Allah
Rızasına Giden Yol
Bir gün Bayezid Bistamî k.s
Hazretleri’ne Allah Tealâ’ya ulaşmanın yolları soruldu.Hazret şöyle cevap verdi:
“Allah Tealâ’ya ulaşmak, O’nun emirlerine gerçek
manada sarılmak ve bütün hallerde ihlâslı olmakla beraber doğruluktan
ayrılmamakla mümkündür.” (Asım İbrahim Keyyâlî, Tezhibü’l-Mevâhibi’s-Sermediyye)
Hesap Duygusu
Bir gün Seyyid Ahmed Rufaî
k.s. yardıma muhtaç bir köpek gördü. İnsanlar onu kovuyordu. O ise köpeği alıp
oradan uzak bir yere götürdü ve onun için bir gölgelik yaptı. Köpek
iyileşinceye kadar yedirdi içirdi ve tedavi etmek için uğraştı. İyi olunca da
sıcak suyla yıkadı ve kendi beldesine götürdü.
– Bu köpeğe niçin bu kadar önem veriyorsun, bunun hikmeti nedir, diye sordular.
Hazret şöyle cevap verdi:
– O köpeğe iyilik etmeseydim, Allah Tealâ’nın beni
hesaba çekmesinden ve bana “Kalbinde mahlukuma karşı
hiç merhamet yok mu?” diye sormasından korktum. (İmam Şa’rânî,
el-Envârü’l-Kudsiyye)
Kulluğun Temeli
Tasavvufun büyüklerinden İmam Gazalî k.s. Hazretleri
şöyle der:
“Kulluğun temeli üç şeydir:
1. İslâm’ın belirlediği hükümlere uymak,
2. Allah Tealâ’nın
takdirine razı olmak,
3. Allah Tealâ’nın
rızasını kazanma yolunda, nefsin arzu ve isteklerini terk etmek.” (İmam Gazalî, Eyyühe’l-Veled)
Kur’an-ı Kerim Sevgisi
Mevlana Halid k.s Hazretleri’nin mürşidi olan
Abdullah Dehlevî k.s. Hazretleri Kur’an-ı
Kerim okumayı ve dinlemeyi çok severdi. Özellikle İmam Rabbanî k.s
Hazretleri’nin torunu ve halifelerinden Şeyh Ebu Said Masumî Hazretleri’nin
tilavetinden çok hoşlanırdı. Onun Kur’an okuyuşundan
o kadar etkilenirdi ki adeta eriyip gider, gücü tükenirdi. Sonunda da ona şöyle
derdi:
– Şimdilik bu kadar yeter, artık daha fazlasını dinlemeye gücüm kalmadı.
Hazret ayrıca Hz. Mevlâna’nın Mesnevisini ve meşhur şairlerin şiirlerini
dinlemeyi de severdi. Böyle zamanlarda vecd hali hasıl olurdu. Fakat o manevi olgunluğu sebebiyle bunu pek
belli etmezdi. (Abdulmecid Hânî,
el-Hadâiku’l-Verdiyye; Tezhibü’l-Mevâhibi’s-Sermediyye)
Çocuk Sırrı
Muhammed Diyauddin k.s Hazretleri çok sohbet ederdi.
Adeta sohbet aşığıydı. Yanında sohbet edecek büyükler olmasa bile çocuklarla
sohbet ederdi. Hanımı Medine validemiz bu duruma bir türlü anlam verememiş ve
şöyle sormuştu:
– Efendim, bu çocuklar sohbetten ne anlasınlar? Henüz beş altı yaşındalar..
Bunun üzerine Muhammed Diyauddin Hazretleri şöyle
buyurdu:
– Medine, ben de biliyorum, bu yaştaki çocuklar açıkça bir şey anlamaz. Ama
Allah’ın rahmeti mutlaka iner. Onlar günahsızdır. Sâdât-ı
Kiram’ın himmeti ve bereketi hissedilir. Zaten
sohbetteki gaye de budur; Allah’ın rahmetinden, Sâdât-ı
Kiram’ın himmet ve bereketinden istifade etmektir.
