TABERİ TEFSİRİ

 

Yazarı: İmam İbn Cerir Et Taberi

Yayınevi:

 

1.CİLT

 

Ebu Cafer Muhammed b. Cerir b. Yezid b. Galip et-Taberi, hicri 224 (miladi 839) yılında Taberistan’ın Amul şehrinde doğdu. Yedi yaşında hafız oldu. Oniki yaşında iken ilim tahsili için Mısır, Şam ve Irak’da ikamet edip büyük alimlerden ders aldı. Sonunda Bağdat’a yerleşti ve hicri 310 (miladi 923) senesinde vefat edinceye kadar orada yaşadı.

Taberi’nin meşhur tefsiri dışında başlıca eserleri:

1.Tarihu’l-Umemi Ve’l-Muluk

2.   İltifatul Ulema

3.   Ahkamu Şerai’ el-İslam

Rivayete göre Taberi tefsirini yazmadan önce, üç yıl boyunca istihareye yatarak Allah’tan kendisine yardım etmesini dilemiş ve buna mazhar olmuştur.

EUZÜ BESMELENİN TEFSİRİ

Şeytan; insanların, cinlerin, hayvanların ve diğer yaratıkların yoldan çıkan asilerine verilen addır.

Racim lanetli ve uğursuz manasına gelir. “Euzu billahi-mineşşeytanirracim” lanetlenmiş şeytanın şerrinden, dinim hususunda bana zarar vermesinden Allah’a sığınırım manasına gelmektedir. “Bismillahirrahmanirrahim” ise İslam’ın nişanıdır ve bütün işlerimde O Yüce Zattan yardım ve medet isteyerek işe başlarım manasını içermektedir.

FATİHA SURESİ

Mekki (yedi ayet)

Bütün surelerin özü ve membaıdır ayrıca Fatiha’da yakarış ve isteme; Kur’an’ın geri kalanında ise buna cevap vardır.

1.Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla 2. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. 3. (O) Rahmandır, Rahimdir

“Alemlerin Rabbi” insanların, cinlerin, meleklerin, göklerin ve yerlerin Rabbi demektir.

“Rahmandır, Rahimdir”: Rahmanın manası bütün mahlukata merhamet etme, Rahim ise hususiyle müminlere merhamet etme manasına gelmektedir.

“Din gününün sahibidir”: Kıyamet gününde Allah dünyada iken mülke ortak olma iddiasıyla ona baş kaldıran meliklere “Bu gün mülk kimindir” diye soracak.

Buradaki “din” kelimesi lügatte hesap ve ceza manasına gelir.6. ayette ise “Bizi dosdoğru yola ilet” denilmekte, burada dosdoğru yol ile İslam dini kastedilmektedir.7. ayette ise “Nimet verdiğin kimselerin yoluna … kendilerine gazap edilmişlerin yoluna değil (Ya Rabbi)” demekle taat ve ibadetinle kendilerine nimet verdiğin meleklerin, peygamberlerin ve salihlerin yoluna bizi ilet manası çıkıyor.

BAKARA SURESİ (Medeni) (286 Ayet)

*Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1.Elif, lam, mim

2.İşte bu kendisinde hiç şüphe bulunmayan ve muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.

“Elif, lam, mim”: Bu tür ayetleri “Huruf-u Mukataa” denilmektedir ve çok manaları içermektedir. Bunların hepsi Allah’ın ad ve sıfatlarını kapsamaktadır. Bu ayetlerin devamında Müttakilerin vasıflarını açıklıyor.

Onlar gayba (görünmeyen cennet, cehennem, sevap, günaha) inanırlar, namazlarını tadil-i erkanla kılarlar. Verilen helal rızıkla yetinirler. Kitaba ve Ahirete kesinlikle inanırlar.

5.İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umdukların erenler, işte onlardır !

6.İnkar edenlere gelince; onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.

Bu ayetlerden sonra münafıkların en bariz özelliklerini Allah’a ve ahiret gününe” inandıklarını söyledikleri halde kalben bunu tasdik etmediklerini ve Allah’ı mü’minleri aldatmaya çalıştıklarını belirtmektedir.

10.Onların kalplerinde hastalık vardır.  Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azap vardır.

11.Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman “Biz sadece düzelticileriz” derler.

12.İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanlardır. Fakat anlamazlar.

Münafıklar, mü’minlere rastladıkları zaman; “inandık” derler. Münafıklara ise “Biz sadece onlarla alay ediyoruz” derler.

15.Allah’da kendileriyle alay eder ve onları bırakır. Taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

16.İşte onlar o kimselerdir ki; hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da alışverişleri kar etmedi, doğru yolu da bulamadılar.

Allah’da onların bu alaylarına karşı inkarcıları tamamen cehennemde toplayıp azap edecektir.

Bu ayetlerden sonra 21.ayetten itibaren mü’minlerin durumundan bahsetmektedir.

21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin Umulur ki, korunursunuz.

23.ayette inkarcılara meydan okurcasına Kur’an sureleri gibi bir sure yapmalarını istiyor.

23.Eğer kulumuz (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz haydi onun gibi bir sure getirin. Eğer doğru sözlü iseniz Allah’dan başka bütün şahitlerinizi de çağırın.

24.Yok eğer yapamadınızsa, ki ebediyen yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olup, inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

26.Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olanı misal vermekten çekinmez.

28.Allah’ı nasıl inkar edersiniz ki, sizi ölüler iken O sizi diriltti

Bu ayetle Cenab-ı Hak “Yazıklar olsun size, Allah’ı nasıl inkar edersiniz?Halbuki siz daha önce ölüydünüz, o size can verdi” demek istemiştir.

29.O ki; yeryüzünde ne varsa sizin için yarattı. Yedi kat göklerden yere kadar bütün herşey insanoğlu için yaratıldığını bu ayetten anlıyoruz.

34.Meleklere: “Adem’e secde edin demiştik. Hemen secde ettiler. Yalnız İblis diretti.

Böbürlendi ve inkarcılardan oldu.

35.Biz Adem’e: Ey Adem sen ve eşin cennette oturun. Cennetten dilediğinizi yiyin. Fakat şu ağaç yaklaşmayın. Yaklaşırsanız zalimlerden olursunuz.

Burada Allah’ın (cc) Hz. Adem’e ebediyyen kendisi ve eşinin kalmasını söylemiş yalnız bir ağaçtan yememek şartıyla.

36. “Derken şeytan onları bulundukları yerden saptırdı..”

Bu ayette şeytanın Hz. Adem ve eşini kandırdığı ve Allah’da onlara birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin ve orada kıyamete kadar oradan kıyamete kadar yaşamak için faydalanın buyurduğu anlaşılıyor.

37.Adem Rabbinden birtakım kelimeler aldı…Bu ayette Hz. Adem’in Allah’dan kendisine vahyedilenle tevbe edip affolunduğu anlatılıyor. Bu kelimeler şunlardır: Rabbimiz biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz. Rabbim çok bağışlayıcı ve tevbeleri kabul edendir.

38.İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır… Burada Allah ayetlerimizi inkar edip, elçilerimizi yalanlayanların sonsuza dek cehennemde kalacaklarını belirtmiştir.

41.Ey İsrailoğulları size verdiğim nimetleri hatırlayın…Bu ayette Allah İsrailoğullarına aranızdan Resuller seçmek, Firavun’un bela ve zararlarından korumak gibi nimetlerini hatırlatıyor ve İsrailoğullarının kendisine verdiği sözü tutmalarını ve Allah’ın da sözünü tutacağını belirtip yalnız kendisinden korkulması gerektiğini belirtmiştir.

42.Sizi yanınızda bulunanı tasdik edici olarak indirmiş bulunduğuma inanın…Hz. Muhammed’e indirdiğim Kur’an’ı tasdik edin. O’nu inkar edenlerin ilki olmayın ve Allah’ın ayetlerini dünya malından az bir bedele karşı satmayın. Atalarınıza verdiğim azap gibi size de azap vermemden sakının.

43.Bile bile hakkı batılla bulayıp hakkı gizlemeyin…Muhammed’in sizden başkasına elçi olarak geldiğini iddia edip doğru ile batılı birbirine karıştırmayın. Kendi kitabınızda O’nunla ilgili vasıfları gizlemeyin. Kur’an’ın da benim kitabım olduğunu bile bile inkar etmeyin diye buyurmuştur İsrailoğullarına.

44.Siz kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyorsunuz. Aklınızı kullanmıyorsunuz…

47.Ey İsrailoğulları ! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

Bu ayetin akabindeki ayetler Yahudilerin atalarına verilen nimetleri bir bir sayıyor.

-Sizi Firavun ailesinin korkunç zulmünden kurtarmıştık. Denizi yarıp sizi kurtarıp Firavun ailesini gark etmiştik.

-Sonra sizler nankörlük edip bir buzağıyı tanrı edindiniz.

-Musa peygamberi gönderdik.

-Sizi yıldırım çarpmıştı belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar dirilttik.

-Bulutu üstünüze gölgelik yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik.

58.Dedik ki “Şu şehre girin; oradan dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Secde ederek kapıdan girin ve Hatta “Ya Rab! Günahlarımızı bağışla” deyin ki biz de bağışlayalım.

-Biz güzel davrananlara daha fazlasını veririz.

59.Derken o zalimler, onu kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Bizde yaptıkları fasıklıktan dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

-Yine bu ayette anlatılan zalimler secde ederek girmeleri emrolundukları kapıdan kıçları üstü sürünerek girdiler. Girerken de “Arpa tanesi içinde buğday” dediler. Allah’u Teala bu davranışlarından dolayı gökten bir taun indirdi.

-İsrailoğullarına verilen sayısız nimetten biri de su istedikleri zaman Allah Hz. Musa’nın asası vasıtasıyla taştan oniki pınar fışkırtmış ve onlara ihsan etmişti.

-Allah’ın gönderdiği kudret helvası ve bıldırcına mukabil İsrailoğulları nankörlük edip “Ey Musa ! biz bir çeşit yemeğe dayanamayacağız; bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın”dediler. İyi olanı aşağı olanla değiştirmek istediler. Bundan dolayı üzerlerine alçaklık ve miskinlik damgası vuruldu.

-Allah’ın (cc) verdiği nimetlere mukabil bazıları cumartesi günleri azgınlık çıkartıyorlardı. Allah da onları “Aşağılık maymunlara” çevirdi.

-Allah (cc) onlara bir sığır boğazlayın dedi. Onlarda Hz. Musa’ya bizimle alay mı ediyorsun dediler. Sonra madem emrediyor “nasıl bir inektir “diye rabbine sor dediler. Hz. Musa ineğin vasıflarını sıraladı. Onlar bu sefer rengini sordular Hz. Musa rengini söyledi. İşi yine sarpa sürdüler bunun gibi çok var dediler. Hz. Musa biraz daha açıkladı. Sonra “işte şimdi gerçeği getirdin “ deyip ineği boğazladılar.

-Hz. Musa’nın Allah’ın izniyle ölüyü diriltme mucizesinden sonra tekrar kalpleri katılaştı. Kuran’ın şu ayeti gayet manidardır.

74 -Sonra bunun ardından yine kalpleriniz katılaştı. Şimdi onlar taş gibi hatta daha da katıdır. Çünkü taşın öylesi varki içinden ırmaklar fışkırır; öylesi de vardır ki; çatlarda bağrından su kaynar; öyleside vardır ki; Allah korkusundan dolayı yukarıdan (yere) düşer. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

-İşte bu taştan daha sert kalpliler elleriyle Allah’ın ayetlerini bozup kitap haline getirip kar amaçlı olarak pazarlıyordu. Ve “bu Allah katındadır”diyorlardı.

84-“Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız !” diye sizden kesin söz almıştık ve siz göre göre bunu kabul etmiştiniz.

85-Ama siz yine birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir takımını yurtlarından çıkarıyorsunuz...

…Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz.?Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka nedir?Kıyamet gününde de onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

-Yahudiler hem dindaşlarını memleketlerinden kovuyor hem de düşman elinde gördükleri zaman fidye verip onları kurtarıyorlardı. Bu çelişkili davranışı Allah bu ayetiyle kınamış ve işledikleri fiillerin çirkin olduğunu onlara haber vermiştir.

-Ne zaman bir peygamber, Yahudilere istemediği bir şey getirdiyse büyüklük taslayıp kimini öldürüyorlardı. Bunun sebebi şu ayette saklıdır:

88- “Kalplerimiz perdelidir” dediler. Hayır, ama inkarlarından dolayı Allah onları lanetlemiştir artık onların pek azı inanırlar.

89.ayetin sonunda ise “Artık Allah2ın laneti, inkarcıların üzerine olsun !” ile İsrailoğulları lanetlenmiştir.

93-Bir zaman üzerine Tur dağını kaldırıp sizden kesin söz almıştık: “Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun, dinleyin !” (demiştik). “dinledik ve isyan ettik” dediler. İnkarları nedeniyle kalplerine buzağı sevgisi sindirildi. De ki “Eğer mü’min iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor.

Bu ayetle asrımıza kadar gelen bakaraperestlik (inekseverlik) duygusunun sebebini Allah’ın onların kalplerine buzağı sevgisinin içirilmesi olarak değerlendirebiliriz.

Bu ayet, hem de Yahudilerin iman iddialarını yalanlıyor. Bu çirkin işleri (adam öldürme peygamber tanımama, kitapları yalanlama vs.) Tevrat’ın kendilerine emrettiği iddialarını reddediyor. Bu emirleri onlara hevesleri, düşmanlıkları ve taşkınlıkları emrediyor.

101-Allah tarafından kendilerine, yanlarına bulunan kitabı doğrulayıcı bir elçi gelince, kitap verilenlerden birtakımı Allah’ın Kitabı’nı sanki bilmiyorlarmış gibi arkalarına atıverdiler. Yani, Allah Resulü geldiğinde Tevrat’ı doğrulamıştı. Bunun ardından bazı Yahudiler kendi kitaplarına yüz çevirip ona karşı çıktılar.

104-Ey inananlar ! “Rai’na” demeyin “Unzurna” deyin ve dinleyin. Kafirler için acı azap vardır.

Yani peygamberinize: “Bize kulak ver ki söylediklerimizi anlayabilesin” demeyin. Bu söz bir alay etme sözüydü. “Unzurna” deyin yani “Bize bak ve bizi gözet ki, bize söylediğin sözleri iyice anlayıp kavrayabilelim” deyin.

111- “Yahudi veya hristiyan olandan başkası cennete girmeyecek” dediler. bu onların kuruntularıdır. De ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz delilinizi getirin”

115-Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz vech-i ilahi oradadır. Şüphesiz Allah Vasi’dir ve hakkıyla bilendir.

Yani Ey mü’minler namaz kılarken yüzünüzü hangi yöne çevirirseniz, Allah’ın vechi oradadır.

123-Şu günden sakının ki; kimse kimsenin hesabına birşey ödeyemez. Kimseden fidye kabul edilmez. Hiç kimseye şefaat vermez; bir taraftan yardım da görmezler.

124-Hatırlayın o zaman ki; Rabbi İbrahim’I bir takım kelimelerle imtihan etmiş o da onları tamamen yerine getirince “Ben seni insanlara önder yapacağım” demişti…

Bu ayetlerden sonraki ayetler Hz. İbrahim’den bahseder: Hz. İbrahim Kabe’yi inşaya başlar ve orasını mesken edinir ve “Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir yap. Halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle besle” diye dua buyurdu.

128-Rabbimiz bizi sana teslim olan iki kimse yap. Neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize (hac) menasikimizi göster. Tevbemizi kabul buyur. Zira tevbeleri kabul eden çok merhametli olan ancak sensin !” diye dua buyurdu.

129-“Rabbimiz onlara içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Muhakkak ki her zaman üstün gelen, herşeyi yerli yerine yapan, yalnız sensin !” diye dua buyurdu.

138-Allah’ın boyası (ile boyan).Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?Biz ancak O’na kulluk ederiz. Yani dosdoğru bir din olan İslam’a sarılın. O, boyaların en güzeli olan Allah’ın boyasıdır.

143-Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki; insanlara şahit olasınız…

Yani İbrahim’in kıblesine yönelip hidayet bulmakta özel olarak sizi muvaffak kıldığımız gibi, aynı şekilde sizi seçkin kılmakla da fazilet ve erdem sahibi yaptık ki insanlara şahit olasınız.

A) Allah Yolunda Öldürülenler

158.ayetinin şerhi: Bu iki tepeyi tavaf etmesinde sakınca yoktur. Müşrikler oraları putlar için tavaf ederdi. Siz ise Rahman için tavaf ediyorsunuz.(1)

1) Müşrikler bu tepeleri (Safa ile Merve) orada bulunan iki put için tavaf ediyorlardı. Müslümanlar ise onlara benzememek için oraları tavaf etmiyorlardı. Ayet bunun için indi.

166.ayetten: Dünyadayken uyulan önderler sapıklık hususunda kendisine uymuş olanlardan uzak durdular ahirette Allah’ın azabını müşahede ettiler. Dünyadayken aralarında bulunan alakalar, vasıtalar ve bağlar koptu.

167.ayetten: Dünyadayken yalanlamakta oldukları azabı kendilerine gösterdiği gibi, pişman olmaları için pis ve murdar fiillerini de onlara gösterecektir.

171.ayetten: Kafirin ilahi tevhid ve taate yapılan daveti kötü telakki etme ve kıt anlamadaki durumu, sesi duyan ama söyleneni anlamayan hayvan gibidir.(2)

2) Mücahit dedi ki: Kafir hayvan gibidir. Sesi duyar ama söyleneni anlamaz.

B) Leş, Kan, Domuz Eti Ve Besmelesiz Kesilen Hayvanın Haramlığı

175.ayetten: Cehennem azabına karşı ne kadar da cüretkardırlar ayet-i Kerime bu tabirinde cehennemliklerin amellerini işlemiş olmalarından dolayı onların haline hayret ve teaccüb ifadesi vardır.

C) Kısas Ve Kısasın Düşmesi

178.ayetten: Hür hüre karşılık, köle köleye karşılık, kadın kadına karşılık olarak kısas olunur.(1)

1) Cahiliye devrinde kin tutarak kadın yerine bir erkek; köle yerine de hür öldüreceğiz derlerdi. Sadece katilin öldürülmesini emreden yukarıdaki ayet-i kerime indi.

D) Kısasta Hayat Vardır.

179.ayetten: Katilin öldürülmesinde beşer için hayat ve ruhların sıkıntıdan kurtulması vardır.

E) Ramazan Orucunun Fıtriyeti

186.ayetten: Ey Muhammed (sav)!Kullarım benim nerede olduğumu sana sorarlarsa onlara çok yakınım. Bu ayet-i kerime sahabenin Peygamberimize O’nun nerede olduğunu sormaları üzerine inmiştir.

187.ayetten: Ayet-i kerimede geçen beyaz iplikten kasıt, gündüzün beyazlığı; siyah iplikten kasıt da gecenin siyahlığıdır.

189.ayetten: Ey Muhammed (sav)!Sana hilallerden, görüntüsünün azalıp çoğalarak durum değiştirmesinden her zaman güneş gibi aynı halde bulunmamasından sorarlarsa, onlara hilaller sizin için zaman ölçüleridir. Onlar vasıtasıyla orucunuzun, bayramınızın ve haccınızın vaktini bilirsiniz de.

191.ayetten: Allah’a şirk koşmak dininden dönüp müşrik olsun diye mü’mini dininde fitneye düşürmek, onu öldürmekten daha beterdir.

194.ayetten: Müşriklerin sizi Mekke’den geri çevirdikleri Zilkade ayı, orada umre ibadetini eda ettiğiniz haram aya karşılıktır. Böylece onların önceki haksızlıklarının karşılığını vermiş oldunuz.

197.ayetten: Azıksız yola çıkmak iyilikten değildir asıl iyilik, Allah’a karşı gelmekten sakınmaktır ki; bu da azıkların en hayırlısıdır.(1)

1) Yanlarına azık almadan gelen Yemenliler: “Biz tevekkül ehli kimseleriz” demişlerdi. İşte bunun üzerine yukarıdaki ayet nazil oldu.

198.ayetten: Ey Mü’minler hac mevsiminde ticaret yaparak Allah’ın fazlından rızkınızı aramanızda sizin için bir günah yoktur. Daha önce insanların hacca gelirken ticaretle meşgul olmadıklarından dolayı bu ayet nazil olmuştur.

212.ayetten: Dünyayı reddettikleri ve zinetini terk ettikleri için iman ehlini alaya alırlar.(1)

1) İkrime dedi ki: Müşrikler: “Muhammed (sav) eğer kendi iddia ettiği gibi bir peygamber olsaydı, vallahi eşref ve efendilerimiz O’na uyar, yoksullar O’na uymazdı” demeleri üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.

213.ayetten: Kendilerine ispatlayıcı deliller geldikten sonra Yahudilerin Tevrat zerinde ayrılığa düşmeleri bilgisizliklerinden dolayı değildi. Aksine riyaset peşinde olduklarından ötürü kasıtlı olarak ayrılığa düştüler.

217.ayetten: Allah’a ortak koşmak, adam öldürmekten daha büyük günahtır. Ey müşrikler topluluğu sizin Allah’ı inkar ederken, Muhammed (sav) ve ashabını Mescid-i Han geri çevirirken, onları yurtlarından sürgün ederken yaptıklarınız, Allah katında haram ayda adam öldürmekten daha büyük günahtır.

1) Abdullah b. Cahş (ra) seriyyesinde haram aydayken adam öldürülmesi üzerine müşriklerin Muhammed (sav) haram ayı helal saydı demeleri üzerine bu ayet nazil oldu.

219.ayetten: İçkinin faydası, haram kılınmasından önce satışından elde edilen para ve içiminden duyulan lezzet idi.

E) Yetimlerin İşlerini Düzeltmek

224.ayetten: Sizden birisi hayır yapması istenildiğinde, “Bu işi yapmamak için Allah’a ettim” demesin. Hayır işlememeye, insanların düzeltmemeye yeminini gerekçe olarak göstermesin.

233.ayetten: Kocalarından boşanan çocuklu kadınlar, babayla beraber emzirme müddetini tamamlamak isterlerse çocuklarını tam iki sene emzirirler. Buradaki “emzirirler”den maksat, başkalarından ziyade anaları çocuklarını emzirme hakkına sahiptirler demektir.

238.ayetten: Beş vaktin ortasında bulunduğu için ikindi namazına “orta namaz” denmiştir. İtaat, sessizlik ve huşu içinde namazı kılın.(1)

1) Daha önce müslümanlar namazda konuşurlardı. Bunun için yukarıdaki ayet-i kerime nazil olmuştur.

246.ayetten: Düşmanlarıyla savaşmaları kendilerine farz kılınınca Talut’la beraber nehri geçen az bir kısmı hariç, savaştan yüz çevirdiler ahdini bozan ve sözünü yerine getirmeyenleri bilir. Peygamber Efendimizi yalanlayıp Rablerini emrine muhalefet eden Asr-ı Saadet Yahudilerine levm ve itab edilmektedir.

247.ayetten: Katade dedi ki: İsrailoğullarında peygamberlik (Lavi) ve hükümdarlık (Yahuza) şeklinde iki kol vardı. Bu iki kolun dışından gelen hükümdar Taluta inanmamışlardı der.

251.ayetten: Allah, şirk ve isyan ehlini iman ve taat erbabıyla savmasaydı yeryüzü fesada uğrardı.

254.ayetten: O günde (Ahirete) kafirler dostlarından yardım koruyucularından şefaat göremeyeceklerdir. Şefaatten mahrum kalmak kafirlere has bir durumdur.

255.ayetten: Rahman’ın izni olmadan kim şefaat edebilir.(1)

1) Bu ayet-i kerimeyle putların şefaat edeceklerine inanıp “Onlara bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz” diyen müşriklerin sözleri reddedilmiştir.

255.ayetten: O (cc) ululuk ve azamet sahibidir. İbni Abbas buradaki azamet ve ululuğun eksiksiz bir azamet ve ululuk manasına geldiğini söyler.

256.ayetten: Dinde zorlama yoktur…Bu ayetin hükmü ehli kitaba mahsustur. Neshedilmemiştir. Putperestlere ve islamdan irtidat edenlere şamil değildir.

257.ayetten: Küfrün karanlıklarından iman ışığına ve aydınlığına kavuşmuştur.

F) Ölümden Sonra Dirilmenin Örnekleri

259.ayetten: Bu ifadelerde Cenab-ı Allah bir kez daha Resulullah’ı (sav) taaccüb hayrete sevkediyor. Yani Ey Muhammed (sav) İbrahim(as) ile tartışan veya o ıssız kasabaya uğrayan gibisini görmezmisin Katade dedi ki: Ayette sözü edilen kasaba Kudüs’tür.

262.ayetten: Allah düşmanlarıyla cihat etmek uğruna malını sarfeden mücahidin durumuna bu ayet-i kerimeyle misal verilmektedir. Onun sevabı yüzer taneli yedi başak veren buğday tanesi gibi yediyüz katlanır.

266.ayetten: Sizden biri yaşlanmış ve çocukları da küçük iken altlarından ırmaklar akan hurmalığının ve bahçelerinin telef edici bir kasırgayla yanıp gitmesini ister mi?

Dünyanın geçiciliğini ahiretin varlığını ve ebedi olduğunu düşünesiniz diye bu hüccetleri böyle açıklar. Allah bu misali mallarını Allah rızası için değil de gösteriş olsun diye verenler için vermiştir. O günde, bunlar; çoluk çocuğu kalabalık olan ihtiyarın ürün verme vakti gelen ancak kasırgayla yıkılan bahçelerine ne kadar ihtiyaçları varsa; işte bu riyakar münafıkların da kıyamet gününde amellerin sevabına onun gibi ihtiyaçları vardır.

267.ayetten: Kendiniz için alırken ancak gözünüzü yumup iğrenerek aldığınız pis şeyleri sadaka olarak vermeyin.

Hz. Ali (ra) dedi ki: Hurmalığı olanlar, hurmaların iyi kötü olanlarını ayırıp; kötü olanları, zekat memurlarına verirlerdi.

276.ayetten: Allah faizi eksiltip yok eder. Sadakaların sevabını ise nemalandırıp kat kat arttırır.(1)

1) Ayet-i kerimede geçen (Yemhaku) fiili, faizin tamamıyla giderilip, yok edilmesi veya faizcinin malının bereketsiz kılınması anlamındadır.

280.ayetten: Mü’minler derler ki: Peygamberlerin hepsinin nübüvvetini tasdik ederiz. Yahudilerle hristiyanların yaptıkları gibi bazısına inanıp bazısını inkar etmeyiz.

 (AL-İ İMRAN - NİSA)

İmran Hz Meryem anamızın babasıdır

Özellikle ehl-i kitabın ikinci kısmı olan Hristiyanlardan bahseder Onların ortaya attıkları şüpheleri kesin olarak reddedilmiştir. Özellikle Hz.Meryem ve Hz İsa (as) ile ilgili meselelere açıklık getirmiştir

(1-7) Sana Kitabı indiren Odur. Onda Kitab’ın temeli olan muhkem ayetler vardır. Diğerleri de müteşabihtirler. Kalplerinde eğrilik olan kimseler; fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların müteşabih olanlarına uyarlar. Oysa onların tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: ”Ona inandık hepsi Rabbimizin katındadır derler.

Muhkem: Alimlerin tevilini bildikleri, mana ve tefsirini kavradıkları ayettir. Bu ayetler; içinde dinin farz, hudud, ahkam vs… zaruri hususlar gibi dini esaslar bulunan kitabın aslını teşkil ederler.

Müteşabih: Manasını anlamaya kimsenin yol bulamadığı ne manaya geldiğini sadece Allah’ın bildiği ayetlerdir. Örneğin İsa’nın ne zaman ortaya çıkacağı, kıyametin ne zaman kopacağı gibi .

(8-13) Rivayete göre Peygamber (sav) Efendimiz Bedir savaşında Kureyşlileri hezimete uğrattıktan sonra Yahudileri Beni Kaynuka Çarşısı’nda toplayarak şöyle dedi: “Ey Yahudi cemaatı! Kureyşlilerin başına gelen musibet sizinde başınıza gelmeden müslüman olunuz. Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olduğumu artık anladınız. Bunu zaten kitaplarınızda okumaktasınız.” Onun bu sözüne karşı Yahudiler şöyle dediler. “Savaştan anlamayan birkaç Kureyşliyi öldürdüğüne bakıp aldanma! Bizimle savaşsaydın nasıl insanlar olduğumuzu anlardın.”

(14-17) Farzlarını eda edip yasaklarından sakınarak Allah’tan korkup O’na itaat eden şu müttakiler için, altlarında cennet ırmakları akan ve içinde temelli kalacakları bahçeler; dünya kadınlarının gördükleri hayız, nifas, idrar ve benzeri pisliklerden arınmış tertemiz huriler ve Allah’ın hoşnutluğu vardır. Bu ayette hoşnutluk , “rıdvan” kelimesiyle ifade edilmiştir. Çünkü rıdvan; yani Allah’ın hoşnutluğu, cennetlikler için en büyük ikramdır.

(18-20) Ancak kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarında İhtiras yüzünden ayrılığa düştüler: Kendilerine İncil verilen Hristiyanlar hakkı yakinen öğrendikten sonra, birbirlerine haksızlık edip riyaset, hükümranlık ve saltanat talep ettikleri için İsa peygamberin hakkında ihtilafa düştüler.

Hristiyanlar İsa’nın durumu hakkında seninle tartışır ve batıl şeyleri ileri sürerek seninle mücadele ederlerse; “Allah’ı birleyip tevhide inandınız mı? Sadece alemlerin Rabbini tanrı bilip O’na kul oldunuz mu?” de. Şayet islam oldularsa, doğru yola girmişlerdir. Yüz çevirirlerse sana yalnız tebliğ etmek düşer.

(21-25) Allah’ın hüccetlerini inkar eden Yahudi ve Hristiyanlara haksız yere peygamberleri öldürenlere Allah’ın Zekeriyya, Yahya ve bunlara benzer diğer elçilerini öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere: adaleti emreden ve masiyetleri irtikap etmekten sakındıran kimseleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele!

Rivayete göre Yahudiler sabahleyin 43 peygamber öldürmüş, o peygamberlere tabi olan 100 abid kişi kalkıp kendilerine nasihatte bulunmuş ve azabı hatırlatmışlar. Yahudiler, bu 100 abid kişiyi de akşamleyin öldürmüşler. Bunun üzerine yukarıdaki ayet nazil olmuştur.

Bu, onların: “Bize ateş sadece sayılı birkaç gün dokunacaktır” demelerindendir ” ,Ateş bize sadece 40 gün değecektir”: Tevrat’ın hakemliğini kabule yanaşmadılar. Bu 40 günde, onların buzağıya tapmış oldukları süredir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır: ”Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz “ Diyerek uydurdukları batıl sözlerle yalanlar, onları dinlerinde hataya düşürmüştür.”

(26-28) Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarırsın: canlı insanı ölü spermadan, ölü spermayı da canlı insandan çıkarırsın. Hurma ağacını bir çekirdekten, çekirdeği de hurma ağacından, yumurtayı, tavuğu da yumurtadan; mü’mini kafirden, kafiri de müminden çıkarır.

Taberi’nin naklettiği birinci mana hakikidir. mümin kafirden, kafirinde müminden çıkarıldığı şeklindeki mana ise mecazidir .

(29-32) 32. Ayet necranlı Hristiyan heyet hakkında nazil olmuştur: bunlar, İsa Peygamberin durumunu kendisiyle tartışmak için Resulullah (sav)’ın yanına gelmiştir. bazen Hz.İsa’nın Allah olduğunu, bazen Allah’ın oğlu olduğunu, bazen üçün üçüncüsü olduğunu söylüyorlardı.

(33-37) Sahih hadiste nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ” Doğan her çocuğa şeytan mutlaka dokunur. Şeytanın dokunmasından dolayı da çocuk bağırarak ağlar Ancak Meryem ile oğluna dokunamamıştır. İsterseniz siz de(doğan çocuğun üzerine şu ayeti ) okuyun: “Onu ve soyunu, kovulmuş şeytanın şerrinden sana sığındırırım”.

(55-60) Hani bir zamanlar Cenab-ı Allah, İsa’ya şöyle buyurmuştu: “Seni diri olarak yeryüzünden alıp kendi nezdime yükselteceğim. Bu ayette takdim ve tehir bulunduğu söylenmiştir. Takdir de şöyledir: “Seni göğe alacağım. Ecelin gelince de seni orada vefat ettireceğim.”Vefat kelimesiyle uykunun kastedildiğini söyleyenler olmuştur. Taberi bu ayetle, İsa’nın diri olarak yeryüzünden alındığı manasının kastedildiği görüşünü benimsemiştir. Çünkü ahir zamanda yeryüzüne ineceğini bildiren mütevatir hadisler vardır ki; sahih olan görüş de budur. Allah katında İsa’nın durumu -kendisini topraktan yaratıp sonra “ol” demesiyle olmuş olan-Adem’in durumu gibidir: Yaratılışta İsa’nın durumu, Adem’inkine benzer: İsa’nın babasız yaratılışı, anasız ve babasız yaratılan Adem’in yaratılışından daha hayret verici değildir. Babasız doğduğu için İsa’ya Hristiyanlar “Allah’ın oğlu” diyorlarsa, Adem’e böyle demeleri öncelikle gerekir. Çünkü O, hem anasız hem de babasız olarak yaratılmıştır. Cenab-ı Allah, zalimlerin söyledikleri asılsız şeylerden çok yücedir, münezzehtir.

(61-65) Ey kitab ehli !İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz?Tevrat da, İncil de, şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Bu ayet, Yahudilerle Hristiyanları kınamaktır. Çünkü Yahudiler, Hz. İbrahim’in dininin Yahudilik olduğunu; Hristiyanlar da onun dininin Hristiyanlık olduğunu iddia etmişlerdi. Oysa Hz. İbrahim ile Hz. Musa arasında 1000 yıl; yine Hz. İbrahim ile Hz. İsa arasında da 2000 yıllık zaman vardır. Hz.İbrahim; kendisinden çok uzun zaman sonra ortaya çıkan bir dine nasıl mensup olabilir !

