin keyfi, sofralar
serildiğinde sini altında bekleyen kedinin biçare bakışı ve her dışarı çıkışınızda
sizden yiyecek bekleyen serçeler sonsuz bir şükür duasına taşır sizi. Bir
okyanusun orta yerinde, yakınlarda bir ada düşleyerek mutlu olan gemisi
parçalanmış bir yolcusunuzdur oysa.
Üşüseniz de bilirsiniz baharla birlikte atmaya
başlayacak kaç küçücük yüreğin yorganıdır toprağın üstündeki bu beyaz örtü.
Yamaçlarda, yol kıyılarında kalır tilkilerin kurtların
bıraktıkları ayak izleri bahara kadar.
Kış teslimiyettir ve aczimize sığınarak
hatırlayışımızdır âdemliğimizi.
“Dünyanın en uzun hüznü yağıyor / Yorgun ve yenilmiş
insanlığımız üstüne”
* * *
En güzeli kıştır mevsimlerin. Zira kar yalnız onun
misafiridir.
Hiç değilse yalnızca bir kışı şehirden uzakta
geçirmediyseniz, kaç yıl yaşarsanız yaşayın, kaç memleket dolaşırsanız dolaşın,
gridir bütün mevsimlerin içinizdeki rengi.