Allah Tealâ Hazretleri, boş bir şey yaratmadığı gibi nefsi de boş
yere yaratmamıştır. Nefs denilince yalnızca onun
şerli yönü düşünülmemelidir. Nefs, şerleri üstünde
topladığı gibi hayırları da celbeder. Mesela en başta
gelen gazap ve şehvet kuvvetlerini ele alalım. Hayır
yönüyle şehvet menfaati celbettiği gibi gazap
da zararı defeder.
Nefs olmasa acıkmaz, kendimizi soğuktan korumak için
giyinmezdik. Evlenerek nesli çoğaltmak şehvetin hayır yönü olurken, zina ise
şer yönüdür. Gazap kuvveti olmasa vatanımızı savunup düşmanla başetme imkanı olmaz, ırzımızı,
namusumuzu koruyamazdık. Nefs bu yönüyle hayır ve
nimet olurken kin tutma, intikam, insanları tahkir etme ve zulmetmesiyle de şer
olur.
Nefs, tek bir nefs olmasına
rağmen sahip olduğu sıfatlarla farklılıklar gösterir. Yaptıklarıyla zulmanî de olur, rahmanî de... Mücahede
ile terbiye edilerek ulvi makamlar kazanır. Allah Tealâ
aklı yardımcı kılmış, dini, yolu bildirip, uyulması gereken ölçüleri
göstermiştir.
Varlıklar, nefsli ve nefssiz
olarak ikiye ayrılırlar. Melekler nefssiz olup mücahede ve riyazet etmezler. İbadet ve taatte
zorlanma, yeme içme kavgası, mal mülk sevdaları olmadığından makamları
sabittir, daha ileri gitmezler. İnsanlar ve cinler ise nefs
sahibi olarak, dinin hükümleriyle dizginlenmeye, Kur’an-ı
Kerim’le terakki ettirilmeye ve Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in muhabbet ve sünnet-i seniyesi
ile terbiye edilmeye muhtaçtırlar ki, bizler bunun için yeryüzündeyiz.
Nefsin kötü sıfatlarını tezkiye ile değiştirmek mümkündür. Başıboş, terbiye
edilmemiş, dini, hakikati kavrayamamış veya nefsinin sıfatlarıyla hakkıyla
cihat etmemiş insanlar için nefs, “emmare” makamındadır. Kur’an-ı
Kerim’de “Gerçekten nefs devamlı kötülüğü emreder.”
(Yusuf, 53) buyurulan nefs
budur. Emmare makamı, kin, hırs, gazap, kibir, ucub, hased gibi çirkin
sıfatlarla insanları helake götürür. Bu sıfatların güzel ahlâka çevrilmesi için
insanın mücahede etmesi gerekir.
Nefsin “emmare” makamının bir üstü “levvame”dir. Levvame, kötülemek,
ayıplamak manasındaki “levm”den gelir. Bu
makamda nefs, hatalarından pişmanlık
duyar, kendini kınar. Kur’an-ı Kerim’de “Kıyamet
gününe, nedamet çeken, kendisini kınayan nefse yemin ederim ki, diriltilip
hesaba çekileceksiniz.” (Kıyame, 1-2)
buyurulur. Levvame nefs, emmare nefs
kadar saldırgan olmasa da fırsat bulunca emmareliğe
döner.
Nefsin üçüncü makamı “mülhime”dir. Bu makamda
günahlar nisbeten terkedilmiştir, fakat vesvese devam
etmektedir.
Dördüncüsü ise “mutmainne” makamıdır. Bu makamda
nefsin sıfatı, hâli değişmiştir. İsyanın yerini itaat, serkeşliğin yerini hayâ
ve edep almıştır. Allah Tealâ bu nefs
için “Ey mutmain olmuş, sükûnet ve huzura kavuşmuş nefs!
Sen Allah’tan razı, Allah senden razı olarak Rabbine dön.” (Fecr,
27-28) buyurmuştur. Ayet-i celiledeki
tertibe göre önce kul Allah’tan razı olup O’na yönelmekte ve sonra rızasını
kazanıp O’na dönmektedir.
Hz. Adem Aleyhisselam’dan
bugüne kadar gelmiş geçmiş insanoğlunun nefsinin ahvali hep aynıdır, hiç
değişmemiştir. Şimdi değil de başka zamanda yaşasaydım durumum farklı olurdu
düşüncesi yanlıştır. Allah Tealâ Hazretleri kaderi
gereğince bizi bugün dünyada yaşatıyorsa bizim vazifemiz de bugündür. İmanın
hakikatini kavrayarak kutsî vazifemizi idrak etmek ve ona göre yaşamaktır.