(76-79) Onlardan bir takımı, kitapta olmadığı halde, kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. Bu ayet-i kerimede İsa (as)’nın kendisine ibadet etmelerini istediği iddiasında bulunan Hristiyanların bu görüşüne red cevabı vardır.

(80-83) Bu ayet-i kerime, bazı Yahudilerle Hristiyanlar hakkında nazil olmuştur. Onlar Rasulullah (sav)’e şöyle demişlerdi: “Ey Muhammed !Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya taptıkları gibi bizim de sana tapmamızı mı istiyorsun?”

Rasulullah (sav) de onlara şu cevabı vermişti: “Allah’dan başkasına tapmaktan ve O’ndan başkasına tapılmasını emretmekten Allah’a sığınırım!” Böyle dedikten sonra da yukarıdaki ayet-i kerime nazil olmuştu.

(89-93) Rivayete göre Yakup (as) ağır bir hastalığa yakalanmış ve şifa bulduğu takdirde, en çok sevdiği yiyecek ve içeceği kendine haram kılacağını adamıştı. En çok da deve etini ve sütünü severdi. Cenab-ı Allah kendisine şifa ihsan edince bu iki şeyi nefsine haram kıldı. Bu haramlık hususunda evladı da onun yolunu izledi. Halbuki ne kitapta, ne de vahiyde böyle bir haramlık yoktu.

(95-99) Yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulan ilk mescit Mekke’deki Beyt-i Muazzamadır. İnsanların tavafı nedeniyle sıkışıklığa ve izdihama sebebiyet verildiği için Mekke’ye Bekke denilmiştir. Bekke, izdihamlı yer demektir.

Cahiliye devrinde Harem, korkan herkesin güven bulduğu, suçlu olan herkesin sığındığı bir yerdi. Öyle ki bir kimse, babasının veya oğlunun katilini Harem’de görse, orada ona ilişemezdi. İslamiyet gelince, Harem’in azamet ve üstünlüğünü daha da arttırdı. İbn Abbas’ın: “ Suçlu bir kimse Harem’e sığındığında, oradan çıkmadıkça kendisine kısas tatbik edilmezdi” sözüyle ifade etmek istediği de budur.

(121-125) Harise oğullarıyla Seleme oğulları kabileleri, düşmanla karşılaşmaktan korktukları için zaafiyet gösterip neredeyse Rasulullah (sav)’ın birliğinden ayrılıp döneceklerdi de Allah onları korumuştu.

(126-132) Sana o işten hiçbir şey düşmez: Ey Muhammed! Kullarımın idaresi sana değil, bana aittir. Ben dilediğim gibi onlara hükmederim.

(189-193) Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir davetçiyi işittikte iman ettik. Ayette sözü edilen çağırıcının Kur’an’ı Kerim olduğu görüşünü Taberi tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda Muhammed Bin Ka’b’ın kavlidir. İbn Kesir ise, çağırıcı kelimesi ile Muhammed (sav) kastedildiği görüşünü benimsememiştir ki, tercihe şayan olan görüşte budur. “Allah’ın izniyle O’na çağıran” (Ahzab, 46) ayeti de bu görüşü kuvvetlendirmektedir.

(199-200) Bunlar, Muhammed (sav)’in evsafını ve diğer konuları ilgilendiren ve kendilerine indirilmiş olan ilahi hükümleri, basit ve ucuz dünya menfaatleri uğruna değiştirip tahrif etmezler. Bu ayet, Necaşi ve ehl-i kitaptan müslüman olan diğerleri hakkında nazil olmuştur.

NİSA SURESİ

Medine’de nazil olanların en uzunlarından biri olan bu sureye “Nisa Suresi” denmesinin sebebi, içinde kadınlarla ilgili olarak öbür surelerden çok daha fazla hüküm ve bahis bulunmasından dolayıdır. 176 ayettir. Bu sure, tek başına İslam’ın kadına verdiği değer ve onu muhatap alması bakımından başka hiçbir din ve düzende bulunmayan açık bir gerçektir.

Nisa Suresi, müslümanların dahili ve harici işlerini düzenleyen hükümleri çokça beyan eder. Bu hükümler; kadın, ev, aile, devlet ve cemiyeti alakadar eden kanunlardır. Surede özellikle yetim kız çocukları, veli veya vasilerin yanında büyüyen diğer yetimlerin hukuku ile beraber, yetim kız çocuklarının evlilik, miras ve kazançlarıyla ilgili hükümlerde vardır.

(1-2) Ey insanlar! Sizi Adem’den türeten, Havva’yı da O’nun kaburgalarının birinden var eden, Adem ile Havva’dan da bir çok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun.

(3) Şayet velisi olduğunuz yetimlere haksızlık etmekten korkarsanız; hoşunuza giden kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Aralarında adaletsizlik etmekten korkarsanız, bir tane almalısınız veya sahip olduğunuzla yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.

(11) Bu ve bundan sonraki ayetler İslam’da miras taksimi ile ilgilidir. Ayrıntı için kaynağa bakınız. (11,12,13,14)

(15) Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm (alıp) götürünceye ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde tutun.

(16) İçinizden iki kişi fuhuş yaparsa, onlara eziyet edin. Eğer tevbe eder uslanırlarsa artık onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.

(17-18) Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “(Zina edenlerle ilgili ahkamı) benden alın, benden alın. Allah onlar için kurtuluş yolu yaratmıştır: Bekar bekarla zina ederse, yüz değnek vurulur ve bir yıl müddetle de sürgün edilirler. Evlenmiş kimseler birbirleriyle zina ederlerse, yüz değnek vurulur ve bir de recm cezasına çarptırırlar.” Bu hadisi Ubade bin Samit’den merfu olarak Müslim ile Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Can boğaza gelmediği sürece, Allah kulun tevbesini kabul eder.”

(20-22) İyi davranıp güzel geçinmekten kasıt; arkadaş gibi davranmak, şakalaşmak, tatlı sözler söylemek, güzel ahlakla muamele etmektir. Bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlı olanınız, ailesine hayırlı olanınızdır. Ben sizin en hayırlı olanınızım.”Rasulullah (sav) güzel geçimli, sürekli metebessim, eşleriyle şakalaşıp oynaşan, nafakalarını bolca veren, onlara güler yüzle mukabelede bulunan bir kimseydi. Hz. Aişe’yle yarış yapar ve zevcesini böylelikle eğlendirirdi. O, müminler için en yüce bir örnektir.

(25-28) Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa; evlenip de kocaları sebebiyle tenasül organları başka erkeklere haram olduğu halde yine de zina ederlerse onlara, hür kadınlara edilen işkencenin yarısı edilir.

Ayet-i kerimede geçen (azab) kelimesinden kasıt, recm cezası değil, değnek cezasıdır. Zira cariyelerin cezasını Cenab-ı Allah yarılamıştır. Recm cezası yarılanamayacağına göre, yarılanan ceza değnek cezasıdır. Alimler bu hususta görüş birliği etmişlerdir.

(33-34) Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin; yataklarında yalnız bırakın; nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa, aleyhlerinde yol aramayın.

(35) Karı kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur.

(43-45) Veya kadınlara yaklaşmış iseniz onlarla cinsi münasebette bulunmuşsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız; cünüplükten veya adetsizlikten temizlenmek için su bulamamışsanız, tertemiz bir toprağa teyemmüm edin. Teyemmüm, su bulunmadığı hallerde hem gusül, hem de abdest yerine geçer. Ayet-i kerime bu iki hususa ada işaret etmektedir. Taberi, bu görüşü benimsemiştir.

(56-59) Ey inananlar! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin.

(69-73) Rivayete göre adamın biri Peygamber Efendimizin yanına gelerek: “Ya Rasulullah; şüphesiz seni kendi canımdan ve malımdan daha çok seviyorum. Evdeyken hep hatırımdasın. Yanına gelip seni görmeden edemiyorum. Hep düşünürüm: İkimiz de vefat ettiğimizde sen cennete girecek ve peygamberlerle birlikte yüce makamlara yükseleceksin. Ben cennete girsem bile-senin yüksek olduğu için- seni görememekten korkuyorum!” dedi. Bunun üzerine “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse..” mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.

(84-88) Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Size ne oldu da münafıklar hakkında iki fırka oldunuz? Ey müminler! Münafıklar hakkında ne diye muhtelif iki cemaat halindesiniz? Selama, fazla kelimelerle karşılık vermek mendup; ayniyle mukabele etmek farzdır. Mekkelilerden bazı kimseler müslüman olmuş, sonra da irtidad etmişlerdi. Ashab bunların durumu hakkında ayrı düşünen iki gruba ayrılmışlardı. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil oldu.

(104-108) İbn Abbas dedi ki: Cenab-ı Allah’ın farz kıldığı ibadetlerin hepsinin belirli bir ölçüsü vardır. Yalnız zikir bundan müstesnadır. Zira yüce Allah buyurmuş ki: “Allah’ı ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken de anın.” Gece ve gündüz, karada ve denizde, hazarda ve seferde, zenginlikte ve yoksullukta, sağlıkta ve hastalıkta, gizli-aşikar, her hal-u karda anın.

(119-123) Buhari’de İbn Mes’ud’dan rivayet edildiğine göre Allah şu kadınlara lanet etmiştir: “Dövme yapana, yaptırana, yüzden kıl alana, aldırana, seyrek dişli, güzel görünmek için dişlerinin arasını yontan sırıtkanlara, Allah’ın yaratış biçimini değiştirenlere..”Zamanımızda bu saydıklarımızı geride bırakan tırnak uzatıp manikür yaptırmak, peruk takmak, içi geçmiş acuzeleri taze birer genç kıza döndüren makyaj yapmak gibi baştan çıkarıcı fitne görüntüleri çoğalmıştır. Allah bizi, lanetli şeytanın tuzağına düşmekten korusun.

İş ne sizin kuruntunuza, ne kitap ehlinin kuruntusuna göre olur. Rivayete göre üç dinin mensupları birbirlerine karşı övünerek konuştular. Yahudiler: “Bizim kitabımız, kitapların en hayırlısıdır. Peygamberimiz de peygamberlerin en üstünüdür!” dediler. Hıristiyanlar: “Dinimiz dinlerin en hayırlısıdır. Peygamberimiz de peygamberlerin en üstünüdür1” dediler. Müslümanlar da: “Peygamberimi bütün peygamberlerin efendisidir… Dinimiz de diğer dinlerin en hayırlısıdır” dediler. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil oldu.

(153-156) “Kapıdan secde ederek girin” dedik: Secde ederek Allah’a şükür halinde Beyt-i Makdis’in kapısından içeri girin dedik. Onlar bu emri değiştirerek, kıç üstü sürünür vaziyette oradan içeri girdiler. Buhari’nin rivayetine göre İsrailoğullarına “Secde ederek kapıdan girin ve Hatta (bağışla) deyin” diye emir verilmişti. Onlar da kıç üstü sürünerek kapıdan girdiler; girerken de (Hatta) yerine (Habbetün fi şa’re) yahut başka bir rivayete göre (Hinta) dediler ve kendilerine söylemeleri emredilen sözü değiştirdiler.

(174-176) Senden fetva isterler. De ki: “Allah size babası ve çocuğu olmayan mirasçılar hakkında fetva veriyor: Ey Muhammed! Anası, babası ve çocuğu olmayan bir ölünün miras durumu hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Bununla ilgili olarak Allah size gerekli fetvayı veriyor: Şayet çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşe kalır: Kız veya erkek evladı bulunmayan bir kimse ölür de geride sadece bir öz kız kardeşi, yahut baba bir kız kardeşi varsa; malının yarısı kız kardeşin, kalanı da asabenin olur. Fakat kız kardeşin çocuğu yoksa, kendisi ona tamamen varis olur: Ana, baba veya çocuğu bulunmayan öz kız kardeşi kendisinden önce ölürse, erkek kardeş onun malının tamamına varis olur. Eğer iki kız kardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır: Ölünün ana, baba veya çocukları olmayıp geride sadece iki veya daha fazla öz ya da baba bir kız kardeşleri kalmışsa, bunlar terekenin üçte ikisine ortak olurlar. Erkek kadın, karışık kardeşlerse; erkeğe, iki kadının hissesi kadar vardır: Ölünün öz veya baba bir kardeşleri, kız ve erkek karışık olursa; ölünün de ana, baba veya çocukları yoksa o zaman erkek kardeş kız kardeşlerden ikisinin payı kadar alır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor: Haktan uzaklaşıp zulmetmeyesiniz ve yanlış hüküm vermeyesiniz diye, Allah miras taksimatıyla ilgili hükümleri size açıklıyor. Allah her şeyi bilendir: Kullarının faydalarına olan ve her şeyi bilir. Hiç bir şey O’na gizli değildir.

 

 

 

 

 


2. CİLT

 

MAİDE SURESİ

Medine’de indirilen surelerin en uzunlarından biri olan Maide sûresi 120 ayettir. İçinde havarilerle ilgili mucizevi bir sofra kıssası bulunduğundan dolayı, sofra manasına gelen “maide” adını almıştır.

Bu sure Kur’an’ın en son indirilen surelerinden olup; iman, ehl-I kitab, hukuk ve dinle ilgili hükümleri ihtiva eder. Hudeybiye dönüşünde inzal buyurulmuş olmasıyla da İslam devletiyle yakından ilgilidir.

Mufassal olarak; akidler, kesilecek hayvanlar, evlenme, ihram, avlanma, irtidad, temizlenme, yol kesme, fesad, içki, kumar, yemin keffareti, vasiyet ve şer’I hükümlerle ilgili hüküm, mesele ve cezaları kapsar. Ayrıca Yahudilerin inat ve taşkınlıklarından, havarilerden, Habil ve Kabil’den, Hz. İsa ve anasından ve de bunların ilah olmadıklarından bahseder.

1. Ey Mü’minler! Rabbinizin size vacip kıldığı dini ahkama uymaya dair verdiğiniz sözlerle, alışveriş, ortaklık, zimmet, ve eman gibi hususlarda insanlarla yapmış olduğunuz akidlere uyun. Deve, koyun, ve keçi gibi hayvanların etlerini yemek size helal kılındı. Ancak ölmüş, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanarak can vermiş ve Allah’dan başkası adına kesilmiş olan hayvanların etlerini yemek haram kılınmıştır.

Ayrıca hac ve ya umre ihramındayken avlanmak da haram kılınmıştır. İhramlıyken kara avını öldüren kimse, öldürdüğü hayvanın dengi olan bir davarı bedel olarak verip tasaddukta bulunacak ve onu Kabe’ye gönderip, etini harem fakirlerine dağıtılmak üzere orada kesecektir. (Öldürdüğü hayvana hangi davarın denk olacağına fazilet sahibi, dindar, bilgili ve fıkıhtan anlayan iki kişi hükmetmelidir.)Veya her birine bir ölçek buğday olmak üzere düşkünlere yemek yedirmek, ya da öldürdüğü av hayvanının değerini takdir edip, değerine tekabül eden her bir ölçeklik buğdaya karşılık bir gün oruç tutmalıdır.(Maide 95)

2. Ey Mü’minler!Hayır işlemek, kötülükleri terketmek gibi Allah’ı memnun edecek işleri yapmakta birbirinizle yardımlaşın.

3. Haram olan şeylerden birini açlık zarureti nedeniyle yemek mecburiyetinde kalan kimse; yemesinde Allah’a karşı gelme maksadını gütmediği takdirde, yiyebilir.

4. Alıştırıp yetiştirerek eğittiğiniz hayvanlarla kuşların pençe ve tırnaklarıyla yakaladıkları avlar size helal kılındı. Avlandığı hayvanın üzerine vardığında, köpeğin onu öldürmüş bir kısmını yemiş olduğunu görürsen, sakın ondan yeme. Çünkü bu durumda köpek, onu kendisi için yakalamış olur.

5. Yahudi ve Hristiyanların kestikleri hayvanlar müslümanlara; müslümanların kestikleri de onlara helaldir.

Mehirlerini verdiğiniz takdirde; inanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilip de Tevrat ve İncil’deki hükümlere iman eden hür ve iffetli kadınlarla evlenmek size helal kılındı.

12. Allah, taatte bulunmak, peygamberlerine inanmak üzere İsrailoğullarından kuvvetli ve sağlam söz aldı. Kavimlerinin verdikleri söze sadık kalacağını tekeffül etmeleri için, İsrailoğullarının reislerinden on iki kişi lider olarak seçildi.

13. Yahudiler, Allah’ın Tevrat’taki kelamının yer ve lafızlarını değiştirirler. Allah’ın indirdiğinden başka şeyleri kendi elleriyle yazar, sonra da cahil insanlara:”Allah kelamı işte budur” diye yuttururlar.

14. “Biz Hristiyanlarız” diyenlerden de bana itaat edeceklerine, peygamberlerime uyacaklarına dair kesin söz almıştık. Ama onlar, sapık bir millet olan Yahudilerin yolundan gittiler. Allah’ın Kitabını terk ettiklerinden dolayı, kendi meyil ve arzularına uydurarak onları birbirine düşürdük. Aralarındaki bu kin ve düşmanlık kıyamete dek sürecektir.

17. Cenab-ı Allah selamet yollarından sapan Hristiyanları yererek şöyle buyuruyor: “Meryem oğlu Mesih, Allah’tır” diyenlerin kafir olduklarına ve Allah’a karşı yalan uydurduklarına yemin olsun. Kendisine gelen kötülüğü def etmekten, üzerine inen helaki savmaktan aciz kalan biri nasıl tanrı olabilir?

21. Musa, kavmine demişti ki: “Ey kavmim!Allah’ın size mesken ve ikametgah olarak takdir ettiği temiz ve mübarek Kudüs toprağına girin. Yenik düşerek geri gelmeyin, yoksa cihat farizasını zayi etmiş olmaktan ötürü onurunuzu yitirmiş ve hüsrana uğramış olarak dönersiniz!”

22. Dediler ki: “Ey Musa!Kudüs’te güçlü ve zorba bir kavim var. Biz onlarla savaşacak güçte değiliz! Şayet çıkarlarsa, biz yerlerine gideriz. Musa’nın milletinden Yuşa b. Nun ve Kalib b. Yufanna adında Allah’tan korkan, iki iyi insan dediler ki: Onların üzerlerine şehirlerinin kapısından girin. Böyle yaptığınız takdirde Allah sizinle beraber olur size yardım eder, mutlaka yenersiniz.” “Dediler ki: Onlar orada bulundukları sürece girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturuyoruz. Bunun üzerine Arz-ı Mukaddes kırk yıl İsrailoğullarına yasaklandı.”

27. Ey Muhammed! Şu Yahudilere Habil ve Kabil’in haberlerini anlat. Habil ve Kabil Allah’a birer kurban sunduklarında Allah Habil’inkini kabul etmiş Kabil’in kurbanını kabul etmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, Habil’e “Seni öldüreceğim” demişti. Habil cevaben:”Bu işte benim suçum ne? Allah, ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.”dedi. Bu ayetin devamında bir insanı öldüren insanın öldürdüğü kişinin bütün günahlarını da alarak cehenneme girmesinden bahseder.

31. Kardeşini öldüren Kabil gömmeyip öylece açıkta bırakır. Derken Allah katile bir karga gönderir. Kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. Katil dedi ki: “Mahvoldum! Öldürdüğü öbür kargayı yere gömen şu karga kadar da mı olamıyorum? Kardeşimi defnetmekten acizmiyim?” dedi.

Bundan dolayı hükmettik ki: Kim başkasını öldürme nedeniyle kısası haketmemiş mü’min bir kimseyi veya muharebe yoluyla yer yüzünde bozgunculuk yapmamış bir şahsı öldüren o kişi sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de zalimlik yapmayıp bir insanı öldürmezse (onları selamette bırakmış olduğundan dolayı) bütün insanları yaşatmış gibi olur.

33. Ceza suça göredir. Yol kesen hırsız, Allah ve Resulüne karşı muhariptir adam öldürüp malını yağmalarsa, asılır adam öldürür ama malını yağmalamazsa, öldürülür. malını yağmalar ama adamı öldürmezse, el ve ayakları çaprazlama kesilir. Birşey yapmadan önce yakalanırsa başka beldeye sürgün edilir. Devlet başkanı bu cezalardan dilediğini uygulamakta serbesttir. (Üzerine hırsızlık haddi tatbik edilen hırsızın günahı Allah tarafından bağışlanır. ‘Maide39’)Tevbe etmedikleri takdirde ahirette onlar için cehennem azabı vardır.

38. Hırsızlık yapan kadın da olsa, erkek de olsa, sağ elini kesin. Bu, onların yaptığı hırsızlığa karşılık olarak yüce Allah tarafından verilmiş bir cezadır.

42. Ey Muhammed!Yahudiler senin hakemliğine müracaat ederek sana gelirse; dilersen aralarında hak ile hüküm ver, dilersen hüküm vermeyip onlardan yüz çevir. Senden hakemlik istedikleri meseleye bakmazsan, sana bir zarar veremezler. Davalarına bakıp hüküm verecek olursan da adaletten ayrılma.

45. Tevrat’da Yahudilere şu hükmü yazdık: Bir adamı haksız yere öldüren kimse kısas olunur ve kendisi de öldürülür. Başkasının gözünü çıkaranın gözü çıkarılır. Başkasının dişini sökenin dişi sökülür. Yaralayan caniyi affedip kendi hakkından feragat eden kimsenin günahları bağışlanır.

YAHUDİ ve HIRISTİYANLARI DOST EDİNMEK:

49. Ey Mü’minler!Yahudi ve Hıristiyanları, iman ehline karşı kendinize dost, yardımcı ve müttefik edinmeyin. Onları dost ve yardımcı edinen kimse onlardan oluverir.

54. Ey Mü’minler!Sizden her kim hak dinden döner, dinini Yahudilik, Hristiyanlık veya küfür sınıflarından olan herhangi bir dinle değiştirirse bilsin ki Allah, onların yerine başka bir millet getirir. Allah o milleti sever, onlar da O’nu severler.

63. Alimlerin ve fakihlerin kötülüğü yasaklayıp menetme görevini yapmamış olmaları ne fenadır.(Kuranda alimleri bu ayet kadar alimleri kınayan ve onları korkutan başka bir ayet mevcut değildir.)

HIRISTİYANLARIN ÜÇ TANRI İDDİASI

73. “Allah üç ilahtan biridir.”diyen Hristiyanlar kafir olmuşlardır. Oysa Allah birtek ilahtır.

75. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. O, Meryem’in oğludur. Doğurulmuştur. Bu beşerin sıfatlarındandır annesi takva sahibi saliha ve dürüst bir kadındı. Diğer insanlar gibi ikisi de yeyip içerlerdi. Hayatını devam ettirebilmek için gıdaya muhtaç olan bir kimse nasıl ilah olabilir?

78. Cenab-ı Allah, Yahudileri nebi ve mürsellerinin diliyle Zebur ve İncil’de lanetleyip rahmetinden kovmuştur.

82. Ey Muhammed!Mü’minlere en çok buğzeden en şiddetli düşman olarak, insanlardan Yahudi ve putperestleri görürsün. Mü’minlere sevgi ve dostluk bakımından en yakın olanların; hakkı tanıyıp teslim olan, hakka karşı büyüklük taslamayan Hristiyanlar olduklarını görürsün.

87. Ey Mü’minler!Allah tarafından size helal kılınan, nefislerin arzuladığı, kalplerin eğilim gösterdiği lezzetli şeyleri keşiş ve rahipler gibi kendinize haram kılmayın: Çünkü onlar kadınları, nefis yiyecekleri ve leziz içecekleri kendilerine haram kılmışlardı. Haram ve helal hususunda Rabbiniz tarafından sizin için konulan hadleri aşmayın.

89. Allah size yemin kastı olmaksızın ağzınızdan çıkan yeminlerden dolayı değil, ama “Vallahi şu işi yapacağım” demek gibi kalben tasdik edip dilinizle tekid ederek kendi üzerinize vacip kıldığınız yeminlerden ötürü Allah sizi hesaba çeker.

Yemin kefareti, kendi aile fertleriniz kadar on fakire yemek yedirmeniz veya birer elbise giydirmeniz veya bir köleyi Allah rızası için azad etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Bunlardan birini yapabilecek olanın oruç tutması sahih olmaz.

Bu kefaret orucu, Hanefilerle Hambelilere göre peş peşe tutulmalıdır. Şafi ve Maliki mezhebine göre ise peş peşe tutma mecburiyeti yoktur.

106. Ey iman edenler!Biriniz ölümle yüz yüze geldiğinde vasiyet edeceği zaman, doğru yolda bulunan akıllı iki müslümanı şahit tutsun. Yolculuktayken ölümle karşılaşırsanız, gayri müslimlerden iki kişiyi şahit tutun. Güvenirliklerinden şüpheye düşerseniz, ikindi namazından sonra onları alıkoyun. Şöyle yemin ettirin: “Hakkında şahitlik yapacağımız kimse akrabamız olsa bile, alacağımız bir bedel karşılığında yalan yere yemin etmeyeceğiz. Eğer bu şahitlerin hıyanette bulundukları ortaya çıkarsa, bu terekeyi hak eden mirasçılardan iki kişi bunların yerine geçer.

116. Allah İsa’yı göğe çıkardığı zaman ona: “Sen mi kavmine “Bana ve anama ibadet edin, Allah’ı bırakıp beni ve anamı kendilerine tapacağınız iki tanrı edinin”dedin?”diye sormuştu. Cenab-ı Allah, şahitler önünde Hristiyanları kınamak için kıyamet gününde bu soruyu Hz. İsa’ya soracaktır.

EN’AM SURESİ

Bu sure Mekke’de nazil olmuştur. 165 ayetten meydana gelir. Bu surenin 136. Ayetinde geçen “en’am” kelimesinden dolayı bu adı almıştır ayrıca müşriklerin hayvanlarla putlarına yaklaşmak için yaptıkları cahillikleri beyan eden hükümlerin çoğunun bu surede bulunması da surenin bu ismi almasının başka bir sebebidir.

İmam-ı Razi şöyle der: Bu sureyi diğerlerinden ayıran iki fazilet vardır. Birisi: Bu sure bir defada indirilmiştir. İkincisi: Bu sureyi yetmiş bin melek uğurlamıştır. Bu imtiyazın sebebi şudur: Bu sure tevhid, adalet, nübüvvet ve ahiret delillerini ihtiva eder.

En’am suresi genellikle iman ve akide esaslarını ele alır. Bu sure hedef ve gayeleri bakımından, bundan önce geçen ve Medine’de nazil olan Bakara, Al-I İmran, Nisa ve Maide gibi surelerden biraz farklıdır.

Zira bu sure sadece akide ve iman esaslarının ana meselelerinden bahseder. Bu meseleler;

*     Uluhiyet meselesi,

*     Vahiy ve risalet meselesi,

*     Öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme meselesi şeklinde hülasa edilebilir.

Bu mübarek sure müşriklerle münakaşa ve onları susturmak için; batılın belini kıracak kesin deliller ve parlak hüccetler ortaya koymuştur. Buradan anlaşılıyor ki En’am suresi yoğun bir şekilde islam daveti bakımından, Mekke’de inen sureler arasında büyük bir önem taşımaktadır.

5. Müşrikler, Peygamberimizin peygamberliğini yalanladılar alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir. İnkar ve alaylarından ötürü bu ayet kafirleri tehdit etmektedir. Bedir Savaşı’nda öldürülmekle de haklarındaki bu tehdit gerçekleşmiştir.

8. Müşrikler, “Allah’ın bize Muhammed’in peygamber olduğuna şahitlik edecek melekler göndermesi lazım değilmiydi” dediler. Biz melek indirseydik de onlar inanmayıp inkar etselerdi, hiç bekletilmeksizin azap, bu dünyada kendilerine gelirdi. Azapları göz açıp yumacak kadar dahi ertelenmezdi. Önerdikleri gibi onlara bir meleği elçi olarak göndermiş olsaydık, onu bir erkek suretine koyardık. Çünkü onlar, bir meleği aslı hüviyetiyle görecek güce sahip değildirler.

Yahudilerle Hristiyanlar, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi, Muhammed (sav)’in de Allah elçisi olduğunu bilirler. Çünkü onun evsafı, onların kitaplarında yazılıdır. Kendilerini mahvedip cehennem ateşine atanlar…Muhammed (sav)’in peygamberliğini tasdik etmezler.

Mekke kafirleri dediler ki: “Muhammed’e Rabbinden bir alamet ve mucize indirilseydi ya!”De ki: “Şüphesiz Allah bir mucize indirmeye kadirdir.”: Onlara söyle: “Şüphesiz Allah, istediğiniz hüccet ve mucizeyi indirmeye gücü yetendir.”Fakat çokları bilmezler: Hüccet ve mucize indiği takdirde karşılaşacakları beladan haberleri yoktur.

Yeryüzünde yürüyen büyük, küçük hiçbir hayvan ve iki kanadıyla havada uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi sınıflara ayrılmış birer ümmet olmasınlar.

Ey Muhammed! Senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik, ama gönderildikleri ümmetler onları yalanladılar. Allah’a tazarru ve niyazda bulunup, boyun eğikliği ve zillet içinde O’na ihlasla ibadet etsinler diye onları şiddetli geçim sıkıntısı ve hastalıklarla imtihan ettik.

Azabı kendilerinden uzaklaştırması için taat ve teslimiyetle O’na, yönelselerdi ya!Ama kalpleri katılaştığı için Allah’ın azap ve ikazını küçümseyip hafife alarak peygamberleri yalanlamakta ısrar ettiler.

43. Allah’ın hoş karşılamayıp kızdığı kötü amellerini şeytan onlara güzel gösterdi.

44. Peygamberimizin dili ile kendilerine emrettiğimiz işleri yapmaz olunca, konforlu hayatın ve bedeni sıhhatin kapılarını onlara açıverdik, bu onlar için bir istidrac idi. Bu nimetlerle sevince dalıp gittikleri anda da farkında olmadıkları bir azapla onları yakaladık. Hiç farkında olmadıkları bir anda azaba düçar olup helak oldular. Hiç biri azaptan kurtulamadı.

54. Sizden kim bir günah işler de o sebeple cehalete düşer ve sonrada günahından dolayı tevbe edip amelini düzeltirse Allah onun günahını örter. Tevbe etmelerinden dolayı onları cezalandırmaz.

65.ara deki: Müşrikliğiniz ve nankörlüğünüz dolayısıyla taş yağmuru ve tufan ile üstünüzden, yere batırmak ve deprem ile de ayaklarınızın altından size azap göndermeye veya sizi birbirinize katıp, birbirini öldüren grup ve fırkalar haline getirmeye kadir olan yalnız Allah’tır.

68. Alay edip yalanlayarak Allah’ın ayetleriyle eğlenceye dalan müşrikleri görünce, Allah’ın ayetleriyle dalga geçmeyi bırakıp başka bir söze başlamalarına kadar onlarla beraber oturma, onlarla beraber oturmanı yasaklamış olduğumuzu şeytan sana unutturur da sonra hatırlarsan, bu yasağı hatırlayınca artık onların yanında durma.

69. Ayetlerimizle alay eden müşriklerden yüz çevirmeleri için mü’minlere hatırlatmada bulunduk ki ayetlerimizle alay edenlerin meclislerinde oturup söze dalmasınlar; bu kötülükten sakınsınlar. Böyle yapanlar sizi gördüklerinde onlarla beraber oturmayın ki, sizden utanıp bu kötülükten vazgeçsinler.

76. İbrahim gece karanlığı onu örtüp gizlediğinde yeni doğan bir yıldız görünce, Allah’tan başkasına tapmanın batıllığına dair kavmine karşı delil ileri sürmek ve bu hususta onları taşlamak için , “işte budur benim rabbim” dedi. Yıldız batıp kaybolunca da “batıp kaybolan şeyleri sevmem”dedi.

Ay’ı doğarken görünce, “İşte budur benim rabbim” dedi. Ay batınca da, “O’nu birleme yolunda hakkı bilmeye Rabbim beni muvaffak kılmasaydı, yanılan ve doğru yolu bulmayan kimselerden olurdum.”dedi.

78. Güneşi doğarken görünce, “İşte bu benim Rabbim, bu daha büyük.” Dedi. Bu, yıldızdan da aydan da büyüktür, dedi. Güneş batınca İbrahim dedi ki: ”Ey milletim!Ben putlara ve tanrılarınıza tapmaktan uzağım.

95. Taneyi yarıp içinden ekini çıkaran, çekirdeği yarıp içinden ağacı çıkaran, izzet ve üstünlük sahibi yüce Allah’tır. Canlı başağı ölü taneden, ölü taneyi de canlı başaktan; canlı ağacı ölü çekirdekten, ölü çekirdeği de canlı ağaçtan çıkarır.

96. Kendileri sayesinde günleri, ayları ve seneleri bilmeniz için ay ile güneşi, kulların faydalarına uygun olarak hareket ettirip döndüren O’dur.

97. O yüce Allah ki, karada ve denizde, gece karanlığında yolunuzu kaybettiğinizde yolunuzu bulup yönünüzü tespit etmeniz için yıldızları yaratmıştır.

100. Kafirler, cinleri Allah’a ortak koştular. Halbuki cinleri yalnız Allah yaratmıştır.

103. Gözler O’nu kuşatamaz, O bütün gözleri kuşatır.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dolunay gecesinde ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi de kıyamet gününde göreceksiniz.”

108. Müşriklerin tanrılarına ve putlarına sövmeyin ki, onlar da cahilliklerinden ve mütecavizliklerinden ötürü Allah’a sövmesinler.

120. Ey insanlar! Allah’a karşı işlenen gizli açık bütün masiyetleri terkedin. Allah’ın haram kıldığı işleri yapanlar, işledikleri günahın karşılığını kıyamet gününde göreceklerdir.

121. Siz veya kitap ehli bir kimse tarafından kesilmeden ölen hayvanın etini yemeyin. Bunu yemek Allah’ın emri dışına çıkmaktır.

