Konuşmanın zor
olduğu bir dönemden daha geçiyoruz. Müslümanlar olarak zahirde ve batında
yaşadığımız dağınıklığın, o hep yüz yüze geldiğimiz acı tezahürlerinden biriyle
daha karşılaştık. Gazze’de bütün insanlığın gözü önünde büyük bir katliam
yaşandı. Orada, yıllardır açık hapishaneye dönüştürülmüş ufacık bir bölgede
mahsur yaşayan 1.5 milyon kardeşimizin üzerine ölüm
teknolojisinin en son makinalarıyla içindeki karanlığı, vahşeti kustu peygamber
katilleri. Pek çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 1500 kardeşimiz şehit
oldu. Binlercesi bu vahşetin izlerini taşımak üzere yaralandı.
Her şey insanlığın gözü önünde oldu bitti. Bütün
dünyaya haber ajanslarınca servis edilen görüntüler zerre kadar vicdan
taşıyanların kanını dondurdu. Ama bu zulmü bitirecek, bir daha
tekrarlanmamasını sağlayacak hiçbir şey yapılmadı. Sürü kurda emanet olduğu
sürece de asla yapılamayacak. Gösterilerden, yardım kampanyalarından, duadan
başka bir şey gelmedi elimizden. Yeryüzünde bu şeytanî vahşet düzeni egemen
olduğu sürece de gelmeyecek. Bosna’da, Kosova’da, Irak’ta, Afganistan’da,
Kafkasya’da, Afrika’da, Uzakdoğu’da ve dünyanın gözden ırak daha nice köşesinde
maruz kaldığımız bu zulüm, iplerimiz zalimlerin elinde olduğu sürece devam
edecek. Yurtlarımız ve kalplerimiz yangın yeri olmaya devam edecek.
Hem tek tek fertler olarak, hem topyekûn Ümmet-i Muhammed olarak kendi
köklerimiz ve kimliğimiz üzerine bir dünya inşa etmek zorundayız. Aklımızla,
kalbimizle, bilgimizle, maddi manevi bütün donanımızla buna çaba göstermeye
mecbur ve mahkûmuz. Tarihin kırılma noktasında bulunduğumuzu ve başkalarının
yazdığı siyasi ve ekonomik senaryolarda figüran rolü oynama zilletinden artık
kurtulmamız gerektiğini fark etmek zorundayız. Çocuklarımızı eğitirken, onlara
hedef gösterirken bu vizyona göre hareket etmek,
kaçamayacağımız bir sorumluluk.
Bu ayki dergimizin kapak konusunu belirlerken henüz Gazze’deki vahşet
başlamamıştı. Fakat tam da yukarıda söylediğimiz vizyonun
tarihî referanslarını ortaya koyan bir konu seçmişiz. Tasavvuf ehlinin her
dönemde nasıl etkin bir rol oynadığını anlattık. “Sufilik ve Mücadele” başlıklı
dosyamız, sufiliğin bugünkü dünya için taşıdığı imkan
ve potansiyeli fark etmek açısından dikkatle ve düşünerek okunmalı.
Dergimizde kaçınılmaz olarak Filistin’de olup bitenlere dair yazılar var.
Özellikle Halil Akgün’ün meseleyi küresel düzen üzerinden okuyan yazısına
dikkatinizi çekmek isteriz. Ahmet Birler de vahşetin “seyircileri” olarak
hislerimize tercüman oluyor. Fakat bu yazılara eşlik eden fotoğraflarda medyada
sıkça kullanılan şehit ya da o anın çaresizliği içindeki kardeşlerimizin
görüntülerini kullanmaktan kaçındık. Bu tarz görüntülerin yenilmişliği ve
çaresizliği kanıksatma riskinin olduğunu, psikolojik savaşta düşmanın işine
yarayacağını düşünüyoruz.
Abone kampanyamızın devam ettiğini hatırlatarak nokta koyalım. Cenab-ı Mevlâ
müminlerin yar ve yardımcısı olsun.
Mart sayımızda buluşmak üzere inşallah.