Sahabe-i Kiram,
hem de Bedir gününün serdengeçtileri canlarını feda ettikleri savaşın hemen
ardından büyük bir imtihana tabi tutuluyorlar. Yüce Mevlâ imanlarını ve
itaatlerini gözden geçirmelerini istiyor. Onlar imtihana tabi tutuluyorsa,
başka kim tutulmaz ki?
Etkinliği ve gücü artanın sorumluluğu da artar. Sorumluluğu artanın da
imtihanları artar. Hele bu sorumluluk manevi yönü de olan bir sorumluluksa…
İsmi “Ganimetler” anlamına gelen sureyi bilirsiniz mutlaka. “Sana ganimetlerden
soruyorlar..” diye başlayan Enfâl suresini…
Enfâl suresi Bedir savaşı esnasında nazil oldu. Hicretten bir buçuk yıl sonra.
Gerçekle yalanın ayrıldığı gün
Bedir deyip geçilmez. Bir dönüm noktasıdır o. Yüce Mevlâ’nın “Furkan Günü” diye
özel olarak isimlendirdiği Bedir. Yani ayrışma günü. Hak ile bâtılın, doğru ile
eğrinin ayrıştığı gün… Hakkı ve bâtılı temsil eden iki topluluğun karşı karşıya
geldiği gündür Bedir.
Bin civarında müşrik ordusuna karşı bir buçuk yıldır Medine-i Münevvere’ye yerleşmiş
olan Muhacirlerden yaklaşık doksan, Ensârdan yaklaşık iki yüz otuz sahabinin
katılmış olduğu, İslâm için var oluş ya da yok oluş anlamına gelen büyük bir
mücadelenin adıdır Bedir.
Muhacirler... Dünyalık neleri varsa hepsini terk edip canları pahasına Medine-i
Münevvere’ye göç eden dünyanın en fedakâr insanları. Ve Ensâr... Evlerini,
mallarını, kalplerini Allah için muhacir kardeşlerinin hizmetine açmış,
imanları uğruna bütün dünyaya meydan okuyan dünyanın en vefakâr insanları…
Bedir’e giderken onların her biri orada düşüp kalmayı, şehit olmayı
ulaşılabilecek en yüce mertebe olarak özlüyor, adımlarını öyle atıyorlardı.
Nihayet savaş meydanında karşı karşıya geldiler. Büyük mücadele yaşandı. Yüce
Mevlâ melekleri yardıma gönderdi. Öğle civarında inkârcılar bozguna uğrayıp
kaçmaya başladı.
Savaş bitti. Sahabe-i Kiram’dan on dördü şehit düştü. Müşriklerin kaybı ise
yetmiş kadardı. Bir kısmı da esir alınmıştı. Bir de onlardan arda kalan
ganimetler vardı.
Savaş bitti ama
Hiç akıl kabul eder mi? Canını feda eden bir insanın, birkaç kuruşluk dünya
malına iltifat edeceğini insan düşünebilir mi.
Ama şu bir gerçek: Belki ümmete ibret için, Yüce Mevlâ’nın bir hikmetinin gün
yüzüne çıkması için Bedir kahramanları ganimetler konusunda bir sarsıntı
yaşadı. Aralarında ihtilafa düştüler. Onlar Allah yolunda canlarını tereddütsüz
feda etmiş insanlardı. Bunu savaş meydanında ispat da ettiler. Ama savaştan
sonra ganimetleri paylaşma konusunda gel-gitler yaşadılar.
Yeryüzünün en hayırlı insanları olan Bedir ashabı, canlarını feda ettikleri bir
savaşın sonrasında hatta kanları kurumadan ciddi bir imtihana tabi tutuluyor.
Şöyle ki:
Savaş esnasında büyük yararlılık gösterenler, kendilerine zayıf müslümanlardan
fazla hisse verileceğini düşünüyorlar. Hz. Peygamber s.a.v., ganimetlerin eşit
olarak bölüştürülmesini emredince aralarından Sa’d b. Ebi Vakkas r.a. şöyle
söylüyor:
– Ya Rasulallah! Zayıfların koruyucuları olan süvarilere, zayıflar kadar mı
hisse vereceksiniz?
Efendimiz s.a.v. ona şöyle cevap veriyor:
– Hay anan ağlasın senin! Sizler, yardıma ve rızıklara zayıflarınızın hatırına
ulaştığınızı bilmiyor musunuz? (Buharî, Ahmed b. Hanbel)
Ubade b. Samit r.a. bu hadiseyle ilgili şunları söyler:
“Biz Bedir’de ganimetler konusunda anlaşmazlığa düştüğümüzde kötü huylarımız
açığa çıktı da Allah ganimetleri bizim elimizden aldı ve Rasulullah’a verdi. Rasulullah
da onları müslümanlar arasında eşit olarak bölüştürdü.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
İtaatiniz kimliğinizdir
Enfâl suresi bu esnada Rasulullah s.a.v. Efendimize vahy edildi. Yüce Mevlâ
şöyle buyurdu:
“Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Rasulünündür.
Allah’a karşı takva sahibi olunuz, yani hassasiyetiniz bütün eylemlerinizde
ortaya çıksın da aranızdaki durumu düzeltin.
Eğer iman eden kişiler iseniz Allah’a ve Rasulüne itaat edin.
Şüphesiz ki iman eden kişiler ancak şu özelliklere sahip olan kişilerdir:
• Allah anıldığında kalpleri ürperen,
• Allah’ın ayetleri onlara okunduğunda imanları artan,
• Sadece Rablerine dayanıp güvenen (tevekkül eden),
• Namazı ikame eden (namazı hayatın merkezine yerleştiren) ve;
• Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak edenlerdir.