123. Her kasabada oranın önde gelen eşrafını oranın suçluları kıldık ki batıl söz ve fiilleri ile insanları kandırıp hile yapsınlar. Kazdıkları kuyuya sadece kendileri düşecektir. Çünkü Allah onları murakabe etmektedir. Allah’ın kendileri için nasıl elem verici azaplar hazırladığından haberleri yoktur.

125. Cenab-ı Allah, hidayete kavuşturmak istediği kişinin göğsünü islam’a açar; böylece o kişinin kalbi İslam’la aydınlanır ve göğsü, İslam’ı içine almak için genişler. Kimi de hidayet yolundan saptırmak isterse, onun göğsünü de (şirke mağlup oluşundan dolayı) son derece dar ve sıkıntılı kılar, içine iman nuru girmez ve ona hiç bir öğüt ulaşmaz.

136. Müşrikler Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan belirli bir kısmı seçip kendi zanlarına göre mallarının ve ürünlerinin bir kısmını Allah’a, bir kısmını da şeytana ve putlara ayırdılar. Putlar için ayırdıklarını koruyup muhafaza ederlerdi. Allah’ın payından birazı putlarınkine karışsa, onu almaz ve orada bırakıp, “Allah’ın buna ihtiyacı yoktur” derlerdi.

137. Böylelikle puta tapanların çoğunu helak etmek, dinlerine başka şeyleri karıştırmak, dolayısıyla sapıttırıp mahvetmek için; Allah’a ortak koşulan şeytanlar, kızlarını toprağa diri diri gömmeyi onlara hoş göstermişlerdir.

139. Müşrikler: “Bu hayvanlarımızın karınlarındaki süt ve yavrular, yanlız erkeklerimize helal olup kadınlarımıza haramdır. Hayvanlarımızın karınlarındaki ceninler ölü doğacak olursa, onu erkeklerimiz de kadınlarımız da yiyebilirler.

141. Vermekte ölçüyü aşıp da yoksul düşmeyin. Çünkü ölçüyü aşarak israf edenleri Allah sevmez.

143. Allah size sekiz sınıf davar yaratmıştır: Devenin erkek ve dişisi, sığırın erkek ve dişisi, koyunun erkek ve dişisi, keçinin erkek ve dişisi…

146. Yahudilere, tırnakları yarık olmayan deve, deve kuşu ve kaz gibi hayvanları haram kıldık. Sığır ve davarın iç yağlarını onlara haram kıldık. Peygamberi öldürmek, insanların mallarınım haksız ve batıl sebeplerle yemek gibi daha önce yaptıkları zulüm ve düşmanlık sebebiyle bu nimetleri onlara haram kıldık.

150. Cenab-ı Allah’ın öldürmeyi haram kıldığı cana kıyıp da kimseyi öldürmeyin. Ancak irtidad edeni, zina eden evliyi kısası hak edeni öldürmek gibi öldürmeyi; mübah kılan bir sebebin bulunması halinde öldürürsünüz.

152. Yetim gençliğinin gücüne ve erkeklerin seviyesine ulaşıncaya kadar, en iyi şekilde nemalandırılıp koruma dışında malına yaklaşmayın.

160. Kim kıyamet gününde bir iyilikle Rabbinin huzuruna çıkarsa, ona yaptığı iyiliğin on katı sevap verilir. Kim de bir kötülük ile Rabbinin huzuruna çıkarsa, sadece kötülüğü kadar kendisine ceza verilir.

165. Şanı yüce olan Allah sizden önceki milletleri yok etti. Sizi onların yerlerine yerleştirdi. Onların yurtlarına kondunuz. Onlardan sonra dünyayı şenlendirip imar ettiniz. Durumlarınızı farklı kıldı. Kiminize rızkı bol, kiminize de ölçülü verdi. Bütün bunları size verdiği rızkı hususunda sizi imtihan etmek, itaatkarlarla asileri birbirinden ayırdetmek için yaptı.

A’RAF SURESİ

Mekke’de nazil olan bu mübarek surede A’raf ismi geçtiği için bu sureye A’raf suresi denilmiştir.206 ayettir. A’raf ; cennet ile cehennem arasında konulmuş bir sur olup cennet ile cehennem ehlini birbirinden ayırır. Huzeyfeye A’raf ehli sorulduğunda şöyle cevap verdi: Onlar, sevapları ile günahları eşit olan topluluktur. Günahları cennete, sevapları ise cehenneme girmelerine manidir.

Bu sure peygamber kıssalarını genişçe açıklayan ilk suredir. İslam devletinin esası olan tevhid akidesini, öldükten sonra dirilmeyi, hesabı, vahyi ve risaleti açıklamaya önem verir.

Cenab-ı Allah bu surede; hayır ile şer hak ile batıl arasındaki mücadeleye misal olarak İblis’in Adem(as) ile olan kıssasını; onun cennetten çıkarılıp yer yüzüne indirilişini anlatır.

Bu sure, kıyamet gününde meydana gelecek olan bir sahneyi açıklar. Bu üç fırka ile bunlar arasında geçen konuşma münazara sahnesidir. Fırkalar ise; cennetlik olan mü’minler, cehennem ehli olan kafirler ve Kur’an’ın sadece bu surede bahsettiği fırkadır. Bu üçüncü fırka “A’raf ehli” denir. Orada, grubu simalarından tanıyan adamlar durur. Onlar cennet ehlini, yüzlerinin parlaklığından, cehennem ehlini de yüzlerinin siyahlığından tanıyıverirler.

Bu sure Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb(aleyhimü’s-selam) peygamberlerin kıssaları ile beraber, Hz. Musa’nın azgın Firavun ile olan kıssasını geniş bir şekilde anlatır.

Elif, lam, mim, sad: Bunlar, mukattaa harfleridir. “ Allah Benim, Ben hüküm veririm.” manasına gelir.

15. Allah, İblis’e “ Sur’a üflenecek olan güne kadar hayatta kalacaksın.” Dedi. İblis, insanların öldükten sonra yeniden dirilecekleri güne kadar hayatta kalmayı Rabbinden dilemişti. Eğer bu isteği yerine getirilseydi, artık bir daha hiç ölmeyecek şekilde ebediyet nimetine mazhar olmuş olurdu. Çünkü ahiretteki dirilişten sonra ikinci bir ölüm yoktur. Başka bir ayette Cenab-ı Allah, Sur’a üflenecek güne kadar hayatta kalacağını ona bildirmişti. O gün İblis’in öleceği, hükme bağlanmıştır. Çünkü ölümsüz ve diri olan Allah’tan başka herşey ölecektir.

20. Sahip oldukları nimet ve giysilerden onları mahrum bırakmak için şeytan onlara şöyle fısıldadı: “Melek olmanızı veya cennette ebedi kalıp ölümsüzlüğe ermenizi istemediği için, Allah bu ağacın ürününü yemenizi yasaklamıştır.”

22. Böylece onları süslü ve batıl sözler söyleyerek hile yaptı ve onları oyuna getirdi. Yasaklanan ağacın meyvasını yediklerinde, avret mahalleri göründü. Ayıp yerlerini örtmek için cennet yapraklarını toplamaya başladılar.

24. Yüce Allah Adem’e, Havva’ya ve İblis’e: “Birbirinize düşman olarak gökten yere inin, dünyanın sonuna kadar yer yüzünde yerleşip geçineceksiniz.

27. Ey Ademoğulları!Ayıp yerlerinizi örten elbiselerinizi, müreffeh bir yaşantı ile birlikte ve güzellik elbiselerini sizin için yarattık. Nefislerin, Allah’ın yasaklarından kaçınarak taate bulunmaları suretiyle O’na karşı muttaki olmaları, ayıp yerlerinizi örten elbiselerinizden daha hayırlıdır.

31. Tavaf edeceğiniz zaman giysi ve elbiselerinizin güzelini giyerek zinetlenin.

34. Allah’ın peygamberlerini yalanlayan her topluluğun başına azabın ineceği tayin edilmiş bir vakit vardır. Helak edilme vakitleri gelince, o belirli vakitten ne bir saat sonraya kalabilir, ne de öne geçebilirler: tam zamanında helak edilirler.

44-45. Cennetlikler cehennemliklere şöyle seslenirler: Biz Rabbimizin bize vaadettiği nimet ve ikramların gerçek olduğunu gördük. Siz de Rabbinizin size vaadettiği azabın gerçek olduğunu gördünüz mü? “Evet” derler: Cehennemlikler; “Evet bunu gördük” diye cevap verirler.

54. Rabbiniz, eşyayı yoktan var edip meydana getiren, göklerle yeri altı günlük bir sürede yaratan ve sonra kendi üstünlüğüne layık bir şekilde Arş-ı alaya yükselten, geceyi gündüzün üzerine getiren ve gündüzü geceye kovalattıran, Güneş’i, Ay’ı, yıldızları yaratmıştır.

55. Gösteriş yaparak alenen değilde, itaat edip boyun eğerek gizlice ve ihlasla Rabbinize dua edin.

56. Azabından korkarak sevabını da umarak dua ve amellerinizi ihlasla yapıp Allah’a yalvarın.

65. Ad kavmine kardeşleri Hud’u gönderdik. Hud peygambere dediler ki: “Yanlızca Allah’a tapalım, babalarımızın taptıkları putlara tapmayın diye bizi azapla tehdid edip korkutmak için mi geldin? Söylediğin doğru ise haydi bize o bahsettiğin azabı getir. Hud dedi ki: “Allah’ın azab ve gazabı üzerinize inmiştir.

73. Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Semudlular Hz. Salih’den bir mucize istediler. Hz. Salih, “Allah’ın bu sert kayadan çıkardığı bu dişi deve, benim size göstereceğim bir mucizedir. Hz. Salih, “Onu kendi haline bırakın, sakın kanını akıtarak veya boğazlayarak ona kötülük etmeyin. Aksi halde elem verici bir azaba yakalanırsınız.

77. Semudlular dişi deveyi kesip devirdiler ve: “Ey Salih, eğer sen peygambersen, bizi tehdid ettiğin azabı getir. dediler. Onları şiddetle sarsan bir çığlık yakaladı da mahvoldular.

80. Ey Muhammed, hani bir zamanlar Lut peygamber kavmine şöyle demişti: “Oğlancılık gibi çirkin bir edepsizlikte mi bulunuyorsunuz?Halbuki sizden önce dünyada hiç kimse bu suçu irtikap etmemiştir.

81. Allah’ın size helal kıldığı kadınları bırakıp şehvetinizin etkisinde kalarak erkeklerle temasta bulunmak gibi çirkin bir fiil işliyorsunuz. İsyan ve taşkınlıkta ileri giderek haddi aştınız, dedi.

82. Lut’un onları o çirkin fiilden dolayı kınaması esnasında kendisine verdikleri cevap şundan ibaret oldu: “Lut’u ve beraberindekileri şehirden kovun. Çünkü onlar erkeklerle ilişkiden uzak duruyorlar.”

83. Bunun üzerine, Lut’u ve taraftarlarını kurtardık. Yanlız kafir karısı azap içinde kalıp helake uğrayanlardan oldu.

84. Lut kavminin üzerine balçıktan pişirilmiş istif edilmiş taşlar yağdırdık.

85. Medyen halkına da kardeşleri Şuayb b. Mikeyl’I gönderdik. Medyenliler yollarda oturup duruyor, gelip geçenlere, Şuayb’ın yalancı olduğunu söylüyor, iman etmek isteyenleri tehdid ediyorlardı.

90. Kavminin ileri gelenleri: “Şuayb’ın Allah’ı birleme çağrısına uyar ve peygamberliğini tasdik edersiniz aldanır ve mahvolursunuz.” Dediler.

91. Bu yüzden, sarsıntı ve çığlığa yakalandılar. Diz üstsü çöküp ölüverdiler.

94. Ey Muhammed!Biz senden önce hangi kasabaya peygamber gönderdiysek günahlarından dönüp tevbe etsinler ve Rablerine yalvarıp yakarsınlar diye o kasaba halkını perişanlık ve yoksullukla sıkmışızdır.

96. Şehirlerin halkı Allah’ı ve peygamberini tasdik etselerdi, itaatte bulunup haramları terk etmekle azaptan korunsalardı, Elbette gökten üzerlerine bol yağmur yağdırır, yerden onlar için bitki bitirirdik.

97. Yalancılar geceleyin uyumaktayken azabın kendilerine gelmeyeceğinden emin olarak mı uyuyorlar?

100. Sahiplerinin ve sakinlerinin mahvedilip yok edilmelerinden sonra yerlerine gelip yerleşenler anlamadılar mı ki, dilersek kendilerini de öncekiler gibi azaba uğratırız ve kalplerini mühürleriz.

129. İsrailoğulları, Musa’ya dediler ki: Sen bize peygamber olarak gelmeden önce eziyet edildi. Musa; umulur ki Rabbiniz, düşmanlarınız olan Firavun ve kavmini mahveder. Onları yok ettikten sonra da sizi onların yerine geçirir. Onlardan sonra kendisine itaat mi, yoksa isyan mı edeceğinize bakar.

132. Firavun’un adamları Musa’ya dediler ki: “Bizi Firavun’un dininden döndürmek için ne kadar mucize gösterirsen göster, yine de sana inanmayız.

133. Bunun üzerine onlara çeşitli musibetler musallat ettik. Yine de büyüklük taslayıp mücrim bir millet oldular.

134. Allah’ın azap ve kızgınlığı üzerlerine çökünce Musa’ya sığınıp şöyle dediler: “Ey Musa! Üzerimizdeki azabı kaldırması için, sana emredip tavsiye buyurduğu şekilde Rabbine yalvar.

135. Ölüm vakitleri olan belirli bir vakte kadar azabı üzerlerinden kaldırınca hemen sözlerinden cayıyor ve küfürlerinde sapıklıklarında kalmakta devam ediyorlardı.

136. Gafil kalıp kabul etmediklerinden ve inanmadıklarından dolayı, denizde boğmak suretiyle onlardan intikam aldık.

137. Firavun ve adamları tarafından ezilip horlanan İsrailoğullarını yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Kendilerini Şam’a yerleştirdik.

138. Bu mucizeleri gördükten sonra denizi de geçtikleri halde ibret almadılar. Öküz şeklinde bir puta tapmakta olan bir kavme uğradılar. Bunların tapmakta olduğu put gibi bize de tanrı yap!

140. Sizi yaratan ve zamanınızdaki diğer milletlere üstün kılan Allah’ı bırakıp da, tapmanız için size başka bir mabud mu arayacağım?

142. Bizimle yapacağı konuşma için Musa’ya otuz gece sonrasına bir randevu verdik. Sonra o otuz geceye on daha kattık. Musa, kardeşi Harun’a şöyle dedi: Ben dönünceye kadar benim vekilim olarak İsrailoğullarını idare et. Onları Allah’a itaat ettirerek ıslah et. Yeryüzünde fesat çıkaran ve asla ıslah etmeyen bozguncuların yoluna gitme.

143. Bizimle buluşması için tayin ettiğimiz zamanda Musa gelip Rabbi kendisiyle konuşunca, “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım” dedi. Allah, Sen beni bu dünyada göremezsin. Ama dağa bak. O, senden daha büyük ve daha sağlamdır. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni görürsün. Rabbi dağa görününce; dağ yerle bir oldu, dümdüz toprak haline geldi. Ve Musa da baygın düştü. Ayılınca: “ Seni görmek gibi bir istekte bulunduğumdan dolayı tevbe ediyorum. Ve İsrailoğullarından sana inananların ilkiyim.”

145. İhtiyaç duyduğu nasihat ve hükümleri, milletine öğüt versin diye levhalar üzerine yazdık. O yazılarla helaller ve haramlar detaylı bir şekilde açıklanmıştı. O hüküm ve öğütlerin en güzeline uymaları için, İsrailoğullarına emir ver. Burada emir edilen “güzel” ve “daha güzel” olmalıdır: Mesela kısas hükmü güzeldir, ama caniyi kısastan affetmek daha güzeldir.

148. Rabbiyle konuşmak üzere Musa’nın aralarından ayrılıp gitmesinden sonra İsrailoğulları, zinetleri kullanarak bir buzağı heykeli yaptılar. Onu tanrı edindiler.

150. Musa gelince: “Yanınızdan ayrılıp gitmemden sonra ne kötü şeyler yapmışsınız !” dedi. Buzağıya tapmalarından dolayı kavmine kızdığı için, Tevrat’ın yazılı olduğu levhaları yere attı. Onları bu işten menetmekte kusurlu davranmış olduğundan şüphelenerek kardeşi Harun’un başını tutup kendine doğru çekti. Kardeşim, buzağıya tapanlar beni horladılar ve nerdeyse beni öldüreceklerdi. Beni tahkir ederek düşmanlarımı sevindirme Allah’ı bırakıp buzağıya tapan buzağıcılarla beni bir tutma !Musa durumu anlayınca ondan özür diledi.

155. Buzağıya tapan beyinsiz adamlarının yaptıklarından dolayı tevbe edip özür dilemek için belirlenen vakitte toplanmak üzere kavminden yetmiş kişi ayırdı. Tevbe yerine geldiklerinde “Ey Musa! Allah’ı bize açıkça gösterinceye kadar sana inanmayacağız” dediler de kendilerini yıldırım çarptı ve öldüler. Musa, ağlayarak yakardı ve şöyle dedi: “Ya Rab! Seçkin adamları öldükten sonra ben İsrailoğullarına geri döndüğümde ne diyeceğim?” Ta ki Allah onları diriltinceye kadar yakarışını sürdürdü.

156. Rahmetimi Allah’dan korkanlara, O’na karşı gelmekten sakınanlara, mallarının zekatını hakeden kimselere verenlere, ayetimizi doğrulayıp inananlara yazacağız.

157. Onlar, geleceği önceden müjdelenen ümmi peygambere uyanlardır. Muhammed (sav)’in evsaf ve övgüsünü, ellerindeki Tevrat ve İncil’de yazılı gördüler.

160. İsrailoğullarını dağınık gruplar haline getirdik. Onları oniki kabileye ayırdık. Tih sahrasında İsrailoğullarını susuzluktan yakınıp Musa’dan su isteyince ona; asasıyla taşa vurmasını bildirdik, o da vurdu. Taşta oniki gözeden su fışkırmaya başladı. Kabilelerden her grup su içeceği yeri bildi. Bulutla üzerilerine gölge yaptık: Onları güneşin ışığına karşı koruyordu. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik: Onu, onlara yiyecek olarak verdik. İsrailoğulları kudret helvasından ve bıldırcından bıktılar. Musa’ya dediler ki: “Bir tek yiyeceğe katlanamayız.” Böyle demekle de daha iyi olan yiyeceği daha ucuz yiyeceğe değiştiler. Kendilerine haksızlık ediyorlardı.

162. Allah’ı inkar edenler Rablerinin emrini değiştirdiler. Hatta diyeceklerine “Hıntatun fi şairetin” yani günahlarımızı üzerimizden düşür diyeceklerine; arpa içinde buğday dediler. Allah’ın emirlerini değiştirdikleri ve emrolunmadıkları işleri yaptıklarından dolayı biz de gökten üzerilerine bir azap gönderdik ve o azap ile onları mahvedip helake sürükledik.

166. Men edildikleri şeylerden vazgeçmeyip büyüklük taslayarak Allah’ın taatine girmemekte ısrar edince, onları hor, hakir ve zelil maymunlara dönüştürdük.

180. Mücahid dedi ki: Müşrikler Lat kelimesini Allah kelimesinden, Uzza kelimesini Aziz kelimesinden türettiler.

201. Farzlarını eda ederek yasaklardan uzak durarak Rablerine karşı takva sahibi olan kimselere şeytandan bir vesvese geldiği zaman Allah’ın sevap ve cezasını, azap ve tehdidini hatırlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınırlar.

204. Ey Müminler !Kur’an okunduğu zaman onu can kulağıyla dinleyin ki ayetleri anlayınız ve öğütlerinden ibret alınız. Okunurken sesinizi çıkarmayın, gürültü yapmayın ki; Rabbiniz, edeple dinlediğinizden dolayı size rahmet etsin. Müşriklere muhalefet Kur’an’a saygı ve tazim için mümine vazife, o okunurken sesini kesip susmasıdır. Zira müşrikler: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. O okunurken gürültü yapın” demişler. O’nu sabah akşam zikret. Gafillerden olma: Kur’an’ın ibret ve öğütlerinden haberi olmayan gafillerden olma.

ENFAL SURESİ

Enfal suresi Medine de nazil olan surelerdendir. 75 ayettir. Özellikle savaşlar ve Allah yolunda cihadla ilgili konulara yer verir. Bazı gazvelerden sonra ortaya çıkan savaş meselelerini halleder. müslümanların Allah düşmanları ile savaşırken uymaları gereken ilahi irşadları ve birçok harp kanunlarını kapsar. Savaş ve barış konuları ile esirlik ve ganimet hükümlerini ele alır.

Şerefli İslam tarihinde ilk savaş ve Allah ordusunun ilk zaferi olan bedir savaşın dan sonra inmiştir. bu sureye bedir suresi adıda verilmiştir. çünkü sure bu savaştaki olaylara çok geniş yer verir. Bedir olaylarını anlatırken müminlere “ey iman edenler” diye iman vasfını belirten altı nida gelmiştir. bu anlatılan 6 nida şunlardır:

a-Savaştan kaçan müminleri sakındırır.

b-Allah ve Resulünün emrini dinleme emredilir.

c-Dünya ve ahiret saadetinin İslam davetine uymada olduğu belirtilir.

d-Allah ve Resulünün sırlarını düşmana açılmasının ihanet olduğu beyan edilir.

e-Nazarlar takvaya çekilmiştir.

f-sabır ve sebattan sonra zafer müjdesi verilmiştir.

2. Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman, yürekleri ürperir asıl mümin Allah anıldığında kalbi titreyen, o nun zikri yapıldığında boynunu eğip teslim olan, azabından korkup haşyete kapılan kimsedir. kendilerine Allah ın ayetleri okunduğu zaman, imanlarını artırır. Rablerine dayanırlar. Allah’tan başkasından ümitvar olmazlar. ondan başkasından korkmazlar.

3. Namazlarını kılarlar, Allah ın kendilerine verdiği rızıktan zekat, cihad, hac, umre, nafaka gibi hayır yönlerine sarf ederler.

4. İşte gerçek mümin onlardır. onlara Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez rızık vardır. lüks bir hayat yaşarlar. yemeden içmeden yana bolluk içerisinde olurlar.

19. Ey kafirler topluluğu eğer müminlere karşı fetih ve zafer istiyorsanız, rabbinizin hükmünü talep ediyorsanız, işte size Allah ın hükmü geldi. bu hüküm, o nun zalime karşı mazluma, batıl yolda olana karşı da hak yolda olana verdiği zaferdir. rivayete göre ebu cehil, bedir savaşında şöyle der:”Allah’ım hangimiz günahkar isek, hangimiz akrabalarını terk etmiş ise, onu bugün helak et. fetih isteyen ebu cehil in kendisi idi. bunun üzerine Cenab-ı Allah onları tahkir kabiliyetinden yukarıdaki ayeti inzal buyurmuştur. ey kureyş topluluğu, eğer Rasulullah ile savaşmaktan Allah ve Resulünü inkardan vazgeçerseniz, bu sizin için hem dünyada hem ahirette daha hayırlıdır.

21. Kuran’nın öğütlerini kulakları ile işittikleri halde o öğütlerden yararlanmayan şu müşrikler gibi Rasulallah’dan yüz çevirmeyin.

22. Allah katında mahlukatın en şerlisi, işitmemek için hakka karşı kulaklarını tıkayan, hakkı konuşmamak için ağızlarını açmayan, Allah ın getirdiği hükümlere tabi olmayanlardır.

24. Allah kişi ile onun kalbi arasına girer. kalpleri dilediği gibi yönlendirir. kullarının kalplerine onlardan daha çok sahiptir.

25. Ey müminler öyle bir fitneden sakının ki, eğer size inerse sadece zalimlere ulaşmakla kalmaz, aksine iyileri de kötüleri de kapsamına alır.

26. Emrine muhalefet edenlere karşı Allah ın azabının şiddetli olduğunu bilin. Bu, günahkarları uyaran bir tehdittir.

27. müşrikleri müminlerin gizliliklerine muttali kılarak ve sırlarınızı onlara haber vererek, Allah’a ve Resulüne hainlik etmeyin. İbn abbas der ki: Allaha hainlik etmek, o nun farzlarını yerine getirmemek demektir. Resu-lullaha hainlik etmek, o nun sünnetini terk etmek ve ona rağmen masiyet irtikap etmektir. Ayette geçen emanet kelimesinden kasıt, farzlar ve salih amellerdir ki, Cenab. ı Allah bunları kullarına emanet olarak vermiştir.

28. Ey müminler bilinki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan vesilesidir. Cenabı Allah nasıl amel ettiğinizi görmek için sizi bunlarla imtihan etmektedir. o nun hukukunu yerine getirip getirmediğinizi, emir ve yasaklarına uyup uymadığınızı ortaya çıkarmak için evlat ve mal ile sizi sınamaktadır.

29. Ona itaatte bulunarak, yasaklarından sakınarak takvalı olursanız, hak ile batılı ayırt edebileceğiniz bir nuru size verir.

33. Ey Muhammed sen onların arasında bulunduğun sürece . sana ikram olsun diye.  Allah onları azaba uğratmaz. Onlar bağışlanma diledikleri sürece yine Allah onlara azap etmeyecektir. İbn abbas dediki, onların azaptan korunmalarına iki sebep vardı. biri Allah ın peygamberi, diğeri de istiğfar etmeleri idi. peygambere gelince o göçüp gitti. ama bağışlanma dilemeleri kıyamete kadar devam eder.

36. İnkar edenler, insanları islama girmekten menetmek için mallarını sarf ederler. mallarını yine harcayacaklar. ancak bu kendileri için pişmanlık sebebi olacak. çünkü malları gidecek ama umduklarını elde edemeyecekler. yani Allah ın nurunu söndürüp küfrün kelimesini yüceltemeyeceklerdir. sonra müminler onları mağlup edecektir.

38. İnkar edenlere söyle: ”eğer vazgeçerlerse geçmişteki günahları kendilerine bağışlanır.

45. Düşmanlarınıza karşı zafer elde etmek için kalplerinizle ve dillerinizle Allah ı çok zikredin.

46. Rabbinize ve Resulüne, size verdikleri emirlerde ve sizi yasakladıkları hususlarda itaat edin, ihtilafa düşmeyin, yoksa zayıf düşer korkaklaşırsınız. Gücünüz ve kuvvetiniz gider, içinize korku ve gevşeklik girer. sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

53. Bir millet kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez.

50. Münafıkların size düşman olduklarını bilemezsiniz. çünkü onlar “la ilahe illallah” der, sizinle birlikte cepheye gelir savaşırlar ama onların düşman olduklarını Allah bilir. kalplerinde gizledikleri nifaktan da haberi vardır.

61. Eğer onlar teslim olmaya ve barışmaya yanaşırlarsa sen de yanaş ve taleplerini yerine getir. İşini Allah a havale et.

64. Ey peygamber, Allah sana ve sana tabi olmuş kimselere yeter. düşmanlarınızın çokluğu sizi ürkütmesin. şüphesiz Allah kendi nusreti ile sizi kuvvetlendirecektir.

67. Allahın sizin için istediği şeyleri sizde isteyin. nefsinizin istediği dünyaya ve sebeplerine rağbet etmeyin.

72. Onlar ki inandılar, hicret ettiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaştılar.

TEVBE SURESİ

Medine de nazil olmuştur. 129 ayetten ibaret olan bu sureye bir çok isim verilir: Bazı tefsirciler bu isimleri ondörde kadar çıkarırlar. Zemahşeri der ki: bu surede müminlerin tevbelerinin kabul edildiğinden söz edilir. bu sure nifaktan uzaklaştırır, onları başkalarına ibret olacak şekilde rezil rüsvay eder ve helak olacaklarını bildirir.

Bu mübarek surenin iki esas hedefi vardır.

-Müşrikler ve ehl-i kitapla olan ilişkilerde İslami kanunu ortaya koymak ve Peygamber(sav)in müslümanları Bizans’a karşı sefere çağırdığında, müslümanların içinde bulundukları halet-i ruhiyelerini beyan...

Surenin ele aldığı hedef: Rasulullah (sav) ın, müslümanları Bizans’a karşı savaşa çağırdığı zamanki ruh hallerini açıklayıp ortaya koymaktır. Ayetler sefere çıkma hususunda ağır davranan ve seferi kösteklemek isteyenlerden bahseder. münafıkların islama ve müslümanlara karşı karanlık emellerini anlatarak onların fitneleri üzerindeki örtüyü kaldırır. nifak yollarını, fitnelerini ve müminleri nasıl yardımsız bıraktıklarını açıklar.

Huzeyfe b. Yeman ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Siz bu sureye Tevbe suresi ismini veriyorsunuz. Halbuki o sadece azap suresidir. Allah’a andolsun ki o, münafıklardan rezil etmedik hiçbirini bırakmadı. Bu surede besmelenin bulunmayışının sırrı da budur. Çünkü besmele bir güven ifadesidir. Halbuki berae suresi, savaş emri ile inmiştir. onda güven verme yoktur. Besmele rahmettir. Rahmet ise eman, yani güven vermedir. Halbuki bu sure münafıklar ve savaşla ilgili olarak inmiştir. münafıklara ise eman yoktur.

9. Allah ın ayetlerini az bir paraya sattılar da onun yolundan alıkoydular. kuran ı ucuz dünya metaı karşılığında sattılar ve insanların İslam a girmelerine engel oldular. İmanı verip küfrü satın almakla hidayeti verip dalaleti elde etmekle ne çirkin bir iş yaptılar.

11. Eğer küfürden tevbe eder, farz namazını ölçülerine riayet ederek eda ederler ve müstehaklarına verilmesi farz kılınan zekatı öderlerse, onlar sizin din kardeşlerinizdir.

18. Allah ın mescitlerini ancak Allah a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve Allah tan başka kimseden korkmayanlar onarırlar.

20. Allah ın birliğini tasdik eden, Allah yolunda yurtlarından ayrılıp hicret eden, Allah ın dinini yüceltmek için mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimselerin dereceleri Allah katında elbetteki hacılara su verip mescid i haramı imar eden müşriklerinkinden daha yüksektir. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

23. Eğer Allah ve resulüne inanmaya karşı küfrü tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinip de sırlarınızı onlara ifşa etmeyin.

32. Şu kafirler İslam nurunu, yalanlamaları ve insanları ondan geri çevirmeye çalışmaları ile söndürmeye çalışıyorlar. halbuki Allah İslamiyeti mahlukatı için bir ışık kılmıştır. Allah inkarcılar hoşlanmasalar da dini yüceltir, hakkı tamamlamak ister.

38. Ahiret nimetlerini bırakıp dünyanın konforlu yaşayışınamı razı oldunuz. dünya hayatına bağlananların dünyadan elde ettikleri metalar, lezzetler ve geçici dünya malları, ahirettekilerine nispetle pek azdır.

54. Sadakalarının kabulüne engel olan husus, sadece Allah ve resulünü inkar etmeleridir ağır davranarak namaza gelmektedirler. müminlerden çok korktukları için namaz kılmaya gelirler. çünkü onlar namaz kılmakla sevap kazanacaklarını ümit etmezler. namaz kılmamaklada ahirette azaba uğratılmaktan korkmazlar.

60. Zekat ancak şu sekiz sınıftaki insanlara verilir. fakire, düşküne, zekat üzerinde çalışan memurlara (zekatı yükümlülerden toplayanlar), müel-lefe i kuluba (kalpleri İslama ısındırılmak istenen ve hem kendilerinin nefislerini hem de aşiretlerinin nefislerini ıslah etmek maksadı güdülen gayri müslimlere), kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışanlara, yolda kalan ve yola devam edecek parası bulunmayanlara

61. Rasulullahı ayıplayan, onu hicveden, o nun hakkında asılsız şeyler uyduran kimseler için cehennem ateşinde acıklı bir azap vardır.

111. Allah, müminlerden mallarını ve canlarını, cennet karşılığında satın almıştır.

112. Günahlardan ötürü bağışlanma dileyen, Rablerine ibadet eden, tasada ve kıvançta Rablerine hamd eden, oruç tutan, namazlarında rükua vararak namaz kılan ve yine onda secdeye kapanan, insanlara doğru yola ve hidayete uymalarını emreden, onları Allah ın yasakladığı her türlü çirkin söz ve fiilden menedenlere cennet nimetlerini müjdele.

124. Allah peygamberlerine kuran dan bir sure indirdiği zaman bu münafıklardan bazıları işi alaya alarak: “ey insanlar, bu sure hanginizin Allah a ve ayetlerine imanını ve tasdikini arttırdı” derler. müminlere gelince bu kuran suresi ile Allah onların iman ve tasdiklerini daha da arttırmıştır.

125. Fakat kalplerinde hastalık olanlara gelince bu, onların pisliklerine pislik katmıştır.

YUNUS SURESİ

Mekke’de nazil olup 109 ayetten meydana gelen bu sureye; içinde yunus (as) kıssası geçtiği için ve o nun kavminden azabın kaldırılması hususunda bu kıssanın ihtiva ettiği ibret ve öğütler anlatıldığı için yunus suresi adı verilmiştir. Yunus suresi Allah a, kitaplara, peygamberlere, öldükten sonra dirilmeye ve cezaya iman gibi temel İslami akidelere ağırlık verir.

2-Ey Muhammed Allah ve Resulüne inanan müminlere dünyada işledikleri salih ameller karşılığında Rablerinin katında güzel mükafatlar bulunduğunu müjdele.6-Allah ın gökte ve yerde yarattığı şeylerde müttaki bir topluluk için nice ibretler vardır.

7-Sevap ve günahı yalanlayıp huzurumuza çıkmaktan korkmayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler, ahirete karşılık dünya hayatına razı olanlar, onun aldatıcı süs ve zinetleriyle rahat edenler ve bizim ayetlerimizden gaflet edenler, gafil olanlar var ya

8-İşte kazandıkları işlerden ötürü onların varacakları yer ateştir.

