Akdeniz’i Türk Gölü Yapan Midillili Barbaros - Ahmet MİROĞLU
“Deniz
üstünde yürürüz / Düşmanı arar buluruz / Öcümüz komaz alırız / Bize Hayreddinli
derler.”
(Kaptan-ı Derya Hayreddin Paşa’nın Leventlerinin
Söylediği Denizcilik Marşı’ndan)
Midilli adasının Akdeniz’in serin sularında derin izler
bırakan namdar kaptanları, reisleri ve paşaları da vardır. Belki bu muhteşem
Ege adasını ele almaya çalıştığımız bir önceki yazımızda özellikle onlardan söz
etmek gerekiyordu. Ancak yerimiz sınırlı olduğundan bu uzun soluklu konuya
sadece değinip geçmek zorunda kalmıştık. İşte şimdi Midilli toprağının dünya
denizcilik tarihine hediye ettiği bu yiğit derya kaptanlarından/kaplanlarından
söz etmenin zamanıdır.
İlk kez Çaka Bey tarafından fethedildiği söylenen,
İstanbul’un alınmasından sonra vergiye bağlanan ve nihayet kesin bir şekilde
Osmanlı topraklarına katılan (1462) Midilli’nin koca Akdeniz’i Türk Gölü haline
getirecek büyük denizcilere beşiklik edeceğini kim bilebilirdi ki?
Midilli Kalesi’nin
muhafızları
Barbaros Hayreddin Paşa, ailesinin Midilli’ye
yerleşmesini şöyle anlatır:
“Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Midilli fetholunup
kâfirlerin elinden alındı. Sultanın emri ile kul taifesinden (tebadan) bazı
kimseler kaleyi beklemek üzere tayin olunup yazıldılar. Bu erlerin kalede
kalmaları kararlaşınca, bunlar Şevketlü Padişah hazretlerine arzuhalde bulunup,
şöyle dediler:
“Bizim burada kalmamızı ferman buyurdunuz. Emriniz can
baş üstüne! Gerekir ki bizim ihtiyaçlarımızı da gideresiniz. Zira biz burada
bir alay bekâr adamlarız. Bu yer ise bir adadır. Bu taraflarda müslümanlık yer
de yoktur ki onlarla tanışıp, kendi başımıza bir çare bulalım. Elhasıl bizim
burada böyle kalmamız çok zordur. Biz buna razı olamayız. Bize bir çare
buluverin.”
Sultan Mehmed Han bunların arzuhallerini işitip hak
verdi. “Kul taifesinin sözleri makuldür. Bunların evlenmelerine bir vesile
gerekir.” deyip şu vech ile bir emr-i şerif gönderdi:
“Ol hisarda muhafız kalan kullarım, orada oturanların
kızlarından hangi güzel kızı beğenirlerse usulünce nikâh edip alsınlar. Eğer
iyilik ile vermezlerse cebren alsınlar. Amma şeriata muhalif almasınlar. Nikâh
ile alıp evlensinler. Böylece oradaki kâfirlerle de aralarında ünsiyet peyda
olup, kaleyi muhafaza etmekte kolaylık ola ve kaleyi iyi hıfz ederler.”
Yakup Ağa’nın dört oğlu
Bu emr-i şerifi alan gaziler memnun ve razı oldular.
Gereğince de amel eylediler. Kale muhafızlarının içinde, Selanik yakınlarındaki
Vardar Yenicesi’nden Yakup Ağa da vardı. Yiğit dilâver bir er idi. Bir sipahi
oğluydu. Bahadırlığıyla akranı gençler arasında mümtaz idi. İlk kızı alan Yakup
Ağa oldu.
Yakup Ağa güzellikte emsalsiz bir dilberi beğenip, nikâh
edip helalliğe aldı. Zevcesi ile bir nice zaman dirlik içinde yaşadı. Dört
oğulları oldu. Adlarını İshak, Oruç, Hızır ve İlyas koydu. İşte bu Yakup Ağa
benim babam olup oğullarının üçüncüsü idim.” [Seyyid Muradi Reis, Barbaros Hayreddin
Paşa’nın Hatıraları (nşr. Ertuğrul Düzdağ), I-II, İstanbul. Eserin orijinal
adı: Gazavât-ı Hayreddin Paşa]
Ailesinin Hızır ismini koyduğu üçüncü oğul, daha çok
Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar, havuç rengine çalan
kırmızı sakalından dolayı ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha
sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin
lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.
Dört kardeşin en küçüğü olan Hızır gençliğinde Midilli,
Selanik ve Eğriboz arasında ticaret yapmaktaydı.
Denizi vatan tutan kardeşler
Bir ara küçük kardeşleri İlyas’ı da yanına alarak Şam Trablusu’na
sefer eden Oruç Reis’in gemisi Rodos şövalyeleri tarafından tutuldu. İlyas
şehit oldu. Oruç esir edilerek Rodos’da zindana atıldı. Bunun üzerine Hızır,
ağabeyini kurtarmak için harekete geçtiyse de başarılı olamadı.
Rodos şövalyelerine esir düşen ağabeyi Oruç’un adeta
kendiliğinden kurtulmasıyla iki kardeş şehzade Korkut’un himayesine girdiler.
