Aklımıza çok dua
etmemize rağmen dualarımızın gerçekleşmediği fikri düşebilir. Ancak unutmamak
gerekir ki, duanın yanında müslümanların üzerine düşen bir sorumluluk vardır. O
da yükümlülüklerini yerine getirmeleri.
Bazen öyle daralır, öyle sıkışırız ki sığınacak, derdimizi dökecek ve gözyaşlarımızı
yanında rahatça akıtacağımız birini ararız. Böylesi durumlarda en rahat
sığınacağımız, sıkıntımızı rahatça arz edebileceğimiz, gözyaşlarımızı bir kayda
tabi tutmadan akıtabileceğimiz yegane zat Allah’tır.
O, bizden öncekilerde olduğu gibi, bizleri de merhamet ve şefkatiyle huzuruna
kabul eder ve duamızla birlikte bizlere yönelir. O’nun huzurunda derdimizi
açtığımızda, içimizi döktüğümüzde rahatlarız; sırımız onunla aramızda kalacağı
için bir endişeye de kapılmayız.
En yakın anlar
Şüphesiz dua kulun Allah’a en yakın olduğu zamanlardandır. Çünkü kul duada
Allah ile doğrudan iletişime geçer. Arada herhangi birini bulundurmadan
gönlünden geldiğince içini döker ve O’ndan yardım diler. Duada bir başkasını
kandırma, gösteriş gibi hususlar yer almadığından, yalvarmanın ardından insanda
oluşan iç huzur kişiyi mutlu eder, Rabbine münacat etmenin verdiği haz tarifi imkansız bir rahatlama sağlar.
Kullarının kendisine yönelmesine ne kadar ihtiyaçları olduğunu bilen Allah Tealâ
O’na yönelerek dua etmemizi, derdimizi ve sorunlarımızı açmamızı ve O’ndan
yardım dilememizi ister. Bir ayette şöyle buyurur: “Bana dua edin, duanızı
kabul edeyim.” (Mü’min, 60). Peygamber s.a.v. Efendimiz de bir hadislerinde
şöyle buyururlar: “Allah’ın geniş hazinesinden isteyin. Zira Allah kendisinden
istenmesini sever.”
Peygamberimiz duayı tavsiye ettiği gibi, hayatının hemen hemen her diliminde
O’na dua ederdi. Evine girip çıkarken, yemek yiyince, yeni bir elbise giyince,
turfanda bir meyve tadınca, yolculuğa çıkarken velhasıl hayatının her karesinde
Allah’a münacatta bulunurdu. O böyle yaparak her vakit O’na olan ihtiyacını ve
kulluğunu arz ederdi.
Bu nedenle, sıkıntılı anlarımızda Allah Tealâ’nın dualarımıza yönelmesini
istiyorsak, derdimiz olmadığı zamanlarda da O’nu unutmamalıyız. Her halükârda
O’na şükran ve hamdimizi arz etmeliyiz. Bunu yaparsak, başımız sıkıştığında
O’na yönelmeye yüzümüz olur. Bu hususa değinen Efendimiz s.a.v. şöyle
buyurmaktadır: “Kim, üzüntüler ve güçlüklerde duasının kabul olunmasını
isterse, bolluk ve mutluluk zamanlarında çok, çok dua etsin.”
İki anahtar
Duanın kabul edilmesi için önemli iki hususun yerine getirilmesi gerekmektedir:
Birincisi, duanın içten yapılmasıdır: Allah’a yönelerek yapılan her şey bir
ibadet olduğundan dua da ibadettir. Bu nedenle samimi yapılması gerekir. İnsan
Allah’ın huzurunda olduğunu bilmeli ve yaratanına bütün kalbiyle yönelmelidir. Hz.
Peygamber s.a.v. “Kabul olunmayan duadan Allah’a sığınırım..”
buyurmaktadır. Bununla herhalde, kişinin kendisini vermeden, gelişigüzel
yaptığı duayı kastetmektedir.