42-Şu müşriklerden senin sözlerini dinleyenlerde bulunur. eğer onlar akıllarını kullanmıyorlarsa işitmeleri için onlara sen mi kulak takacaksın.

43-Ey Muhammed, müşriklerden bir kısmı sana bakar ve senin peygamberlik işaretlerini görürler. eğer onlar görmeyen kör kimselerse onlara sen mi göz takacaksın. bu ayetle Allah peygamber efendimizi teselli etmekte. kendisini yalanlayıp inkar edenlere karşı onların imanlarından ümidini kessin diye bu teselli edici ifadeleri kullanmaktadır.

44-Allah işlemedikleri günahlardan dolayı kullarını azaplandırıpta asla onlara zulmedecek değildir. Ama Allah ın öfke ve gazabına neden olacak şeyleri yapmakla insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.

62-Allah ın dost ve yardımcılarına ahirette korku yoktur. dünyada elden kaçırdıkları nimetler için de hüzünlenmiyeceklerdir.

63-Onlar ki Allah ı ve Resulü tasdik ettiler. farzlarını eda edip yasaklarından uzak durarak Rablerinin azabından korundular.

108-her kim haktan ayrılır ve dalalet yoluna meyl ederse, başkasına değil sadece kendisine haksızlık etmiş olur.

HUD SURESİ

Hud suresi Mekke de nazil olmuştur ve 123 ayet ihtiva eder. İçinde ad kavmine gönderilen hud peygamberden bahsettiği için bu adı almıştır. İslamın temel inançlarına, tevhid, risalet,,öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme meselelerine ağırlık verir.

peygamber(sav) in müşriklerden gördüğü eziyetler dolayısıyla onu teselli etmek için peygamberlerin kıssalarına geniş yer verir. bu mübarek sure beyanlarına kuran ı kerim in yüceliğini göstererek başlar. bundan sonra akli deliller getirerek İslami davetin unsurlarını ortaya koyar. bunu iki taife, hidayet ve dalalet taifeleri arasında mukayese yaparak sunar.

6-Yeryüzünde yürüyen insan veya hayvan herhangi bir canlı yoktur ki rızkını, azığını, gıdasını Allah üzerine almış olmasın.

9-İnsana rızkını bolca versek, onu genişliğe ve rahat bir hayata kavuştursak da sonra onu kendisinden çekip alsak hemen o mutsuzluğa düşer, nankör olur. Rabbine az şükreder.

11-Ancak bela ve sıkıntı anında sabredip iyi işler yapan, bollukta ve afiyette salih amel işleyen kimseler için günahlardan bağışlanma ve salih amellerine karşı büyük mükafat verilecektir.

12-Ey Muhammed Allah ın sana vahyettiği şeylerin bir kısmını onlara okuyup tebliğ etmekten belki de sıkılacaksın. ama sen sadece bir uyarıcısın.

15-Herkim iyi amelinin karşılığında sadece dünya nimetini ister ve ahiret nimetine inanmazsa, onlara oradaki amellerinin karşılığını tam veririz ve onlar orada hiç bir eksikliğe uğratılmazlar.

23-Allah ve Resulünü tasdik edip Allah ın emrine uygun işler yapan, Rablerinden korkan, ona yönelen kimselere gelince, işte onlar cennet halkıdır.103-Allah ın ahiretteki azap ve ikabından korkan kimseler için doğrusu bu anlatılan kıssalarda öğüt ve ibret vardır. kıyamet gerçek bir gündür. o günde insanlar sevap ve ceza için toplanacaklardır. o günü hiçbirisi geri kalmaksızın mahlukatın tamamı müşahede edecektir.

114-Sabah, akşam ve yatsı vaktinde namaz kıl. çünkü iyilikler kötülükleri giderir. beş vakit namaz, işlenen günahların eserlerini siler, götürür. Allah’ın sevabını ümit edip azabından korkan takva sahipleri için bu bir hatırlatmadır.

115-Allah yolunda karşılaştığın eziyetlere karşı sebat et, dayan. doğrusu Allah kendisin e itaat eden ve güzel amel işleyen kimselerin sevabını boşa çıkarmaz.

118- ancak iman ehli olan kimseler ihtilaf etmez ve ayrılığa düşmezler. Allah’ın rahmetine ehil olan kimseler -kendileri, evleri, yurtları dağınık yerlerde olsa -bir cemaat oluşturan kimselerdir. Allah’a isyan ehli olan kimseler ise, evleri, yurtları bedenleri bulunsa bile ayrılıkçı olan kimselerdir.

120-Ey Muhammed senden önceki karşılaştıkları durumları bilesin ve seni yalanlayanların yalanlamalarından rahatsız olmayasın diye önceki peygamberlerin ve ümmetlerin kıssalarını sana anlatıyoruz. peygamberlerin kıssalarını kapsayan bu surede Rabbinden sana hak, müminlere de öğüt ve uyarı gelmiştir ki, onlar Allah’ın taatinden gafil kalmasınlar.

123-Rabbine ibadet et ve işlerini ona havale et. O, kendisine dayananlara yeter. rabbin şu müşriklerin yapmakta olduklarından habersiz değildir. onlar gözetim altında bulunmaktadırlar.

YUSUF SURESİ

Mekke’de nazil olup 111 ayetten ibaret Yusuf suresi: içindeki icaz ve itnaplı Yusuf(as)kıssasından dolayı bu adı alır. Bu sure sadece, Allah peygamberi Yusuf b. Yakub’un karşılaştığı çeşitli belalar, kardeşlerinden ve Mısır azizinin evinde, hapishanede ve kadınların kurduğu tuzakta gördüğü sıkıntı ve zorluklardan bahseder. Sonunda Yüce Allah’ın, Hz. Yusuf(as)’u bu sıkıntılardan kurtarması anlatılır.

Lafızlar ifadesi, konuyu sunuş şekli itibariyle eşsiz bir üsluba sahiptir. Bu sure her ne kadar, çoğunlukla uyarı ve tehdid ifadelerini muhtevi Mekki surelerden ise de; bu sahada onlardan ayrı bir hususiyete sahiptir. Satırları arasında ünsiyet, merhamet, şefkat ve sevgi esintileri vardır.

Bu sure Rasulullah (sav) hayatının zor ve meşakkatli döneminde nazil oldu. O dönemde Rasulullah (sav)ın ve müminlerin üzerine sıkıntılar ve belalar ard arda geldi. Özellikle şefkatli ve temiz eşi Hatice (ra) ile en iyi yardımcısı olan amcası Ebu Talip gibi iki yardımcısını kaybettikten sonra, Resulullah (sav) ve müminlerte yapılan eziyet ve belalar daha da arttı. O yıl “Hüzün yılı” olarak bilinmektedir. Bunun için yüce Allah peygamberlerin kıssalarını anlatmak suretiyle, Peygamberlerini teselli etmek ve acılarını dindirmek için bu sureyi indiriyordu. Resulullah (sav) musibetlere maruz kalıp, sonunda zafere ulaşan peygamber kıssalarıyla sabra davet ediyor ve teselli ediliyordu.

Öğüt ve ibret maksadıyla, adet olarak Kur’an-ı Kerim, kıssaları bir kaç yerde tekrar eder. Yusuf suresinde ise; onun safhaları burada arka arkaya geniş bir şekilde anlatılmış olup kısa ve geniş anlatmada icaz ve itnab durumlarında Kur’an’ın mucizeliğine işaret etmek için diğer peygamber kıssaları gibi başka bir surede tekrar edilememiştir.

Halid b. Ma’dan şöyle demiştir: Yusuf ve Meryem sureleri, cennette cennet ehlinin lezzetlenecekleri şeylerdir. Ata da şöyle demiştir: Üzüntülü olup da Yusuf suresini dinleyen herkes onunla rahatlar.

Biz bu Kur’an’ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz: Ey. Muhammed ! Bu muciz kitabı sana vahyetmekle biz sana kıssaların en güzelini anlatıyor, geçmiş haberleri ve önceki devirlerde yaşayan ümmetlerin durumlarını, onların çağlarında indirilen kitapları sana bildiriyoruz. Oysa bundan önce bunları bilmeyenlerden idin: Kur’an’ı sana vahyetmemizden önce sen ne Kur’an’ı nede onun bir kısmını bilmiyordun.

Hani bir zaman Yusuf babasına şöyle demişti: Yusuf, o zaman babası Yakub’a: Ben onbir yıldız, güneş ve ayı gördüm. Bunların bana secde ettiklerini gördüm. Rüyamda onbir yıldızı, güneş ve ayı bana secde ederlerken gördüm, demişti.

Babası dedi ki: “Yavrum rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar: “Şu gördüğün rüyayı kardeşlerine de nakletme. Yoksa seni çekemez ve sana düşmanlık etmeye başlarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık düşmandır! Doğrusu şeytan Adem’e ve zürriyetine açıkça düşmanlık eder. Kardeşlerini sana kışkırtmasından sakın. Rüyanı onlara anlattığın taktirde onları sana karşı kışkırtır.

And olsun, Yusuf ve kardeşlerinde, soranlar için ibretler vardır: Yusuf’ça ve onbir kardeşinde, onların kıssa ve haberlerini sorup öğrenmek isteyen kimseler için öğüt ve ibret vardır.

Demişlerdi ki: “Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz: Kardeşleri şöyle demişti: Allah’a andolsun ki Yusuf ile öz kardeşi Bünyamin, babamızın nazarında bizden daha çok sevimlidirler.

Yusuf’u öldürün yada onu bir yere bırakında babanızın yüzü yalnız size dönük kalsın: Birbirlerine dediler ki: Yusuf’u öldürün veya bir yere atınki babanız Yusuf ile meşgul olmayı bıraksında sadece sizinle ilgilensin. Ondan sonrada iyi bir topluluk olursunuz! Sonra Yusuf’a yaptıklarınızdan ötürü tövbe ederek salih kimseler olursunuz.

Onlardan biri dediki: “Yusuf’u öldürmeyin. Onu kuyunun dibine atın. Onu kervanlardan biri alıp götürsün, eğer yapacaksanız böyle yapın.” Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler: Yusuf’u kuyunun dibine attıktan sonra gece karanlığında ağlayarak babalarının yanına vardılar.

Dediler ki: “Ey babamız: Biz gittik yarışıyorduk. Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Silah talimi yapıp birbirimizle yarışmak için gitmiştik. Yusuf’ u elbiselerimizin ve eşyalarımızın yanına bırakmıştık. Bizim yokluğumuzda kurt gelip onu yemiş.”

Gömleğinin üzerinde yalancı kan getirdiler: Yusuf’un kanı olmayan başka bir kanı gömleğine sürüp babalarına taktim ettiler. Gömleğe bir kuzunun kanını sürmüşlerdi.

Hz. Yakup Dediki: Artık bana düşen, şikayet ve sızlanma değil, güzelce sabretmektir. Sizin yaptığınız bu kötü işe karşın Allah bana yeter ve ben O’ndan yardım isterim!

Nihayet onu düşük bir pahaya, bir kaç paraya sattılar: Yusuf’un kardeşleri onu az bir paraya, tartısı olmaya sayılı bir kaç dirheme sattılar.

Mısır’da onu satın alan karısına dediki: ”Ona iyi bak: Mısır Azizi Kıtfir, Yusuf’u kervandaki satıcılardan geri aldı. Karısına: “Buna iyi bak. İkramda bulun” dedi. Belkide bize yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz. Yaşlandığımızda işlerimizi belki o yürütür ve ihtiyaçlarımız için yeterli bir adam olur. Yada onu evlat ediniriz.

Böylece Yusuf’u o yere yerleştirdik ki yücelsin ve ona sözlerin tevilini öğrettim: Kendisini öldürmeye kastettiklerinde Yusuf’u kardeşlerinden kurtardığımız gibi onu Mısır toprağına yerleştirip hazinelerin başına geçirdik. Onu yüceltip yüksek makamlara erdirdik ki, yücelsin ve rüyaların yorumunu kendisine öğrettim... Allah emrini yerine getirendir: Dilediğini yapandır. Yusuf’un işini tedbir eder., onu yönetir ve muhafaza altında tutar. Ona gelecek zararları bertaraf eder. Fakat insanların çoğu bilmezler: Ama insanların çoğu Allah’ın hikmet ve tedbirinden habersizdirler.

Yusuf’un evinde kaldığı kadın onun nefsinden murad olmak istedi: Yusuf’un evinde kalmakta olduğu azizin karısı ondan kam almak istedi. Kendisiyle cinsi münasebette bulunmasını talep etti.

Ve kapıları kilitleyip: “Haydi gelsene” dedi. Evin kapılarını ardı ardına kilitledi ve Yusuf’a: “Haydi yakına gel yaklaş baklalım” dedi. İbni Abbas dediki: Onu kendisiyle birleşmeye çağırdı. Yusuf: Maazallah dedi. “Efendim bana güzel baktı: Yusuf dediki: Allah’a sığınırım. Senin kocan ve benim efendim olan kişi bana iyi muamele etti. Bana ikramda bulundu. Evini ban güvendi. Ben de ailesine kötülük yaparak ona hıyanette bulunamam. “Zalimler felah bulmazlar.”Haksızlık edip efendisine hıyanette bulunan kimseler iflah olmaz ve başarıya ulaşamazlar. Böylece kötülüğü ve fuhuşu ondan çevirmek istedik.

Şehirde birtakım kadınlar dediler ki: “Vezirin karısı, uşağının nefsinden murat almak istemiş! Mısırda bazı kadınlar, Yusuf ile Züleyhanın durumundan haberdar olunca dediler ki: Azizin karısı kendi kölesinin nefsinden kam almak istemiş. Sevda onun bağrını yakmış: Yusuf’un aşkı onun kalbinin derinliklerine işlemiş., kalbini sarmış. Biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz. Kölesinden murad almak istemekle apaçık bir sapıklık, hata ve haksızlık içine düşmüştür. Dosdoğru ve apaçık yoldan ayrılmıştır.

Onların düzenlerini işitince onlara adam gönderdi. Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Azizin karısı bu dedikoduları duyunca yemeğe davet için onlara haber saldı, her birine yemek için yer hazırladı. Yastıklar, halılar ve kadife minderler koydu. Ve her birine de bir bıçak verdi.: Yusuf’a “Çık karşıma” dedi. Azizin karısı, Yusuf’a “Çık karşıma” diyince Yusuf karşılarına çıktı. Kadınlar Yusuf’u görünce onu büyüttüler, ellerini kestiler: Onu gördükleri güzellik ve yakışıklılığında dolayı gözlerinde büyüttüler, onu yücelttiler. Farkında olmadan meyve bıçaklarıyla ellerini kestiler. Ve Allah için haşa bu insan değildir, bu ancak güzel bir melektir. dediler. Allah Allah... olamaz. Bu ancak meleklerden biridir dediler. Çünkü kadınlar Yusuf’un suretinde, onun güzelliğinde hiç bir insan görmüş değillerdir.

Hz. Yusuf (as) Rabbim dedi. Bana göre zindan, bunların beni davet ettikleri fuhşa nispetle zindan benim için daha sevimlidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara meylederim ve cahillerden olurum! Bunların kötülüklerini benden savmazsan; ben onlara meyleder, heveslerine uyar ve masiyet irtikap ettiğim taktirde cahillerden olurum!

Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi: O iki kişinin kurtulacağını sandığı kimseye dediki: “Beni efendinin yanında an”: Yusuf iki zindan arkadaşından, kurtulacağını ümit ettiğine dediki: “Kralın yanında beni hatırla ve benim suçsuz yere zindanda tuttuğumu ona bildir.” Fakat şeytan o adama, efendisine söylemeyi unutturdu. Bir kaç yıl zindanda kaldı: Şeytan hükümdarın sakisine Yusuf’un durumunu hükümdara anlatmasını unutturdu. Bu sebeple Yusuf zindanda yedi sene kaldı.

İki kişiden kurtulan, bir süre sonra hatırladı: Ölüm cezasından kurtulan ve hükümdarın sakisi olan kişi bir süre sonra Yusuf’un dramını hatırladı da dedi ki: “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin.

Yusuf! Ey çok doğru söyleyen, bize şu rüyayı çöz: Yedi semiz ineği yedi zayıf inek yiyor ve yedi yeşil, yedi de kuru başak neyi gösterir? Onu gönderdiler. Zindana gidip Yusuf’un yanına vardı. Ona dediki: Ey Yusuf, ey dost, ey doğru sözlü arkadaş! Bu rüyanın yorumunu bize yap: Rüyada yedi semiz inek görmüş, bunları yedi cılız inek yiyormuş, yine yedi yeşil başak görülmüş, bunlar yedi kuru başakla birbirine sarılı vaziyette imişler; bunlar neyi gösterir.

Dedi ki: Yedi sene alıştığınız biçimde ekin ekin: Yusuf dedi ki: Adetiniz olduğu üzere yaptığınız gibi bu yedi senede de ekin ekersiniz. Yediğiniz bir miktar dışında biçtiklerinizi başağında bırakın: Yiyebileceğiniz miktarını ayırın. Geri kalan ekinleride başaklarında muhafaza edinki telef olmasınlar.

Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir: Bu bol verimli seneden sonra yedi kurak yıl gelir. Kıtlığa maruz kalırsınız. Saklayacağınız az bir miktar dışında biriktirdiklerinizi yiyip bitirir: Bol verimli senelerde hazırladığınız yiyecekleri bu kıtlık seneleri alıp götürür. Ancak depolarda sakladığınız az bir kısım yiyecekler elinizde kalır.

Hükümdar dediki: “Onu bana getirin de yanıma alayım: Yusuf’u yanıma getirinki onu has adamlarımdan kılayım. Onunla konuşuncada: Sen bu gün bizim yanımızda önemli bir mevki sahibisin, eminsin” dedi. Hükümdar onunla konuşunca suçsuzluğunu ve son derece güvenilir bir kimse olduğunu anlayıp şöyle dedi: “Sen bugün bizim yanımızda her türlü imkana kavuşturulmuş ve makam sahibi olmuş kimsesin. Sana emanet edilen hususlarda güvenilir bir kişisin.

Dedi ki: “Beni memleketin hazineleri üzerine tayin et: Beni Mısır hazineleri üzerine yetkili kıl. Çünkü ben onları iyi korurum, bilirim. Bana emanet ettiğin şeyi muhafaza ederim. Beni yetkili kıldığın şeyi yürütmeyide beceririm.

İşte böylece biz Yusuf’u yer yüzünde yerleştirdik: Yusuf’u böylece Mısır diyarına yerleştirdik. Nerede isterse oraya konaklardı: Hapis ve sıkıntıdan sonra genişliğe çıktı. Dilediği yeri kendine mesken ve konaklama yeri edinebilirdi. Rahmetimizi istediğimize veririz. Kuyunun dibini boylamaktan ve kölelik altına girmekten sonra Yusuf’u makam ve mevki sahibi kıldığımız gibi, dilediğimiz kulumuza da merhamet ederiz.

Ve muhsinlerin ecrini zayi etmeyiz: İyilik edip Rabbine itaat eden kimselerin emeklerini boşa çıkarmayız.

Hz. Yusuf (as) Baba bir kardeşinizi gelirken getirin dedi. Eğer onu bana getirmezseniz benden bir ölçek dahi alamazsınız ve bir daha bana yaklaşmayın.”: Eğer kardeşinizi bana getirmezseniz size yedirecek azığım yoktur ve ülkeme de yaklaşmayın.

Dediler ki: “ Onu babasından istemeye çalışırız. Mutlaka bunu yaparız”: Kardeşleri dediler ki: Baba bir kardeşimizi babasından ister, bizimle birlikte göndermesini talep eder ve bunun içinde çok çaba sarfederiz.

Hz. Yakup (as) Çocuklar babalarına dediği Kardeşiniz Bünyamini Mısır’a bizimle beraber gönderki, bizimkilerinden fazla olarak o da bir ölçek azık alabilsin. Başına kötü bir şey gelmesine karşı onu koruruz.

Dediki: “Daha önceleri kardeşinizi size ne kadar, inandıysam buna da ancak o kadar inanırım”: Kardeşiniz Bünyamini daha önce kardeşi Yusuf ‘u size ne kadar inandıysam o kadar inanırım. Ama Allah koruyucuların en hayırlısıdır, merhametliklerin en merhametlisidir. Koruma bakımından Allah sizden daha hayırlıdır. O yarattıklarına karşı çok merhametlidir. Benim zayıflığım ve yaşlılığıma acır, Bünyamini zayi etmez. Aksine muhafaza eder.

Yusuf’un yanına girince o kardeşini bağrına bastı: Kardeşleri Yusuf’un yanına girdiklerinde o, öz kardeşi Bünyamini yanına aldı ve “Ben senin kardeşinim, onların yapmış olduklarına artık üzülme” dedi: Yusuf dediki Ben senin kardeşin Yusuf’um. Bana ve sana yaptıklarından dolayı üzülme.

Onların yüklerini yüklettiğinde su kabını öz kardeşinin yüküne koydurdu. İhtiyaçlarını karşılayıp onlara azıklarını verince, su kabını öz kardeşi Bünyamin’in yükü içine yerleştirdi. Sonra bir çağırıcı “Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız” diye bağırdı. Sonra bir münadi şöyle seslendi: “Ey kervan ! Siz gerçekten hırsızlık yapan kimselersiniz!

Onlara döndüler ve ne kaybettiniz dediler. Yusuf’un diğer kardeşleri ünleyiciye dönüp şöyle sordular: “Ne kaybettiniz ki bizi hırsızlıkla suçluyorsunuz? Dediler ki Hükümdarın su kabını kaybettik: Yusuf’un adamlar: Hükümdarın su kabını kaybettik dediler. İbn. Abbas dediki: O maşrapa ile hükümdar su içerdi. Onu getirene bir deve yük var bende kefilim: Hükümdarın su kabını getirene bir deve yükü azık mükafat vereceğiz. Buna bende kefilim.

Yusuf’un kardeşleri dediler ki Hırsızın cezası, malın çalındığı kimseye köle edilmek üzere teslim edilmesidir. Biz zalimleri böyle cezalandırırız. Bizden hırsızlık yapan kimseleri böyle cezalandırırız. Yusuf’un kardeşleri kendi beldelerinde hırsızlık yapan kimsenin ceza olarak köle edilmesine dair hüküm verildiğini Yusuf’a bildirdiler.

Bunun üzerine kardeşinin kabından evvel onlarınkini aramaya başladı. Sonra onu kardeşinin kabından çıkardı: Yusuf önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı Birer birer kontrol ettikten sonra kabı öz kardeşi Bünyamin’in yükünden çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan yaptık: Kardeşi Bünyamini yanında alıkoyması için Yusuf’a böyle bir tedbir verdik. Yoksa o hükümdarın dinine göre kardeşini tutabilecek değildi. Yoksa Mısır hükümdarının dinine göre köle etme imkanına sahip değildi. Ancak bu hüküm Yakup peygamberin şeriatında mevcut idi. Meğerki Allah Dileye: Ancak kendi irademizle bu tedbiri ona gösterdik. Dilediğimizi derecelerce yükseltiriz.

Ondan ümitleri kesince fısıldaşarak yana çekildiler: Kardeşleri Bünyamini kurtarma hususunda ümitleri kalmayınca kenara çekilip, birbirleriyle fısıldaşmaya başladılar. Büyükleri dediki: Bilmiyormusunuz babanız sizden Allah adına söz almıştı. Daha öncede Yusuf hakkında bir kusur işlemiştiniz. Yaşça büyük olan Rabi dedi ki: Ey topluluk ! Bilmiyormusunuz ki babanız Yakup kardeşiniz Bünyamin’ide geri götürmek üzere sizden söz ve misvak aldı. Daha öncede kardeşiniz Yusuf hakkında kusurlu davranmıştınız.

Ve onlardan yüz çevirdi de: “Vah yazık oldu Yusuf’a”dedi: Yakup(as) evladından yüz çevirdi ve “ vah Yusuf’tan dolayı gelen hüzün”dedi.”

Ve üzüntüden gözleri ağardı: Yakup’un gözler aşırı üzüntüden dolayı ağardı, görmez hale geldi. Artık üzüntüsünü içinde saklıyordu: Kalbi hüzün ve kederle dolu idi.

Dediler ki “Vallahi sen hala Yusuf’u anıp duruyorsun: Oğulları: Allah’a and olsun ki sen hala Yusuf’u anıp durmaktasın, dediler. Sonunda ya kederinden bitkin düşeceksin veya helake uğrayanlardan olacaksın”: Sonunda bedenin zayıflayacak, aklın gidecek yada ölüp helak olacaksın.

Dediki ben üzüntümü, kederimi yalnız Allah’a açarım ve ben Allah katında sizin bilmediğinizi biliyorum. dedi.

Siz cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyormusunuz? dedi. Yusuf onlara dediki: Cahil zamanınızda çirkin fiillerinizle Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı, onları birbirinden ayırdığınızı başlarına neler geleceğini hatırlıyor musunuz.

Dediler ki: “Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?” Sen Yusuf musun diye sordular.

O da dediki: “Ben Yusuf’um. Bu da kardeşim. Doğrusu Allah bize lütfetti: Evet ben Yusuf’um ... Bu da kardeşim Bünyamin. Allah bizi birbirimizden ayırmazdan sonra bir araya getirmekle lütufta bulundu. Çünkü kim sakınır sabrederse muhakkak ki Allah ihsan ederlerin ecrini zayi etmez”. Her kim rabbinden sakınır sabreder; Rabbinin haram kıldığı şeylere karşı kendini tutarsa, Allah Onun iyiliğini mükafatsız bırakmaz.

dediler ki: “Allah’a yemin ederiz. Allah gerçekten seni bizden üstün kılmıştır: Hamdolsunki Allah ilim, fazilet ve yumuşak huyluluk bakımından seni bizden üstün kılmıştır, dediler. Doğrusu biz hataya düşmüş idik: Sana yaptıklarımızda hatalı idik.

Dedi ki: “Bugün size başa kakmak ve kınamak yok: Yusuf: Daha önce yaptıklarınızdan dolayı bu gün kınanmayacaksınız dedi. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin merhametlisidir.”: Allah günahlarınızı affetsin. O kullarına merhamet edenlerin en merhametlisidir. Böyle demekle Yusuf kardeşlerinin günahlarını bağışlaması için dua etmiş oluyordu.

“Şimdi siz şu gömleğimi götüründe babamın yüzüne sürün, görmeye başlar: Bu gömleğimi götürüp hemen babamın yüzüne sürün, böylece o görmeye başlar. Bütün ailenizi de bana getirin” Hep birlikte ailecek yanıma gelin.

Ana babasını tahtın üzerine çıkarıp oturttu: Babasını ve anasını hükümdarlık tahtına oturttu. Hepsi onun için secdeye kapandılar. Yakup ile evladı ve anası Yusuf’un huzuruna saygı secdesi ile kapandılar. Bu secde ibadet için değil, ta’zim için yapılmıştı. Dedi ki: “ Babacığım, işte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın gerçekleşmesidir: Yusuf dediki: Babacığım, işte bu, rüyamda gördüğüm halin tahakkuk etmesidir.

Çünkü bir zamanlar, Yusuf rüyasında on bir yıldızın, güneşin ve ayın kendisine secde ettiklerini görmüştü. Doğrusu rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bunu sahih bir şekilde tahakkuk ettirdi. Yusuf’un gördüğü rüya ile bu rüyanın gerçekleşmesi arasında kırkdört sene geçmişti.

RA’D SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 43 ayettir. Bu sure içinde kainatta meydana gelen dikkat çekici gök gürültüsünden bahsettiği için; gök gürültüsü manasına gelen “Ra’d suresi’ adı verilmiştir.

Ra’d suresi Allah’ın birliğini, peygamberliği, öldükten sonra dirilmeyi, hesabı ve müşriklerin ortaya attığı şüpheleri gidermeyi anlatmak gibi; Medine’de inen surelerin asıl maksatlarını ihtiva eder. Bu mübarek sure Allah’ın varlığına ve birliğine iman konusu ile başlar. Bu ayetler; göklere ve yerlerde, ay ve güneşte, gece ve gündüzde, ekinlerde, meyvelerde ve bu güzel ve geniş kainatta Allah’ın yarattığı diğer mahluklardaki üstün kudretini ve eşsiz yaratma sanatını ifade etmek üzere indirilmiştir. Bunları: dirilme ve hesap gününün ispatı hakkındaki ayetler takip eder. Bunun ardından da; yaratma, icad edilme, diriltme, öldürme, fayda ve zarar verme konularında Allah’ın bir tek olduğuna dair açık ve kesin deliller zikredilir.

Bu mübarek sure saadete ermiş ve ermemiş kimselerin özelliklerini açıklar. Bunlar hakkında kör ile gören kimseyi misal verir. Bu iki taifeden her birinin varacağı yeri açıklar. Son olarakta Rasulullah (sav) ın Allah tarafından gönderildiğine şahitliğinden bahseder.

İBRAHİM SURESİ

Mekke’de Nazil olan ve 52 ayetten meydana gelen bu mübarek sureye, peygamberin babası ve Hanifi dinine mensup olanların önderi Hz. İbrahim (as) bahsi geçtiğinden dolayı “İbrahim Suresi” adı verildi. Kuranı Kerimde bize Hz. İbrahim (as) in Kabe’yi yapıp bitirdikten sonraki davetini anlatır. Bu davetlerin hepsi imana ve Allah’ı birlemeye çağırmaktır.

Bir sure Allah’a, peygamberliğe, öldükten sonra dirilmeye ve hesaba çekilmeye inanmak gibi asıl iman meselelerini ihtiva eder. Hemen hemen surenin başlıca ağırlığını peygamberlik ve peygamber oluşturur. Peygamberler iman esaslarını ortaya koymak, mahlukatın kendisine boyun eğdiği hak ilahı insanlara tanıtmak ve onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gelmişlerdir.

Bütün bunlarla beraber şükre çağırmaktan bahseder. Nuh, Ad ve Semud kavimleri gibi, peygamberleri yalanlayanlardan misaller verir? Bu arada ahiret sahnelerinden bir sahneyi anlatır. Bu sahnede cürüm işleyenler, kendilerine uymuş olan zayıf kimselerle buluşturur. Sure bunların arasında geçen ve ateşinde yanacakları cehennemde üst üste yığılmalarıyla sona eren uzun bir konuşmadan bahseder. Bununla beraber onlardan kimsenin özrü kabul edilmez. Hepsi cehenneme yuvarlanır. Daha sonra bu ayetler; iman ve sapıklık için, iyi ağaçla kötü ağacı misal verir. Sonrada zalimlerin hesap ve kıyamet gününde varacakları yeri açıklar sona erer.

HİCR SURESİ

Mekke’de nazil olan ve 99 ayetten ibaret bu mübarek surede yüce Allah Salih (as) in kavminin başlarına gelenleri anlattıkları için adına “Hicr suresi” denildi. Bunlar Semud kabilesinden olup yurtları, Medine ve Şam bölgesi arasındaki Hicr’dedir. Aynı zamanda güçlü ve kuvvetli kimselerdir. Mesken edinmek için dağları yontarlardı. Sanki onlar bu dünyada sonsuza dek kalacaklar ve onlara ölüm, yokluk isabet etmeyecekti. Ancak sabah vaktinde azap gürültüsü başlarına geldi. Bu durumu şu ayet beyan eder: Sabaha çıkarken onları o korkunç ses yakaladı. Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiç b, ir zaman defedilemedi.

Hicr suresi: Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza gibi temel islam inançlarını ele alır. Surenin ağırlık noktası çeşitli zaman ve asırlarda peygamberleri yalanlayanların ve azgınların devrilip yok olmalarını teşkil eder. Dolayısıyla bu sure tehtid ve uyarı ile başlar.

Peygamberlerin çağrısına karşı bedbaht ve sapıkların durumunu beyan eder. Nuh (as) dan sonra Peygamberlerin gönderilişine kadar hangi peygamber gelmişse, yoldan çıkmış kavimleri onlarla alay etmiştir. Bu surede alay etmenin; yalanlayıcıların her zamanki adeti olduğunu anlatır.

Bu sure önce göklerin yaratılmasından başlamak üzere sırasıyla; yer, döllendiren rüzgar, hayat, ölüm ve haşir sahneleri anlatılır. Bunların hepsi Allah’ın azametine, birliğine ve kudretine aşikare birer şahittirler.

Sure, büyük insanlık, hidayet ve sapıklık kıssalarını, Adem (as)in yaratılışını, düşmanı melun iblisi, meleklerin Adem(as)’e secdesini, iblisin ise kibirlenip secde etmemesini, Allah’ın emrine isyanını ve Adem(as) in zürriyetini tehdit etmesini temsil olarak anlatır. Ayrıca bu surede güdülen maksat; Resulullah (sav) ı teselli etmek ve ümitsizliğe düşmesin diye mübarek kalbini kuvvetlendirmektir.

Surede Hz. Lut, Şuayb ve Salih (as) ın bunları yalanlayıcı kavimlerinin başlarına gelenlerden de bahseder ve mucizevi Kur’an’ın indirilmesiyle Peygamber (sav) e verilen büyük nimeti ona hatırlatarak sona erer.

NAHL SURESİ

Mekke’de nazil olup 128 ayetten mürekkep bu mübarek sureye: yaratıcının harikulade sanatına işaret eden ve uluhiyyetini gösteren parlak bir ibret numunesi olan arıdan bahsettiği için arı manasına gelen “Nahl Suresi” adı verilmiştir.

Bu mübarek sure başlangıçta müşriklerin inkar ve alay konusu olan vahiy anlatılır. Müşriklerin vahyi yalanladı ve kıyametin kopmasını uzak gördüler. Peygamber (sav) den, kendilerini korkuttuğu azabı çabucak getirmesini istediler. İstedikleri azap gecikincede onu istedikçe istediler, daha çok alay ettiler ve saçmalayıp durdular. Bu mübarek sure devamlı olarak insanlara, Allah’ın nimetlerine nankörlük etmenin ve onlara şükretmenin neticesini anlatır ve onları her münkerin varacağı korkunç neticeden sakındırır. Resulullah (sav)a, Allah’ın kullarını hikmet, güzel öğüt ve Allah’ın davetini tebliğ uğruna karşılayacağı eziyetlere sabır ve hoşgörü ile Allah’a daveti emrederek sona erer.