II. Sultan Bayezid’in üçüncü oğlu ve Yavuz’un ağabeyi olan Korkut, Türk
denizciliğini himayesi ile meşhurdu.
Oruç Reis’in, şehzade Korkut’un hizmetine girdikten
sonra talihi açılmaya başlamıştı. Barbaros Hayreddin Paşa hatıralarında bu
durumu; “Padişah duası alanın akıbeti hayrolur.” sözleriyle Osmanoğlu
Sultan Korkut’un duasını almalarına bağlar.
O sırada İspanyollar Akdeniz’in batısına hakim olmak
için büyük çaba harcıyorlar, Endülüs Müslümanlarına zulmediyorlar, müslümanlar
da başka diyarlara göç etmenin çaresini arıyorlardı. Bunun üzerine Oruç ve
Hızır reisler 1504 yılından itibaren Kuzey Afrika sahillerine yöneldiler. İki
gemilik küçük filoları için güvenilir bir liman ararken Tunus Hafsi Sultanı Ebu
Abdullah Muhammed b. Hasan’la (1493-1526) anlaşarak Halkulvadi’de (La Goletta)
yerleştiler.
Gemilerinin sayısı artınca da Cerbe Adası’nı üs
edindiler. Avrupa kıyılarına çeşitli akınlar düzenlediler. Nihayet Cicelli’yi (Djidjeili)
ele geçirdiler. Halkın Oruç’u sultan ilan etmesi üzerine Kuzey Afrika’da
kuracakları devletin temellerini atmış oldular.
Yavuz Sultan Selim’in himayesine girdikten sonra (1515)
iyice güçlendiler. Büyük ve başarılı deniz seferlerinden ve mücadelelerinden
sonra Oruç Reis Cezayir sultanı ilan edildikten (1516) üç yıl sonra şehit
düştü.
Hızır Reis nasruddindir, hayruddindir!
Yalnız kalan ve Osmanlı desteğini güçlendirmek isteyen
Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim’in “Hızır Reis nasruddindir, hayruddindir.”
iltifatına mazhar oldu (1519). Yavuz, kendisini Cezayir hakimi olarak
tanıdığını gösteren bir hatt-ı hümayun göndermiş, Anadolu’dan gönüllü asker
toplama imkanı tanımış, yeniçerilerle topçulardan oluşan 2000 kişilik bir
kuvvet de göndermiştir. Artık Cezayir’de hutbe Osmanlı padişahı adına okunmaya
ve Hızır Reis de Hayreddin ismiyle anılmaya başlanmıştı.
İspanyollara karşı 1519’da alınan galibiyetin ardından,
hatıralarında anlattığına göre Avrupalılar Hızır’a ağabeyi gibi Barbarossa
lakabını vermişlerdir.
Gitgide güçlenen ve başarılarını artıran Barbaros Hayreddin
Paşa, Endülüs Müslümanlarına yardımcı olmuş, 70 bin kadarını kurtararak Kuzey
Afrika sahillerine yerleştirmiştir.
Bu arada Osmanlı tahtına Kanuni Sultan Süleyman
oturmuştu. Barbaros, padişah tarafından “Cezayir-i Bahr-i Sefid Beylerbeyi”
payesiyle Kaptan-ı Deryalığa getirildi (1534).
İrili ufaklı birçok deniz savaşını kazanan ve zaman zaman
kaybeden Barbaros Hayreddin Paşa, 246 gemilik çeşitli Avrupalı devletlerin
oluşturduğu müttefik Haçlı donanmasını 122 gemilik Osmanlı donanmasıyla tarihe Preveze
Deniz Zaferi olarak geçen çarpışmada hezimete uğrattı (1538).
Bu zaferle Doğu Akdeniz’deki hakimiyetini, Orta
Akdeniz’e de egemen olarak iyice pekiştirmiş oluyordu.
Preveze Zaferi’ni daha önce bir yazımızda ele aldığımız
Nice Seferi (1543) takip etti. Söz konusu sefer, büyük Kaptan-ı Derya’nın son
büyük seferidir.
Hayreddin Paşa, 1546 yılında kısa süren bir hastalıktan
sonra vefat etmiş ve sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı bir medresenin yanındaki
türbesine defnedilmiştir. Ölümüne “mâte reisü’l-bahr” (Denizlerin reisi öldü)
sözü tarih düşürülmüştür.
Her harfe bir rakamın karşılık gelmesi esasına dayanan Ebced
Hesabı’na göre bu ifade hicri 953 yılına işaret etmektedir.
Döneminin kaynakları bu denizler aslanını iri yapılı,
kumral tenli, saçı, sakalı, kaşı, kirpikleri gür bir kimse olarak tarif eder.
Türkçe’den başka Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca bilirdi.
Musikiden hoşlanırdı.
Cezayir’de yaptırdığı caminin (1520) kitabesinde unvanı
“es-Sultânü’l-mücâhid Mevlâna Hayruddin b. el-Emiri’ş-şehîri’l-mücahid Ebu
Yusuf Ya’kub et-Türkî” olarak kayıtlıdır. Söz konusu ifade, “Meşhur Türk
kumandan Ebu Yusuf Yakub’un oğlu mücahid Sultan Efendimiz Hayreddin” anlamına
gelmektedir.