Adamlar
Büyük Medeniyet Kurmuşlar
Osmanlı Devletine sıklıkla yapılan yakıştırmalardan biri de, onun bir “su
medeniyeti” olduğudur. Zira Osmanlılar suyu aziz bilmiş, eldeki su kaynaklarını
en sanatkârane değerlendirme yoluna gitmiş. Birçok kanal yoluyla suyu şehirlere
taşımış, sarnıçlarda depolamış ve ince taş ve ahşap işçiliğiyle süslediği,
hayranlık uyandıran çeşmelerden de akıtmıştır.
Fakat Osmanlı’nın yıkılışından sonra birçok tarihi eser gibi, “su medeniyeti”
yakıştırmasını görünür kılan çeşmeler de ilgisizlik, bakımsızlık ve insanların
zalimane davranışlarından nasibi aldı. Kiminin suyu akmaz olmuş, kurumuş;
kimisi tahrip edilmiş; kimisi de tamamen yıkılarak geri dönmemek üzere yitip gitmiş
bulunuyor.
İnsanımızın tarihi eserlere karşı bu hoyratlığı, kadir kıymet bilmezliği Türk
Edebiyatı’nın önemli şairlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “İstanbul çeşmeleri
genç yaşta sütü kurumuş analar gibi” dizeleriyle söze dökülürken, tarihçi Reşat
Ekrem Koçu da:
“Niçin kestiler suyumu / Kim çaldı pirinç lülemi? / Ne zaman gömüldüm
topraklara / Okunmuyor alnımın altın yazısı.”
dizeleriyle, bir Osmanlı çeşmesinin ağzından bu hoyratlığı dile
getirmiştir.
Yine Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Kemal ise, bir gün bir
arkadaşıyla İstanbul sokaklarını gezerken kenar mahallelerden birinde tarihi
bir Osmanlı çeşmesi görür. Bakar, bakar ve yanındakine dönerek, “Güzel değil
mi? Kim ne derse desin, biz ne yazarsak yazalım, adamlar büyük medeniyet
kurmuşlar.” sözleriyle Osmanlı’nın mimari ve sanattaki ulaştığı noktayı takdir
etmekten geri duramaz.
A.Halûk Dursun, İstanbul’da Yaşama Sanatı, Ötüken yay. İstanbul, 2000, s.
302-304.
Batı’dan Neyi Almamalı?
“Manevi ahlâkımızı, İslâmiyet’in saf ve metin asıl kaynağı ve faziletlerinden
alarak, zamanın gereklerine göre uygulayıp, ruhî terbiyemizi yükseltebiliriz.
İslâm ve Osmanlı tarihi de ahlâkî faziletlerin güzel örnekleri olabilecek
birçok meşhur müslümandan bahseder. Hz. Ömer’in hayatı fazilet, ahlâk ve
adaletin muhteşem bir bileşimidir.
İslâm’ın kurduğu sağlam bina, ahlâk, bütün kainatı büyüleyicidir. Avrupa’da
yüzyıllardan sonra tartışmaların ve kavgaların başı olan ve toplumsal ahlâkı
şiddetle sarsan ve sırf maneviyata ait olan adetleri ve uygulamaları, İslâmiyet
bin üç yüz yıl önce ortaya koymuş ve düzenlemiştir. Avrupalı erkeklerin ve
kadınların bugün elde etmeye çalıştıkları bireysel hakları İslâmiyet 13 yüzyıl
önce ortaya koymuş ve bu konularda hükümler getirmiştir. Ne yazık ki bizim bugün
içinde olduğumuz ahlâkî durum, bu ilkelere, bu hükümlere birçok noktada
aykırıdır.
Hasılı manevi ve ahlâkî terbiye konusunda bizim Batı’dan birçok şeyi almamıza
aslında gerek yoktur. Tersine Avrupalıların bu konularda Doğu’dan, özellikle
müslümanlardan alacakları birçok şey vardır.”
Tüccarzâde İbrahim Hilmi, Avrupalılaşmak (1916), Sadeleştiren Osman Kafadar
– Faruk Öztürk, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1997, s. 102.
Bir Soru
“Osmanlı orduları Asya’nın kuvvetli ve barbar orduları gibi karmaşık değil, düzenli
bir teşkilat ve sarsılmaz bir tutumla savaşa katılıyordu. Bütün düşmanlarına
yalnız güç fazlasıyla değil, düzenlilik ve kararlılığın, hüner ve yeteneğin,
yiğitlik ve fedakârlığın etkisi sayesinde galip geliyorlardı. Balkan
sahalarında, Macaristan ovalarında öyle kanlı ve şanlı savaşlarımız vardır ki,
burada Osmanlılar az bir orduyla çok büyük Hıristiyan ordularını dağıtmıştı.
İşte Osmanlıların Avrupa’ya bu büyük ve yüce egemenliğini sağlayan sebepleri,
sadece beden kuvveti ve askerlerinin özellikleriyle açıklamak haksızlık olur. O
zaman Osmanlılar, yalnız askerleriyle değil, teknik üstünlükleriyle ve
kendilerine özgü medeniyetleriyle de Avrupa’ya üstündü. Zaten öyle olmasaydı,
altı yüzyıldan beri bu kıtalarda saltanat sürebilirler miydi?”
Avrupalılaşmak, s. 39.
Tarihin Verdiği Engin Ders
Tarih, boşuna yaşanmış bir deney değildir. Dünden gelen bugünkü toplumumuzun
kendi doğrultusuna göre yolunda gidecektir. Tarihin verdiği engin ders, hızını
ancak kendisinden alan eylemlerin bugün ve yarın uygulanmasını hazırlar. Dünün
araştırılması, bir yerden sonra bugünün ve yarının araştırılması
demektir.
Ali Gevgilili
Tarih Nedir?
“Tarihçi bugününün bir parçası ve olgularsa geçmişe ait olduklarından, bu
karşılıklı etkileşim, aynı zamanda bugün ile geçmiş arasında bir karşılıklığı
işin içine katar. Tarihçi ve tarihin olguları birbirleri için gereklidir.
Tarihçi, olguları olmaksızın köksüz ve boş, olgular tarihçileri olmadan ölü ve
anlamsızdır. Bundan ötürü, “Tarih nedir?” sorusuna ilk cevabım şu olacaktır:
Tarihçi ile olguları arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün
ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog...”
Edward Hallet Carr, Tarih Nedir?, İletişim, İstanbul, 2003, s. 34-35.
Tarih Ne Zaman Başlar?
“Tarih, insanların zamanın geçişini –mevsimlerin döngüsü, insanın ömrü gibi–
doğal süreçlerin terimleriyle değil de, insanın bilinçli olarak içine karıştığı
ve bilinçli olarak etkileyebildiği belli olay dizilerinin terimleriyle
düşünmeye başladığı zaman başlar.”
Tarih Nedir?, s. 152.