İşte hakiki mümin kişiler bunlardır.
Onlar için Rableri katında dereceler, bağışlanma ve üstün rızık vardır.” (Enfâl,
1-4)
Yüce Mevlâ, iman edenlerden kendisine ve Rasulüne itaat istiyor.
Allah ve Rasulüne itaat eden müminlerin, itaatlerinin yanında yukarıdaki beş
özelliğe sahip olmaları gerektiğini ifade buyuruyor. Bir mümin, Peygamber
s.a.v. Efendimiz’in dizinin dibinde bulunsa bile, Bedir harbinde canını feda
ettiğini ispat etse bile hayatta bulunduğu sürece yukarıdaki özelliklerle
imtihan edileceğini, Yüce Rabbimiz çok açık bir şekilde bildiriyor.
Şuna özellikle dikkat etmemiz gerekiyor: Bu ayetlerde Yüce Mevlâ’nın “Eğer iman
eden kişiler iseniz Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” şeklinde hitap buyurduğu
kişiler, Bedir ashabıdır. İman ettikleri, hatta imanları uğruna dünyalık namına
ne varsa terk ettikleri için, bunun da ötesinde imanları uğruna ölmek için
Bedir’de bulunmaktadırlar. Onlara bile böyle hitap ediliyor.
Demek ki iman etmek, mümin kişi olmak, öyle sadece ‘iman ettim’ demekle
tamamlanmıyor.
Biz nerede duruyoruz?
Bugün Rasul-i Ekrem s.a.v. hayatta değil. Sahabe-i Kiram da ahirette. Ama İslâm
kıyamete kadar devam edecek. Kur’an-ı Kerim’in hükümleri hepimize hitap ediyor.
Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in tebliğ vazifesi devam ediyor. Ümmetin ilim ve
fazilet sahibi takva imamları O’nun görevini devam ettiriyor. Onların etrafında
müminler, sahabe misali Allah yolunda hizmet ediyorlar.
Bu çerçevede Yüce Mevlâ, nice kardeşlerimizi tebliğ ve irşad yolunda nice
hizmetlere muvaffak kılıyor. Bakıyorsunuz bir kardeşimiz onlarca, yüzlerce,
hatta belki binlerce insanın hayrına vesile kılınıyor. Bir derneğin, bir
vakfın, bir şirketin ya da etkili resmi veya sivil bir kurumun sorumluları
arasında görevlendiriliyor. Bir taraftan Allah katında büyük mükâfatlara nail
olabileceği bir kapı açılırken, diğer taraftan nimetin büyüklüğü ve etkinliği
nispetinde bir imtihan da bekliyor kendisini.
İnsan bazen şöyle düşünebiliyor: Allah rızası için bu işi yapıyorsun, şu kadar
fedakârlıkta bulunuyorsun, zamanını harcıyorsun, paranı harcıyorsun, çoluk
çocuğunu ihmal ediyorsun, hatta canını feda ediyorsun, daha ne olsun?
Bugün bu tür düşüncelerle sorumluluk mevkiinde bulunanlar gevşekliğe düşebilir.
Hayırlı bir insanın yanında bulunmakla, onun yanında Allah rızası için
fedakârlıklar yapmakla Yüce Mevlâ’nın imtihanından kurtulabileceğini
düşünebilir.
Oysa böyle bir şey asla olmaz. Nimeti fazlalaşan kişinin imtihanı da fazla
olur. İşte Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in yanında bulunan Sahabe-i Kiram, hem
de Bedir gününün serdengeçtileri canlarını feda ettikleri savaşın hemen
ardından büyük bir imtihana tabi tutuluyorlar. Yüce Mevlâ imanlarını ve itaatlerini
gözden geçirmelerini istiyor. Onlar imtihana tabi tutuluyorsa, başka kim
tutulmaz ki?
İmtihanı Yüce Mevlâ yapar. Nasıl yapacağına, neyle yapacağına da O karar verir.
Bir bakarsın küçük bir dünyalık menfaat ile, bir bakarsın ilimle imtihan eder.
Bir bakarsın kâmil bir insanın en yakınına koymakla imtihan eder ya da ondan
uzakta tutmakla. Bir dem gelir iltifatlar yağdırarak imtihan eder, bir dem
gelir yüz çevrilen bir insan haline getirerek. Bir bakarsın emek verdiğin, dost
bildiğin insanla imtihan eder, bir bakarsın uzak durduğun, hiç ilgilenmediğin
insanla. Bir bakarsın yaptığın hayırla, fedakârlıkla ya da ibadetle imtihan
eder, bir bakarsın düştüğün bir günahla, yanlışınla.
Ne olursa olsun, her durumda kendisine iman ve itaat ister. Kulunun sadece kendisine
yönelmesine razı olur. Hareket tarzı olarak da sadece Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in
yoluna uyulmasını emreder.
O halde gevşememek için çok dikkatli olmak, sürekli korku ile ümit arasında
bulunmak lazım.
İmanımızı ve itaatimizi gözden geçirmeliyiz. Yüce Mevlâ’nın bildirmiş olduğu
mümin kişi olma özelliklerini taşıyıp taşımadığımızı sürekli şöyle
sorgulamalıyız:
• Allah anıldığında kalpleri ürperenlerden miyim? Yüce Mevlâ ile münasebetim
nasıl?
• Allah’ın ayetleri okunduğunda imanları artanlardan mıyım?
• Sadece Rablerine dayanıp güvenenlerden miyim?
• Namazı günlük hayatın merkezine yerleştirenlerden miyim? Hayatını, namazın
etrafında örgüleyenlerden miyim?
• Kendilerine verilen rızıklardan infak edenlerden miyim?