İki kişiye haset
etmek caizdir: Birincisi, Allah’ın Kur’an’ı nasip ettiği ve gece gündüz onunla
meşgul olan, diğeri de Allah’ın kendisine mal verdiği ve gece gündüz o malı
Allah yolunda infak eden kişi. (Hadis-i şerif)
Hadis-i şerifleri dikkatle okuduğumuzda çok farklı anlatım şekilleri ile
karşılaşırız. Bu durum hadislerin üslubuyla alakalıdır. Allah Rasulü s.a.v. bir
konuyu doğrudan anlatmak yerine, sorular sorarak, hayrette bırakacak ifadeler
kullanarak söylemeyi tercih buyurmuştur. Bunun sebebi, anlattığı konuya sahabilerin
ilgisini çekmek ve daha akılda kalıcı bir tarzda ifade etmektir, denilebilir.
Bu yüzden hadislerde kullanılan üsluba ve bu üslubu oluşturan kelimelere dikkat
etmek gerekir. Özellikle hadislerin giriş bölümleri, dinleyenlerin dikkat
kesilmesini sağlayan kelimelerin yer aldığı ifadelerdir.
Yukarıya aldığımız hadis, en büyük iki hadis derleyicisi olan İmam Buharî ve
İmam Müslim’in kitaplarında yer alır. Bu hadis okunduğu ilk andan itibaren
dikkatler “haset” kelimesine odaklanmaktadır. Özellikle hadisin Türkçeye
çevrilmiş halini okuyanlar -hasedin hafızamızdaki kötü anlamıyla da ilişkili
olarak- bir yanlışlık hissine kapılmaktadırlar. Oysa başta söylediğimiz gibi,
bu üslup ile alakalı bir özelliktir. Nitekim hadisi açıklayan bütün alimler, ‘haset kelimesiyle ne anlatılmak istenilmiştir’
sorusunun peşinden gitmişler ve hadisi bu çerçevede açıklama yolunu tercih
etmişlerdir. Zaten bu konuda yeterli ve doğru bilgilere sahip olmadan ‘burada
bir yanlış var’ demek, hadis-i şerifte yanlış var demek olur ki, bu da büyük
bir hatadır. Zaten Arapça metinde de doğrudan “haset” kelimesi kullanılmıştır.
Öyleyse buradaki maksadı anlamamız ve üsluptaki inceliği fark etmemiz gerekir.
Hasedin kelime manası, bir kimsedeki nimetin kendisinde olmasını istemekle
beraber ondakinin yok olmasını arzu etmektir. Haset duygusu insanın yaradılış
özellikleriyle alakalıdır. İnsanoğlu hemcinslerine karşı üstün olma arzusu ile
yaratılmıştır. Fakat akıl ve irade, bu isteği kişinin kendine ve özellikle
çevresine zarar verecek boyuta getirmesine engel olmalı, dengede tutmalıdır.
Hadis kitapları içinde en muteber olan Sahih-i Buharî’nin derleyicisi İmam Buharî,
yukarıdaki hadisi çeşitli konular altında birkaç defa kullanmıştır. Özellikle
“İlim ve Hikmette Gıpta” başlığı altında hadisin verilmiş olması, asıl anlamı
da ortaya çıkarır. İmam Müslim ise Sahih-i Müslim adlı kitabında hadisi, “Kur’an’ı
Hayatına Uygulayan ve Başkalarına Öğretenler” başlığı altında vermiştir. Bu iki
kitapta hadisin ele alındığı başlıklar önemli birer işarettir.
