BEYAZ GEMİ ÜZERİNE GEREKLİ AÇIKLAMALAR

 

  Cengiz Aytmatov

 

  Söze başlarken kendimi savunmaktan uzak olduğumu belirtmek isterim. Çünkü kendini koruma içgüdüsü, yazarlıkta her zaman en önemli yeri almayabilir.

 

  Beyaz Gemi hakkında kendime özgü bazı düşüncelerim var elbette. Ancak bu, eleştirilere kulağım tıkalı olduğu anlamını vermez. Literaturnaya Gazetada çıkan bütün eleştirilere saygı duydum. Ayrıca, hikayemi okuyup fikirlerini bildiren okurlarıma gönül borçluyum. Bir yazar, herhangi bir eseriyle okuru heyecanlandırabiliyorsa o yazara ne mutlu.

 

  Edebiyat konusunda arkadaşlarımın görüşlerini öğrendikten sonra susup, tartışmaya karışmayabilirdim. Ama edebiyatta, gerçeğin araştırılmasıyla birinci derecede ilgili olan bir yanın daha olduğunu unutmamalıyız. O da okurlardır. Okurların, bütün kanıları, bütün görüşleri, yazarınki de dahil, öğrenmek istemesi doğaldır. Bir de edebiyatta polemiğin bir çeşit edebiyat öğretimi olduğunu unutmamak gerekir.

 

  Gerck D. Starikov, gerekse A. Alimcanov'un eleştirilerinde çok ilginç görüşlerin yanında öyleleri var ki, bunlar okuru, sanatı çok yüzeyde anlamasına yöneltiyor. Sanırım bütün mesele, bu eleştirmenlerin bazı şeyleri ya tam anlayamadıkları ya da ters anladıklarıdır. Örneğin Geyik Ana efsanesini ele alırken, Starikov, benim hikayemde bu efsanenin gereksiz bir umutsuzluğa büründüğünü ileri sürüyor: demek oluyor ki insanlık tarihinde yalnız Çiçekbozuğu Topal Karı'nın kehanetleri gerçekleşmiştir. Hikayedeki çocuğun geleceği yoksa bu kehanetlere mi dayanıyor?

 

  Ama bu doğru mudur? İnsanlık tarihi gibi bir genellemeyi bir yana bırakalım, efsane üzerinde duralım. Bunlar bilindiği gibi bir ulusun anıtı, yaşantının özü, felsefesi ve tarihidir. Bütün bunlar fantastik bir masal biçiminde ifade buluyor. Bunlar, gelecek kuşaklara birer vasiyettir. İnsan, iç dünyasına bir biçim verirken, kendisini çevreleyen doğayı anlatmaya çalıştı, kendini doğanın bir  parçası gördü. Yaşı yüzyılları aşkın Geyik Ana efsanesindeki ahlak anlayışının bugün bile geçerli oluşu beni şaşırttı. İnsanın, ilk kaynaklarından başlayan ve durmadan gelişen iyiliğe doğru akışı, doğaya akıllıca hakim olmak isteyişi, efsanede açıkça görülüyor.

 

  Yazık ki eleştiricilerim, efsane üzerinde durmuyorlar. Oysa, insanla doğa arasında uygun bir bağın varolduğu, daha da geliştirilmesi gereği vardır efsanede. İnsan çok eski zamandan beri doğayı kendi kendinden korumaya çabalıyor. Kendini çevreleyen dünyanın güzelliğini ve zenginliğini korumak gibi güç ve gerçekten yüzyıllara dayanan konuyu çözemiyor. Konu öylesine önemli ki, eski zaman insanları bu konuyu dram ve trajedi biçimine sokarak, kendilerinin doğaya karşı olan tutumunu otokritiğe sunmak, kendi vicdanlarını uyarmak istediler. Bu, bundan sonraki kuşaklara da bir uyarı idi.

 

  Geyik Ana, bütün var olanın anasıdır. Bu efsane daha da çözümlenecek olursa insanın zorbalık ve zulme karşı korunma içgüdüsü anlamı çıkarılabilir. Bana öyle geliyor ki, eleştirmenler efsanenin ana fikrini sezememişler. Yoksa içinden çıkılmaz durum ile karanlık kehanetlerden söz etmezlerdi. Efsaneye göre bizler zulümden nefret etmeye çağrılıyoruz. İyiliğe kölülükle değil, iyilikle karşılık vermemiz isteniyor: bizi çevreleyen dünyaya ve kendi vicdanımıza karşı sorumlu olduğumuz hatırlatılıyor. Efsaneler, masallar halka ahlak eğitimi verir bir yerde. Ama bu eğitim, bilindiği gibi, yalnız olumlu örneklere ve mutluluk vadeden sonuçlara dayan