Cenab-ı Mevlâ, her
şeyi güzel yaratmıştır. İnsana da madden ve manen en güzel şekli vermiş ve
ondan yaratılışındaki bu güzelliği muhafaza etmesini, kemale ermesini
istemiştir. Peygamberler gönderip örnek göstererek de nasıl yapabileceklerini
öğretmiştir.
Mücella dinimizin gayesi de insanı kötü, çirkin huylarından temizleyip güzel
ahlâka ulaştırmaktır. Bu dini bize bildiren Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz
güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini bildirmiştir.
Efendimiz s.a.v. en yüce, en güzel ahlâka sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de O’nun
için: “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 68) buyurulmaktadır.
Yani insanlığı hayırlara ulaştıracak pek güzel huylara, yüce bir karaktere,
maneviyata sahipsin denilmiştir.
Kur’an’da güzel ahlâk adına bildirilen bütün özellikler en kâmil haliyle Rasulullah
s.a.v. Efendimiz’de mevcuttur. Hz. Aişe r.a. Validemiz’e O’nun ahlâkı
sorulduğunda “Kur’an okumuyor musunuz?” demiştir. “İşte O’nun ahlâkı Kur’an’dır.”
Kur’an’ı anlayan Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in nasıl bir ahlâka sahip olduğunu
anlar, güzel ahlâkın ne demek olduğunu bilir. Dinimizin ahlâkı anlatan
fasıllarında da bu yüce ahlâkın ne tür özellikleri kapsadığı tek tek
anlatılmıştır. Bizim vazifemiz bu ahlâkı öğrenmek ve edinmektir. Kötü, çirkin
bütün huylarımızdan kurtulmaya çalışıp iyi, güzel huylarlarla vasıflanmaktır.
Enes b. Malik r.a Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Rasulullah
s.a.v. Efendimiz’e “Ya Rasulallah, hangi mümin daha faziletlidir?” diye
sorulmuştur. Bu soruya karşılık Efendimiz s.a.v.: “En güzel huylusu hangisi ise
en faziletlisi odur.” buyurmuşlardır. Ayrıca Ashabına da şöyle buyurmuşlardır:
“Siz, mallarınızla insanlara bolluk getirecek durumda değilsiniz. O halde onlara
güler yüzle, güzel huyla bolluk gösterin.”
Güzel huy sahibinin en temel özelliği AllahTealâ Hazretleri’nden duyduğu
haşyettir. Böyle bir insan Allah Tealâ’nın büyüklüğünü idrak edip O’nun
kulluğuna layık olamamak endişesiyle kalbi ürperir, korkar. İşte o güvenilir,
itimada layık insandır. Ondan kimseye zarar gelmez. Allah Tealâ katında
insanları ayıran husus, bu özelliğe sahip olup olmamalarıdır.
“Şüphe yok ki Allah katında en iyiniz Allah’tan en çok ittika edeninizdir
(Allah’a karşı gelmekten sakınanınızdır).” (Hucurat, 13)
Huyu güzel olan bir kul, Allah Tealâ’nın bütün emirlerini yerine getirmeye
çalışır. Yasak ettiği işleri yapmaktan, sözleri söylemekten uzak durur.
İbadetlerinin bir karşılığa layık olduğunu düşünmeksizin, gösterişe, kibire
kapılmaksızın ibadet eder.
İnsanlara karşı bütün davranışlarında edebi muhafaza eder. Onları küçük görmez.
Onların da Allah Tealâ’nın kulları olduklarını bilir ve güzel kulluk
yapmalarına engel olacak her türlü davranıştan sakınır. Bağışlar, iyilik eder.
“İhsan ediniz, şüphe yok ki Allah ihsan edenleri sever.” (Bakara, 195) buyurulmuştur.
İhsan, Allah Tealâ’nın kendisine verdiği nimetlerden sadece Allah Tealâ’nın
sevgisini kazanmak için başkalarına bağış yapmaktır. Bu nimetler de yalnızca
maddi olanlar değildir. Kur’an-ı Kerim’de bildirilen “... içten ve dıştan sizi
nimetine gark etti ...” (Lokman, 20) ayetini açıklarken bazı alimler, içteki
nimetler huy güzelliğidir demişlerdir.
İnsanların eziyetlerine, cefalarına tahammül edip onlara eziyet etmemek,
ağırlık vermemek ihsandır, bağıştır, sadakadır. Rabbimiz bütün yüceliğine ve
bizim O’na kulluğumuzdaki onca kusurumuza rağmen bize ihsan etmekte, bizden de
ihsan sahibi olmamızı istemektedir.
