Özgürlük Herkes İçin İyidir
7 Haziran’da yapılan bölgesel seçimlerde, türbanlı bir Türk vekilin Belçika
parlamentosuna seçilmesi yeni bir tartışma başlattı. Özgürlüklerden yana olduğunu
söyleyen bir Türk gazetesi haberinde “Türban konusunda Türkiye’ye akıl veren
Avrupalılar, türbana dolandı” ifadesine yer verdi. 26 yaşındaki türbanlı
vekilin parlamentoda başörtüsüyle yemin etmesi, güya siyasetin laik ve çoğulcu
karakterine aykırıymış. Bunu iddia edenler, demokrasi adına özgürlükleri
kısıtladıklarının farkındalar mı acaba?
Siyaset ne için var? Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda temsilî demokrasi
olur mu? Dinî inancı gereği başını örten bu hanım, Belçika parlamentosundaki
yemin töreni sırasında kimseye bir şey dikte ediyor mu? Mesela başı açık diğer
vekillere “başınızı örtün, zira bu benim inancımla çelişiyor” diyor mu? Yoksa
kimsenin özgürlük alanına tecavüz etmeden kendi bireysel hakkını mı kullanıyor?
Modern seküler demokrasilerin din alerjisi kendini bu tür olaylarda ele
veriyor. Her tür özgürlüğü kutsal sayanlar, dinî özgürlükler söz konusu olunca
“efendim çağdaş medeniyet seviyesine ve demokrasi kurallarına aykırı” diyorlar.
Çifte standardı kurumsallaştırmak ne zamandan beri demokrasi oldu acaba?
Bir de Türkiye’deki laikçilerin tutumu var. Avrupa’da böyle bir olay olduğunda
hemen “biz size demiştik” moduna giriyorlar. Güya Türkiye’dekiler bu işi çok
iyi biliyormuş ve Avrupalıların bizim laikçilerden öğrenmesi gereken şeyler
varmış. Bizim beyaz Türklerimiz hiçbir Batılı ülkede bizimkine benzer bir
türban yasağı olmadığı gerçeğini ise görmek ve duymak istemiyorlar.
Medeniliğin ölçüsü yasaklar değil, özgürlüklerdir. Çünkü özgürlük herkese
lazımdır. Dahası özgürlük herkes için iyi bir şeydir. Demokrasinin en temel
ilkelerinden biri olarak, insan onuruna saygının en temel ölçütü onun
tercihlerine saygı duymaktır. Devlet, düzen, laiklik, çağdaşlık adına yasak
koymak sadece insanları yalnızlaştırır ve toplumdan uzaklaştırır. Oysa bizim
insanları kucaklamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
İran’ı Sallayan Seçimler
Geçen ay yapılan İran seçimleri, 1979 devriminden bu yana yapılan en olaylı
seçim oldu. Seçimlerin resmi galibi, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad. Fakat Ahmedinecad’ın
rakibi Musavi ve taraftarları seçimlere hile karıştırıldığına ve oyların
Ahmedinecad lehine sayıldığına inanıyor. Seçimlerden sonra çıkan olaylarda çok
sayıda Musavi taraftarı öldürüldü. Böylece seçime kan da karışmış oldu.
Hiçbir seçim, İran halkını bu kadar derinden ikiye bölmemişti. Hatemi
seçildiğinde muhafazakârlar tepki göstermiş ama olaylar şiddete dönüşmemişti.
Bu seferki bölünme daha derinlere gidebilir. Zira taraflar kılıçları açıkça
çekmiş durumdalar. Üstelik İran’ın en yüksek otoritesi Hamaney, tartışmada
taraf olduğunu açıkladı ve seçim sonuçlarının kabul edilmesini istedi. Böylece
Ahmedinecad’ı açıkça desteklemiş olduğunu ifade etti.
İran’ın tedrici olarak açılması ve bazı politikalarını yumuşatması gerekiyor.
İçeride baskı ve kontrole, dışarda çatışma ve izolasyona dayalı bir politika,
orta ve uzun vadede sürdürülebilir olmayacaktır. Obama’nın dünyada estirdiği
“yeni bir sayfa açma” rüzgârı, İran’daki genç ve eğitimli kesimleri de harekete
geçirecektir. Eğer rejim bunu görmez ve tedrici bir açılım ve yumuşama dönemine
girmezse tamamen hazırlıksız yakalanabilir. Bu ise bölgede kaos çıkartmak
isteyen güçlerin iştahını kabartabilir.
