Tasavvuf Klasikleri - Sülemî’nin Risaleleri – Ali Kaya
Tasavvuf Nasıl Bir Yoldur?
Tasavvuf öyle bir hakikattir ki ne dilin, ne de sözün
olmadığı yerde olur (lâf ile tasavvuf olmaz). Tasavvuf, ehil olan kimselere,
evliya ve meşayih tarafından gelen bereketlerden, onların adab ve ahlâkının
tesirinden meydana gelir. Eğer bir müride mürşidin nazarı tesir eder, ona o
nazar sebebiyle bereketler geçerse, bu bereketler onun göğsünü açar, kalbini nurlandırır.
Yüce Allah buyurmuştur; “Rabbinin göğsünü İslâm’a açmış olduğu kimse, Rabbinden
bir nur üzerinde değil midir?” (Zümer, 22)
Bunun ne demek olduğu, Hz. Peygamber s.a.v.’den soruldu,
şöyle cevap verdi:
– O, kalbe atılan bir nurdur, onunla göğüs açılır,
huzura erer.
– Bunun bir belirtisi var mıdır, diye sorunlunca buyurdu
ki:
– Gurur evinden uzaklaşmak, ebediyet evine yönelmektir.
(Beyhakî, Zühd 974; Ebu Nuaym, Hilye, 9/246)
Bu da dünyaya buğz etmek, onu sevmemek, ondan ve ona
yönelenlerden yüz çevirmekle; dünyaya önem vermenin havas (seçkinler) için
mekruh, peygamberler için haram olduğunu bilmekle olur.
Şunu iyi bilmelidir ki başlangıcı doğru olanın sonu daha
mükemmel olur. Zira son, başa dayanır. Eğer sâlik doğru çalışırsa sağlam sonuca
ulaşır. Çünkü hizmeti daha halis olanın müşahedesi daha net olur. Hali daha
doğru olanın, veliliği daha yüksek olur. İlmi daha tam olanın işleri Allah’a
havalesi daha güzel olur. Marifeti daha sağlam olanın, teslimiyeti daha
mükemmel olur.
Hakikate Erme Mertebeleri
Yüce Allah, hakikatlere kavuşma sebeplerini derecelere ayırarak
buyurmuştur ki: “Kim Allah’a ve Elçisine itaat ederse, işte onlar Allah’ın
nimet verdiği peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar
da ne güzel arkadaştır” (Nisa, 69)
Makamların ve mertebelerin başı salâh mertebesi, sonu da
sıddîklik rütbesidir. Nübüvvet ve risalet ise halka mahsus hallerden değildir.
Onlar yaratılmışların hallerinden tamamen başkadır. Çünkü peygamberler hallerin
en yükseğine sahiptirler. Halk ise o hallerin ancak kenarında gezerler. Salâh
makamından sonra şehitlik makamı gelir.
Şehit ve Sıddîk
Zahirde şehit, ancak savaşta öldürülmekle olur.
Hakikatte şehit, nefsin şehvetlerini öldürmekle olur. Nefsin hareketleri
(görünümü) kalır ama şehvetleri ölür ve o zaman müritlerin edeplerine ve
huylarına uyar.
Şehitler makamından sonra sıddîkler makamı gelir. Sıddîklik
de mutasavvıfların hallerinden biridir. Sıddîkler makamının en yücesi, gerek
emirlerinde, gerek işlerinde Hz. Peygamber s.a.v.’e uymak, hiçbir davranışında
onun huyuna aykırı hareket etmemektir. Sâlik, önce Peygamber s.a.v.’in
hallerine uymaya çalışır. Bunu gücü yeterse yapar, yetmezse bu dereceden inip
onun ahlâkına uymaya çalışır. Yine gücü yetmezse bu dereceden de inip onun
adabına uymaya çalışır.
