Bedende her bir
uzvun kendine has bir görevi var. Sağlıklı bir hayatın devamı için de bu
görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Aksi durum ise hastalıktır, sıkıntıdır.
Bir şeylerin yanlış gittiğinin işaretidir. Gözün görevi görmek, kulağın duymak
iken, göz görmüyor kulak duymuyorsa bu organlar hastadır.
Bunun gibi manevi kalbin de bir görevi, sağlığı ve hastalığı var. Onun görevi,
ilim, hikmet, marifetullah, muhabbetullah, Allah’a ibadet, Allah’ı zikir ve bu
zikirden zevk almak. Allah Tealâ’yı her şeyden çok sevmek. Kalp, hikmet ve
marifet sayesinde insanı hayvandan ayırır. Bu bilme hali, insanın Rabbini,
nefsini, dünya ve ahireti bilmesidir.
Büyüklerin tarifine göre, insanın nefsi Allah Tealâ’yı tanımada bir vasıtadır.
Şöyle ki: İnsanın nefsi bir varlıktır. Der ki: “Ben varsam, beni yaratan yüce
bir Rab de var. Benim ilmim var. Halbuki hakiki ilim sahibi Cenab-ı
Mevlâ’dır. Benim iyiyi kötüyü ayırt etme, seçme, karar verip uygulama gücüm
var. Elbette kâinatın yaratıcısının bunu geçen, kuşatan iradesi, her türlü
karar ve tasarruf hakkı var.”
İnsanın kendi nefsini bilmesi, kendini tanıması Rabbini bilmesine vesile olur.
Dünyayı bilen ahireti de bilir. Dünya, lezzetleriyle, insana menfaatlarıyla,
ahireti bildirmekle bir ölçüdür, bir imtihan yeridir.
Dünya lezzetleri insan ömrüne bağlı olarak geçici ve kısadır. Oysa ahirette
sonsuz bir ömür söz konusudur. Bu yüzden dünya hayatının insanı aldatmaması,
dünyanın ahiret için bir kemalât, olgunlaşma yeri olarak kullanılması gerekir.
İnsan, olgunlaşabilmesi için önce kendi nefsine ve şeytana karşı dikkatli
olmalıdır. Bunun için başvurulacak usullerin başında zikir gelir. Şeytan insanı
şaşırtmaya çalışır, onun imanını alıncaya kadar uğraşır. Türlü sorularla,
şüphelerle insanı Allah Tealâ’ya itaatten alıkoymak ister. Bundan korunmak için
zikirle şeytanın kalbe giriş yollarını tıkanır.
İmam Gazalî rh.a. hazretleri şöyle diyor: “Kalpten şeytanın vesvesesini atmak,
kalbe o vesveseyi veren şeytandan başka bir şeyi koymakla mümkündür. Allah’ın
zikrinden başka kalbe ne koyarsan şeytanın vesvesesine yardımcı olur.”
Allah Tealâ Kur’an-ı Kerim’de: “Takvaya erenler yok mu, onlara şeytandan bir
arıza iliştiği zaman iyice düşünürler ve basiretlerine sahip olup gerçeği
görürler.” (Araf, 201) buyuruyor. Bu nedenle kalplerin, takva sahibi olması,
Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarına riayet etme inceliğini kazanması insan için
kurtuluş yoludur. Tevbe etmek, ibadetlerini yerine getirmek, günahlardan sakınmak,
zikir, takvanın elde edilmesinin yollarıdır.
Şeytan, yine Araf suresinde bildirildiği üzere Allah Tealâ’ya: “İnsanları
saptırmak için doğru yolunun üzerine oturacağım. Onların önlerinden,
arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Sen de onların çoğunu
şükredici bulmayacaksın.” demiştir. Şeytanın hileleri hafife alınacak hileler
değildir. Her insanın vasıflarına, ahlâkına göre hileleri vardır. Kimini
şehvetle, kimini şöhretle, kimini ticaretle kandırır.
Şeytanın kalbe giriş yollarının en önemlisi şehvet ve gazaptır. Şehvetin helal
olanı evlilikle sonuçlanır. Yuva kurmak, çoluk çocuk sahibi olmak helaldir.
Böyle olmasaydı insanlar çoğalmazdı.
Tıpkı bunun gibi gazabın da helali vardır. Gazap, vücuda, namusa, dine gelen
zararları uzaklaştırmak için kullanıldığı zaman helaldir.
Şeytanın kalbe giriş yollarından biri de haset ve hırstır. Buradaki hırstan
maksat, Allah Tealâ’nın taksimine rıza göstermemektir. Başkalarının kötülüğünü
isteyip, iyilikleri yalnız kendine ait görmektir. Gösteriş düşkünlüğü,
kanaatsizlik, acelecilik, cimrilik gibi kötü ahlâka ait vasıflar da şeytan
tarafından kullanılır.
Bir insan, güvenli bir sığınak bulup huzura ermesi için kalbine dikkat
etmelidir. Kâmil insanların usulleriyle çalışıp kemalâta erme gayreti içinde
olmalıdır. Ancak bundan sonra takva makamı elde edilip, şeytandan, her türlü
kötülükten korunmak mümkün olabilir.