Ben de bunu istiyorum. Yoksa boş yere konuşmak değil. (Altın Silsile, Semerkand Yay.)
Hatalıyı Değil, Hatayı Kabul Etme!
Tasavvuf büyüklerinden Şeyh Abdülkadir Geylanî k.s. sallanarak yürüyen bir sarhoş gördü. O anda
kalbine kendisinin daha iyi bir insan olduğu hissi doğdu. Bu durumun farkına
varan sarhoş, Abdülkadir Geylanî
k.s Hazretleri’ne şöyle seslendi:
– Ey Abdülkadir! Yüce Rabbim beni senin gibi, seni de
benim gibi yapmaya kadirdir.
Sarhoşun bu sözü üzerine Abdülkadir Geylanî k.s hemen başını önüne eğdi ve Allah Tealâ’dan bağışlanma diledi.
Bu menkıbeyi anlatan İmam Şa’rânî k.s. bizlere şu
uyarıda bulunur:
“Ey kardeşim! İslâm’ın uygun görmediği şeyleri kabul etme. Ama bu kabul etmeme
şahıslara karşı değil, işlenen günahlara karşı olsun.” (el-Envârü’l-Kudsiyye)
Cennetin Anahtarı
Bir gün Bayezid-i Bistamî
k.s. Hazretleri’ne,
– ‘Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet
etmek) cennetin anahtarıdır.’ anlamına gelen hadis-i şerif hakkında ne dersiniz,
diye sordular. Bayezid-i Bistamî
k.s. şu açıklamayı yaptı:
– Hadis sahihtir. Ancak anahtar, dişleri olmadan açamaz. Cennetin anahtarı olan
“Lâ ilâhe illallah” sözünün dişleri ise dört şeydir:
1. Yalan söylemeyen ve gıybet etmeyen
bir dil,
2. Aldatmayan ve hıyanet etmeyen bir
kalp,
3. Şüpheli ve haram şeyleri yemeyen bir
mide,
4. Bid’at ve
nefsin istek ve arzularının karışmadığı salih amel. (el-Hadâiku’l-Verdiyye)
Gerçek İhlâs
Büyük alim İmam Gazalî k.s. şöyle buyuruyor:
“İhlâsın asıl manası, kulun yaptığı ameller karşılığında Allah Tealâ’dan mükafat talep etmemesidir. Nitekim ayet-i
kerimede şöyle buyrulmuştur:
“Oysa sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır.” (Sâffat,
96)
Şayet yapılan ibadet sevap elde etmek veya ceza korkusuyla olursa, bu şekilde
davranan kimse tam anlamıyla ihlâs sahibi olamaz. Çünkü bu kişi kendi nefsi
için çaba sarf etmiştir.” (İmam Gazalî, Mükâşefetü’l-Kulûb)
Nefsin Kusurlarını Görmek
Sâdât-ı Kiram’ın
büyüklerinden Seyyid Sıbgatullah
Arvasî k.s. der ki:
“Sofi tavus kuşu gibi olmalıdır. Tavus kuşu ayaklarının siyahlığına bakar.
Vücudunun ne kadar güzel olduğuna değil. Sofi de kendi iyi haline bakmamalı,
amellerine güvenmemeli. İyiliği görmek ve amellere güvenmek kibir ve
gururlanmaya sebep olur. Yaratılmışlar arasındaki bütün manevi olgunluk, Allah Tealâ’nın kemalâtının bir
yansımasıdır. İnsanın bunun kendinden kaynaklandığını düşünmesi büyük bir kusur
olur.” (Altın Silsile)
Pişmanlık Ağacı
Ebu Yahya el-Varrâk k.s.
şöyle buyurur:
“Her kim nefsin istek ve arzularını yerine getirerek azalarını memnun ederse,
kuşkusuz kalbinde nedamet ağacını dikmiş olur.” (İmam Gazalî,
İhya)