Yeryüzünü insanların güzel huylarından başka bir şeyle güzelleştirmek de mümkün
değildir. Güzel binalar, güzel yollar, evler, bahçeler de olsa kötü ahlâkın
hüküm sürdüğü bir yerde güzellikten söz edilemez, öyle bir yerde huzur
bulunmaz.
Zünnun Mısrî k.s. Hazretleri’ne “İnsanların en dertlisi, en sıkıntılısı
kimdir?” diye sorulduğunda “En kötü huylusudur.” diye cevap vermiştir.
Sıkıntılı insanların olduğu bir yerde nasıl huzur bulunabilir ki? Aslî
güzelliğini yitirmiş, ahlâkı bozulmuş olanlar ister istemez zarara yol açarlar.
Güven vermez, insaflı olmazlar. Başkalarını düşman görür, düşmanca davranırlar.
Fakat İslâm ahlâkıyla donanmış, onun özellikleriyle huylarını güzelleştirmiş
olanlar, yaşadıkları her yeri de güzelleştirirler. Hareketleri doğru ve
güzeldir, güven verirler. Hiyanetlerinden kuşkulanılmaz. Herkesle güzel görüşür,
onların sevgisini kazanırlar. Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “Mümin ülfet eder ve
ülfet olunur. Ülfet etmeyen ve ülfet olunmayan kimsede hayır yoktur. İnsanların
hayırlısı, insanlar için hayırlı olandır.” buyurmuşlardır.
Böyle güzel insanların kalplerindeki saflık yüzlerine yansır. Güleryüzlüdürler.
Güleryüzlülüğün sadaka sayıldığı dinimizde böyle insanca bir davranış sürekli
sevaba, Allah Tealâ’nın sevgisini kazanmaya büyük vesiledir. Bir müslümanın
Allah Tealâ’nın rızasını gaye edindiğini söyledikten sonra böyle bir fırsatı
kaçırması akıllıca olmaz.
Mümin insan nezaket sahibidir, kibardır, işlerini mülayemetle yapar, sertlikten
kaçınır. Böylece birçok müşkülü de kolaylaşır. Kabalık ise ancak kabalıkla
karşılık bulur. Bunun insana yakışan, bir fayda elde etmesini sağlayan bir
tarafı yoktur.
Tevekkül sahibi olmak, doğruluktan sapmamak, tevazu göstermek, tok gözlülük,
başkaları hakkında iyi düşüncelere sahip olmak, hayasızlık yapmamak,
ana-babayı, akrabayı, eşi dostu gözetmek, çalışkan olmak, kanaat etmek gibi
İslâm ahlâkının belirttiği güzel huylarla donanmak gerekir. Bu ahlâka aykırı
olan özelliklerimizi irademizle kontrol altına almamız mümkündür.
Kendimizi kontrol etmek zorundayız. Çünkü ne kadar ibadet etsek de Rabbimizin
şanına layık olmamız mümkün değildir. O’nun bizim için yaptıklarına karşılık
vermeye gücümüz yetmez. Sahip olduklarımızın sebebi O’nun lütfundan başka bir
şey değildir.
Fakat bizi birçok sebeple seveceğini, bizim yanımızda olacağını bildirmiştir.
Bu sebeplere sıkı sıkıya sarılmak gerekir. O’nun bizi sevmesine en büyük vesile
güzel ahlâkımızdır.
Mesela Allah Tealâ sabredenlerle beraberdir, onları sever. İnsan, yaşarken
zaman zaman acı olaylarla, birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir. Fakat
isyan etmeyip sabrederse Allah katında değer kazanır.
İyilikleri de şükürle karşılamalıdır. İyiliklere vesile olan insanlara teşekkür
etmesini de bilmelidir. Efendimiz s.a.v.: “İnsanlara şükretmeyen Allah’a da
şükretmez.” buyurmuşlardır. Merhametli olmak, acımak, şefkat göstermek de yüce
hasletlerdendir. “Yerde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olanlar (melekler)
da size merhamet etsin.” buyurulmuştur. Bunun gibi dünyalık bir sebebe bağlı
olmaksızın din kardeşlerini sevmek de Allah Tealâ’nın rızasına bir vesiledir.
Güzel olmak, güzellikleri yaşamak, ancak güzel huyları edinmekle olur. İnsanın
mahşer günü Allah Tealâ Hazretleri’ne dünyadan götüreceği bir şey yoktur.
Güzelleşmiş, selamete ermiş bir kalpten başka. “O gün ki ne mal fayda verir ne
de evlat. Ancak, Allah’a selim bir kalp ile varan başka.” (Şuara, 88-89)
Rabbimizin tevfik ve inayeti ile...