Filistin’de Karanlık Günler
Yeni İsrail başbakanı Benyamin Netenyahu, geçen yaptığı konuşmada Filistin
sorunu konusundaki vizyonunu ortaya koydu. Netenyahu’nun yaklaşımını bir
cümlede özetlemek mümkün: Filistinlileri tedrici olarak yok etmek...
Netenyahu’nun Amerikalıların baskısına rağmen ortaya koyduğu bakış açısı,
İsrail’in sadece Filistin halkı ve Arap ülkeleriyle değil, Obama yönetimiyle de
ciddi sorunlar yaşayacağını gösteriyor. Amerikan ve İsrail yönetimleri arasında
uzun süredir bu kadar açık bir ayrışma görülmemişti. Obama iki devletli çözüm,
yerleşimlerin sona erdirilmesi ve Filistinli grupların İsrail tarafından
ciddiye alınmasını şart koşuyor. Buna mukabil Netenyahu iki devletli çözüme
ancak çok ağır şartlar altında izin vereceklerini söylüyor.
Netenyahu’nun ortaya koyduğu şartlara baktığınızda aslında ortada ne Filistin
halkı ne de Filistin devleti diye bir şeyin kalmayacağını görmek zor değil.
Ordusu ve güvenlik güçleri olmayan, bütün sınırlarını İsrail’in kontrol ettiği,
ekonomisinin yine İsrail tarafından kontrol edildiği, hava ve deniz alanları
İsrail’e bağlı bir Filistin devletine devlet denebilir mi? Bunların yanı sıra
Netenyahu Filistinli mültecilerin topraklarına geri dönmesine ve Kudüs’ün
Araplarla Yahudiler arasında eşit olarak paylaştırılmasına da karşı çıkıyor.
Yani Filistin halkını var eden temel referanslar da ortadan kaldırılıyor.
Bu şartlara evet demek mümkün mü? Elbette değil. Fakat İsrail propaganda
makinesi bunu da “Arapların barış istemediği” şeklinde takdim etmeye başladı.
Umarız aklı başında insanlar bu propagandanın oyununa gelmezler.
Tekrar Hoş Geldin Yusuf!
Nihayet! Neredeyse otuz yıllık bir aradan sonra Yusuf İslam, büyüleyici müzik
yeteneğiyle yeniden karşımızda. Evvelki yıl çıkan “An Other Cup” (Bir Başka
Bardak) albümünden sonra Yusuf İslam, “Roadsinger” (Yol Şarkıcısı) adlı
albümünü geçtiğimiz ay piyasaya sürdü. Sadece Yusuf adıyla çıkan “Roadsinger”
albümü, eski adıyla Cat Stevens, yani Yusuf İslam’ın müzik serüveninde yeni bir
aşamayı temsil ediyor. Bir önceki albümünde olduğu gibi burada da Yusuf İslam
şiir ve müzik yeteniğinin bütün imkanlarını kullanıyor. Müzik aleti kullanmadan
müzik yapmak gibi bir kaygısı yok. Müziği 40 yıl önceki şarkılarında olduğu
gibi sıcak, samimi, içten. Fakat son çalışmalarında daha pişmiş, olgunlaşmış ve
durulmuş bir Yusuf İslam var.
Albüme adını veren “Yol Şarkıcısı”, bir ozanın hikâyesini anlatıyor. Bir
kasabaya gelen ozan, halkın tepkisiyle karşılaşır. Ozanın mesajını duymak
istemeyen kasaba halkı kapılarını kapatır. Köpekler havlamaya başlar. Ozan
haykırır: “Nereye gidersin korkuyla dolu bir dünyada? Nereye gidersin kalpler
mühürlendiği zaman? Nereye gidersin hakikat ışığı söndüğü, gece üşümeye
başladığı zaman?..” Ozan yoluna devam eder. Bir başka kasabaya gelir. Oranın
ahalisi, ozanımızı kucaklar bu sefer. Elinden tutup kalbini ısıtırlar. Ve ona
“çölün kumlarını aşarak cennete nasıl gidileceğini” gösterirler. Bu hikâye size
de tanıdık geliyor mu?
