Ey iman edenler!
Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz,
Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir. (Saff, 2-3)
Rivayet olunduğuna göre cihat emri gelmeden önce bazıları, ‘eğer Allah’ın en
sevdiği işi bilsek onu yapar, canımızı ve malımızı o iş uğrunda feda ederdik,’
derler. Bunun üzerine cihat ayeti nazil olur. Fakat gereğini yapmakta yavaş
davranırlar. Bundan dolayı Saff suresinin yukarıdaki ayetleri indirilir. (Tirmizî,
Hakim, İbn Hanbel, Beyhakî, v.d.)
Eskiden beri ilmî bir metot olarak ayet ve hadisler, iniş ve söyleniş sebebine
göre yorumlanmıştır. Özellikle belli bir olayla alakalı olanlarda bu metodun
terk edilmesi hata olarak kabul edilmiştir. Bu şekilde asıl manaya sadık
kalınmış ve yanlış yorumlanmaların önü kesilmeye çalışılmıştır.
İslâm, gelişinden itibaren merhale merhale tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de de
bunun böyle olduğu açıkça belirtilir (Maide, 3). Ayetler bir seferde inmemiş,
genellikle bir olay ve sözle alakalı olarak indirilmiştir. İnen ayetler Allah Rasulü
s.a.v. tarafından sahabilere açıklanmıştır.
Yazımızın başında geçen ayetlerle ilgili yukarıdaki rivayeti, birçok müfessir
iniş sebebi olarak kabul etmiş ve bu çerçevede açıklama yoluna gitmiştir.
İlk olarak Âlûsî’nin tefsirinde yaptığı açıklamayı verelim: “Ayet-i kerimede
yapılan uyarıdan, söz verilmiş işin yapılmamış olması dolayısıyla bir uyarı
olduğu anlaşılabilir. Fakat bu doğru olmaz. Zira sadece vaat edilen şeyi
yapmamak günahtır demek yanlıştır. Ayette bizzat ‘boş vaatte bulunma’nın da
günah olduğu vurgulanmıştır. Nitekim üçüncü ayette ‘Yapmayacağınız şeyi
söylemeniz, Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir.’ denilerek asıl
kızgınlığın boş vaatte bulunmadan kaynaklandığı vurgulanmıştır. Bu ayet, asıl
manayı ortaya çıkarmakta ve yapılan işin büyük bir kabahat olduğunu beyan
etmektedir.” (Rûhu’l-Beyan)
İsmail Hakkı Bursevî de tefsirinde, Âlûsî’nin söylediklerini yineler ve şöyle
devam eder: “Kişi eğer bir şeyi geçmişte veya şimdi yaptığını söylerse ve
gerçekte yapmamışsa bu yalancılıktır. Eğer gelecekte bir şeyi yapmayı vaat eder
ve yapmazsa, bu durumda da verdiği sözü tutmamış olur. Her ikisi de
kötülenmiştir.” (Rûhu’l-Meânî)
Zemahşerî de der ki: “Bu ayet hem yalancılığı hem de sözünde durmamayı içerir.
Kastedilen mana budur. Fakat bir özür dolayısıyla sözünü tutamayan bunun
dışındadır ve o durumda bir günah yoktur.” (Keşşâf)
Nesefî ise tefsirinde şöyle der: “Müminlerin yapamayacakları şeyleri
söylemeleri tam bir kızgınlık ve nefret sebebidir. Ayette özellikle ‘makt’
kelimesinin tercih edilmiş olması da bunun işaretidir. Nitekim ‘makt’ en
şiddetli buğz anlamındadır.” (Medârikü’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl)
Nahcivanî tefsirinde de şöyle denilir: “İmanınızın gereği ahde vefa
göstermenizdir. Zira iman ederek Allah Tealâ ile sözleşme yapılmıştır. Eğer
söyleyip, vaat edip de yapmazsanız büyük günah işlemiş olursunuz.” (Fevâtihu’l-İlâhiyye)
Elmalılı tefsirinde de şunlar söylenmiştir: “Ayetteki bu hitap, hakiki
müminlere adaklarının yerine getirilmesinin lüzumu üzerinedir. Yani
yapmayacağınız bir şeyi adamayın, madem ki adadınız. O halde sözünüzde durup
adaklarınızı yerine getiriniz, demektir.” (Hak Dini Kur’an Dili)
Kaynaklarımızda bu ayetle ilgili başka nakiller de yer alır. Bunlardan birinde
bu hitabın münafıklara yönelik olduğu vurgulanır. Zira münafıklar Bedir
Harbi’ne katılanların ayetlerle ve Hz. Peygamber Efendimizin mübarek sözleriyle
övülmesi üzerine dediler ki, “Yine savaş olsa biz de katılırız!” Fakat Uhud
Harbi gelip çatınca kaçmışlar ve savaşa katılmamışlardır. Bunun üzerine
yukarıdaki ayetin indiği ve münafıkları azarladığı belirtilir.
Aslında baştan beri bütün açıklamaların birleştiği nokta, yalan söylemenin, boş
vaatte bulunmanın Allah katında çirkin görüldüğüdür. Yani müminlerden sözünün
eri olması istenmektedir. Güvenilir olmak, iki yüzlü olmamak ihtar
edilmektedir. İslâm’ın gereği de budur.
Burada “Ya hayır söyle ya sus!” hadis-i şerifini hatırlamak gerekir. Yersiz
konuşmanın ve boş vaatte bulunmanın bedeli ağırdır. Mümin söylediği her şeyden
hesaba çekilecektir. Bu sebeple susmak dinimizce daima övülmüştür.