Nahl suresi uluhiyet, vahiy, öldükten sonra dirilme ve haşir gibi temel itikad meselelerini muhtevi surelerdendir. Bunun yanında bu geniş alemde, göklerde, yerde, denizlerde, dağlarda, ova ve vadilerde, sağnak yağmurda, yetişen bitkide, denizlerde yüzen gemilerde, gecenin karanlıklarında yolculara yol gösteren yıldızlarda ve insanın hayatında görüpte gözüyle ve kulağıyla idrak edeceği daha nice sahnelerde Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren delillerden bahseder.

İSRA SURESİ

Mekke’den indirilmiş ve 111 ayetten ibaret olup yüce Allah’ın değerli Peygamberi Hz. Muhammed’e (sav) -hususen- nasip ettiği o büyük mucize; yani İsra mucizesinden dolayı bu mübarek sureye “İsra suresi” denilmiştir. Bu surede diğer mekki sureler gibi Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme konularından ibaret olan dinin esaslarına önem verir. Ancak Resulullah (sav) nın şahsiyeti ve Allah’ın peygamberini desteklemek ve doğruluğunu göstermek üzere getirdiği açık mucizeler ve keskin deliller bu surenin ana unsurlarıdır. Nebilerin ve peygamberlerin sonuncusu olan Resulullah (sav) ilahi lütuflardan bir lütuf ve Allah’ın fevkalade şeyler yaratma hususundaki kudretini izharda da açık b, ir delil olan İsra mucizesini anlatır. Yine bu surenin Allah’ın birliğini ve büyüklüğünü gösteren varlık alemiyle ilgili delillerden, gece ve gündüze hükmeden ve değişmeyen sabit bir kanuna göre seyreden ince bir nizamdan bahseder. Yine bu sure insanoğullarında ve azgınlıkları fesat çıkarmaları ve emirlere isyan etmeleri yüzünden Allah’ın kendileri için takdir ettiği iki sürgün cezasından bahseder.

Bu sure müşriklerin yoldan çıkmışlarından da söz eder. Çünkü onlar Allah’ın eşi ve çocuğu olduğunu söylerler. Yine bu sure mühim ve mühim olduğu kadarda tartışmalı olan: Öldükten sonra dirilme haşr neşr akıbet ve hesaptan bahseder. Peygamber(sav)ın ebedi mucizesi olan Kur’an-ı Kerimci ve müşriklerin zor şeyleri teklif etmeleri anlatılır.

KEHF SURESİ

Mekke’de nazil olup 110 ayettir. Ashab-ı Kehf kıssası anlatıldığı için Kehf Suresi adını almıştır.

Allah (cc)’a hamd ile başlayan beş sureden biridir. Diğerleri Fatiha, En’am, Sebe ve Fatır’dır.

Ayrıca bu surede Musa (as)’nın Hızır (as) ile olan kıssası anlatılır. Çünkü Allah’ın (cc) Hızır (as)’a öğrettiği gemi kıssası, çocuğun öldürülmesi ve yıkılmakta olan duvarın yapılıp düzeltilmesi kıssalarını haber veren gayb anlatılır.

Yine Zülkarneyn kıssasından başka, hakkın mal ve saltanata değil, inanca ait olduğu hususudur. En son misal de İblisin kibir ve gururundan dolayı Hz. Adem (as)’e secde etmemesi anlatılır. Bütün bu kıssa ve misallerin gayesi öğüt ve ibret alınmasıdır.

Bu surenin tefsirinde Taberi’ye göre izahları beyan edecek olursak;

14. ayette, meşhur kavle göre insanları puta tapmaya çağıran zorba hükümdar

Dakyanus’tur. Çağrısına uymayanı hemen öldürdüğü için Ashab-ı Kehf onun zulmünden kaçmıştır.

20. ayette “taşlarlar” sözünü “sövme ve dil ile eziyet etme” manasında kullanmıştır. Diğer tefsirciler de lügat manası olan “taşlayarak öldürme”yi kullanmışlardır.

23. ayet için Taberi şunları ifade etmektedir: Peygamber Efendimiz (sav)’e Ashab-ı Kehf, Hızır peygamber ve Zülkarneyn hakkında bazı sorular soruldu da O da”İnşallah” demeden bir gün sonra gelip cevaplarını almalarını söyledi.”İnşallah” demediği için de kendisine vahiy gelmedi. Sonra Allah (cc) bu surede cevaben indirmiştir.

24. ayet için; “zikrini bıraktığın zaman Rabbini hatırla” denilmiştir. Bazı tefsirciler bunu izah hususunda “İnşallah demeyi unutup da sonra hatırlarsan bunu yine söyle “demişlerdir.

82. ayette; Allah (cc) Peygamberi Muhammed (sav)’e, Musa ve arkadaşı Hızır hakkında anlatmış olduğu bu kıssa, O’nun kitabını yalanlayıp alaya alan müşriklerin çabucak azaplandırılmasını istemekten vazgeçmesini sağlamak içindir.

103. ayette “De ki: Size amel bakımından en çok kayıpta olanları haber vereyim mi? “denilirken, bunlar dalalet ehli ve bidatlerle dalaletlerini ortaya koymaya çalışan herkesi kapsamaktadır.

MERYEM SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur ve 98 ayettir. Babasız bir insanın yaratılması, sonra beşikte bir bebek iken Allah (cc)’ın bu çocuğu konuşturması ve Hz. İsa (as)’nın. doğumu esnasında meydana gelen harikulade hadiselerle ilgili o parlak mucizeyi anlattığı için bu sureye “Meryem Suresi” adı verilmiştir.

Bu mübarek sure Hz. Zekeriyya (as) ile Allah(cc)’ın ona ihtiyarlığında, doğurmayan kısır bir kadından lutfettiği oğlu Yahya (as)’nın kıssasından başlamak üzere bazı peygamberlerin kıssaları anlatır.

Surenin indirilmesinden maksat; Allah (cc)’ın birliği inancını iyice yerleştirmek, yüce Allah (cc)’a yakışmayan şeylerden onu tenzih ve öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılığını görme inancını kuvvetlendirmektir. Surenin genel muhtevası, Allah (cc)’ın varlığı ve birliği fikrini işlemekte ve hidayete erenlerle, sapıkların yollarını beyan etmektedir.

Bundan başka Hz. İbrahim (as)’in babası ile olan kıssasını beyan eder. Sonra da Allah (cc)’ın yüce peygamberleri İshak, Yakup, Musa, Harun, İsmail, İdris ve Nuh (aleyhimu’s-selam)’u överek anar. Bu kıssaların gayesi; peygamberlik müessesinin birliğini ispat ve peygamberlerin insanları Allah (cc)’ın birliğine, O’na ortak koşmayı ve putlara tapmayı terketmeye çağırmak için geldiklerini anlatmaktadır.

Sure yüce Allah (cc)’ı ortaktan, benzeri bulunmaktan ve çocuk sahibi olmaktan tenzih ederek sona erer ve müşriklerin sapıklıklarını en kuvvetli delillerle apaçık bir şekilde ortaya koyar.

Taberi’nin bazı ayetlerdeki açıklamalarını ise göze çarpacak şekilde anlayabiliriz

1. Ayette “Kaf, Ha, Ya, Ayın, Sad”denilirken “Elif, Lam, Mim” için söylediğimizi bu harfler için de söyleyebiliriz. Çünkü bu harfler, Kur’an’ın mucizeliği hususuna insanların dikkatini celbetmek için başa konulmuştur.

8. Ayette Zekeriyya (as) hayret ettiğinden ve kendisine verilen müjdeden dolayı sevincinden Rabbine böyle soru sormuştu. Yoksa inkardan değil. Taberi bu mevzuda, çocuğun ne şekilde doğabileceğini öğrenmek için böyle bir soruyu Rabbine sormuştur demektedir.

24. Ayette tefsirciler sesin sahibi konusunda ihtilaf ederken bazısı Cebrail (as), bazısı da İsa (as)’dır demişlerdir. Taberi ise Hz. İsa (as) görüşünü kabul etmektedir ama Cebrail (as) olması daha kuvvetlidir. Çünkü Meryem’e İsa’yı müjdeleyen Cebrail (as)’dir.

37. Ayette geçen “veyl” kelimesi cehennemde bir vadi olarak kabul edilmektedir. Veyl aynı zamanda hasret, helak ve çirkinlik manasına da gelir.

46. Ayette geçen “recm” kelimesinden taş atıp vurmak manası kastedilmiştir. Bazen bu kelime zan ve sövgü anlamlarında da kullanılmaktadır ama Taberi “sövgü ve kötü söz” manasına tefsir etmektedir. Taberi bu ayetin tefsirinde mananın tercihe şayan olduğunu söylemiştir.

58. Ayette Taberi , “Meryem’in Peygamberlerden biri olduğunu” ileri sürmektedir. Diğer alimlere göre ise Meryem; doğru sözlü, yüksek mertebeli, sıddıka bir hanım olup peygamber değildir. Çünkü Allah (cc) , Nahl:43’de mealen “Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik”buyurmaktadır.

59. Ayette geçen “gayy” kelimesi, cehennemde irin ve cehennemliklerin kanları ile dolu bir dere manasına geldiği bir rivayete binaen belirtiliyor.

71. Ayette Selef uleması , “vürud” kelimesinin anlamında ihtilaf etmişlerdir. Bazısı “cehenneme girmek” , bazısı da”sırat köprüsünden geçmek” anlamındadır demişlerdir. Taberi ise “sırat köprüsünden geçme “ anlamına geldiğini teyid edici hadislere binaen bunu tercih etmiştir.

TAHA SURESİ

Mekke’de nazil olup 135 ayetten oluşmaktadır. Bu sureye; yüz yüze geldiği sıkıntılar karşısında Resulullah(sav)ı teselli etmek için, onun değerli isimlerinden biri olan “Taha” adı verilmiştir. Bu surede, Resulullah(sav)a iltifat olsun diye;”Ta Ha, Biz Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik” kavli ile başlanmaktadır.

Bu sure diğer Mekki sureler gibi itikat ve iman esaslarından bahseder. aksadı; Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve haşir gibi dinin esaslarını kalplere yerleştirmektir.

Bu sure Peygamber(sav)i teselli etmek ve onun mübarek kalbini yatıştırmak için peygamberlerin kıssalarını anlatmaktadır. Mesela, Musa(as) ve Harun(as)un azgın ve zorba Firavun ile olan kıssalarını anlatır. Özellikle Musa’nın, Rabbi karşısında yalvarma ve yakarmasından, yüce Allah’ın ona peygamberlik vermesinden, Firavun ile aralarında geçen mücadele ve sihirbazlılarla yaptığı yarışmadan ve özellikle kendisine mucize olarak verilen asadan bahsetmektedir. Bu kıssada yüce Allah’ın kendisiyle konuştuğu peygamberi Musa’yı koruduğu, kafir ve mücrim düşmanlarını ise yok ettiği anlatılır.

Yine bu sure çok kısa bir şekilde Adem/as)in kıssasını anlatmakla birlikte; bazı kıyamet sahneleri kainatı titretecek, korku ve heyecandan kalpleri sarsacak ifadelerle tasvir edilir.

Ayrıca büyük toplantı gününden bahseder. O gün adilane hesaba çekme işi tamamlanır. Allah’a itaat etmiş olanlar cennete, isyan etmiş olanlar cehenneme giderler. Sure, Allah’ın yardımı gelinceye kadar, Resulullah’a(sav) Allah yolunda sabretme ve eziyetlere katlanma hususunda ilahi emir ve tavsiyelerle sona erer.

TAHA SURESİ

Bu surede Taberi’nin bazı ayetlerdeki tefsiri dikkati çekiyor. Surenin”Ta-Ha” diye başlaması hususunda Taberi’nin tercihi; alimlerin Ta-Ha kelimesinin anlamı üzerinde ihtilaf etmelerine rağmen “Ey adam” manasında kullanmasıdır.

15. Ayetin tefsiri mücahidin kavline göredir. İbni Abbas, ayetin şu manaya geldiğini söylemiştir;”Ben kendimden başkasını kıyamet saatinden haberdar etmeyeceğim.” Taberi, Mücahidin görüşünü benimsemiştir.

27ve28. Ayette Musa(as) yakarışında”Dilinden de düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar” demiştir. Musa(as), risalet görevini ifa ederken bir kusur işlemesin diye dilindeki düğümün çözülmesini rabbinden istemiştir. Rivayete göre Musa(as)’nın dilinde ağırlık vardı. Çünkü Firavun’un kucağında büyütülmekte olan bir çocukken Firavunun sakalını çekmiştir. Firavun öfkelenip onu öldürmek istemiştir, zevcesi Asiye şöyle demiştir “Bu bir çocuktur aklı hiç bir şeye ermez, aklının ermediğini anlamak istiyorsan onu imtihan et.” Zevcesinin bu teklifi üzerine Firavun, Musa(as)nın önüne bir ateş koymuştur. Musa(as)da ateşi alıp hemen ağzına atmış, dili yanmıştır. Bu nedenle de dilinde bir tutukluk vardır .

52. Ayet için İbni Abbas dediki, Allah herşeyin eşini yaratmıştır, sonra onun kiminle evleneceğini ne yiyeceğini, ne içeceğini ona bildirmiştir. Taberi dediki; Cenabı Allah ademoğullarından erkekleri yarattığı gibi dişileri de yaratmıştır. Hayvanlardan da erkek ve dişi yaratmıştır. İnsanlara eş olarak hayvanları, hayvana da eş olarak insanları vermemiştir. Ben derim ki Musa(as)nın Firavuna verdiği bu cevap, gayet derecede beliğ ve güzel bir beyanı içermektedir. Çünkü hem kısa, hem de bütün mahlukata delalet eden bir ifadedir.

104. Ayette “onların söylediklerini biz daha iyi biliriz. En akıllıları da; sadece bir gün eğleştiniz. der” mealini tefsir ederken Taberi şunları ifade etmiştir; kıyamet gününün korkunç manzaralarını gördükleri zaman, dünyadaki nimet ve lezzetleri unuturlar. Nihayet akıllı ve anlayışlıları, dünyada sadece bir gün yaşamış olduklarını tahayyül ederler.

ENBİYA SURESİ

Bu mübarek sure Mekke’de nazil olmuştur. 112 ayetten meydana gelmiştir. İnsanların ahiretten, hesap ve cezadan gafil olduklarını anlatarak söze başlar.

Yüce Allah (cc) bu surede bir gurup peygamberin kıssalarından bahsettiği için; “Enbiya Suresi” adı verilmiştir. Peygamberlerin hayatını bazen uzun bazen kısa olarak anlatır. Onların Allah (cc) yolundaki sabırlarını, cansiperane fedakarlıklarını ve insanlığın saadeti yolunda Allah (cc)’ın dinini tebliğ için canlarını feda etmekten dahi çekinmediklerini beyan eder.

Ekseriyet itibarıyla peygamberlik, Allah (cc)’ın birliği, öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme gibi İslami akaid konularını ele alır. Kıyametin kopmasından, onun korkulu hallerinden ve peygamberlerin kıssalarından bahseder.

Ardından, peygamberleri yalanlayanları mevzu-u bahis eder. Onların, öncekilerin helak oldukları yerleri ve kalıntıları gördüklerini; fakat ibret ve öğüt almadıklarını anlatır. Nihayet onlara ansızın azap gelince; yalvarıp yakararak seslerini yükselteceklerini, ancak bunun çare olmayacağını beyan eder ayrıca insanlarda ve kainatta bulunan ve Allah (cc)’ın kudretini gösteren delillerden bahseder.

Alemlerin Rabbi olan Allah (cc)’ın birliğini gösteren delilleri ortaya koyduktan sonra; Resulullah (sav)’ı alay ve eğlenceye alıp onu yalanlayan müşriklerin hallerinden bahseder. Bunun ardından da azgın müşriklerin yok edilmesi hususunda Allah (cc)’ın kainatla ilgili kanununu anlatır. Hz. ibrahim (as)’in bu kıssasında ibret ve öğütler vardır.

Aynı zamanda değerli peygamberlerin karşı karşıya kaldıkları bela ve sıkıntıları açıklayarak; İshak, Yakup, Lut, Nuh, Davut, Süleyman, Eyyub, İsmail, İdris, Zülkifl, Zünnun, Zekeriyya ve İsa (as)’dan kısaca bahseder. Son olarak da alemlere, peygamberlerin efendisi olan Muhammed (sav)’in peygamberliği beyan eder.

Bu surenin tefsirinde dikkati çekici bir-iki husus göze çarpmaktadır:

84. Ayetin manasına bakıldığında zahirinden anlaşılan mana vardır. İmam Taberi, bu ayetle ilgili görüşünü anlatmamış, sadece şu iki kavli nakletmiştir:

a) Eyyüb peygamberin (as) helak olan ailesini Cenab-ı Allah (cc) diriltmemişti. Ancak onların emsallerini bu dünyada kendisine vermişti. Bu Mücahid’in kavlidir.

b) Cenab-ı Allah (cc) Eyyub Peygamberin (as) helak olan ailesini ayniyle diriltmiş ve onun bir mislini daha ona vermişti. Bu da İbn Abbas ce Hasen’in kavlidir. Kuvvetli ve tercihe şayan olan görüş belki de budur.

87. Ayette mealen “Zünnun’a da ... Hani o öfkelenerek kendisine güç yetiremeyeceğimizi sanmıştı” ila ahir ... denilirken, Yunus (as)’un Rabbine kızarak çekip gittiğine dair Taberi’nin ileri sürdüğü görüşü zayıftır. Doğru görüşe göre Yunus (as) , Rabbine değil de kavmine kızarak şehri terk edip gitmişti. Ki bu da İbn Abbas ile Dahhak’ın kavlidir. Çünkü o, kavmini uyarıp Allah (cc)’ın azabından sakındırmış, iman etmedikleri takdirde azaba uğrayacaklarını söylemişti. Ama yine de kavmi küfür ve sapıklıklarını ettirmişlerdi. Üzerlerine azabın inmesi gecikince Yunus (as)’un kalbi daraldı, sıkıntı çekmeye başladı. Bu nedenle de aralarından öfkelenerek çıkıp gitti. Çünkü onlar Allah (cc)’ın haramlarını çiğniyorlardı. Sabrının azlığından ötürü de Rabbine sitem etmeye başladı. Sahih ve mutemed olan budur.

HACC SURESİ

Medine’de nazil olup 78’dir. İbrahim (as)’in davetini ebedileştirmek üzere “Hacc Suresi” adını almıştır. Zira o Kabe’yi inşa edip insanları Beyt-i Haram’ı ziyarete davet etmişti de bu alemşümul bir çağrı olmuştu.

Bu sure Medine’de inen ve ahkam yönüne ağırlık veren diğer sureler gibi ahkama ait meseleleri ele alır. Medine’de nazil olmasına rağmen, surede daha çok Mekke’de inen surelerin üslubu vardır. Zira bu surede iman, Allah (cc)’ın birliği inancı, uyarma, korkutma, öldükten sonra dirilme, ceza ve hesap, kıyamet ve ondaki sıkıntı sahneleri açık bir şekilde görülmektedir. Beyanlarına müthiş ve sert bir üslupla başlar. Bu manzara karşısında kalpler ürperir. Zira bu, kıyamet koparken meydana gelecek şiddetli sarsıntıdır. Onun şiddeti, insanın hayaline sığmaz. Çünkü bu sarsıntı sadece evleri ve sarayları devirip yıkmakla kalmaz: Onun şiddeti, çocuklarını unutan emzikli kadınları ve çocuklarını düşüren hamileleri de kapsar. İnsanlar sarhoşluk veren herhangi bir şey içmedikleri halde, o gün için de sarhoş olmuş gibi sendelerler. Bütün bunları beyan etmenin sebebi; öldükten sonra dirilmenin ve haşrin gerçekleşeceğini gösteren delilleri ortaya koymak, insanın yok olduktan sonra tekrar diriltileceğine, buradan da iyiliğe karşı iyilik, kötülüğe karşı kötülük olmak üzere amelinin karşılığını almak üzere ceza ve hesap yurduna geçeceğini ispat içindir.

Son olarak, müşriklerin putlara tapmasıyla ilgili bir misal getirir ve bu mabudların, görüp işitebilen bir insan yaratmaları bir yana; sinek dahi yaratmaktan aciz ve değersiz olduklarını açıklar ve insanları, iman kalesi ve tevhid direği olan İbrahim (as)’in dinine uymaya davet eder.

Taberi’nin bu sureyi tefsirinde, dikkatimizi çekecek bazı açıklamaları beyan edecek olursak;

11. Ayette mealen “İnsanlardan öyleleri de var ki: Allah (cc)’a bir yönden kulluk eder” ila ahir ... denilirken, Taberi bu ayet-i kerime için şunları söylemiştir: Hicret ederek Rasulullah (sav)’ın yanına gelen, rahat bir hayat gördükleri takdirde İslam’da sebat eden, sıkıntılı bir hayat gördükleri takdirde de eski dinlerine dönen Arabilerden bir topluluk hakkında nazil olmuştur.

15. Ayette geçen “yardım” kelimesi rızık manasında tefsir edilmiştir. Halbuki ayetin zahirinden anlaşıldığına göre bu kelime açık anlamıyla, düşmanlara karşı muzaffer olmaktır.

29. Ayette geçen “Beyt-i Atik” kelimesi için Taberi bir kaç kavil zikretmiş, ancak şu kavli benimsemiştir: Cenab-ı Allah (cc) Kabe’yi zorbaların tasallutundan kurtarıp azad etmiştir. Zorbalar onu tahribe güç yetirememişlerdir. Bu nedenle Kabe’ye azad edilmiş manasına Beyt-i Atik denilmiştir. Bazıları ise, Kabe’ye hiç kimse malik olamadığından dolayı serbest ve azad edilmiş manasında Beyt-i Atik adlandırıldığını ifade etmişlerdir.

44. Ayetteki “nekir” kelimesi inkar anlamına gelir. Ya da nekir kelimesi, değiştirme anlamına gelir. Taberi de bu manayı benimsemiştir. Çünkü Cenab-ı Allah (cc) , onların nimetlerini mihnetle, hayatlarını helakle, umranlarını da harab ile değiştirmiştir.

72.Ayet için Taberi Kafirlerin şöyle dediğini anlatıyor: Allah’ yemin ederiz; Muhammed ve ashabı Allah’ın yarattıklarının en şerlisidir. Allah (cc) da onlara: Hayır onlar değil, yaratılmışların en şerlisi sizsiniz, buyurdu.

73.Ayette geçen”İsteyen aciz, istenen de ...” denilirken İbn Abbas dedi ki: İsteyen onların tanrılarıdır ki zayıftır. İstenen ise sinektir ki o da zayıftır. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.

78. Ayet için bazıları dediler ki: Müslümanlara Kur’an’ın nüzulundan önce müslüman adını veren, İbrahim peygamber (as) olmuştur. Tercihe şayan olan görüş, Taberi’nin zikrettiği İbn Abbas’ın kavlidir ki buna göre, müslümanlara müslüman adını veren Cenab-ı Allah (cc)’dır.

MܒMİNUN SURESİ

Mekke’de nazil olup 118 ayettir. Tevhid risalet ve haşir gibi, dinin esaslarını ele alan surelerden biridir. Müminleri ebedileştirmek, yaptıkları iyi işleri ve faziletleri yüceltmek için, bu sureye bu isim verildi.

Bu güzel kainatta Allah (cc)’ın kudret ve birliğini gösteren delilleri insan, hayvan ve bitkilerde ve eşsiz yedi kat göklerin yaratılışında tasvir ederek anlatır.

Yine bu mübarek sure, görülen alemde insanların gördüğü yerler ve renk renk çeşit çeşit meyveler, deniz sularını yara yara yol alan büyük gemiler ve bunlar gibi daha çok şeylerde Allah (cc)’ın varlığını gösteren delilleri beyan eder.

Bunlardan başka Peygamber (sav)’i, müşriklerden görmüş olduğu eziyetlere karşı teselli etmek için Nuh, Hud, Musa, Meryem ve oğlu İsa (as)’nın kıssalarını anlatır. Sonra da Mekke kafirlerinin hakka karşı gösterdikleri inat ve kibirlerinden bahseder. Öldükten sonra dirilme ve haşir-neşirle ilgili deliller getirir. Keskin delillerle batıla darbe vurur.

Aynı zamanda bu mübarek sure kafirlerin ölüm sarhoşluğu içerisinde karşılaştıkları sıkıntı ve korkulardan bahseder. Yapamadıkları iyi amelleri yapmak için dünyaya geri dönmeyi isterler. Sure, kıyamet gününden söz ederek sona erer.

Bu surenin de tefsirinde dikkati celbeden, Taberi’ye göre açıklamalar özetle arzedilecek olunursa;

27. Ayette Nuh (as)’un gemisini yapma süresi “tandır”la hatırlatılmıştır. Tandır, içinde ekmek pişirilen yer olarak söz edilirken, onun kaynayıp kızışması kavminin helaki için gelen azaba bir işaret görülmüştür. Bazıları da; tandırla yeryüzü kasdedilmiştir, çünkü ayette “Yerde kaynak suları fışkırttık”buyurulur, demişlerdir.

43. Ayette ecelin önünün alınamayacağı Mekke müşriklerine tehdittir.

77. Ayette “ümidini kaybetmek” önceki olanlara pişmanlık duymak anlamında kullanılmıştır.

91. Ayette Allah (cc)’ın çocuk edinmediği konusunda Taberi şu açıklamayı yapmaktadır: Sübhanallah. Düşünüp akleden kimse için beliğ ve veciz bir hüccet. Eğer birden fazla yaratıcı olsaydı, güçlü olan zayıf olanı yenmeye çalışırdı. Çünkü güçlü olan zayıf olanın üstün gelmesine razı olmazdı.

97. Ayette “Hemezat” boğma ve sıkıntı verme olarak tefsir edilmiştir. Diğer tefsirciler bunu şeytanın verdiği vesvese ve kışkırtma olarak açıklamıştır.

101. Ayette sur’a üfleniş İbn Abbas’a göre birinci üfleniş, İbn Mesud’a göre ikinci üfleniştir. Taberi, tefsirinde herhangi birini tercih etmiş değildir.

108. Ayette “Buyurdu ki: Yıkılıp gidin içerisine ve benimle konuşmayın”denilirken, Taberi bunu feraha kavuşmaktan ümidini kestiler şeklinde tefsir etmektedir.

NUR SURESİ

Medine de nazil 64 ayetten oluşur. İçindeki ilahi nur parıltıları bulunduğu için bu sureye nur suresi adı verilmiştir. Bu ilahi nurlar; hükümler, ahlak ve erdemlik vasıflarıdır. Nur suresi ahkam ayetlerini ihtiva eder. Fert ve cemiyet olarak müslümanların eğitilmesini sağlayan hususi ve umumi meseleleri ele alır. Toplumun ilk çekirdeği olan aile ile ilgili önemli hükümleri ortaya koyar. Müminlerin özel ve genel hayatlarında tatbik etmeleri gereken içtimai ahlak değerlerini açıklar. Yaşadığımız dünya hayatında hemen her zaman karşılaştığımız meselelerde tam bir ölçü ortaya koyar. Mesela bunların birkaçı; eve girerken izin alma, haramlara bakmama, namusu koruma, erkeklerin yabancı kadınlarla karışık olarak bir arada bulunmalarının haram oluşu, müslüman ailenin yapması gereken iffetli davranış, örtünme, temiz ve güzel ahlaklı olma, Allah’ın dini üzerinde dosdoğru yürüme gibi şeylerdir. Bu mübarek surede lian, zina ve iftira suçlarının cezası gibi; Allah’ın farz kıldığı bazı şer i cezalar anlatılmıştır. Kısaca; bu sure, aile problemi ve aileyi kuşatan tehlikelerle onun yoluna çıkan engel ve müşkülatı ele alır. Müminlerin emiri Hz. Ömer(ra)’ın Kufelilere mektup yazarak: “kadınlarınıza nur suresini öğretin” demesi boşuna değildir.

3-Zina eden, hür erkek ve kadınlara -yaptıklarının cezası olarak- yüzer değnek vurun. Rabbinizi, ahiret gününü ve o günde diriltileceğinizi tasdik ediyorsanız; zinakar erkek ve kadına haddi uygulamamak gibi ilahi bir emri terketmede sizi acıma duygusu kaplamasın. Allah Rasulune iman eden kimselerden bir grup da bunların cezalandırılmasına şahit olarak, ceza yerinde hazır bulunsun.(taberi, ayeti kerimede geçen grup kelimesini, bir veya daha fazla kişi anlamına geldiğini söylemiştir. Ancak zinakarlara ceza tatbik edileceği yerde en azından dört kişinin hazır bulunup ceza şahit olması müstehabdır.)

4-hür ve iffetli müslüman kadınlara zina iftirasında bulunan, isnat ettikleri bu suçu ispatlamak için zanlının zina suçunu işlediğine dair dört adil şahidi olmayanlara seksen değnek vurun. İffetli kadınlara kötü sözlerle suç isnadında bulunduklarından ötürü onların şahitliklerini sonsuza dek kabul etmeyin. İla ahir...

Hz. Aişe’ye İftira

11-Yalan söyleyip iftira eden sizden bir cemaattir. İla ahir...(bu ayeti kerimelerle Hz. Aişe’ye münafıkların ettikleri iftira hadisesinin anlatımına başlanmaktadır. Ona iftira edenlerin başında Abdullah bin Selul ile adamları vardı. Bu ayeti kerimelerle Hz.Aişe’nin kendisine isnad edilen suçtan beri olduğu anlatılmakta ve müminleri müslüman kadınların ırzlarını dillerine dolamaktan sakınmaları gerektiği bildirilmektedir.)

31-Ey Muhammed! Ümmetinden olan mümin kadınlara deki: Allah’ın akılmasını hoş görmediği şeylerden gözlerini sakınsınlar. Onlara bakmasınlar. Irzlarını, bakması helal olmayan kimselere karşı koruyup örtsünler. Onları örtecek şeyler giysinler. Yüz ve eller gibi görünen kısmı dışında zinetlerini, mahremleri olmayan kimselere göstermesinler. Başörtülerini, saçlarını ve boyunlarını kapayabilmek için yakalarının üstüne kadar sarsınlar.”zinetlerini kocaları veya babaları veya kocalarının babaları...”İla ahir...

39-Allah’ın birliğini inkar edip bu kur’an’ı yalanlayanların işledikleri ameller, düz bir arazideki seraba benzer. Susamış kişi, uzaktan gördüğü serabı su sanır. Oraya vardığında, susuzluğunu giderecek su bulacağını ümit eder ama yanına vardığında hiçbirşey bulamaz. Aynı şekilde kafir de işlediği amellerin kendisini Allah’ın azabından kurtaracağını sanır ancak öldükten sonra amelinin kendisine fayda vermediğini görür. İla ahir..

58-Ey Allah ve Rasülünü tasdik edenler !köleleriniz, cariyeleriniz ve hür olup da büluğa ermemiş olanlarınız mezkur üç vakitte yanınıza girecekleri zaman üç defa izin istesinler. Bilindiği gibi bu vakitler; sabahleyin tan yerinin ağarmasından önceki vakit ile öğle vakti yatsı sonrasıdır. Mahrem olan bu üç vakit dışında kölelerin, çocukların izin istemeksizin yanınıza girip çıkmalarında bir sakınca yoktur. İla ahir..

FURKAN SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur ve 77 ayettir. Bu mübarek sureye “Furkan suresi” adı verilmiştir. Zira yüce Allah bu surede kulu ve Resulü Muhammed (sav)e indirdiği bu yüce kitabı zikrettiği için Allah onunla hakkı batıldan, aydınlığı karanlıktan, inkarı imandan ayırmıştır. Bunun içindir ki o, furkan adını almaya layıktır. Zira bu kitap insanlık için en büyük nimetlerden biridir ve bütün karanlıklar onunla aydınlanmıştır. Furkan süresi inanç yönü ağır basan bir suredir. Bu mübarek sure, müşriklerin çeşitli şekillerde dil uzattıkları ve ayetlerini yalanladıkları Kuran’dan bahseder. Müşriklerin, Muhammed(sav)in peygamberliği ile kur’an-ı kerim hakkındaki şüphelerini izale eder. Sure çoğunlukla kur’an’ın doğruluğunu, Rasulullah(sav)ın peygamberliğinin hak olduğunu ispat ve öldükten sonra dirilmeye ve hesaba iman meselelerini ele alır. Sureye ibret ve öğüt için bazı kıssalar dercedilmiştir. Müşrikler bazen kur’an’ın öncekilere ait efsaneler, bazen de Muhammed(sav)’ın uydurması olduğunu; ehl-i kitab’dan bazılarının bu hususta ona yardımcı olduğunu iddia etmişlerdir. Hatta onun apaçık bir sihir olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir. İşte yüce Allah onların bu yalan iddialarına batıl evhamlarına karşılık, onun; alemlerin rabbi tarafından indirildiğine dair kesin deliller ortaya koymuştur. Daha sonra inatçı müşriklerin tartışıp durdukları peygamberlik konusunu ele alır: müşriklere göre peygamberlik bir insana ait olamaz. Böyle olsa bile; en azından peygamberlerin mal-mülk ve itibar sahibi olması gerekir. Cenab-ı hak onların bu gülünç iddialarını kesin delillerle reddetmiştir. Bu sure; müslüman olup sonra bedbaht arkadaşı Übeyy B. Halef vasıtasıyla dinden dönen Ukbe B. Ebi Muayt’tan bahseder ayrıca çeşitli yerlerinde, bazı peygamberlerden, onları yalanlayan kavimlerinden ve Allah’ın peygamberini yalanlamaları yüzünden başlarına gelen bela ve musibetlerden bahseder. Bunlar; Nuh, ad, semud velut kavimleri ile ashab-ress ve diğer inkarcı kavimlerdir. Bu mübarek sure, Rahman’ın kullarının özellik ve sıfatlarını, yüce Allah’ın onlara verdiği cennetlerinde büyük mükafatlara hak kazandıkları güzellikleri anlatarak nihayete erer.