Obama Yeni Bir Sayfa Açıyor
Amerikanın siyahî başkanı İslâm dünyasıyla yeni bir sayfa açmak için kolları
sıvamış durumda. Obama, Nisan ayında Ankara’da yaptığı konuşmadan sonra, Haziranın
başında Kahire’de yaptığı konuşmada da bu fikrinde ısrarlı olduğuna dair
mesajlar verdi. Bütün İslâm dünyasına seslenen Obama, yumuşak bir dille
geçmişte yapılan hatalara değindi ve “acınızı ve öfkenizi anlıyorum” dedi.
Obama, İslâm aleminin tekdüze olmadığını, içinde onlarca farklı rengi
barındırdığını söyledi ve bu tecrübeyi Amerika’nın siyasi ve kültürel
tecrübesiyle mukayese etti. Bu mukayesenin ne kadar gerçekçi olduğu
tartışılabilir. Fakat Obama’nın hiç bir Amerikan başkanınında görmediğimiz bir
açıklık ve cesaretle İslâm dünyasına zeytin dalı uzatmaya çalıştığı bir gerçek.
Obama bu açılımı şüphesiz kendi ülkesinin çıkarları için yapıyor. Bundan daha
doğal ne olabilir? Fakat buradaki hassas nokta şu: Bush ve arkadaşlarının
aksine Obama, İslâm dünyasıyla barış yapmanın Amerika’nın çıkarlarına ters
olmadığına inanıyor. Bu, kendi başına önemli bir politika değişikliğidir.
Obama’yı sadece konuşmakla suçlayanlar şu gerçeği gözden kaçırıyorlar: Amerikan
başkanının doğru şeyleri söylemesi de son derece önemlidir. Eylemle
desteklenmeyen sözler şüphesiz havada kalırlar. Fakat doğru amelin de ancak
doğru sözle başladığını unutmayalım.
Amerikan Basketbol şampiyonluk kupasını bu sene Los Angeles Lakers kazandı.
Fakat final serisinin kahramanı, Orlando Magic’in Türk oyuncusu Hidayet
Türkoğlu idi. Başarılı oyunculuğu, yüksek performansı, gayreti ve ölçülü
davranışlarıyla dikkat çeken Hidayet, hem Orlandolu izleyicinin hem de Türk
basketbolseverlerin sevgisini kazandı. Kupayı kaybetti ama biz yine de
Hidayet’i kutluyoruz. Çünkü binlerce kilometre ötede hepimizin yüzünü ağarttı
o.
***
Kayseri’de bir köy imamı suyu israf eden köylülere kızınca ortalık karıştı.
Cami hoparlörünü eline alan imam köylülere veryansın etmiş. Ağzına geleni de
söylemiş. İnternette tıklanma rekoru kıran konuşmanın bence can alıcı cümlesi
“Suyu israf etmeyin, insan olun, müslüman olun!” idi. İmam, müslüman olmakla
insan olmak arasındaki bağı, bir cümlede özetlemiş. Bravo imam efendiye!
Müslüman olmanın kâmil insan olmak olduğunu hatırlattığı için.
***
Kerkük’te sular durulmuyor. Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük’e bağlı
Tazehurmatu kasabasında yapılan saldırıda 70 kişi hayatını kaybetti, 200’den
fazla kişi de yaralandı. Türkiye olaya derhal müdahale etti ve yaralıları
tedavi için Türkiye’ye getirdi. Bu saldırı, Kerkük üzerindeki kavganın son
halkası. Kürtlerin Kerkük üzerindeki iddiası, Türkmenler ve Sünnî Araplar
dahil, bütün Iraklıları zorda bırakıyor. Umarız Irak’ta akan kan kısa sürede
durur.
***
Türkiye’de andıçların sonu gelmiyor. Geçen ay ortaya çıkartılan ve bu yazı
kaleme alındığında gerçekliği henüz doğrulanmamış bir belgede hükümeti bitirme
planları yapılıyor. Asker kaynaklı belge küçük çaplı bir darbe planı öneriyor.
Amaç iktidar partisiyle bir cemaat arasında bağlantı kurarak hükümeti yıpratmak
ve tutarsa darbeye zemin hazırlamak. Belge gerçekse tam bir cinnet hali bu.
Bunca olaydan, darbeden, darbe girişiminden, soruşturmadan, mahkemeden sonra
hâlâ birilerinin akıllanmamış olması, akla ziyan bir durum.