Bu makamların hiçbirine uymaya gücü yetmezse sünnetine
uyar. Hiçbir suretle sünnete uymaktan daha aşağı bir hale inmemelidir ve
bilmelidir ki nübüvvet makamlarının en aşağısı, velâyet ve tasavvuf
makamlarının en yükseğinden üstündür ve ondan tamamen ayrıdır. Çünkü rasuller
ve nebiler, hiç aldanma olmayan ve şüphe bulunmayan vahiyle, gaybı müşahede
ile, halkın hükümlerini (durumlarını, iç yüzlerini) görmekle
kuvvetlendirilmişlerdir. Rasuller ise nebilerin, velilerin, sıddîklerin,
şehitlerin ve sâliklerin üstündedirler.
Sûfilerin Edebi
Şekîk Belhî, İbn Mes’ud r.a.’dan Rasulullah s.a.v.’in
şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Beni Allah terbiye etti, terbiyemi güzel
yaptı. Sonra bana üstün ahlâkı emrederek ‘affı al, iyiliği emret’ dedi.” (Süyûtî;
Sem’ânî; Münavî)
Şerîk, İbn Abdullah’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz.
Peygamber, kendisine gelen kişinin, sözlerinden çok edebini öğrenmesini
severdi.”
Zünnûn Mısrî de şöyle demiş: “Allah İslâm’ı bilgi ile
süsledi, terbiye ile yükseltti, takva ile şereflendirdi.”
Nebâcî şöyle dedi: “Terbiye hallerin süsüdür. Terbiye
büyüklerle güzel sohbet etmektir.”
Ve şöyle dedi: “Her şeyin bir hizmetçisi vardır. Dinin
hizmetçisi de edeptir. Edep hürlerin süsüdür. Edep büyüklerle güzel sohbet,
onların sözlerini kabul etmek, büyüklerin terbiyesine ve ahlâkına uymak, onlara
saygı göstermek, yaşıtlar ve arkadaşlara güzel ahlâk ile muamele etmek.”
Ziyaret:
Ziyaret birkaç çeşide ayrılır: Yasaklarından sakınmak
suretiyle Hac farzını yapmak üzere Allah’ın Evi’ni ziyaret, her hususta şefaatini
dilemek üzere Peygamber s.a.v.’in kabrini ziyaret. Yüce Allah buyurdu: “Eğer o nefslerine
zulmedenler sana gelip Allah’tan mağfiret dileselerdi, Rasul de onlar için
istiğfar etseydi, elbette Allah’ı bağışlayıcı merhamet edici bulurlardı.” Hz.
Peygamber s.a.v. de: “Benim kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.”
demiştir (Beyhakî; İbn Adî; Münâvî)
Mümin ahirette şefaatine nail olmak, dünyada da o
toprakların bereketine ermek için Rasul s.a.v.’in kabrini ziyaret eder. Daima
yapılması icap eden ziyaret çeşitleri şunlardır:
İlimlerinden istifade etmek, edepleriyle edeplenmek için
evliyayı ziyaret,
Yüce Allah’a yaklaşmak için salih kimseleri ziyaret,
Kendilerine iyilik etmek üzere ana babayı ziyaretle
onların feyizlerinden istifade etmek,
Sohbetlerinin bereketlerine ermek için şeyhleri ziyaret,
Haklarını ödemek, kardeşlik ve keremi tazelemek için
ihvanı ziyaret,
İbret almak için kabirleri ziyaret.
Muvafakat:
Muvafakat, Hakk’ın emrine aykırı bir davranış doğuracak
şeyleri terk etmek demektir.
Muvafakat, muhalefeti terk, günah olmayan işlerinde
dostlara yardım etmektir.
Muvafakat, sana azar getirecek, kınanmana yol açacak
şeyleri bırakmaktır.
Muvafakat, sırrı, sırra zıt olan şeylerden
temizlemektir.
Muvafakat, Hakk’ın arzusu için kendi arzunu terk etmen,
doğru yolda gitmen, öğüt uyarınca hareket etmendir.