45-Ey Muhammed (İmam Taberi’ye göre bu hitap, Rasulullah içindir. Şüphe yok ki bu hitap aynı zamanda Muhammed ümmetine ve işitip akle-den herkese yöneliktir. İla ahir...) Rabbin gölgeyi fecrin doğuşu ile güneşin doğuşu arasında uzatmıştır. Dileseydi gölgeyi devamlı kılar ve gölge yok olmazdı. Uzatılmış vaziyette kalır güneş tarafından eksiltilmezdi. Sonra güneşin gölgeyi gidermesini de; dilediği zaman gölgeyi meydana getiren ve dilediği zaman giderenin rabbiniz olduğunu ispatlayan bir delil kıldık.

53-İki denizi birbirine katıp, birini diğerinin üzerine taşıran Allah tır. Bu denizin suyu son derece tatlı, diğerininki ise içilemeyecek kadar acıdır. İki denizin arasına bir mania koymuştur ki, birinin suyu diğerininkini ifsad edip bozmasın.

54-Allah O’ dur ki insanı bir damlacık sudan yaratmış ve onları hısımlık ve soy bağları ile birbirine yaklaştırmıştır...Allah dilediğini yaratmaya gücü yeter.

72-batıl bir şeye şahitlik yapmazlar(taberi dedi ki: ayeti kerimede geçen (zur) kelimesinin asıl manası; bir şeyi güzelleştirmek ve onu sahip olduğu niteliklerden başka sıfatlarla nitelemektir ki; o sözleri dinleyen kimse nitelenen şeyi, aslında başka bir şey olarak hayal etmeye başlar. Şirk de bu kapsama girer. Çünkü o, müşrik kimseler için güzel görünür ama aslında batıl bir şeydir. Şarkı söylemek de bu kapsama girer. Şarkının sözleri, sesin nağmelendirilmesi sebebi ile dinleyicilerin hoşuna gider. Tatlı kelimeler olarak onu dinler. Yalan da bu kapsama girer. Çünkü yalancı kimse söylediği yalanı güzelleştirerek söyler. Nihayet onu dinleyen kimse, gerçek bir şey gibi düşünmeye ve zannetmeye başlar. Bütün bu saydığımız şeyler, zur kelimesinin anlamına dahildir.) Boş söz ve kötü sözlere muhatap oldukların da yüz çevirip geçerler.

ŞUARA SURESİ

Mekke de nazil olmuştur ve 227 ayetten oluşur. Yüce Allah bu surede şairlerden bahsettiği için; ”Şuara suresi” adını almıştır. Surede ki bu bahisler müşriklerin: “Muhammed bir şairdir, getirdiği de şiir gibi bir şeydir “ şeklinde ki asılsız iddialarını çürütmek için gelmiştir. Cenabı Allah şu kavliyle onların yalan ve iftiralarını reddetmiştir:”şairlere gelince; onlara sapıklar uyar. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin?”şuara suresi; Allah birleme, peygamberlik ve öldükten sonra dirilmek gibi dini esaslardan bahseder. Bu özelliği ile Mekke de nazil olan diğer surelerle aynı özellikleri taşır. Bu mübarek sure kuran ı kerim konusu ile söze başlar. Müşriklerin kuran karşısında davranışlarını anlatır ayetlerinin açıklığına ve delillerinin parlaklığına rağmen; inat ve kibirlerinden dolayı onu yalanlamış ve başka bir mucize istemişlerdir. Bundan sonrada insanlığın hidayeti için gönderilmiş değerli peygamberlerden bir kısmını anlatır. Musa (as) nın zorba ve azgın firavun ile olan kıssasını ele alır. Daha sonra İbrahim (as) ın kıssasını ve onun putlara tapan kavmi ile babası karşısındaki tutumundan bahseder. İbrahim (as) ın delillerinin sağlamlığı ve ifade gücü sayesinde, onların işitmeyen fayda sağlamayan şeylere ibadet etmelerinin batıl olduğunu onlara apaçık göstermiş olduğunu bildirir. Daha sonra da; takva sahipleri ile azgınlardan, sait ve şakilerden kıyamet gününde bunlardan her birinin varacağı yerlerden bahseder. Kuran ı kerim in şanını yüceltme ve kaynağını açıklamaya yönelir. Son olarakta müşriklerin iftiralarına cevap vererek başı ile sonu en güzel bir şekilde, birbirleriyle mütenasip olarak sona erer.

3-Ey Muhammed! Kendilerine getirdiğin dini tasdik etmiyorlar diyerek kavminden ötürü neredeyse kendini helak edeceksin.( Bu ayet, peygamber efendimizi-iman etmeyen kavminden dolayı -teselli etmektedir.)

96-Cehennemlikler birbirleriyle hasımlaşarak derler ki: Allah’a and olsun ki düşünebilen herkesin batıl olarak görebileceği şekilde biz haktan uzaklaşmıştık.

99-İblisten ve adam öldürme adetini çıkaran adem oğlundan başkası bizi saptırmadı, haktan uzaklaştırmadı. (Taberi ayeti kerimedeki “mücrim “sözünün sadece iblis ve insan öldürme adetini çıkaran ademoğlu anlamına geldiğini söylemiştir. Halbuki ayeti kerime bütün suçluları kapsamına almaktadır. Buna göre hayır işlemeyi meneden, kötülüğü teşvik edip yayan, kötülük işlemeyi yeryüzünde kolay hale getiren her suçlu, bu kapsama girmektedir.)

121-Nuh’a beraberindekilere yaptığımız muamele, peygamberlerimizi v e onlara tabi olanları kurtaracağımıza dair bir kanun bulunduğunu gösteren bir alamet vardır. Senin kavminin çoğu tasdik edici olmadılar. Onların iman etmeyeceklerine dair ezelde ilahi hüküm verilmiştir.

123-ad kavmi de Allah’ın kendilerine gönderdiği elçileri yalanladılar.(bu suredeki 4. Peygamber kıssasıda Hud (as)’un kıssasıdır. Bir zamanlar hud (as) onlara demişti ki: kendisini inkar etmenizden dolayı Allah’ın azabından sakınmaz mısınız?

128-Yüksekçe yerlere bina kurup onlarla mı oyalanıyorsunuz?(İbn kesir dedi ki: Ad kavmi meşhur yolların yanında sırf oyun ve eğlence olsun diye ve de kuvvetlerini göstermek maksadıyla sağlam ve muazzam binalar inşa ederlerdi.)

141-Semud kavmi de salih peygamberin onları Allah’a davet etmesi esnasında Allah’ın elçilerini yalanlamışlardı. İla ahir...(bu suredeki 5. Peygamber kıssası da semud kavmine gönderilen salih(as)ın kıssasıdır. Semud arazisinde çok bahçeler ve bostanlarla su ve hurmalıklar bulunmaktaydı. Salih peygamber Rablerine şükretmeleri için yüce Allah’ın nimetlerini onlara hatırlattı. Ayette geçen “hadim “ kelimesi, yaş ve yumuşak manasına gelir. Denildiki o olgunlaşmış meyve demektir.)

160-Lut kendilerini:”ey millet! Allah’tan korkmazmısınız? Dediğinde kavmi, onu yalanladı. ( 6. Kıssa da lut (as) kıssasıdır.)

165-İnsanoğulları arasında sadece erkeklerle mi temas kurup ila ahir...

166-Rabbinizin sizin için yarattığı ve ila ahir... Helal kıldığı eşlerinizi terk mi ediyorsunuz?(mücahit dedi ki:...ben derim ki: bu ayeti kerimede daha beliğ bir yasaklama ve kınama vardır. Yüce Allah bu ayette sanki şöyle buyurmak istiyor: ey kavim !bu çirkin fiiliniz nedeniyle siz, insanlık hududundan çıkıp hayvanlık derecesine indiniz. Hayvanların erkekleri bile cinsel temasta bulunmaktan kaçınırlar. Hayvanın kaçındığı bir işi siz yapmaktasınız. Şu halde siz hayvandan daha aşağısınız!)

176-“Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.”(Eyke kelimesi yer manasına gelir. Medyen ehli de böyle bir yerde yaşamaktaydı ve şuayb peygamberin de kavmi idiler. Bu ümmetin kıssası, bu surede anlatılan kıssaların 7. Ve sonuncudur ki; bu kıssaları anlatmakla Cenab-ı Allah, peygamber efendimizi teselli etmiştir.)

198-Eğer biz bu Kuran’ı, lisanı fasih olmayan bir kimseye indirseydik ve o onu kavminin kafirlerini okumuş olsaydı, yinede ona iman etmezlerdi. Çünkü benim ilmi ezelimde onların şaki olacaklarını hükmedilmiştir.(taberi dedi ki: bu ayeti kerimeyle Cenabı Allah peygamber efendimizi teselli etmektedir ki, kavminin Kuran’ı dinlemeyip yüz çevirmelerinden ötürü üzülmesin. Çünkü o, kavminin Kuran’ı kabul etmelerini ve onları davet ettiği İslam’a girmelerini şiddetle arzu etmekteydi.

208-Kendilerine peygamber göndermeden, o peygamberler de kafirliklerinden dolayı onları uyarıp korkutmadan ve azabımızla tehdit etmeden hiçbir ümmeti helak etmiş değiliz.

209-Peygamberler kurtuluş yollarını onlara hatırlatıp dikkatlerini çekerek uyarıda bulunduktan sonra onları helak ettik. Kendilerini azaplandırmakla onlara zulmetmiş olmadık. Çünkü mazeretleri kalmadıktan sonra üzerlerine azap indirilmiştir.

NEML SURESİ

Mekke’de nazil olan bu sure 93 ayettir. Yüce Allah (cc) bu surede karınca kıssasını anlattığı için buna karınca manasına gelen Neml suresi adı verilmiştir. Çünkü surede, Süleyman (as) Neml vadisinden geçerken, karıncaların hem cinslerini -Süleyman (as) ve ordusunun bilmeden çiğneyeceği- şeklinde uyarması, Süleyman (as)’ın onun sözlerini anlayarak gülümsemesi anlatılmıştır. Neml suresi; Allah’ın birliği, peygamberlik ve öldükten sonra dirilmek gibi, İslamın inanç esaslarını anlatmaya ağırlık veren surelerden biridir. Bunlar; şuara, neml ve kasas sureleridir. Geçmiş ümmetlerden bahsetmek suretiyle ibret ve öğüt verme hususunda aynı yolu tutmuşlardır. Bu mübarek sure kur’an’ın, bilgi ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirilmiş bir kitap olduğunu açıklar. Sonra da peygamberlerin kıssalarından kimini özet, kimini de geniş bir şekilde anlatır. Davut(as) ile oğlu Süleyman(as) kıssalarından, Allah’ın onlara lutfettiği yüce nimetlerden ve sadece onlara verilmiş olan peygamberlik ve hükümdarlık gibi büyük ihsanlardan bahseder. Sonra da Süleyman(as)’ın sebe’ kraliçesi Belkıs ile olan kıssasını anlatır. Bu kıssada makam ve saltanat sahipleriyle devlet büyükleri ve hükümdarlar için önemli hedefler gösterilmiştir. Mesela Süleyman(as) insanları Allah’a davet için hükümdarlığı vasıta kılmıştır. Böylece devlet büyükleri için çok numune-i imtisal olmuştur. Bütün bunlarla beraber Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren delilleri de ihtiva eder. O gün insanlar korku ve dehşet içindedirler. Bir kısmı iyi ve said, diğer kısmı da yüzüstü cehenneme sürüklenenler olmak üzere iki ayrı taifedirler.

7-Hatırla ki Medyen’den Mısır’a giderken Musa (as) soğuktan rahatsız olan hanımına: ben bir ateş gördüm demişti. Yerinizde durup bekleyin. Size ateşin bulunduğu yerden ya bir haber getiririm ya da soğuktan korunup ısınmanız için size oradan bir ateş koru alır getiririm. Bu suredeki ilk peygamber kıssası Musa (as) kıssasıdır.

8-Musa (as) ateşin yanına geldiğinde kendisine şöyle seslenildi: ateşin içinde ve çevresinde bulunanlar mukaddes kılındı.(ateşin içindekilerden kasıt Musa (as)’dır. Çevresinde bulunanlardan kasıtta diğer peygamberlerdir. Bununla Musa (as)’a rabbi ile münacatta bulunması müjdesi veriliyor ve münacata ünsiyet ettirilip hazırlanıyor.

12-Elini de koynuna sok ve tertemiz, pırıl pırıl, bembeyaz bir cilde bürünmüş olarak onu dışarı çıkar ki, bu kendilerine peygamber olarak gönderildiğin firavun ile kavmine göstereceğimiz mucizeden biri olsun. (Musa (as)’ın firavuna ve kavmine gösterdiği 9 mucize şunlardır: el, asa, tufan, kımıl, kurbağa, çekirge, kan, malların batırılması, Musa (as)’ın asası ile vurduğu taştan su fışkırması.) İla ahir...

16-Süleyman (as) da ilim ve hükümdarlıkta babası Davut’a mirasçı oldu.(bu suredeki ikinci peygamber kıssası Süleyman (as)’ın kıssasıdır.) Süleyman: ey insanlar! Rabbimiz bize, kuşların konuştuklarını anlama kabiliyeti verdi, dedi. Hayırda herşeyi bize hediye etti. İla ahir...

17-Süleyman (as)’a her cinsten orduları, bir sefere gitmek üzere toplandı. Yürüyüşte birbirlerini geçmesinler diye bir düzen içinde topluca götürüyorlardı. (Sebe kraliçesinin adı Şurabhil kızı Belkıs’tı. Şurabhil, sebe kralı idi. Ölünce kraliyeti kızı belkıs devraldı. Belkıs ve kavmi, Mecusi olup ateşe taparlardı. Sebe’,Yemen’in bir şehri olup San’a yakınlarında idi.)

38-Süleyman, yanında bulunanların eşrafına ve ileri gelenlerine şöyle dedi. Onlar itaat ederek bana gelmeden önce hanginiz Belkıs’ın tahtını bana getirebilir.(taberi dedi ki: Süleyman belkıs’ın diğer mülkünü değil, sadece tahtını yanına getirtmek istemişti. Böylece onun peygamberliğini ispatlayan bir delil olarak Belkıs’a karşı kullanacaktı. Böylece Belkıs’da Allah’ın kudretini şanının yüceliğini anlayıp takdir edecekti. Çünkü belkıs, kapalı kilitli bir odaya koymuştu. Allah o kilitleri açmaksızın, kapıları sökmeksizin tahtı oradan çıkartıp Süleyman (as) ulaştırmıştı. Bu da Süleyman (as)ın davet ettiği şeyin hakikat ve kendisinin doğru sözlü bir peygamber olduğuna delil teşkil etmişti.)

40-Yanında Allah’ın kitabından bilgi bulunan bir kimsede: gözlerini açıp kapamadan ben o tahtı sana getiririm, dedi. (bu adam veli ve salih kimselerden biri olup ismi, Asef bin Berhiya idi. Onunla dua eden kimsenin duasına icabet, Allah’ın İsm-i Azam duasını bilirdi. Bu mücahid’in kavlidir. Sebe’ kraliçesinin tahtını yanında hazır bulunca: bu imkanlar bu hükümdarlık ve saltanat, Rabbimin fazlındandır. Lütuf ve ihsanına karşı şükür mü yoksa nankörlük mü ettiğimi denemek için bunu bana veriyor. İla ahir...

42-Süleyman: “Bu kadının tahtında değişiklik yapın. Bakalım bu tahtın kendisine ait olduğunu anlayıp tespit edebilecek mi, yoksa anlamayacak mı?” dedi. ( Böyle yapmakla Süleyman peygamber, belkıs ın akıl ve zekasını ölçmek istemişti. Belkıs: “evet odur” veya “o değildir” demedi de “bu, sanki odur” dedi. Bu ise gayet derecede akıllı ve zeki olduğunu göstermektedir: çünkü gördüğü tahtı kendi tahtına benzetmiş, kesin olarak “odur” veya “o değildir” dememişti.)

45-Semud kabilesine kardeşleri Salih’i tevhide davet eden ve Allah ile birlikte başka tanrılara tapmamalarını tavsiye eden bir peygamber olarak gönderdik. (suredeki 3. Kıssa da, Salih (as)ın kıssasıdır. Salih(as)ın ve semud kavminin yaşadığı şehir, Medine ile Şam arasında bulunan Hicir şehri idi. Semud kavmine kıtlık ve kuraklık belası gelmişti.)

60-Putlara tapmak mı daha iyidir, yoksa gökleri ve yerleri yaradana tapmak mı?(3)o Allah ki, gökten size yağmur yağdırdı. Ve yağmur sularıyla güzel görünümlü bahçeler yerden bitirdi. Eğer su olmasaydı, şu bahçelerdeki ağaçlardan birini dahi yerden bitirmeye gücünüz yetmezdi. Ey cahiller! Allah ile başka bir ilah mı bunu yaratmıştır?hayır, şu müşrikler saptırıcı bir topluluktur. Kasıtlı olarak haktan saparlar.(4) (3-bu Allah’ın birliğinin 1. Delilidir.)-(4-diğerleri ise şu manada tefsir etmişlerdir: hayır, onlar müşrik bir kavimdir. Allah’a eş ve benzerler koşarlar. Kuvvetli olan tefsirde budur.)

61-Putlara tapmak mı daha iyi, yoksa yeri insanların ve diğer yaratıkların yaşamasına elverişli kılan, yeryüzünde nehirler akıtan, yeryüzünü sabit kılmak için dağlar yerleştiren, tatlı su ile tuzlu suyun birbirlerine karışarak birbirlerini ifsad etmelerine mani engeller koyan Allah’a tapmak mı daha hayırlıdır. İla ahir...(Allah (cc)ın birliğinin 2. Delilidir.)

75-Göklerde ve yerde yaşayanlardan gizli kalan bir şey mutlaka levh-i mahfuzda mutlaka kayıtlıdır. Yüce rabbimiz onu oraya kaydetmiştir.

82-Allah’ın azabı kendilerine vacip olduğu zaman yerden bir canlı çıkarılır. Bu canlı, insanlara Allah’ın ayet ve hüccetlerine kesin olarak inanmadıklarını söyler.(canlının (dabbe) yerden çıkarılması, kıyametin büyük alametlerindendir. Buna dabbetü’l-arz denir. İbn kesir dedi ki: bu hayvan ahir zamanda insanların bozulmaları, Allah’ın emrini terketmeleri ve hak dini değiştirmeleri anında çıkacaktır.)

88-Dağları yerinde sabitmiş gibi görürsün. Halbuki onlar, bulutlar gibi seri bir şekilde akıp giderler. Bu herşeyin yaratılmasında hükmü geçen Allah’ın sanatıdır. İla ahir...

91-ey Muhammed! De ki: rabbim bana ancak Mekke’nin rabbine kulluk etmemi emretmiştir ki o buraları kullarına harem kılmıştır. Burada dokunulmaz canların kanlarını akıtmayı yasaklamıştır. Birbirlerine haksızlık etmelerini haram kılmıştır. Kainattaki herşey o’nun mülküdür. İla ahir...

KASAV SURESİ

Mekke’de nazil olan bu sure 88 ayettir. Yüce Allah bu surede; doğumundan peygamberliğine kadar, Musa (as)ın kıssasını açık geniş bir şekilde anlattığından dolayı;”Kassas suresi” adını almıştır. Kassas suresinin ana konusu hak ve batıl fikri ile itaat ve isyan mantığı etrafında döner. Kendinden önce gelen iki surede kısaca anlatılan meseleleri açıklar veya tamamlar. Bu sure; firavun un azgınlığından, üstünlük taslamasından, yeryüzünde fesat çıkarmasından ve bu rezaletlerin her zaman ve her yerdeki mantığından bahsederek söze başlar. Sure iki kıssa anlatmıştır. Birincisi; hükümranlık ve saltanat sebebiyle azgınlık gösterme kıssasıdır. Bu İsrailoğullarına azabın kötüsünü tattıran, onların erkeklerini kesip kadınlarını diri yakan ve ilahlık iddia edecek kadar cüret gösterip Allah’a karşı gelip zorba ve azgın firavun’un kıssasıdır. İkincisi ise; mal ve servet sebebiyle azgınlık ve ululuk gösteren Karun’un kavmi ile olan kıssası örnek olacak şekilde anlatılmıştır. Ayrıca Mekke kafirlerini ve Rasulullah’ın peygamberliğine karşı çıkmalarını anlatır.

9-Bu çocuk benim ve senin göz aydınlığın olsun ey Firavun! (Firavun’un eşi asiye dedi ki: bu çocuk benim senin için huzur kaynağı olsun. Rivayete göre Asiye, Firavun’a böyle dediğinde Firavun: senin için evet, ama benim için göz aydınlığı değildir! Demiş. Eğer evet demiş olsaydı Allah onu imana erdirirdi.

22-Medyen diyarına yöneldiğinde yola koyulup şöyle dedi: ümit ederim Rabbim Medyen’e giden doğru yolu bana gösterir.( Medyen; şuayb (as)’ın beldesi olup mısır ile arasında yürüyerek sekiz günlük yol vardır.)

71-Ey Muhammed (sav) deki: ey millet! Şayet Cenabı Allah geceyi kıyamete kadar üzerinize devamlı kılsaydı ne diyebilirdiniz? Böyle yapsaydı, aydınlanmanız için gündüzün ışığını size Allah’tan başka hangi mabut getirebilirdi? Hala düşünüpte öğüt almayacak mısınız?

72-Eğer Cenabı Allah gündüzü kıyamet gününe kadar devamlı kılsaydı. Ne dersiniz, o zaman Allah’tan başka, içinde dinlenebileceğiniz geceyi size hangi mabud getirebilirdi. İla ahir...

82-Daha dün Karun’un mevkiine rağbet edenler şöyle demeye başlamışlardı: baksana yahu ! Allah faziletli olmasalar bile; dilediği kullarının rızıklarını genişletir, bolca vermektedir. Düşük karakterli ve açık kimseler olmasalar bile; dilediği kullarının da rızıklarını ölçü ile verip daraltmaktadır! Allah bize lütfedip temenni ettiğimizi bizden uzaklaştırmış olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Baksana; kafirler asla amaçlarına ulaşamazlar ve başarılı olamazlar.

ANKEBUT SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 69 ayettir. Yüce Allah bu surede örümcek manasına gelen ankebutu; yontulmuş putlar ve ilah oldukları iddia edilen varlıklar için misal getirdiği için bu ismi almıştır. Bu surenin ağırlık noktası; iman ve bu dünya hayatında ki imtihan kanunudur. Dolayısıyla bu surede fitne ve imtihan konusu uzun ve genişçe ele alınmıştır. Bu mübarek sure imanın sadece dil ile söylenip geri cayılan bir iş olmadığını beyan eder. Suredeki; “İnsanlardan kimi vardır ki, Allah’a inandık der. Fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığında insanların işkencesini Allah’ın azabı sayar....” İfadesi çok manidardır. Sure Nuh’un kıssası ile başlar. Sonra İbrahim(as) sonra Lut(as), sonrada Şuayb(as)’nin kıssasını anlatır. 950 sene yaşayan Nuh(as) ‘a pek az kimsenin inanması, doğru yola çağırarak iyiliklerini isteyen İbrahim(as) ‘ın kavmi tarafından ateşe atılması kıssaları hakikaten büyük ibret meseleleridir. Muhammed(sav) ümmidir; okuma ve yazma bilmez. Böyle olduğu halde onlara bu mucize kitabı getirmiştir. İşte bu o kitabın, alemlerin rabbinin sözü olduğunu gösteren en büyük delillerden birisidir.

8-İnsana, ebeveynine iyilik yapmasını tavsiye ettik. Rabbine ortak koşmanın ebeveynin seni cebrederse ve hiç bir değeri olmayan şeyi ona ortak koşmanı isterlerse onları memnun etmek için emirlerine uyma. İla ahir.

25-Ey Muhammed (sav) deki: ölüm sonrası dirilişi inkar edenlere deki: yeryüzünde dolaşın ve Allah’ın eşyayı nasıl yaratmaya başladığını ,

Yoktan var ettiğini bir görün! İla ahir.

41-“Allah’tan başka dost edinenlerin misali; “ diğer tanrıları ve putları dost edinip onlardan yardım ve fayda uman kafirlerin kötü seçim ve kuvvetlerinin azlığı bakımından örneği, “kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir.”:gücünün azlığı ve zayıflığı nispetinde, kendisi için bir yuva edinen örümcek gibidir. Onun yuvası kendisini tehlikelere karşı koruyamaz. “evlerin en çürüğü, muhakkak ki örümceğin yuvasıdır”:evlerin en dayanıksızı şüphesiz ki örümceğin yuvasıdır. Ama onlar bunu bilmezler. Dost ve tanrı edindikleri putların kendilerine fayda vereceğini ve onu Allah’a yaklaştıracağını zannederler.(Cenab-ı Allah bu ayeti kerimede putlara ve taşlara tapan kafirler için, tehlikelere karşı korumak maksadıyla yuva yapan örümceğin evini örnek veriyor ama örümceğin yuvası gayet derecede zayıf ve çürük olduğundan dolayı örümceği tehlikelere karşı koruyamaz.)

46-Ey müminler! Cizye vermekten imtina edip illa da savaşmak isteyenlerin dışında; diğer Yahudi ve hristiyanlara güzel sözler söyleyerek tartışın. Onları Allah’a davet edin. Ama cizye vermekten imtina edip illa da savaşmak isteyen Yahudi ve hristiyanlara gelince; onlara karşı kılıçla mücadele edin. İla ahir...

49-Senin okur yazar olmadığına dair bilgi, kendilerine ilim verilen ehli kitabın kalplerinde apaçık bir ayettir.(Ehli kitap, ellerinde bulundukları kitaplardan ötürü peygamber efendimizin nitelikleri ve onun okur yazar olmadığı hakkında bir bilgi sahibidirler. İla ahir...)

RUM SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 60 ayettir. Bu mübarek sure gaybi bir haber ile başlar. Bu haber; Bizanslılar ile İranlılar arasında meydana gelecek savaşta Bizanslıların galibiyetidir. Bu Muhammed(sav)’in getirdiği vahyin doğruluğunu gösteren en açık delillerden ve kur’an’ın en büyük mucizelerden biridir. Sonra bu sure Allah ordusuyla şeytan ordusu arasındaki savaşın hakikatinden söz eder. Daha sonra kıyametin kopmasından ve zor günde inkarcı ve sapıkların kötü sonlarından söz eder.

7-Bu hayatın dış yüzünü; geçimlerinin teminini ve bu geçimde kendilerine yararlı olan şeyleri bilirler (İbn abbas dedi ki: ne zaman ekeceklerini, ne zaman biçeceklerini, nasıl fidan dikeceklerini bilirler. Ama ahiretle ilgili şeylerden habersiz ve gafildirler).

17-18-...İkindi namazında ve öğleye erdiğiniz vakitte de ...ila ahir.(İbni Cerir’e göre ayeti kerimede geçen (aşiyy) kelimesi güneşin doğuş ve batışı arasındaki zamandır. İşa, akşam -yatsı arasındaki vakittir. Bunu Ragıp el İsfihani söylemiştir. İbn Kesir ise işaya zifiri karanlık derayet-i kerime İbn abbas’ın dediği gibi beş vakit namaza işaret eder.)

28-Cenab-ı Allah size kendi nefislerinizden size bir misal verdi: ey insanlar, size rızık olarak verdiğimiz mallara, kölelerinizden birinin ortak olmasını ve onunla eşit hale gelmeyi ister misiniz? Normal ortaklarınız gibi malınıza el koymasına razı olur musunuz?diğer mal ortaklarınızı saydığınız gibi bu köleleride ortak olarak sayar mısınız?elbetteki saymazsınız ve razı olmazsınız. Kendiniz için böyle bir şeye razı olmadığınıza göre, tapmakta olduğunuz rabbinizin mülkünde ortakları olmasına nasıl razı olursunuz? Halbuki siz de ortak koştuğunuz o varlıklar da benim kullarım ve kölelerimsiniz. İla ahir...

50-Ey Muhammed Allah’ın yağdırdığı yağmurun eserlerine bir bak! Ölü yeri nasıl diriltip yeşertiyor, nebat bitirir hale getiriyor?ölümünden sonra bu yağmur sebebiyle yeri dirilten Allah, ölümlerinden sonra bütün ölüleri de diriltecektir. İla ahir...

LOKMAN SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 34 ayettir. "Lokman Hekim kıssası"nı içerdiği için bu adı almıştır. "Allah'ın(cc), Lokman'a(as) söylettiği kıymetli vasiyetler, hikmet, Allah'ın(cc) sıfatları, şirk, güzel ahlak ve çirkinliklerin nehyi gibi mevzular vardır. Vasiyetler; hikmet ve irşad açısından pek mühimdir. Sure, Mekke'de nazil olan diğer sureler gibi tevhid, nübüvvet ve haşir gibi itikadi meselelere ağırlık verir. Lokman Suresi'nde;

Kur'an-ı Kerim, hikmetle vasıflandırılır. Zira Allah(cc), Lokman'a(as) hikmet bahşetmiştir. (Sure'de; Lokman'ın(as), oğluna tavsiyelerinden olan "hikmet"kelimesi geçtiği için bu tavsif uygun düşmektedir.

Nadir bin Haris hakkında nazil olan bir ayet-i kerimede Allah(cc): "Ayetlerimiz ona okunduğu zaman kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir(ilh...7)." Buyuruyor. Çünkü o şarkıcı; cariyelerini,"o adama içki içir ve şarkı söyle" talimatıyla insanlara gönderir, onları İslam'dan alıkoymak için; "Bu cariyenin seni davet ettiği şey, Muhammed'in(sav) seni davet ettiği namazdan, oruçtan ve onun yolunda savaşmaktan daha iyidir!" Derdi.

Allah(cc) tarafından "dinde anlayış, sözde isabet ve akıl" ile lütuflandırılan Lokman(as), müfessirlerin sahih fakat tercihe şayan görüşlerine göre peygamber değil, hekimdir. O insanlara hikmeti öğretirdi ki bu surede bahsi geçer.

Lokman(as), oğluna şu öğütleri vermiştir: "Allah'a(cc) şirk koşma, namaz kıl, iyiliği emret, kötülüğü önle, masiyete sabır göster, insanları küçümseyip yüz çevirme, böbürlenerek yürüme, yürüyüşünde tabi ol ve alçak sesle konuş. (Katade: "Seslerin en çirkini eşek sesidir; başlangıcı hırıldama, sonu anırmadır."demiştir.)

Cenab-ı Allah, ana-babaya; "-Allah'a isyan hariç- her konuda itaati ve iyi davranmayı" emrediyor. Annenin, evladı için çektiği sıkıntıların nazara verilmesinden de, evlat üzerinde babaya nispetle daha fazla hakkı olduğu anlaşılıyor.

"...Allah, gizli ve açık olarak nimetlerini size bolca vermiştir(ilh...20)."Burada açık nimetten kasıt; işitme, görme, sağlık ve İslam...vs. Gibi maddi nimetler, gizli nimetler ise; akıl, anlayış ve ilim...vs. Gibi nimetlerdir.

Allah(cc), Peygamberimiz'e(sav) hitaben: "Kim de küfre saparsa, onun küfrü Seni üzmesin(ilh...23)." Buyurarak tesselli veriyor ve küfürde ısrar edenlerin er-geç ceza göreceğini bildiriyor.

"...Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Güneşi ve ayı buyruk altında tutar. Her birisi belli bir süreye kadar akıp gider(ilh...29)." Ayeti gece ve gündüzün uzayıp kısalmasına, güneş ve ayın yörüngelerinde seyir sürelerine delalet eder.

Kıyametin zamanını, yağmurun ne zaman yağacağını, rahimde bulunanı, yarın kimin-ne kazanacağını ve ölüm vaktini sadece Allah(cc) bilir. Bu bilgiler; "mugayyebat-ı hamse" olarak adlandırılır. Peygamberimiz(sav); "Gaybın anahtarları beştir. Bunları Allah'tan başkası bilemez." Demiş ve Lokman Suresi'nin bahsettiğimiz ayetini okumuştur. (Rivayet, Buhari'ye aittir.)

SECDE SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 30 ayettir. Allah'ın(cc) ayetleri karşısında büyüklük taslamadan secdeye kapanan samimi müminlerin vasıfları anlatıldığı için bu adı almıştır. İman meselelerini, özellikle de haşri ele alır. Müşriklerin; Kur'an'ı, -haşa- "Peygamberimiz'in(sav) uydurması!" Olarak ithamlarını parlak delillerle çürütür. Secde Suresi'nde;

"Allah, o'dur ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratmış, sonra Arş'a hükmetmiştir(ilh...4)." Selef-i Salihin'in görüşüne göre "Arş'a hükmetmek"; keyfiyetsiz, teşbihsiz, cisimsiz ve hükmünü durdurmaksızın Arş üzerine heybet ve celali ile yükselmektir.

İbn-i Abbas: "Kaza ve kader; gökten yere iner, Allah'ın takdir edip hükme bağladığı şeyler de iner. Sonra bütün bu işler kıyamet gününde hükmünü vermesi için Allah katına çıkar." Demişti ki; "Gökten yere kadar her işi; O, düzenler(ilh...5)."ayetini açıklamaktadır.

Yine cennet ehli anlatılırken: "Onların yanları yataklarından uzaklaşır. Korku ve ümit ile Rabbleri'ne yalvarırlar. Verdiğimiz rızıklardan infak ederler(16)." Buyurulur. "Yanlarını yataktan uzak tutarlar." Geceyi ibadetle geçirenlerdir. Onları anlatan bir başka ayette Allah(cc): "Geceleri pek az uyurlar(Zariyat Suresi: 17)."buyurmaktadır.