Ebeveynler çocuklarından yapmalarını istedikleri işleri çocukları isteksiz ve
gelişigüzel yaptığında nasıl rahatsız oluyorlarsa, Allah da gönülden yapılmayan
dualardan elbette memnun olmayacaktır. Dolayısıyla kul gerçekten Allah’tan bir
şey istiyorsa, bunun gereğini yerine getirmelidir. Yaptığı duadan habersiz
olmamalıdır. Ağzından dökülen ifadeleri gönlü dinlemelidir. Ezberlediği birkaç
cümleyi öylesine tekrar etmekten kaçınmalı, Allah’tan gerçekten istemelidir.
Duanın kabul edilmesi için gerekli olan ikinci önemli şart ise, insanın haram
lokmadan kaçınmasıdır. Başkalarının mallarını haksız yere zimmetine
geçirmekten, kamu hakkını sahiplenmekten uzak durmak gerekir. Hayatını haram
yollardan kazanmakla geçiren, çoluk çocuğunu helal olmayan gıdayla besleyen
insanların yapacakları dua elbette kabul olunmaz. Zaten böyle bir insan içten dua
da edemez. Duasının kabul edilmeyeceğini de bilir. Nitekim Efendimiz s.a.v. bir
hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar:
“Bir kimse uzun bir sefere çıkar. Saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir
halde, ellerini semaya kaldırarak ‘ya rabbi, ya rabbi’ diyerek dua eder. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram,
beslendiği şeyler haramdır. Böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?”
Aslolan duanın kendisi
Allah’a gerçekten gönülden yaptığımız bazı dualarımızın kabul edildiğini ve
arzumuzun gerçekleştiğini gördüğümüz çok olmuştur. Bunun yanında, bazı
dualarımızın gerçekleşmediğine de şahit olmuşuzdur. Böyle durumlarda acaba
dualarımız kabul olmadı mı gibi bir şüphe aklımıza takılabilir.
Bu hususta her şeyden önce duanın bir ibadet olduğunu ve sevabının ahirette
verileceğini bilmemiz gerekir. Asıl olan bu ibadeti yerine getirmektir. Ayrıca
istediğimiz şey bizim için hayırlı olmayabilir. Çünkü biz yerine getirilmesini
istediğimiz ihtiyacımızın ileriki hayatımızda hayırlı olup olmadığını
bilemeyiz. Hayırlı zannettiğimiz şey tam tersi bir duruma dönebilir.
Dolayısıyla Allah Tealâ bizlerin duasını yine bizlerin iyiliği için kabul
etmeyebilir.
Bize gerekli olan, duaya devam etmektir. İhtiyaç sahibi bizler, ihtiyacın arz
edileceği kapı da Allah’ın huzuru olduğuna göre, bizlere düşen devamlı niyaz
etmektir. Nitekim Hz. Ömer r.a. şöyle demiştir: “Ben duamın kabul edilip
edilmemesinin ıstırabını çekmiyorum. Duaya devam edememenin ıstırabını
taşıyorum.”
Amel duanın yoldaşıdır
Gönülden Allah’a yakardığımızda O’nu çok yakınımızda bulacağız. Bizi
dinlediğini, O’na ulaştığımızı hissedeceğiz. Allah’a bu derece yakın olmanın
hazzını tattıktan sonra O’na yakarmak bizler için tarifi imkansız
bir mutluluk olacaktır. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimizin şu duası hem sözleri
hem de nasıl bir ömür sürmemiz gerektiğini ortaya koyması açısından çok
güzeldir:
“Allahım! Senden her işte sebat etmeyi, takvaya gayretli olmayı, nimetine
şükretmeyi, güzel ibadet etmeyi, doğru bir lisana ve temiz bir kalbe sahip
olmayı dilerim. Senin bildiğin bütün kötülüklerden sana sığınırım. Senin
bildiğin bütün hayırları diler, senin bildiğin günahlardan sana sığınırım.
Muhakkak ki sen bütün gizli şeyleri çok iyi bilensin.”
Burada aklımıza, çok dua etmemize rağmen dünyanın pek çok yerinde ve özellikle
Filistin’deki müslüman kardeşlerimizin durumlarında bir değişiklik olmadığı
gelebilir. Bu son derece yerinde bir endişedir. Ancak unutmamak gerekir ki, müslümanların
üzerine dua yanında düşen bir sorumluluk vardır. O da yükümlülüklerini yerine
getirmeleri.
