Fıkıh
kitaplarında, mükellef olma adayı çocuklar için ‘mümeyyiz’ sıfatı kullanılır.
Yani ayırt edebilen… Yani doğruyu yanlıştan ayırabilen… Ancak, mümeyyiz olacak
çocuk donanımlı olmalıdır. Yaşadığı dünyanın, kendinin ve olayların farkında
olmalıdır. Hazırlıksız yakalanmamalıdır. Mesela yirmili yaşlara girmeye aday
olan bir genç dinî ihtiyaçlarla donanmalı ve ilmihal dediğimiz gerekli ilmi
öğrenmiş olmalıdır.
İnsan yetiştirmek ağaç yetiştirmeye benzer. İlk başta bir tohumdan filiz haline
gelir. Sonra kocaman ağaç olmaya aday bir fidan olur.
Mesela bir meyve fidanı. Daha ilk günden ilgiye muhtaçtır. Verimli bir yere
dikilmeli, suyu verilmeli, ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Fakat gelişi güzel
büyümesine izin verilmemeli, gerektiğinde budama yapılmalı, fazla uzayan dallar
kısaltılmalıdır. O taze dalları budamak ağacı yaralayacaktır. Ancak gerekli
budamalar ağacı olgunlaştırır. Çalı olmaktan kurtarır.
İşte, insan inşa etmek de böyle bir şeydir. Ne modern anlayışta olduğu gibi sonsuz
bir özgür bırakma işidir eğitim, ne de kapıları bütün yeniliklere kapatmaktır.
İşin gerçeği ve doğrusu inancımızdan ve geleneklerimizden sapmadan yürüyen
sağlam nesiller yetiştirmektir.
Altın çağların kıymetini bilmek
Çocukluk çağı altın yıllardır. Kıymeti bilinmelidir. İleriki yaşlarda olumsuz
tavırlara neden olacak davranışların temelleri bu yıllarda atılmaktadır.
Hadis-i Şerif’te buyrulduğu gibi “Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar.” Daha
sonra anne-babası ve çevresi çocuğu şekillendirirler.
Yakın zamana kadar toplum olarak gelenekselleşmiş bir aile yapımız vardı.
Çocuklar, anne-baba, dede-nine elinde büyür, onları örnek alırdı. Büyüklerden
masallar dinlerdi. Konu komşunun çocuklarıyla oynar, akrabalarla kurulan
ilişkilerle hayatı tanırdı. Sosyal hayat ilk başta böyle şekillenirdi.
Hızla gelişen teknoloji ve küreselleşen hayat ile bir anda geleneklerimiz hızlı
bir değişim sürecine girdi. Önce radyo, sonra televizyon, sonra internet ve
daha sonra cep telefonları girdi hayatımıza. Her biri kendi içinde arkadaş,
rehber, ebeveyn ve öğretmen görevi görür oldu. Çocuklar bir anda anne babanın,
dede ve ninelerin kucağından kayıp gitti.
Şimdi, daha üç yaşından itibaren çocuğun dünyasını televizyon ve internet
şekillendiriyor. Zaten bu yaşlarda da çocuk etrafındaki şeyleri merak etmeye
başlıyor. Cevap aradığı birçok şeyin karşılığını da artık televizyondan
öğreniyor. Çocuğun dünyası yıllar ilerledikçe televizyona, internete göre
şekilleniyor. Dolayısıyla çocuk ile ebeveyn arasına bu teknoloji kutuları girmiş
oluyor. Okul çağına gelindiğinde de aynı durumdan eğiticiler şikayet ediyor.
Aslında hayatımızı kuşatan teknolojik unsurları ret edemeyiz. Sadece gerektiği
gibi ve doğru şekilde kullanma yolunu tercih etmeli ve çocuklarımıza da böyle
öğretmeli, böyle telkin etmeliyiz.
İnancımıza göre bir dünya
Bizim dünyamız müslüman bir dünya. Telakkimiz de böyle olmalı. Arka plan ve
kültür dünyamız müslüman bir ailenin ve cemiyetin kültürü ve anlayışı
çerçevesinde oluşmalıdır. Mesela bir çocuğun daha ilk yaşlardan ihtiyaç duyduğu
masallar bizim dünyamızı anlatmalıdır. Şair Sezai Karakoç “Çocukluğumuz”
şiirinde bir çocuğun nasıl bir anlatıma ihtiyaç duyduğunu çok güzel dile
getirir:
“Annemin bana öğrettiği ilk kelime / Allah, şahdamarımdan yakın bana benim
içimde / Annem bana gülü şöyle öğretti / Gül, O’nun, O sonsuz iyilik güneşinin
teriydi.”
Asırlar boyunca İslâm toplumları çocuklarının bu ihtiyaçlarını, hayata bakış
açılarını ve inançlarını yansıtan öğelerle gidermişlerdir. Genelde sözlü
kültüre ait olan bu unsurlar masal, hikâye, bilmece, atasözleri gibi birçok
türü ihtiva etmiştir. Hikmetli sözlerle bezenerek masal ve hikâye kitapları
yazılmıştır. İslâm dini hayatın özüne karılarak sunulmuştur çocuklara.
Hızla gelişen ve değişen araçlarla birlikte ne yazık ki bu eski yöntemler
ikinci planda kalmıştır. Şimdi yapılması gereken bu sözlü ve yazılı kültürden
faydalanarak teknolojinin gereğine göre eserler ortaya koymaktır. Tabii bunlar
yapılırken de ticari kaygılardan ziyade, çalışmaların genç nesillere vereceği
fayda gözetilmelidir.