"...ve o'nu İsrailoğulları'na hidayet yaptık(ilh...23)." Ayetinde kuvvetli görüşe göre hidayet olarak bahsedilen Hz. Musa(as) değil, Tevrat'tır. Buna göre ayetin manası: "Tevrat'ı İsrailoğulları için bir hidayet rehberi kıldık. Onları sapıklıktan kurtaran bir hidayet vesilesi oldu." Şeklinde dönmektedir.

Müşrikler alay edip eğlenerek müslümanlara şöyle diyorlardı: "Ne zaman bize galip olacak ve fethe ereceksiniz?" Cenab-ı Allah da onlara şunu bildirdi: "Kıyamet günü gerçek fetih günüdür. Çünkü o günde Cenab-ı Allah müminlerle müşrikler arasında hükmünü verecek ve onları birbirinden ayıracaktır." Sürenin sonunda bahsi geçen fetih mevzuu bu mana doğrultusundadır.(Allah-u Alem).

AHZAB SÜRESİ

Medine'de nazil olan sure, 73 ayettir. Mekke kafirleri, Gatafan, Beni Kureyza ve diğer Arap kabilelerinin müslümanlara karşı ittifakını ve Allah'ın(cc) onları perişan edişini kapsadığı için bu adı almıştır. Medine'de nazil olan sureler gibi müslümanların hususi ve içtimai hayatının ahkam yönünü, özellikle de aile hayatını işler. Cahiliye dönemi örf ve adetlerinin önüne sed çeker. Surenin bir bölümü ahlak, bir bölümü ahkam ve diğer bölümü Hendek Savaşı üzerine bina edilmiştir. Ahzab Suresi'nde;

Kureyş kafirleri edib ve akıllı bir şahsın göğsünde iki kalb bulunduğuna inanıyorlardı. Öyle ki Cemil bin Mamer adlı şahıs dahiliğinden ötürü böyle biliniyordu. "Benim göğsümde iki kalbim var. O iki kalb sayesinde Muhammed'in(sav) aklından daha iyi düşünebiliyorum!" demiş bunun üzerine "Allah bir kişinin içinde iki kalb yaratmadı(ilh...4)." ayeti nazil olmuştu. Yine aynı ayet eşlerini anneleri gibi haram görme ve evlatlık edinme gibi cahiliye adetlerini de ortadan kaldırıyordu.

Hz. Muhammed(sav) müminlere nefislerinden de yakındır, eşleri de onların anneleri gibidir. O'nun eşleri ile evlenmek haram kılınmıştır. Onlarla tenhada veya arada perde olmaksızın görüşmek de caiz değildir. (Nikahtaki mahremiyet peygamber eşlerinin kızları ve kız kardeşleri için geçerli değildir.)

Ensar ve Muhacirler arasında muahat ve ahid ile varis olunmaya dair inen ayetin hükmü; "Akraba olanlar da Allah'ın kitabında birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar(ilh...6)." ayeti ile kalkmıştır.

Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (aleyhimüssalatüvesselam) ki bunlar Ulu'l-Azm peygamberlerdir. Bütün peygamberlerin önderi konumundadırlar.

Surenin 9.ayeti itibariyle Hendek Gazası anlatılmaktadır. Müşrik kabileler, Yahudi Kureyzaoğulları ile Nadiroğulları'nın yanında yer almış, Medine'yi kuşatmışlardı. (Resulullah(sav), şehri hendeklerle savunduğu için Hendek Gazası denilen bu savaşa müşriklerin ittifakı sebebiyle Ahzab Gazası da denilmiştir) Dört yandan saldıran düşman karşısında müminler korku içinde kalmışlardı. Korku, açlık, felaket ve savaş ile imtihan ediliyorlardı. Münafıklar bir bir ortaya çıkıyordu. İşte bu sıkıntılı zamanda Allah(cc) meded etti ve kafirlerin üzerine kasırga ve güçlü melekler göndermek suretiyle onları tar- umar etti.

Ma'teb bin Kuşeyr adındaki münafık: "Muhammed bize Kisra'nın, Kayser'in hazinelerini vaad ediyor. Oysa biz dışarı çıkıp abdest bozacak güçte bile değiliz. Muhammed'in bize olan bu vaadi boş sözden başka bir şey değildir." demiş ve ilgili ayet bunun üzerine nazil olmuş, münafıklar hakkında: "Eğer düşmanlar heryeri ele geçirseler, sonra onlara -kafir olup müslümanlara karşı savaşın- deseler bunu derhal yaparlardı. Zira onlar münafık ve zayıf imanlı idiler." denilmiştir.

Münafıklar; savaşa pek katılmazlar. Müminlere karşı cimridirler. Savaş vakti gelince ölüm korkusuyla dolarlar. Korku ve tehlike geçince müminleri sivri dilleriyle incitirler. Onlar sadece saklanmayı bilirler. Halbuki "Müminlerden öyle erler vardır ki; Allah'a verdikleri ahde sadakat göstermiş(ilh...23)." düşmanı gördükleri an şehid olmak için ileri atılmışlardır.

Peygamberimiz(sav) kendisinden harcama hususunda daha fazla isteyen eşlerine; "...Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız; gelin, size bağışta bulunayım ve sizi güzellikle salıvereyim. Yok eğer Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu diliyorsanız...(ilh...28\29)." demiş ve Hz. Aişe'den(ra) başlayarak onlara serbestiyet vermiş, fakat hanımları (Allah onlardan razı olsun), Peygamberimiz'in(sav) nikahında kalmayı yeğlemişlerdir. (Allah(cc); kulları için örnek teşkil edecek Resulü ve O'nun eşlerinin tertemiz olmasını diliyor. Bu ayet ve müteakibindeki ayetler ile peygamber eşlerine iffetli ve hayalı olmalarını ve bu sebeple cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmamalarını emrediyor.)

Allah(cc); müslüman erkek ve kadınlara; mümin olmaları, taate devamları, sıdk gösterip sabretmeleri, Allah'tan korkmaları, infak etmeleri, oruç tutmaları, iffetli olmaları ve Allah'ı çokça zikretmeleri şartlarıyla cenneti vaad ediyor.

"Allah ve Resulü birşeye hükmettiği zaman; ne mümin erkekler için ne de mümin kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olamaz(ilh...36)." ayeti; Peygamberimiz(sav), Zeynep Binti Cahş'ı(ra) azadlısı ve evlatlığı Zeyd bin Harise'ye(ra) istediği ve bunu Zeynep ve kardeşi kabul etmediğinde nazil olmuştur. Bunun üzerine Zeynep(ra) bu evliliğe rıza göstermiştir.

Peygamberimiz(sav) bu evliliğin devamını arzu ediyordu. Zira ayrılma durumunda Zeynep binti Cahş(ra) ile kendisi izdivaç mecburiyetinde kalacaktı. Evlatlığının boşadığı kadın ile evlenme cahiliye döneminde insanların çok kötü nitelediği bir davranıştı. Halbuki Allah(cc); insanlara, evlatlıklarının gerçek evlat olmadığını ve Hz. Muhammed'in(sav) kimsenin babası olmadığını bildiriyor, bozulan izdivaç neticesinde Zeynep’i, Peygamberimize (sav) nikahlayarak bu adetin de hükmünü ortadan kaldırıyordu.

"Mümin kadınları nikahlayıp sonra onlarla temasta bulunmadan önce boşadığınızda, onları iddet süresince bekletmeye hakkınız yoktur(ilh...49)." Burada iddet ten kasıt rahmin temizlenmiş olmasıdır ki soylar karışmasın. Boşanmadan önce cinsel temas olmadığı için böyle bir sorun da yoktur ki erkeğin kadını bu sebeple tutmaya hakkı yoktur.

Peygamberimize(sav); belirli bir miktar vaad ederek evlendikleri, akrabalarının kızları(amca, dayı, teyze...vs.), cariyeleri ve sadece O'na mahsus olarak mehirsiz (belirli bir miktar vaad etmeden) -kendini ona hibe etmiş- mümin kadınlar, Allah(cc) tarafından helal kılınmıştır (Mehir: Evlilikten önce erkeğim kadından faydalanmak için vaad ettiği, boşanma ile açığa çıkan vecibedir). Onlardan istediğini boşayıp almasında da üzerine bir vebal yoktur (İmam-ı Buhari'nin rivayetinde Hz. Aişe(ra): "Kendilerini Peygamber'e(sav) hibe den kadınları kıskandım ve "kadın da nefsini hibe eder mi?" dedim. "Onlardan istediğini bırakabilir, istediğini alabilirsin(ilh...51)." ayeti nazil olunca, Resulullah’a şöyle dedim: "Görüyorum ki Rabbin Sen'in hevesini tatmin etmeye gayret ediyor."" demiştir.). Fakat bunların dışındakilerle evlenmesi bundan böyle helal değildir.

"Peygamberlerin evlerine vakitli vakitsiz...(ilh...53)." ayeti Hz. Muhammed'in(sav), Zeynep(ra) ile tezevvücüve düğün daveti sebebiyle nazil olmuştur. Davetli sahabelerden bazıları davette sohbete dalmışlar, Peygamberimizi(sav) rahatsız etmişlerdi. Ayet davetlinin davette nasıl davranması gerektiğini bildiriyor.

Cenab-ı Allah, mahremlere(baba, oğul ve erkek kardeş) karşı örtünmeyi emri dışında tutmuştur. Zira bunlarla birlikte yaşama zarureti vardır. Mümin kadınların birbirleri yanında örtünmeleri zorunlu değildir. Fakat Hristiyan ve Yahudi kadınları -kocalarına anlatabilirler- diye onların yanında örtünülmelidir.

"Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamber'e salavat getirirler. Ey iman edenler siz de O'nun üzerine salavat getirin ve O'nun için selamet dileyin(56)." Salat kelimesi Allah hakkında tazim ve rahmet, Allah(cc) kullanırsa rahmet ve rızası, melekler kullanırsa dua ve istiğfar, insanlar kullanırsa dua ve tazim manasındadır.

Allah, müslüman kadınlara cilbab(günümüzde çarşaf veya ihram) giymeyi emrediyor. Zira Ebu Hayyan, Bahrü'l Muhit adlı eserinde: "Tesettürlü kadına sataşılmaz, fakat açık kadına insanlar tamahlanır." demiştir ki bu tesettürün emir hikmetini ortaya koymaktadır.

İmam-ı Buhari, Sahih'inde Peygamberimiz'in(sav) anlattığı şu hadiseye yer verir: Hz. Musa(as) utangaç ve çok örtünen biridir. Cildinin hiçbir yerini göstermediği için İsrailoğulları O'na: "Cildinde alacalık var, testisleri şişkin veya başka bir hastalık taşıyor." isnadında bulunurlar. Bir gün Hz. Musa(as) giysilerini bir taşın üzerine çıkarıp yıkanır. İşi bitince giyinmek ister fakat taş, giysilerini kaçırır. O da değneğini alıp taşın peşine düşer. Ta ki İsrailoğulları'ndan bir topluluğun yanına gelince taş durur. Böylece oraya gelen Hz. Musa'nın(as) ne kadar güzel yaratıldığı anlaşılır. O elbiselerini giyinip değneği ile taşa vurur ve taş inler. "Ey iman edenler, Musa'ya eziyet etmiş olanlar gibi olmayın(ilh...69)." ayeti işte bu hadise hakkında nazil olmuştur.

Kur'an'da pekçok kez geçen emanet kelimesi, Allah'ın(cc) kullarına teklif ettiği; namaz, oruç, hac, zekat...vb. şer'i mükellefiyetler manasındadır. Bunu adi manasıyla anlamak çok yanlış olur.

SEBE' SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 54 ayettir. Yemen'in yöneticileri olan Sebe'liler, bağ ve bahçeler içinde bollukta yaşıyorlardı. Nimete karşı nankörlük edince Allah(cc) onları Arim Seli ile yok etti. Bu kıssa münasebeti ile bu adı almıştır. Diğer Mekki sureler gibi iman esaslarını içerir. Sebe' Suresi'nde;

Taberi, hamd kelimesini şükür karşılığıyla veriyor. Halbuki şükür nimet karşılığında yapılır. Hamd ise tazim, tebcil ile beraber övmek manasındadır.

Kuşlar ve dağlar, Allah'ın(cc) emri ile Hz. Davut(as) ile birlikte Allahı (cc) tesbih ederlerdi. Allah(cc), Hz. Davut’a(as) demiri işleme kabiliyeti vermiştir.

Rüzgarın emrine verildiği Hz. Süleyman(as) bu sayede çok uzun mesafeleri çok kısa sürede katedebilmiştir. Bakır ve işlenmesi için cinler O'na itaatle görevlendirilmişlerdir. Fakat her işi yapabilen cinler bile gaybı bilmeye muktedir olmadıklarından, Hz. Süleyman'ın(as) vefatını; yaslandığı değneği kemirip düşmesine sebep olan bir kurtçuktan öğrenmişlerdir.

Allah(cc), Resulullah’a(sav): "De ki...Ya biz, veya siz; elbette doğru yolda veya apaçık bir sapıklıktadır(ilh...24)." buyurmuş, zira nimetlerin kimden olduğunu anlamak istemeyen kafirlere söylenecek tek şey budur(Araplarda: "Allah(cc) benden ve senden hangisi daha yalancı ise onu rüsvay kılsın." sözü ile karşısındakine haksızlığını ima etme vardır ki bu ayette de bu şekil bir yaklaşım kullanılıyor.).

Müşrikler, kendilerine gönderilen peygamberlere uymayarak ahireti dünya ile kıyasladılar. Dünyada verilen nimetlerin ahirette de kendilerine verileceğini sandılar. Fakat Allah(cc) dünyada mümini imkan yönünden daraltırken, kafiri geniş tutar ki bu bir imtihandır. "De ki: Rabbim dilediğinin rızkını genişletir ve kısar(ilh...36)." ayetinin açıkladığı mana budur.

"Hak kendilerine geldiğinde...(ilh...43)." ayetindeki "hak" kelimesini İbn-i Cerir et-Taberi, Hz. Muhammed(sav) olarak yorumlar. Fakat hak, müşriklerce sihirbaz değil de sihir olarak nitelendirildiği için kuvvetli görüşe göre Kur'an'dır.

Allah(cc), toplu veya birey olarak kalkıp(Kurtubi'ye göre -hakkı aramak için harekete geçmek- manasındadır.) hakkı aramayı tavsiye ediyor, ancak bu şekilde Hz. Muhammed'in(sav) deli olmadığı, getirdiğinin hak olduğu anlaşılsın.

"De ki: Hak gelmiştir...(ilh...49)." ayeti batılın tamamıyla, bir daha dönmemek üzere gittiğini ifade etmektedir. Zira başka bir ayette "Hak geldi, batıl zail oldu." buyurulmuştur ki bu ayet de aynı manayı ifade ediyor.

"Sen onları korkuya kapılmış olarak bir görsen(ilh...51)." ayeti tam olarak; "onları eklemleri korkudan tiril tiril titreyip sarsılırken görseydin korkunç ve çok muazzam bir durum müşahede edecektin." manasını vermektedir.

Kurtubi: "Araplar ne dediğini bilmeyen konuşmacılar için misal vermek kastıyla; "Bu atıp tutuyor, gayba laf fırlatıyor." derler." dedi. "Uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı(ilh...53)." ayeti de ne dediğini bilmeyen müşriklere atfediliyor.

FATIR SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 45 ayettir. Allah'ın(cc) -daha önce benzeri geçmeksizin var etme ve eşsiz bir şekilde yaratma- sıfatı olan "Fatır" ile başladığı için bu adı almıştır. Hicret öncesi nazil olduğu için dinin temel iman meseleleri üzerinde durur. Fatır Suresi'nde;

Sahih bir hadiste Rasulullah'ın(sav), Miraç Gecesi'nde Cebrail'i(as)altıyüz kanatlı olarak gördüğü söylenir. Her iki kanadının arası doğu ve batı arası gibidir. "...Yaratmada dilediğini fazlalaştırır(ilh...1)." Ayetinin desteklediği hadisin ravii Müslim'dir.

"Güzel sözler O'na yükselir, O'nu da salih amel yükseltir(ilh...10)." ayetinde geçen güzel söz; Allah'ı(cc) zikr, salih amel ise; feraizi yerine getirmektir. Her kim Allah'ı zikredip farizalarını yerine getirirse, bunların edası ile Allah'a(cc) yükselir. Kim Allah'ı(cc) zikredip farizalarını yerine getirmezse, zikri ameline çevrilir(İbn Abbas).

Katade, "Haberdar olan gibi, kimse sana haber veremez(ilh...14)." ayeti ile ilgili olarak: "Kıyamet günü onların ne durumda olacaklarından Allah haberdardır. O tanrıların durumları ile onlara tapanların durumlarının ne olacağını Allah(cc) şimdiden bilmektedir." der.

İbn Abbas, "Günah işleyen hiç bir nefis başkasının günahını çekmez(ilh...18)." ayeti üzerine dedi ki: " Kimin üzerinde bir günah varsa, o kişi günahından bir kısmını dahi yüklenecek birini bulamaz.

"Gölgelik ile sıcaklık da...(21)." ayetinde geçen harur kelimesi gündüzleyin güneşin hararetinden kaynaklanan sıcak rüzgarlar demektir. Taberi -zıll- ve -harur- kelimelerini açıklarken bu kelimelerin cennet ve cehennem manasına geldiği hususunda dikkatlerimizi çekerek onun bazı müfessirlere ait bir kavil olduğunu ifade eder. "Zıll kelimesi insanın gölgelendiği gölgelik, harur kelimesiyse bedeni yakacak derecede güneş harareti." şeklinde de yorumlanır.

"Allah'tan(cc) hakkı ile ancak alim kulları korkar(ilh...28)." ayetinin bahsettiği korku, heybet ve Allah'ın(cc) emrini yüceltme korkusudur. Çünkü sadece alim insanlar Allah'ı bilip, tam manasıyla havf duyarlar. Peygamberimiz(sav): "Allah'a andolsun ki sizin aranızda Allah'tan en çok korkan ve O'na karşı en çok takva sahibi olanınız benim." demiştir.

Kuvvetli bir görüşle Hz. Muhammed'in(sav) ümmetini, Allah(cc) üç kısım olarak bildiriyor. "Onların kimi nefsine zulmedicidir, kimi de muktesiddir. Kimi ise Allah'ın izni ile hayırlara koşandır(ilh...32)." Yani onların bir kısmı günah işleyip kendilerine yazık eder, bir kısmı ibadet-ü itaatte orta yolu tercih eder, diğer kısmı ise gece gündüz demeyip salih ameller işlerler. (Bu ayetle ilgili olarak denilebilir ki Ümmet-i Muhammed'den günahkar olanların cehenneme girmemesi gibi bir durum yoktur, herkes ettiğini bulacaktır.)

"Haklarında hüküm verilmez ki ölsünler(ilh...36)." ayeti ile alakalı olarak Ebu's-Sevda der ki: "Cehennemlikler ölmezler, zira ölseler azaptan kurtulurlar."

"Var güçleriyle Allah'a yemin ettiler ki; kendilerine bir uyarıcı gelecek olursa, muhakkak ki, ümmetlerin herhangi birinden daha doğru yolda olacaklardır. Fakat kendilerine bir uyarıp korkutucu gelince onların ancak nefretlerini arttırdı(42)." ayeti müşriklerin durumunu ortaya koyar. Onlar kendilerine peygamber gönderilmesi durumunda Yahudi ve Hristiyan ümmetlerden daha doğru olacaklardı. Uyarıcı olarak, Hz. Muhammed'in(sav) mucizeler ile gelişi karşısında ise kibirlenip haktan daha da nefret eder oldular. Bu onların iki yüzlü ve inkarcı olduklarına delalettir.

YASİN SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 83 ayettir. Kur'an'ın mucizeliğine işaret için Yasin lafzıyla başladığından dolayı bu adı almıştır. Haşir, Antakya beldesi halkının kıssası ve tevhid akidesi

olmak üzere üç ana mevzudan oluşur.

Rasulullah(sav) sure hakkında; "Herşeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de "Yasin" dir. Ümmetimden her insanın kalbinde bu surenin bulunması hoşuma gider." demiş ve surenin önemini belirtmiştir. Yasin Suresi'nde;

Kur'an'da temsil babında; "...onların boyunlarına, çenelerine kadar varan halkaları geçirdik...(ilh...8)." denir ki; kafirler, hayra ve imana meyletmedikleri için bu şekilde prangalanmış bir insana benzetiliyor. Yine: " önlerinden bir sed ve arkalarından da...(ilh...9)." ayeti de kafirlerin hayırlı yollara kapalı olduğu, gözlerinin perdeli olduğu ve onların apaçık bir sapıklıkta bulunduğu temsilini veriyor ki bu temsiller çok kuvvetli mana içeriyorlar.

"...işlediklerini ve geride bıraktıklarını biz yazarız. Biz herşeyi apaçık bir kitapta saymışızdır(ilh...12)." Burada Taberi'nin de bahsettiği izler, bazı müfessirlere göre mescide giderken atılan adımların izleridir. Böyle kesin bir yargı olmasa da Cenab-ı Allah atılan her adımı bilendir. Yine ayette geçen İmam-ı Mübin'i Taberi: Ümmü'l Kitap, İbn Kesir; Levh-i Mahfuz, Mücahit ve Katade de Ümmü'l Kitap olarak isimlendirirler. Kısaca; Cenab-ı Allah insanoğlunun yaptığı her ameli, amel defterine kaydetmektedir. Ve yine herşey Allah katında Ümmü'l Kitap'ta mahfuzdur, diyebiliriz.

"-Cennete gir- denince dedi ki: Keşke kavmim bilseydi(ilh...26)." Bu ayetin tercüman olduğu mürşidler ne mübarektirler ki hayatlarında didindikleri kavmi -kendilerini öldürseler dahi-onlar için halen hidayet arzu etmektedirler. Antakyalılar'a Allah(cc) iki peygamber gönderir. Onlar tebliğde bulunurken onları desteklemek için davetçi Habibü'n-Neccar da Allah tarafından gönderilir. Onlara bu iki peygambere uymaları gerektiğini söylediğinde onu öldürürler. Bunun üzerine Allah(cc) o kavmin üzerine bir çığlık göndererek hepsini helak eder.

Çağımızda teknoloji sayesinde atomu yapısında artı-eksi elektrik yükleri bulunduğu keşfedildi. Nitekim irili ufaklı tüm canlılarda erkeklik-dişilik kavramları olduğu öteden beri biliniyordu. "...bütün çiftleri yaratan...(ilh...36)." vasfıyla Kur'an'ın bize anlattığı Allah "ne yücedir" dememek mümkün mü?

Allah(cc); insanoğluna, Nuh'un(as) gemisi gibi karada da binebileceği binekler ihsan etmiştir(Bazı tefsirciler sadece deveyi ele alırlar ki -karada ki gemi- olarak nitelendirilir.).

Sur'a ilk üfleyiş ile insanlar ansızın kıyamete tutulma endişesiyle paniğe kapılırlar. İkinci üfleyişte düşüp bayılırlar ve son üfleyişle dirilirler. Kuvvetli görüş üç üfleyiş olacağı doğrultusundadır. Birincisinde düşüp bayılmanın, ikincisinde dirilmenin gerçekleşeceği iki üfleyiş olacağı da görüşlerdendir.

"Muhakkak ki bugün cennetlikler bir meşguliyet içinde mutlu ve sevinçlidirler(55)." Ki bu meşguliyeti İbn Abbas bakire hurilerin bekaretlerini gidermek ve sazların tellerine vurmaktan dolayı cehennemliklerle ilgilenememe olarak niteler.

Başka bir ayette Allah(cc): "Biz isteseydik onları oldukları yerde dondururduk(ilh...67)." buyuruyor. Taberi bunu -menzilde bırakma- olarak tefsir ederken İbn Abbas kuvvetli olan görüşle -bulundukları yerde helak etme- olarak açıklıyor(Zira kafirler bulundukları yerde helak olup hiçbir yere gidemezlerdi.).

Hz. Muhammed'e(sav) öğretilen şiir değildir. Kalbi ölmemiş olan kimseleri -ki onlar kalbi ve gözü canlı müminlerdir- uyarıcı bir beyandır. Kafirlerin ise kalpleri ölüdür.( Sahih olan "kalbi ölmemiş kimse" telaffuzu Katade'ye aittir.)

Allah(cc), bazı hayvanları insanın emrine musahhar kılmıştır. Kiminin bineğinden, kiminin etinden, kimininse sütünden faydalanılır(Deve, gövdesi iri olmasına rağmen bir çocuk tarafından bile güdülebilir.).

"...onlar için hazırlanmış askerlerdir(ilh...75)." ayeti teşbih ile müşrikleri putların askerleri olarak niteliyor. Zira müşrikler putlar için kızar, savaşır, canlarını ve çocuklarını feda ederler. Halbuki putların onlara hiç bir iyiliği dokunamaz. Bu yüzden müşrikler putların hizmetkarıdırlar.

Kureyş kodamanlarından Übeyy bin Halef çürümüş bir kemik alır ve Allah Rasulü'nün(sav) huzuruna gelir. Kemiği parçalar ve şöyle der: "Ey Muhammed! Şu kemik gibi çürüyüp toprağa karıştıktan sonra, Allah'ın bizi yeniden dirilteceğini mi iddia ediyorsun?" Bunun üzerine: "İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmez mi ki...(ilh...77)." ayeti nazil olur.

Allah bir şeyi murad ettiği zaman sadece ona "ol" der ve o da oluverir. Bu ifade yaratmanın hızını ifade eder. Katade der ki: "Bu söz Arapça'da kendinden daha hafif ifadesi bulunmayan bir sözdür. Allah'ın işi işte böyledir."

SAFFAT SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 182 ayettir. Kullara; Allah'a ibadetten ayrılmayan, temiz meleklerden oluşan o yüce topluluğu hatırlattığı ve o yüce topluluğun mükellef oldukları vazifeleri anlattığı için bu adı almıştır. Tevhid, vahy, haşir ve hesap gibi temel İslami esasları ele alır. Saffat Suresi'nde;

"...yıldızlarla süsledik. Ve onu inatçı her şeytandan hıfzettik(ilh...6\7)." Katade der ki: "Yıldızlar üç şey için yaratılmıştır. Şeytanları taşlamak için, yol bulunmasına yardım eden bir ışık olması ve dünya semasını süslemesi için."

İnsanoğlu toprak, su, hava unsurundan yaratılmıştır. Toprak, su ile karıştırıldığında yapışkan bir çamur haline gelir. "...cıvık bir çamurdan yarattık(ilh...11)." ayeti insanın demirden değil çamurdan olduğunu bildirerek zayıflığını gösteriyor.

Din günü geldiğinde müşrikler de diriltilecekler ve "vay bize, bu din günüdür(ilh...20). diyeceklerdir. Melekler ise onlara kınayıcı bir eda ile "Bu ayırma günüdür ki, siz onu yalanlamıştınız(21)." sözlerini söyleyeceklerdir. (Ayırma gününden kasıt iyiler ile kötülerin ayrılmasıdır.)

Taberi'nin zamiri cinlere raci kıldığı; "Birbirlerine dönerek soruşurlar. Ve derler ki; "Siz bize sağdan gelirdiniz." (27\28)." ayetlerinde kuvvetli görüşe göre esas mana; sapıklıkta bulunan tebalar liderlerine yönelerek soruşturmaya başlarlar; birbirlerini kınar, tartışır ve çekişirler. Ahirette husumet sadece sapıklıkta olanlardadır.

Kur'an-ı Kerim'in metoduna dikkat edelim. Önce kafirler azap ile korkutulur, ardından da müminlere mükafat olan cennetten bahsedilir. İbn Abbas der ki: "Cennet şarabında sarhoşluk, baş ağrısı, kusma ve idrar çoğaltma yoktur."

Allah(cc),hurileri tarif ederken; "..sanki saklı bir yumurta...(ilh...49)." buyurur. Taberi bunu el değmemişlik olarak tarif ederken, İbn Abbas; "Saklı inciler gibi(Vakıa\23)." ayetiyle destekleyerek hurileri -sedefleri saklı inci- olarak tanımlar.

Taberi'nin tefsirinden farklı olarak kuvvetli görüşe göre mümin kişi inkarcıyı alaya alarak şöyle der: "Biz bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Ancak ilk ölümümüz müstesna, ve azaplandırılmayacağız da...(59)." Bu da Kur'an'ın ilginç üslubundandır.

Cenab-ı Allah; "Çalışanlar bunun gibi çalışsın(61)." ayetiyle müminleri hayırda yarışmaları için teşvik ediyor. Dünyada ancak müminler ahiret için gece-gündüz çaba sarfederler. Dünyalık yarışa girmek doğru yolu görme basiretinden mahrum olan kafirlerin işidir.

Zakkum ağacı, tomurcukları çirkin görünümlü olduğu için şeytanı(lanetullahi aleyh) andıran bir ağaçtır. Cehennemde bitecek ve cehennem ehillerinin faydalanacağı ağaç budur.

"Andolsun ki Nuh, Bize niyaz etmişti. Ne güzel icabet edenlerdeniz Biz(75)."Kur'an'da pek çok defa Rabbimiz -yücelik ve azamet- için -ben- yerine -biz- ifadesini kullanıyor.

Surede yedi peygamberin kıssalarından bölümlere yer veriliyor; bunlar: Nuh, İbrahim, Musa, İlyas, Lut ve Yunus kıssalarıdır (aleyhimüsselam). Bunun hikmeti Peygamberimiz'i(sav) teselli ve kafirleri sakındırmadır.

Hz. İbrahim(as) putları kırınca; "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz(ilh...95)." der, sonucunda da kavmi O'nu ateşe atmak ister(Bu Allah'ın sünnetidir. Peygamberlerin apaçık delillerle gelmesine müşrikler hiçbir zaman karşı çıkamamış, karşılığı öldürme ve zor kullanma ile vermişlerdir).

İmam-ı Taberi, Hz. İbrahim'in kurban etmek istediği çocuğunun İshak olduğunu savunur. Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinden -ki bu kıssanın sonunda Hz. İbrahim'e(as), İshak adlı bir oğul müjdeleniyor- anlaşılıyor ki bu çocuk İsmail'dir. Allah(cc), Hz. İbrahim'in(as) kalbindeki çocuk bağımlılığını silmek istiyor. Hz. İbrahim de evladını kurban etmek isteyince görülüyor ki bu bağımlılık kalbinden gitmiştir ve O'na İshak müjdeleniyor.

Hz. İbrahim, oğlunun da Allah'a(cc) karşı sabrını ölçmek için rüyayı ona anlatıyor ki sabretmeyi içine sindirsin.

İsrailoğulları'na gönderildiği kesin olmakla beraber bazı görüşlere göre İlyas(as), İdris'dir(as).

Yunus(as), kavminden kaçıp bir gemiye binmişti. Gemi, dalgalara maruz kalınca sakinleşmesi için bir kurban vereceklerdi. Kura çekilmiş ve Yunus'a(as) çıkmıştı. Üç defa tekrarladıklarında yine O'na çıkmıştı. O zaman O'nu denize attılar (Ta ki O'nu bir balık yutar. Fakat Rabbi O'nu sahile çıkarır ve O'nun için geniş yapraklı kabak bitkisini yetiştirir.).

Kureyş müşrikleri, meleklerin Allah'ın(cc) kızları olduğunu iddia ederek, onlara taparlardı. Cenab-ı Allah bu yüzden Resulullah'a: "Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahid miydiler?(150)." demesini emreder.

"Ve şüphesiz ki bizim askerlerimiz; onlar galiplerdir(173)." Ayeti Allah'ın(cc) peygamberlerine ve mümin kullarına yardım edeceğine dair vaadidir. Zafer ve galibiyet -kendi kusurlarından dolayı yenilseler de, imtihana maruz kalsalar da- sonuç olarak müminlerindir.

SÂD SURESİ

Mekke'de nazil olan sure, 88 ayettir. Kur'an'ın şanını yüceltmek için "sad" harfiyle başladığı için bu adı almıştır. Mekki surelerin genel özelliğini taşır. Sad Suresi'nde;

Kafirler: "Biz bunu son dinde de işitmedik. Bu ancak bir uydurmadır(7)." derler ki, burada son din kafirlerin atalarının dinidir. Görüş bu yöndedir. İbn Abbas ise bunun hristiyanlık olduğu görüşünü savunur.

"...kazıklar sahibi firavun da...(ilh...12)." ayetinde firavun için "kazıklı" tabiri kullanılır. Çünkü o insanlara kazıklarıyla işkence yapardı. (Diğer ve kuvvetli olan görüş kazıkların yeryüzünde yayılma, saraylar kurma olduğu yönündedir. Zira onun zamanında ehram ve bina yapılışı meşhur olmuştur.)

Hz. Davut(as)'ın surede geçen kıssasını tefsirciler pek çoğu İsrailiyat'tan olmak üzere derlemişlerdir. Bu konuda hadis veya güvenilir bir eser yoktur.

İnsanları yönetmekle yükümlü olan kimseler için Allah(cc); indirdiği ile hükmetmelerini emrediyor. Zira bundan başka bir şekilde hükmeden yöneticiler Allah'tan ve O'nun hesabından korkmalıdırlar.

"Davut’a da Süleyman'ı lutfettik(ilh...30)." ayetindeki mana Taberi'nin anladığı gibi oğul lutfu değil, peygamberlik lutfudur. Zira Davud'un(as), Süleyman'dan başka pek çok oğlu vardır.

Hz. Süleyman'ın(as) atlarla uğraştığı için namazı unuttuğu yönündeki rivayet zayıftır ki bir peygamber için böyle bir şey düşünülemez. Süddi'ye göre O, namazı değil sonundaki virdi unutmuştur.