Her tarafı müslümanlarca kuşatılmış ve İslâm coğrafyasının tam göbeğine
kondurulmuş küçücük bir devlet, cendere altına aldığı mazlumların hayatlarına
kastediyor, onlara kan kusturuyor ve yaşadıkları bölgeyi açık hapishaneye
çeviriyorsa, bu noktada müslüman olarak düşünmemiz gerekir. İslâm devletleri
sorumluluklarının sadece cüz’i bir kısmını yerine getirebilselerdi acaba İsrail
bu yaptıklarını yapmaya cesaret edebilir miydi? Peki
bu devletçik sizce etrafını ve hatta dünyayı önemsiyor mu? Önemsemiyor elbette.
Önemsemiyorsa, o zaman söz konusu ülkelerin idarecileri başta olmak üzere müslümanların
ne kadar müslüman olduklarının sorgulanması gerekir.
Bu nedenle, kendi sorumluluğumuzdan kaçmamız ve sadece dua etmek suretiyle
mesuliyeti yaratıcımıza havale etmemiz son derece yanlış olur. Oysa Efendimiz
s.a.v. üzerine düşeni yerine getiriyor, bu arada Allah’a dua da ediyordu. Allah
Tealâ da çalışmanın ve duanın bir araya gelmesinin ardından yardımıyla onu
destekliyordu. Nitekim Hendek savaşında tüm hazırlığı yapıp düşmanla
savaşırken, diğer yandan da Allah’a el açıp yardım talep ediyordu.
Elbette bu sadece Hz. Peygamber s.a.v.’e özgü bir durum değildir. O’nun rabbi
olan Allah Tealâ bizlerden bir gayret gördüğünde, peygamberine yardım ettiği
gibi bizlere de edecektir. Zira o tüm zamanlardaki bütün müslümanların
rabbidir.
Ekler:
Makbul
duaların sırrı
Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz makbul olan bazı duaları bizlere açıklamıştır.
Bunların dördü şunlardır:
Bir müslümanın başka bir müslümanın arkasından yaptığı
dua.
Böyle bir dua, kendisine dua edilen kişi orada bulunmadığından dolayı gerçekten
samimiyetle yapılan bir duadır. Ayrıca başkasının onu Allah Tealâ’ya hayırla
anması onun iyi bir insan olduğunu da gösterir.
Ebeveynin çocukları için yaptığı dua.
Bir insan için anne babasından daha samimi ve içten dua eden insan
bulunamaz. Onların dualarında hiçbir gösteriş yoktur. Tamamen gönüllerinden
gelerek dua ederler ve çocuklarının her zaman hayrını isterler. Allah da, anne
babasını memnun etmiş, onlara elinden gelen hizmeti göstermiş, onları
incitmemeye çalışmış, yaşlılıklarında hizmetlerine koşmuş, gerektiğinde
sırtında bile taşımış evlat için yapılan duayı kabul eder.
Misafirin ev sahibi için yaptığı dua.
Misafir de evinde kendisine ikram edip ağırlayan, en iyi yemeklerle sofra
kuran, malından fedakârlık eden, onu rahat ettirmeye çalışan, memnun ettirmek
için elinden gelen hizmeti yapan ev sahibinden duyduğu memnuniyeti Allah’a arz
eder, onun iyiliğini ister. Allah da bu duayı kabul eder.
Mazlumun duası.
Mazlumun gördüğü zulüm sebebiyle yaptığı dua kalbinin derinliklerinden gelir.
Duası gözyaşlarına karışır çoğu kez. Duasıyla Allah Tealâ arasında bir perde
olmaz. Âhı çoğu zaman kendisine zulmedeni dünyada yakalar. Atalarımızın dediği
gibi, hiç kimsenin âhı yerde kalmaz. Etrafımızda güçsüz ve zayıfları ezen nice
insan görürüz. Ama bir müddet sonra hiç ummadıkları bir yerden çok sert bir
darbe yiyerek yere yıkılırlar. Zira su testisi su yolunda
kırılır.