Meşhur alimlerden İmam Nevevî, Sahih-i Müslim şerhinde hasedi, hakiki ve mecazi olmak üzere ikiye ayırır. Der ki: “Hakiki haset, bir
kimsedeki nimetin yok olmasını arzu etmektir. Bunun da haram olduğu delillerle
ve ortak görüşle kanıtlanmıştır. Mecazi olan ise gıptadır. Yani bir kişideki
nimetin aynısının kendisinde olmasını arzulamaktır. Bununla birlikte diğer
kişide o nimetin yok olması arzulanmaz. Gıpta eğer dünya işlerinde olursa mübahtır,
ibadet ve benzeri şeylerde olursa da sünnettir.” (el-Minhâc)
Sahih-i Buharî açıklayıcılarından meşhur alim Bedreddin
Aynî ise şunları söyler: “İki şeyde haset caizdir sözü ise ile kast edilen,
hasede iki şeyde ruhsat verildiğidir. Fakat bu da hakiki haset olmayıp
gıptadır.” (Umdetü’l-Kârî)
Bir başka Sahih-i Buharî açıklayıcısı olan Şemseddin Kirmanî de Aynî’nin
söylediklerinin aynısı aktarır ve şöyle der: “Bu hadisin maksadı sadaka vermeye
ve ilim öğrenip öğretmeye rağbeti artırmaktır. Burada söz konusu
olan haset diğerlerinden farklıdır.” (Şerhu’l-Kirmânî)
Yine hadis hafızı ve mutasavvıf Kutbeddin Kastallanî de bu konuyla ilgili
şunları söylemiştir: “İki kişiye haset caizdir sözünden maksat, ‘haset ancak şu
iki durumda mübah sayılabilir’ demektir. Yani ancak bu durumlarda haset
güzeldir. Buradaki haset de mecazi olandır.” (İrşâdü’s-Sârî)
Sahih-i Müslim açıklayıcılarından Muhammed el-Veştanî ve Muhammed Senûsî de,
ortaklaşa, baştan beri farklı alimlerden aktardığımız
görüşlere katılarak şöyle derler: “Aslında gıpta mübah olan bir şeydir. Fakat
ilim talep etmede ve Allah yolunda mal infak etmede olan gıpta övülmüştür.
Hadis-i şeriften anlaşılan budur.” (İkmâlü İkmâli’l-Muallim; Mükemmilü İkmâlü’l-İkmâl)
Hitabî’nin yorumu ise bütün maksadı açıklayacak niteliktedir: “Burada haset
kelimesinin manası şiddetli hırs ve yöneliştir. Haset kelimesi bunların
kinayesidir.”
Hadisi Türkçeye çeviren bazı kişiler haset yerine gıpta kelimesini
kullanmışlardır. Altı büyük hadis kitabını “Kütüb-i Sitte” konularına göre
tasnif eden İbrahim Canan da böyle yapmış ve hadis-i şerifin ilk çevirisinde
haset yerine gıpta kelimesini kullanmıştır. Bunu kendisi şöyle açıklıyor:
“Hadiste gıpta diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı hasettir. Ancak daha önce
de belirttiğimiz gibi haset kelimesi zihnimizde kötü manalar uyandırdığı için
tercümede o kelimeyi kullanmamayı uygun bulduk. Zaten haset, Arapça metinde mecazi olarak gıpta manasında kullanılmaktadır. Öyle ise
sadedinde olduğumuz hadiste haset gıpta manasını taşımakta ve ‘iki kişiye
Allah’ın verdiği nimetin kendinize de verilmesini temenni etmeniz caizdir.’
diye anlaşılması gerekmektedir.” (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)
Fakat gıpta zaten caiz olan bir haslettir. Caiz olan bir şeye niye ‘iki şeyde
caizdir’ denilsin ki? Yukarıda görüşlerini verdiğimiz birçok alim
de gıptanın bu yönü üzerinde durarak ‘buradaki gıpta övülmüştür ve sünnettir’
diye açıklama yapmışlardır. Nitekim İbrahim Canan da daha sonraki çevirilerinde
kelimeyi haset olarak tercüme etmiş ve gerekli açıklamayı yapmıştır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Hadis-i şerifin aslındaki anlatımı ve belagati
korumak için doğru çeviri yapmak lazımdır. Yanlış anlaşılır diyerek, yeni bir
yanlışa sebep olmamak gerek. Zaten hadisteki üslup mecazi
ifadeyi ortaya çıkarmakta.
Bütün bu açıklamalardan sonra akılda kalması gereken husus şu olmalıdır: Hz.
Peygamber s.a.v. Efendimiz, Kur’an’la meşgul olmanın ve Allah yolunda infakta
bulunmanın son derece büyük iki haslet olduğunu ihtar buyurmakta, bizi bunlara
teşvik etmektedir.