Kusura Bakmayız - Mükerrem METE
Sen
düşünce ben kalkacak değilim. Allah’ın bir kulu olarak, insan olarak görünmez
bir bağla sana bağlıyım. Sen ayakta durduğun sürece ben dimdik yaşama fırsatı
bulacağım. Senin kötülüğünü istemem ancak kendi canıma kastetmemdir.
Gıybetin, yani bir başkasının arkasından konuşmanın,
onun yanlışlarını, kusurlarını ortaya dökmenin ne kadar kötü olduğunu
biliyoruz. Çünkü hayatta en kırıldığımız, kendimizi kötü hissettiğimiz anlardan
biri de başkalarının bizim arkamızdan konuştuklarını öğrendiğimiz anlardır.
Ne kötü olduğunu başımıza geldiği zaman iyice
anladığımız bu davranıştan kurtulmamız gerektiğine şüphe yok.
Hayatımıza ve kalbimize nasıl zarar verdiğini görüyoruz. Bu illet yüzünden
insanların arası açılıyor, hiç yeri yokken düşmanlıklar oluşuyor, yuvalar bile
yıkılabiliyor.
Buna rağmen onu terk etmede, yakamızdan söküp atmada
zorlanıyor, kötülüğünü sürekli tekrarlamamıza rağmen ondan kurtulamıyoruz.
Sonuçta bu bir şahsiyet meselesi oluyor. Bir kişilik,
insan olma meselesi. Öyle ya, nasıl bir kişi başkalarının kötülüğünü
isteyebilir, onların yanlış yapmasını, kusurlarının ortaya çıkmasını fırsat
bilir ki!
Aynaya bakınca gördüğümüz insan, başkalarının arkasından
dolaplar çeviren biriyken ona saygı duyabilir miyiz? Belki de aynaya çok
bakmamak gerek! İşin kolayı bu.
Fakat Allah ve Rasulü gıybetin kötülüğünü açık bir
şekilde bildirmiş ve insan damarlarımız bunun kötülüğünü hissetmişken, bu
davranıştan vazgeçmemek artık ayıp. Kesin bir karar vermek gerek. Şu andan
itibaren kimsenin arkasından konuşmayacak, kimsenin kötülüğünü istemeyecek,
içimizdeki ifrit isteklere kulak vermeyeceğiz.
İşte ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, büyük
sözleri... Onlar yeterli rehber. Kalbimizin böyle hastalıklardan kurtulması
için önerilen tedavi usulleri, ilaçlar var. Asıl mesele hasta olduğumuzu kabul
etmek.
Sinsi bir hastalık
Zaman zaman bir daha gıybet etmemeye karar veriyoruz.
Belki bir süre başarabiliyoruz da. Ama gıybet öyle göstere göstere gelmiyor.
Bazen gıybet ettiğimizi, başkaları hakkında konuşurken fark ediyoruz. İşte o
anda gıybeti terk etmek çok zor oluyor. O kadar garip bir şekilde insanı
yakalıyor ki, konuşmaya devam etmek istiyorsunuz.
Hem insan tek başına gıybet etmez ki. İnsanlar size
bakıyor. “Arkadaşlar biz gıybet ediyoruz, hemen terk edelim!” deyince olmuyor.
İnsanlar bozuluyorlar. Onların tepkilerini kendimize yediremiyoruz. Kızgınlık,
çekingenlik derken gıybet deryasında yüzüp gidiyoruz.
Bunu bir bitireyim bir daha gıybet etmeyeceğim, diyoruz
ama buna çocuklar bile güler. Evvela ne pahasına olursa olsun gıybet ettiğimizi
fark edince susmaya azmetmeliyiz. Kesin olarak bir daha yapmayacağım demeli, Hz.
Ali efendimizin dediği gibi şeytan pes edene kadar direnmeliyiz.
Sonra kimlerle arkadaş olduğumuza dikkat etmeliyiz.
Sürekli gıybet eden bir arkadaşla, bizi kötü şeylere alıştırmaya çalışan bir
arkadaş arasında ne fark var? Biri elle tutulur kötülük, diğeri sözde. Bizimle
arkadaşlık etmek isteyen, başkalarının arkasından konuşmaması gerektiğini
bilsin, ona göre gelsin.
Susmak yeterli mi?
Acaba gıybet yalnızca sözlerle mi olur? Tarifine göre
böyle görünüyor. Ama söylenen sözün insanda bir öncesi, yani bir sözü
söylemeden önce içimizde o söze kaynak olacak duygu, düşünce ve isteklerimiz
yok mu?
Başkaları içimizi bilmez, sesimizi duyar ve sözü anlar
sadece. İçimizde alevlenen ateşi, kendimizi yiyip bitirişimizi nereye koymalı?
Gıybet etmek istiyoruz. Birilerine birilerini şikâyet etmeden, eleştirmeden
rahatlayamıyoruz -buna rahatlamak denir mi, ayrı bir konu.
Ne kadar zor bir iş bu. Karakter lazım, şahsiyet lazım.
Bir sözü söylemek bir an, fakat bir sözü içinde tutmak, susmak hiç bitmiyor.
Göğsümüzü yakan, boğazımızı sıkan bir sancı gibi sürekli rahatsız ediyor. İyi
de bu sancıya yol açan sebebin kökü dışarıda mı ki, bizim dışarıya bir yumruk
savurmamız gerekiyor? İnsanlar bizi kızdırıyor değil mi, aleyhlerinde
konuşacağımız hatalar, yanlışlar yapıyorlar. Peki, biz sütten çıkmış ak kaşık
mıyız?
Farkında olmadan
Gıybeti kasıtlı olarak yapmamak veya fark edince terk
etmek yeterli mi? Farkında olmadan yaptığımız gıybetlerden de sorumlu değil
miyiz?
Kasten yaptıklarımız kadar olmasa da, gıybet olduğunu
fark etmeden yaptıklarımız da aynı hastalığın sonucu. Bu hastalık içten içe
bizimle savaşıyor ve mahvetmeyi amaçlıyor.
Bir insanın arkasından hoşlanmayacağı şeyler söylemenin
mazereti olmaz. Bir insanın arkasından, yanımızda olsalar yüzlerine söylemeye
utanacağımız, utanmasak bile kalplerini kıracağımız sözler söylüyoruz.
Bunları durduk yere söylüyor olamayız. En azından bu
sözleri söyleyecek hale gelmemize izin vermişiz demektir. Keyifle birilerini
çekiştirecek kadar kendimizden geçmişizdir. Ahlâklı, karakteri sağlam bir insan
kontrolü asla bırakmaz. Yaptığımız kazanın bedeli Allah’ın gazabı olabilir.
Her zaman uyanık olmalı, gıybet edecek kadar kendimizden
geçecek hale girmemize müsaade etmemeliyiz ki, içimizde bir şeyler sürekli bize
değerlerimizi, insan olduğumuzu hatırlatmaya devam etsin.