Sevgili
Kardeşim,
Bahar yine kapıda. Toprak uyandı, böcekler telaş içinde, ağaçlar damarlara
yürüyen sudan çakırkeyif. Birkaç gün önce, yörüklere özgü bütün hususiyetleri
yüzünde taşıyan bir genç köylüyü dinlerken çiçek açmış ağaçları yeniden
keşfettim: “Limon çiçek açıyor, sonra şeftali...nasıl
rengârenk abi, bir görsen.” derken gözleri ışıl ışıldı. Tabiata, belli ki
sevgilisinin mimiklerine ve jestlerine karşı sonuna kadar duyarlı bir âşık gibi
bakıyordu. Bahar mutluluğunu biz şehirliler gazetelerin hafta sonu eklerinden ya
da reklamlardan öğrenmeye çalışırken, tabiatın bir
parçası olan o delikanlıya bu mutluluk tabiatın kendisinden, çiçekle, arıyla,
yaprakla bulaşıyordu. Biz tabiatı bir dekor olarak görürken, o aynı tabiatı evi
olarak görüyordu.
Kur’an-ı Kerim, tabiattaki ayetlerden, afaktaki, dış dünyadaki ayetlerden
bahseder. Tabiat, okumasını bilenler için bir kitaptır. Öyle bir kitap ki, harf
ve hece okuryazarlarının her zaman sökemedikleri satırlar, cümleler, nidalarla
örülüdür. Duyana, dağlar haşyetle inler, sarı çiçek
cevap verir, kuşlar zikreder. Tesbihat yeri göğü tutmuştur ama ayette buyrulduğu
gibi, biz duymuyoruzdur.
Peki nasıl duyabiliriz? Tabiatın içinde dönenen tesbihatı,
tabiatı devrana kaldıran zikri nasıl duyabiliriz? Kitaplarda yazan cümleleri
okumanın bir yolu var. Harfleri birleştirmeyi, hecelemeyi öğrenirsin, başlarsın
okumaya. Teknik bir şeydir bu, herkes biraz gayretle bunu başarabilir. Yabancı
dildeki yazılanlara bile biraz gayretle aşina olunabilir. Ya tabiattaki yazıyı
nasıl sökeceğiz? Tabiattaki tesbihatı nasıl işiteceğiz? Sarı
çiçeğe sorunca cevabı nasıl alacağız?
Bazı arifler, salikin bâtınındaki hallerden gıdalandıklarını,
manevi yolculukları sırasında iç hallerinin kendilerini seyr ettirdiğini, buna
karşılık arifbillahın dış dünyadan da gıdalandığını, kevnî ayetleri de artık
okumaya başladığını söylerler. Buna göre önce iç dünyadaki derinleşmeyi
gerçekleştirmelidir; bu tahakkuk edince, dış dünya, yani büyük harfle başlayan
Dünya o kişi için bir manevi tehlike olmaktan çıkıp bir hakikat aynasına, bir
rahmanî tecelligâha dönüşmektedir. Salik, dünya karşısında tetikte durur,
dünyayı hor görür, kendisini ayartacak bir hasım olarak görürken, arifbillah dünyadaki
zikre aşina olduğu için dünyanın hikmet ve hakikatini tadar. Dünya ve nefs arifbillah
için değişmiş, içlerinde gizledikleri sırlar ayan olmuş, bu ikisi kendisine
yoldaş olmuştur. Salik, her nesneye ve canlıya şeriat gereği olan zahirî edebin
sonucu olarak tazim ve saygı gösterirken, arifbillah marifetullah makamının
gereği olan bâtınî edebin sonucu olarak bu saygıyı gösterir.
Meşhur menkıbedir ama yine de paylaşalım. Şeyhlerden birisi müritlerini kendisi
için çiçek toplamaya göndermiş. Biri hariç hepsi son derece gösterişli
çiçeklerle gelmişler. O derviş ise solmak üzere olan bir dal çiçek elinde,
gelmiş. Niçin diğerleri gibi o rengârenk, canlı çiçeklerden toplamadığını soran
şeyhine, “Hangisine elimi atsam, onu zikir halinde buldum. Sadece bu zikrini
bitirmişti, o yüzden bunu getirebildim.” demiş. Diğer dervişler bir edep gereği
o çiçekleri derip getirirken, tabiattaki zikri duyan bu derviş daha derin bir
edebin gereği olarak çiçekleri kopartamamış. Allah bizi bütün mahlukatın zikrini duyanlardan eylesin. Doğrusunu Allah
bilir ya, Peygamber Efendimiz’in “Bana eşyanın hakikatini bildir.” duasının, bu
zikirden haberdar et anlamını taşıdığını da söyleyebiliriz.
Tabiattaki bu zikri duymuyor olabiliriz. Ama mademki duyanların verdikleri
haberler var, o halde yukarıda değindiğimiz türden bir edebi ve tazimi elden
bırakmamak icap eder. Dünyayı dağdan, taştan, bayırdan ibaret bir değirmi
gezegen olarak görmek yerine, bir zikreden olarak görmenin sırrını aramalıyız.
“Eşyaya edep gösteren ondan istifade eder.” dermiş eskiler. Eşyaya ve tabiata
edep ve tazim tavrıyla yaklaşırsak, bu tavrımızdan manen istifade ederiz.
Tabiatı okumak için elbette baharın gelmesi gerekmiyor. Bütün nesneleri örterek
onları tek tipleştiren kar’ı vahdetin sembolü olarak değerlendiren maneviyat
erleri, kışı, yazı, güzü de okumuşlar, onların sırlarını da tatmışlardır. Ama
bahardaki uyanış o kadar belirgin, bahardaki can insan zihni ve gönlü için o
denli kışkırtıcıdır ki, bugüne kadar tabiata maneviyatın zaviyesinden
bakamamışsak, artık bakabilmek için bir fırsat doğurabilir.
Sevgili Kardeşim,
Baharla birlikte ruhumuz da, gönlümüz de çiçeklensin inşallah.
el-Musavvir’e, el-Cemil’e, el-Bedî’e emanet olasın.
Hevâsının tutsağı kardeşin.