Ebeveyn, çocuklarına İslâm dünyasının kavramlarını öğretmelidir. Mesela
peygamberler tarihini… Sonra İslâm tarihini sevdirecek, öğretecek, çocuğun o
dünyaya girmesini sağlayacak kitaplar, belgeseller, filmler tercih edilmelidir.
Bu yöntem de bıktırmadan, usandırmadan tatbik edilmelidir.
Bu noktada anne babanın, çocuk üzerindeki tesirlerinin bilincinde olması
gerekir. Ebeveyn, çocuğun altın çağları denilen dönemin baş aktörüdürler. Bilinçli
ebeveynler ve bu çerçevede oluşturulmuş çevreler, çocuklarını bir insan olarak
ve etrafını keşfetmeye çalışan çocuk olarak doğru ihtiyaçlara
yönlendirebilirler. Fakat bu yönlendirme, son yılların moda deyimi olan sonsuz
‘özgür bırakma’ şeklinde olmamalı, gerektiği yerde ‘dur’ denilebilmelidir.
Hayatımızı bütün yönlerden kuşatmış olan teknolojiyi yok ve zararlı saymak
yerine, bir fırsata çevirebiliriz. Televizyonu, interneti, gazete ve dergileri
çocuklarımızın doğru tercihler yapmasını sağlayarak faydalı hale getirebiliriz.
Yoksa yasaklama usulü, tecrübe ile sabittir ki faydalı olmamakta, hatta bir
süre sonra bir çeşit açlık meydana getirmektedir.
Ayırt edebilmek farkında olabilmek
Fıkıh kitaplarında, mükellef olma adayı çocuklar için ‘mümeyyiz’ sıfatı
kullanılır. Yani ayırt edebilen… Yani doğruyu yanlıştan ayırabilen… Ancak,
mümeyyiz olacak çocuk donanımlı olmalıdır. Yaşadığı dünyanın, kendinin ve
olayların farkında olmalıdır. Hazırlıksız yakalanmamalıdır. Mesela yirmili
yaşlara girmeye aday olan bir genç dinî ihtiyaçlarla donanmalı ve ilmihal
dediğimiz gerekli ilmi öğrenmiş olmalıdır.
Bunun yanında, herkes için olmasa da, okumuş bir genç, kendini okuryazar olarak
ifade eden bir genç, İslâm tarihini ve gerektiği kadar dünya tarihini
bilmelidir. Özellikle medeniyet tarihi dediğimiz, tarihî olaylardan ziyade
anlayışı göstermeyi amaçlayan bir yol izlenmelidir. Okuma alışkanlığı
edinmelidir. Ruhî olgunluğa erişebilmek için nitelikli kitaplar okumalıdır. Bu
tür özellikler kişinin fikrî yönünü güçlendirdiği gibi, hiç farkında olmadan
dünyasını kuşatan olaylara ve fikirlere karşı da onu hazırlayacaktır.
Medeni toplumlar, sağlam nesiller yetiştirerek yükselmiş, refaha ermişlerdir.
Biz okumayan bir milletiz. Aslında okumak da sadece kitap okumak değildir. Okumak;
hayatı okumak, kâinatı anlamak ve yaratılış gayesine münasip hareket etmektir.
Eğitim sisteminin çarkına düşmeden
Anne babanın çocuk üzerindeki tesiri belli bir yaşa kadar. Daha sonra okullar
giriyor devreye. Fakat eğitim sistemimiz çocukların önünde büyük bir engel.
Yıllardır eğitim sistemimiz tartışılıyor. İki yılda bir değiştiriliyor. Öyle ki
sistem deneme tahtasına dönmüş durumda. Kurtuluşu değişimde aramak, bir
hastalığa dönmüş denilse yeridir. Yanlış veya doğru, nasıl olursa olsun, yeter
ki değişsin denilerek doğruyu bulmaya çalışmak ne kadar doğru olabilir?
Oysa meselenin bir muhteva ve bakış açısı olduğunun üzerinde kimse durmuyor.
Birçok alanda olduğu gibi, talim terbiyede de şekilciyiz. Sadece şekle dayanan
değişikliklerle ilerleme kaydedebileceğimizi sanıyoruz. Nitekim bu yanlış
adımların sonunda eğitime hiçbir katkısı olmayan dershaneler girdi hayatımıza.
90’lı yıllarda hızlanan dershanecilik günümüzde vazgeçilmez bir unsur haline
gelmiş durumda.
Oysa hiçbir şeyi sorgulamayan, sadece test çözme tekniğine dayalı bir yöntem
çocuklarımızı çok derinden yaralamaktadır. İlkokuldan üniversiteye, on beş yılı
aşan eğitim dönemi, ne yazık ki sadece soru ve cevap yöntemine hapsolmuş
kalmıştır. Bir de eğitime para hırsının karıştırılması, genç nesilleri sağlıklı
olmayan bir talim terbiye ile karşı karşıya getirmektedir. Bir tarafta sadece
para kazanmak için eğitenler, diğer tarafta daha ilkokuldan itibaren
çocuklarını bu sistemin çarkına kaptırmış anne babalar vardır. Çocuklar
kabiliyetlerine göre yönlendirilmek yerine, ebeveynin hırslarına kurban
gitmektedir.
Konuşmamız gereken pek çok sorunumuz var. İlk sorunumuz da hastalıklarımızın
farkında olmamak. İlk bu noktadan başlamalıyız. Doğru bir teşhisle, birer birer
sorunların üzerine gitmeliyiz. Bütün bunları yaparken de kısa vadeli hesaplar
yapmamalıyız.
Hesaplarımızı dünyayı da ahireti de göz önünde bulundurarak yapmalıyız. Sağlam
nesiller yetiştirmeliyiz.
Yılları heba etmeden… Nesilleri heba etmeden…