Taberi, bu olayın ardından Hz. Süleyman'ın(as) atlarını sebepsiz yere öldürdüğünü kabul etmez. Zira onlarla kendisi ilgilenmiş, atların bir suçu yoktur. İbn Kesir ise Hz. Süleyman'ın atlarını öldürdüğü görüşünü savunur ki bunun üzerine Allah(cc) O'na daha hayırlı bir binek olan rüzgarı ihsan etmiştir.

"Andolsun ki Biz Süleyman'ı denemiştik (ilh...34)." ayeti ile anlatılan imtihana dair kaynaklar da İsrailiyat'tan olduğu için sahih değildir. Zaten Taberi de Hz. Süleyman'ın(as) şeytanla imtihan edildiği görüşünü uzak görmüştür.

Eyyüb(as) yaptığı bir işten dolayı sinirlendiği hanımına iyileşince yüz değnek vuracağına dair yemin etmiş, fakat iyileşince kendisine bu kadar iyi muamelede bulunan hanımına bu davranışı yapmaması gerektiğini düşünmüştü. Allah'tan yardım dileyince: "Eline bir demet sap al...(ilh...41)." fermanı ulaşır. O da üzerinde yüz çöp olan bir hurma dalıyla eşine bir defa vurur.

Kafirler kendi nefislerini kınama nevinden cehennemde şöyle derler: "Biz müminleri dünyada iken alaya alıp onlarla dalga mı geçtik, yoksa onlar da bizimle birlikte ateştedirler de biz mi göremiyoruz!" Bu hasret ve elemlerinin ifadesidir.

"Mele-i ala'da olan tartışmalar hakkında benim bilgim yoktur(69)." Ayeti Rasulullah’ın nübüvvetini tasdik içindir. Çünkü Allah bildirmezse O hiçbir şeyi bilecek değildir.

Hz. Adem(as) yaratıldığında kendisine yapılan secde ibadet için değil O'nu selamlama ve tazim içindir.

Allah'ın(cc) emrine karşı çıkan iblis, cezası olan ölümden tamamen kurtulmak ister. Fakat Allah ona: "Sen mühlet verilenlerdensin. Bilinen vaktin gününe kadar(ilh...80/81)." buyurur(Sur'a ilk üflendiği zamana kadar yaşayacaktır.).

ZÜMER SURESİ

Mekke'de nazil olmuştur.75 ayettir. Cennet ve cehennem zümrelerinden bahsettiği için Zümer adı verilmiştir. Ana başlıklarda özetlersek büyük bir kısmı tevhidi konu almıştır. Allah'a itaat ve teslim olmak gerektiğini, O'nun ortağı veya çocuğu olmadığını, Allah'ın dininden gayrısını yol edinenlerin hükmünün cehennem ateşine atılmak olduğunu anlatır. Tevhide, onun gerekliliğine şöyle akli bir misal verir, der ki: Hiç birbirleriyle çekişen ortak efendilere hizmet eden köle ile ortaksız tek efendiye hizmet eden köle bir olur mu, hangisi daha az zahmet çeker? Başka bir yerde ise -müşriklere sorsan- "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye, "Allah" cevabını vereceklerdir denmektedir. Ve şöyle devam edilir; Bu cevap üzerine de ki: "Söyleyin, Allah beni bir belaya müptela etmek isterse taptıklarınızdan hangisi bu belayı def edebilir ya da O'ndan gelecek bir rahmeti taptıklarınızın hangisi engelleyebilir? Allah kuluna kafidir. Zarar ve fayda O'nun elindedir. Sendeki sıkıntı ve refah O'nun kudret elindedir ve bunda hakkı tasdik eden deliller vardır. O'nun kudretine başka bir ibret levhası olarak inen yağmurların yerdeki kaynaklarda birikip onunla ekinlerin bitmesini ve Rabbimizin hikmetiyle o ekinlerin kuruyup çer çöp olması anlatılır. Bu surede Kuran’dan da şöyle bahsedilmektedir: Kur'an, içinde ihtilaf ya da çelişki bulunmayan, düşünelim diye geçmiş ümmetlere dair misaller veren, hükümleri ve haberleri ikişerli olarak bildiren bir kitaptır. Rablerinden korkanlar onu duyunca ürperir ve onunla amel etmeyenler ise kendilerine yazık etmiş olurlar.

Cennet ve cehennem ehlinden ise şöyle bahsedilmektedir: Cenneti kazanan zümrelerden bazıları:

1-Hayra davet eden ve bu davete uyan müttakiler

2-Dünyada ihsan edip, Allah'a itaat eden muhsinler

3-Uğradıkları günahlar karşısında ümitsizliğe düşmeyip tevbe edenler, diye sıralanmaktadır. Allah bu takva sahipleri için altından cennet ırmakları akan saraylar vaad etmektedir. Ve bu kimseler cennet nimetlerine kavuştukları için faziletleri karşılığı dünyada kaybettikleri şeyler için üzülmezler. Cehennem ehli olan müşrikler ise şöyle tanıtılmaktadır: kalpleri katılaşmış olan bu kimseler yalnız Allah anılınca tiksinirler de, O'ndan başkaları anıldığında sevinirler. Kendilerine bir zarar dokununca Allah'a yalvarır, afiyet ihsan edilince de "Allah razı olduğu ve ben bu işe layık olduğumdan bu nimet verildi" derler. Bilmezler ki bu bir imtihandır. Mütekebbirdirler, Allah'a karşı büyüklük taslarlar. Allah da böyle şeytana itaat edip, ibret almayan kıt akıllılara kat kat ateşler arasında helak olacaklarını vaad etmektedir. Öyle ki bu zalimler dünyadaki tüm hazinelerin iki misline sahip olsaydı yine de ilahi azaptan kurtulmak için tereddütsüz verirlerdi, denmektedir. Son olarak ise kıyamet günü tablolaştırılmaktadır. O gün İsrafil(as) Sur'a birinci kez üflemiştir ve Allah'ın dilediğinden başka herkes ölmüştür. Birkez daha üflendiğinde mahlukat dirilir. Yer O'nun nuruyla aydınlanır. Amel defterleri ortaya konur. Müşrikler eyvahlar ederler. Peygamberler, ümmetlerinin ne cevap verildiği sorulmak için getirilirler. Şahidler olarakta Muhammed(sav) ümmeti getirilir. Herkes amelinin karşılığını eksiz alır artık onlar arasında hüküm adilce noktalanır.

MÜMİN(GAFİR) SURESİ

Mekkidir. 85 ayetten ibarettir. Bu sureye Gafir(bağışlayan) denmesinin sebebi:

Yüce Allah'ın bu sıfatı surenin başında zikretmesidir ayrıca Firavun ailesinden mümin bir kişiden bahsettiği için Mümin suresi de denmiştir. Bu surede de inanç konularına önem verilmiştir. Bahse Allah'ın güzel sıfatlarının ve büyük alametlerinin yüceliğini anlatarak başlar. Ve der inkar edenlerin hali seni şaşırtmasın. Onlara azabı hak etsinler diye mühlet tanınmaktadır. Nuh kavmi de, diğer kavimlerde peygamberlerini yalanladılar.

Allah da onları azap ile ibret alınsın diye yakalayıverdi ve sözünü gerçekleştirdi. İnkar edenlere azap içindeyken seslenince onlar der ki: Rabbimiz bizi iki kere öldürdün(yani bir defasında babalarımızın sülbündeyken bizleri öldürmüştün, sonra dünya hayatında ruhlarımızı aldın), iki defa da ihya ettin(yani dünyaya bizi getirdin, bir de ölümden sonra dirilttin).Biz suçlarımızı ikrar ettik. Bizim için şu ateşten çıkış yolu var mıdır?Yüreklerin ağızlara geleceği yaklaşan günden korkun, o gün zulüm yoktur. Yalnız hak edilen vardır gibi ifadelerle ahiret sahneleri anlatılmaktadır. Daha sonra Musa(as)'ın Firavunu hakka davet kıssası gelir. O'na davet edilmeleri üzerine Firavun, veziri Haman ve sonra da Karun onu yalanladılar. Firavun, imanın toplum arasında yayılmasından korktuğu için kibir ve zorbalığı ile Musa(as) ve ona uyanları öldürmek ister. Bu sırada firavun ailesinden imanını gizleyen mümin bir adam ortaya çıkar. Önce onlara güzel nasihatte bulunup güzel sözler söyler."Eğer yalancıysa yalanı kendinedir. Eğer doğru sözlü ise tehditlerinin bir kısmı size isabet edebilir"diyerek hem onu tanımadığı vehmini verirken, bir taraftan da kafalarına şüphe atmak ister. Sözlerini"Muhakkak ki Allah Haddi aşan yalancı kimseyi hidayete erdirmez."diyerek bitirmiştir. Bu sözle görünüşte Musa(as)'ı doğrulamadığını belirtirken, Yalancı Firavuna da inceden inceye taş atmaktadır. Bu Kur'an'ın mucizeliğinin sırlarındandır. O nasihatler üzerine Firavun veziri Haman'a yüksek bir kule yapmasını emreder. Kavminin kalplerine tesir edilmesinden korktuğu için Bu yolla (haşa) Allah'ın var olmadığını onlara kanıtlamak ister ama bu sonuçsuz kalır. Firavun yardımcı ve destekçileriyle beraber denizde boğulup yok olur. Hak davetçisi o mümin kişi ve diğer müminlerin kurtulması ile bu kıssa sona erer. Daha sonra peygamberini yalanlayanların, azgın ve zorbaları gaflet içindeyken yakalayan azap sahneleri anlatılır. Önce kabir ateşine sunulurlar. Kıyametin koptuğu gün ise azabın en şiddetlisi gelir. Boyunlarında demir halkalarla önce kaynar suya, sonra da ateşe...,yalvarışlar boşunadır... gibi ayetler ile azap tasvir edilir. En sonunda da Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna ve birliğine deliller veren, istiğfara yöneltici ayetler ile sure hitama erer.

FUSSİLET SURESİ

Mekke'de nazil olmuştur. 54 ayettir. Cenab-ı Hak bu surede ayetlerini tafsil edip açıkladığı, kudretinin delillerini, yüceliğini izah ettiği, Hâlık olduğuna dair kesin deliller gösterdiği için "Fussilet"suresi adı verilmiştir. Diğer Mekki sureler gibi İslami inançları konu alır. Söze Kuran’dan başlar. Allah katından inmiş, tefekkür edilmesi gereken ilahi bir kitaptır. Daha sonra vahiy ve peygamberlik konusunu ele alır. Peygamberin de beşer olduğunu, Allah'ın peygamberlik için O'nu seçtiğini açıklar. Sonra da göklerin ve yerin bu ince ve sağlam şekilde yaratılması anlatılır. Yeryüzü ve üzerindekilerin yaratılması Pazar günü başlayıp Çarşamba günü bitmek üzere 4 gün sürmüştür. Bu şekilde ayetlerden yüz çevirenler tefekküre çağrılır. Bu meyanda yalanlayanların helak oluşları hatırlatılır ve Ad ile Semud kavminden örnekler verilir. Cürüm işleyenlerin cehennemdeki hali anlatılır. Bütün azalarının aleyhlerine şahidlik edeceği tasvir edilir. Taberi der ki bulunacakları cehennemin kapıları birbirinin altındadır ve alttakinin azabı üsttekine nazaran daha şiddetlidir. Cennet ile müjdelenenler ise şu 3 hasleti Kendinde toplayanlardır:

1-Allah'a davet

2-Hayır işlemek

3-İlim ve ameli ile istikamet üzere bulunmak. Ve bizlere kötülük yapanlara karşı şöyle bir yol tavsiye edilmektedir; eğer kötülük yapana iyilikte bulunursak, iyiliğimiz onu bize dost kılar. Sure Allah'ın birliğine dair hüccetlerden bahseder(Gece-gündüz, güneş-ay gibi).Haşrin ispatına dair de; nasıl ki kurumuş toprak yağmurla canlanır ise elbette bu işleri yapanın ölüleri de dirilteceğinden bahseder. Ve sure ahir zamanda Allah'ın azametine ve Kur'an'ın doğruluğuna delalet olması için kainatın bazı sırlarını, bazı acib sanatlarını bizlere göstereceğine dair Allah'ın verdiği söz ile sona erer.

ŞURA SURESİ

Mekke'de nazil olmuştur. 53 ayettir. Bu sureye meşveretin yüceliğini ifade etmek ve hayatlarımızı bu metod üzere devam ettirmeyi öğretmek için bu ad verilmiştir. Bu surenin konusu; peygamberlik, öldükten sonra dirilme meselelerini ele alan ve Mekke'de inen diğer surelerin konuları ile aynıdır. Surenin asıl hedefi ve en çok üzerinde durduğu konu "Vahiy ve Peygamberlik"tir. Söze vahyin ve risaletin kaynağını açıklayarak başlar. Sonra müşriklerin durumunu ve Allah'a çocuk ve zürriyet isnad etmelerini açıklar. Bu o kadar kötü bir inadtır ki o çirkin sözün dehşetinden neredeyse gök çatlayacaktır. Onlar peygambere yalancılık isnad ederler. Oysa Allah peygamberine şöyle buyurmaktadır:"Eğer müşriklerin iddia ettikleri gibi Allah'a karşı yalan söylemeyi içinden geçirmiş olsaydın, senin kalbini mühürler, şu Kur'an'ı sana unutturur ve kalbinden çıkarırdım. Ama sen yalan söylemedin. Bundan dolayı seni destekledim."Ayrıca eğer canımıza, malımıza ya da ailemize bir musibet geliyorsa mutlaka işlediğimiz günahlardan dolayıdır denmektedir. Allah'ın baki olan uhrevi nimetleri büyük günahlardan kaçınanlar, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar içindir. Ve namaz kılanlar içindir ki onların işleri aralarında şura iledir. Sonra dinin Allah'ın peygamberlerine gönderdiği tek din olduğunu; her ne kadar peygamberlerin şeriatları değişse de, dinlerinin bir olduğunu, bunun da Nuh(as),Musa(as) ve diğer peygamberlere gönderilen İslam dini olduğunu açıklar. Daha sonra Kur'an'ı, haşri yalanlayanlardan söz edip onları şiddetli bir azap ile uyarır. Bu sure görünen alemdeki iman delillerini anlattıktan sonra insanlara mal ve dostun fayda etmeyeceği o zor gün ansızın gelmeden kutlu davete icabet etmeye ve O'nun hükmüne boyun eğmeye çağırır. Başta olduğu gibi vahiy ve Kuran’dan söz ederek sone erer ayrıca bu son kısımda Kuran’dan ruh diye bahsedilmektedir.(..Sana da emrimizden bir ruh vahyettik.)Çünkü bunda nefislerin hayatı vardır. Ceset ruh ile canlandığı gibi nefisler de Kur'an ile canlanıp hayat bulur. Sadece tek bir yerde meşveretten bahsetmesine rağmen bu sureye Şura isminin verilmesi dinimizce istişarenin çok ehemmiyetli görülmesindendir.

ZUHRUF SURESİ

Dünyanın aldatıcılığı çok güzel şekli olan, insanlarının çoğunun aldandığı parlak yaldıza benzetildiği için bu sureye o manaya gelen Zuhruf adı verilmiştir. Mekke'de inen diğer sureler gibi inanç ve iman esaslarını ele alır. Vahyin kaynağını ve Kur'an'ın doğruluğunu ispat için deliller arzeder. Kur'an'ın indiriliş sebebi hakkında şöyle denmektedir: "İsyanda ileri gittiniz diye sizi kendi halinize mi bırakalım, sizi hayvanlar gibi mi kabul edelim, Kur'an ile Size öğüt vermeyelim mi?"Akabinde sure Allah'ın kainata yayılmış kudretinin ve birliğinin delillerini anlatır. Bu deliller gökte, yerde, dağlarda, çukurlarda, denizlerde, nehirlerde, Gökten inen yağmurda, suda yürüyen gemilerde ve etlerini yemeleri ve sırtlarına binmeleri için Allah'ın insanların emrine verdiği hayvanlarda vahidiyet sikkeleridir. Bununla beraber cahiliye devrinin hurafelerinden bahseder. Onlar kız çocuklarından hoşlanmazlardı; buna rağmen meleklerin Allah'ın kızları olduklarını iddia ederlerdi. Bu ayetler o sapmaları düzeltmek için nazil olmuştur. Kur'an hakkında ise müşrikler "Eğer gerçek bir kitab ise Mekke'den ya da Taif'ten büyük bir şahsiyete inmesi gerekmez miydi?" demişlerdir. Çünkü onlar hep maddi ölçüyü insanlar için ölçü kabul etmişlerdir. Büyüklüğün gerçek ölçüsü ise Allah'ın koyduğu ölçüdür. O mahlukatın kalp, nefis, asıl ve ahlak olarak en temiz olanını risaletine davet için seçer. Peygamberlik Rabbani bir bağıştır. Denilir ki:"Birbirlerine iş gördürebilmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık."Bu yaratıcının hikmetlerindendir. Zira böyle olmasaydı hayatın devamı olmazdı. Bu dünyada insanların hep aynı derecede olmaları, birlikte yeyip içmeleri, uyumaları imkansızdır. Farklı kabiliyetlerine göre farklı işler yaparlar. Bundan dolayı sosyal farklılıkları kendi inançları doğrultusunda kaldırmaya çalışan toplumlar başarısızlığa mahkum olmuşlardır. Ve Cenab-ı Hak bildiriyor ki; eğer insanlar dünyayı ahirete tercih etmiş, küfre rağbet edip hepsi kafir olmuş olsalardı bu dünya tamamiyle kafirlere tahsis edilir, onlar için yüksek saraylar yapılırdı ki kapıları ve tavanları altın ve gümüşten olurdu. Fakat Allah biliyor ki, bu insanlar için bir fitnedir. Bundan dolayı kullarına acıyıp merhamet etmiş ve böyle yapmamıştır. Daha sonra Efendimizin risaleti hakkında müşriklerin inkarlarının yanlış olduğu Musa(as) ile firavunun kıssası ile anlatılır. Son ayette ise -Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve 'selam' de. Yakında bileceklerdir.-denmektedir. Taberi'ye göre bu ayeti Allah daha sonra nesh etmiş(hükmünü kaldırmış) ve savaşmayı emretmiştir.

DUHAN SURESİ

Mekki'dir. 59 ayettir. Rabbimiz duhanı; yani dumanı, kafirleri korkutmak için bir mucize kıldığını bu surede açıkladığı için bu ad verilmiştir. İman esaslarını sağlamlaştırmak için bu sure de diğer Mekki sureler gibi tevhidi, peygamberlik ve öldükten sonra dirilmeyi konu edinir. Söze Kuran’dan, onun gecelerin en faziletlisi olan Kadir gecesinde indiğinden söz ederek başlar. O gecede Allah her eceli, her yaratmayı ve her rızkı takdir edip hükme bağlar ve bir yıllık programı düzenler. Sonra Kuran’dan şüphe duyanların üzerine semadan inecek duman gibi bir bela ile bizleri uyarır. Bir kavle göre bu kıyamet alameti olarak beklenen dumandır ama daha kuvvetli bir kavle göre ise; Kureyşlilerin asilikleri üzerine Resulullah onlara beddua etmiş ve onlar kıtlıktan dolayı leş yemek mecburiyetinde kalmışlardır. Onların biri göğe bakar, açlıktan duman görürdü. Ayrıca firavunun kavminden ve azgınlıkları neticesinde başlarına gelen azaptan bahseder. Onların helakine yer ve gök ağlamamıştır. Şöyle ki, insanların herbiri için gökte bir kapı vardır.

Rızıklar o kapıdan iner, ameller oradan Allah'a yükselir. Kişi vefat edince o kapı kapanır ve yerdeki namazgahı ile gök o kişi için ağlar ama firavun ve kavminin böyle salih amel kapıları olmamıştır akabinde öldükten sonra dirilmeyi inkar eden müşrikler hakkında da diğer ümmetlerde olduğu gibi cezaya dair ilahi kanunun geçerli olduğu bildirilir. Ebu Cehil için ise cehennem azabı çekerken ona "Tat bakalım; hani senden güçlü olan, değerli olan yalnız sendin" sözü alay olsun diye söylenecektir. Çünkü o, Efendimize "Mekke'nin şu iki dağı arasında yürüyen kimseleri en kıymetlisi ve en üstünü benim" derdi. Sure teşvik ve müjdeleme ile korkutmayı biraraya getirmek suretiyle, iyiler ve kötülerin akıbetlerini açıklayarak son bulur.

CASİYE SURESİ

37 ayettir. Mekke'de nazil olup 14 ayeti Medine'de indirilmiştir. Kıyamet gününde karşılaşılacak sıkıntıyı ve hesabı beklerken mahlukatın korkudan diz üstü çökmüş olacağından bahsettiği için 'Casiye'(diz üstü çökmüş) adı verilmiştir. Kur'an'ın kaynağının Allah olduğunu anlatarak O'na ait kainattaki kevni delillerden bahseder: Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi, rüzgarın ve yağmurun emir altında bazen rahmetle bazen de azap ile sevkedilmesi gibi kulların nimetlerin kaynağını Allah bilip şükretmeleri için Allah'ın lütufları anlatılır. Bundan sonra sure Kur'an'ı dinlemeyen müşriklerin kıyamet günü sonrası çekecekleri azap türlerine dikkati çeker. Allah'ın İsrailoğullarına olan çeşitli ikram ve ihsanına, inkar ve isyanla karşılık verdiklerinden bahseder. Ve kafirlerin vasıflarını belirler:

1-Heveslere tapma

2-Bilgili olduğu halde sapma

3-Kalplere ve kulaklara mühür vurulmuş olması

4-Gözlere perde çekilip delilleri görememesi. Görüşleri şöyledir:'Bizi ancak dehr helak eder. Yani sadece günlerin geçmesi ve uzun ömürle ilgileniriz. Bu her çağdaki mülhitlerin sofestai felsefesidir. Yaratma ve öldürmeyi zaman ve tabiata verip böylece ilahi emirlerden ve mükellefiyetlerden kaçmak isterler. Bu kişilerin kaçmak istediği kıyamet gününde nasıl her ümmetin korkudan diz çöktüğünden bahseder. Kiramen katibin meleklerince yazılmış amel defterlerine göre o gün verilecek adil hesap anlatılarak sure sona erer.

AHKAF SURESİ

Mekki'dir.35 ayettir. Ahkaf Allah'ın yok ettiği Ad kavminin yurdu olduğu için bu sureye Ahkaf denmiştir. Diğer Mekke'de nazil olan sureler gibi tevhid, peygamberlik, haşir. Ceza gibi meseleleri anlatılır. Önce Kuran’dan, sonra müşriklerin Allah katında kendilerine şefaat edeceklerini sandıkları putlarından bahseder. Allah bu fena seçimlerinden dolayı onları kınamaktadır. Yahudiler ise büyük alimlerinden Abdullah b. Selam(ra) Resulullahın risaletine dair alametleri görüp şahadet ettiği halde gerçeğe yüz çevirmişlerdir. Daha sonra ana babaya, özellikle de pek çok zorluk çeken anaya iyi davranılması konusunda uyarıda bulunur. İtaatkar ve takva sahibi bir oğul cennet ile müjdelenirken; fıtratı bozuk, isyankar, inkarcı bir oğulun hüsrana uğrayacağı haber verilmektedir. Bir kavle göre bu ayet Hz. Ebubekir'in sonradan İslam'a giren bir oğlu hakkında nazil olmuştur ama mana umumidir. Ayrıca 40 yaşın akılca en mükemmel yaş olduğu söylenmektedir ki bu yüzden 40 yaşına varmadan peygamberlik verilmemiştir. Sonra sure Hud(as)'ın azgın kavmi Ad ile olan kıssasını anlatır: Onlar sahip oldukları güç ve kudrete aldanıp inkar etmiş ve şiddetli bir rüzgar ile helak olmuşlardı. Bu azaptan sakının, çevrenizdeki Sedum, Me'rib, Hicr gibi kasabaları da biz helak ettik diye Mekkeliler tehdit edilmektedir. Sure Nusaybin cinlerinin kıssası ile bitirilir. O cinler Taif dönüşünde Batn-ı Nahle denen yerde Efendimiz ile buluşup Kur'an'ı dinlemiş ve kendi kavimlerini imana çağırmak üzere onların yanlarına dönmüşlerdi.

MUHAMMED SURESİ

Mekke'de nazil olup ana konusu cihaddır.38 ayettir. Medine'de inen sureler gibi ahkam yönü ağır basar. Söze Allah ve peygamber düşmanlarına harp ilan ederek başlar:"(Savaşta) inkarcılarla karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları sindirince bağı sıkıca bağlayın..." denerek onların savaşacak güçleri kalmayıncaya dek müminlerin onlarla savaşmasını emreder. Savaşan ve şehid olan müminler müjdelenir. "Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder" denilerek zafer yolu gösterilir. Kafirlere, geçmişte helak olan kavimlerden misaller verilip kafirler hayvanlara benzetilir. Şöyle ki hayvan gibi sadece midelerini ve şehveti düşünürler. İleride boğazlanacağını hiç düşünmezler. Kafirler ameli kendisine güzel gösterilmiş kimselerdir. Münafıklar da şöyle tanıtılır; Allah'ın kalplerini mühürlemiş olduğu ve kendi heveslerine uyan kimselerdir. Cihaddan hoşlanmazlar ve eğer Allah dileseydi onları simalarıyla belli ederdi. Tefsirciler derler ki: Bu ayetin nüzulünden sonra herhangi bir münafık konuşunca Efendimiz onu mutlaka tanırdı. Bu sure cihada davet ile başladığı gibi yine müminleri gayrete getirici ifadelerle, yine cihada davet ile sone erer ve denir ki: "Eğer O'ndan yüz çevirirseniz yerinize sizden başka bir kavim getiririz. Sonra onlar sizin gibi olmazlar."

FETİH SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 29 ayettir. Yüce Allah bu surede mü’minlere Feth-i Mübin’i müjdelediği için Fetih suresi adı verildi. Surede, hicretin 6. yılında Hz. Peygamber(sav) ile müşrikler arasında yapılan Hudeybiye Barışı anlatılır. Bu barış Mekke fethi için bir başlagıç olmuştur.

Ayrıca sure, mü’minlerin cihadından ve sahabenin Rıdvan Biat’inde de söz eder. Bununla beraber cihada çıkmayan bedevilerle münafıklardan bahseder. Sure Hudeybiye dönüşü nazil olmuştur. Süre nuzül edince Rasulullah şöyle buyurdu.”Andolsun ki, bu gece bana öyle bir sure indi ki; o bana dünyadan ve içinde bulunanlardan daha fazla sevimlidir.(Buhari)

Ey Muhammed (sav), senin kavminin kafirlerine karşı yardim görmene ve apaçık bir fetih ile muzaffer olmana hükmettik. Bu fetihten kasıt Hudeybiye Barışıdır. Bazı tefsirciler ise ayette geçen “fetih” kelimesi ile Mekke Fethi’nin kastedildiğini zira bunun en büyük fetih olduğunu söylemişlerdir.

Ey Muhammed (sav), seni risaletime verdikleri cevap hususunda ümmetime karşı şahid olarak gönderdim. Eğer dosdoğru dine uyma hususunda sana itaat ederlerse, onları cennetle müjdelersin. Eğer onlara götürdüğün dinden yüz çevirirlerse onları Allah(cc)’ın azabıyla uyarıp korkutursun.

Taberi dedi ki: “Allah’ın eli onların elerinin üzerindedir.” kavlinde tevil bakımından iki vecih vardır. Birisi; biatte Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Zira onlar Rasullah’a biat etmekle Allah’a biat etmiş olurlar. İkinci vecih ise; Rasulullah’ın nusretinde Allah’ın kuvveti onların kuvveti üzerindedir. Çünkü onlar Rasulullah’ın nusreti üzerine biat ettiler.

Andolsun ki; Allah (cc), Rasul’ünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etmiştir. Rasulullah (sav) Medine-i Münevvere’de iken şöyle bir rüya görmüştü. o ve ashabı Mekke’ye girerek güven içinde Kabe’yi tavaf ediyorlar. Sonra saçlarını tamamen veya kısmen tıraş edip kısaltıyorlar. Bunu ashabına anlatınca onlar sevinip birbirlerine bunu müjdelediler.

HUCURAT SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 18 ayettir. Yüce Allah bu surede Hz.Peygamberin evlerinin yani mü’minlerin tertemiz annelerinin oturmuş olduğu odaların mahremiyetini anlattığı için buna Hucurat Suresi adı verilmiştir. Bazı müfessirlerin “Ahlak Suresi “dediği bu sure ebedi terbiye hakikatlarını ve üstün medeni esasların kapsar. Sure ayrıca, gıybet, kusur araştırmak ve mü’minler hakkında su-i zanda bulunmak menederek sona erer.

Ey iman edenler, sesinizi Rasulullah’ın sesinden yüksek çıkarmayın. Ve O’na kabaca hitapta bulunmayın. Rivayete göre bazı görgüsüz Arabiler Hz. Peygamber’in zevcelerinin odalarına gelerek O’na “Ey Muhammed, Ey Muhammed(sav)yanımıza gel hele”diye seslenmişler. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil olmuştur.

Ey iman edenler, eğer fasığın biri size bir haberle gelirse, o haberin aslını araştırıp tespit edin ki suçsuz bir kavmi cinayetle itham etmeyesiniz. sonra bundan ötürü pişmanlık duyarsınız.

Mü’minler din kardeşidirler. Şu halde birbirleriyle vuruştukları, ayrı düştükleri zaman iki kardeşinizi barıştırın. Onları Allah’ın hükmüne ve Rasul’ünün döndürerek aralarını bulun.

Ey iman edenler! Mü’minler hakkında kötü zannın çoğuna yaklaşmayın. Aksi halde onlar hakkında bulunursunuz. Çünkü bir kısım zanlar günahtır.

Kardeşiniz gıyabında hoşlanmadığı şeyleri söylemeyin. Hangi biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır. Evet bir kimse ölü kardeşinin cesedi önünde oturduğundan ondan bir parça koparıp çiğnemiş ve yemiş gibi oluyor.(Tıpkı En vahşi bir kabile olan yamyamlar gibi). Ayet-i kerime gıybet etmeyi insan tabiatının nefretini mucip bir şekilde tasvir ediyor. Şöyle ki:

1-Önce bu bir insan etidir, hayvan eti değildir.

2-Etini koparıp yediği insan, kendi kardeşidir.

3-Bu et bir ölünün etidir.

bu ne feci bir temsildir ki, sanki gıybet edenin gırtlağını kesiyor.

Bedeviler “iman ettik” dediler. Onlara de ki;”Siz iman etmediniz ama müslüman olduk deyin. Çünkü İslamiyet sözdür, İman ise hem söz hem ameldir.” Bu ayet-i kerime imanın islamiyetten daha üstün bir mertebe olduğuna delalet eder. Çünkü iman itikattır. Söz ve ameldir. İslamiyet ise teslimiyet ve itaattir. Zahiri bir boyun eğmedir. Yüce Allah onları et’dib etmiş ve şu hususa dikkatlerini çekmişti: Gerçek mü’min imanını ameli ile tasdik edendir. Sadece söz ile “iman ettim” diyen değildir. İmanını Resulullah’a minnet eden de değildir. Bu nedenle bundan sonra şu ayet sonra nazil olmuştur: “Müslüman oldukları için sana minnet ediyorlar. De ki; Müslümanlığınızla bana minnet etmeyiniz. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah size minnet eder. Şayet sadıklardan iseniz.”

KAF SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur.45 ayettir. Allah’ın birliği, risalet ve öldükten sonra dirilme gibi İslami inanç esaslarını ele alır. Teşvik ve korkutmayı bir arada zikrederek ruhları ihtizaza getir. Ve sûra üflenmesinden, kıyametin dehşetinden bahsederek sona erer.

Yeryüzünü de döşedik, bir sergi gibi yaydık. Ve ona sabit dağlar koyduk. O dağlar yeri geminin demiri gibi tutar. Yani bir denge unsurudur anlayabilene!

Biz insanın kendisine şah damarından daha yakınız. Mücahid dedi ki: Burada şah damardan kasıt boğazdaki bir damardır. Yani Cenab-ı Allah insana ilmi ile yakındır. O’nun ilmi sonsuzdur. Yani Rabbimiz ayet-i kerimede mealen şöyle der:”Biz insanın hallerini ve kendisini çok daha iyi biliriz.”

Rabbin için güneşin doğuşundan önce sabah namazını ve güneşin batışından önce de ikindi namazını kıl. Çünkü bu namazların faziletleri ve üstünlükleri diğerlerinkinden fazladır. Geceleyin akşam ve yatsı namazlarını kıl. Namazdaki secdelerin ardından da Rabbini hamd ve tesbih et.

ZARİYAT SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur.60 ayettir. Sure iman esaslarını yükselten, gözleri Allah’ın kudretine çeviren takva ve iman esasları üzerine yerleşmiş bir iman esası koyan suredir. Sure değerli Peygamberlerin kıssalarından bahseder ve insan ve cinlerin yaratılmasındaki maksadı açıklayarak sona erer.

Onlar geceleyin kıyamda bulunup Rabb’lerine taatte bulunduklarından çok az miktarda uyurlar. Kendilerini şevkle namaza verir ve onların istiğfarları, seher vakitlerindedir.

Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler, emrime boyun eğsinler diye yarattım. İbn-i Abbas dedi ki; yani ister istemez ubudiyeti ikrar etsinler diye onları yarattım.

TUR SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 49 ayettir. Yüce Allah bu mübarek sureye Hz. Musa(as) ile konuştuğu Tur dağına yemin ederek başladığı için buna tur suresi adı verildi. Surede tevhid, peygamberlik, dirilme ve hesaba çekilme konularını ele alır. Ve sure kınama ve azarlama yoluyla kafirler ve putlarıyla alay ederek sona erer.

Semada ve Kabe’nin hizasında bulunup, meleklerin çokluğu ile şenlenip mamur olan beyte de andolsun. Sahih hadisde şöyle buyulurmuştur: “Her gün Beyt-i Mamur’a 70 melek girer. Çıktıktan sonra artık bir daha oraya dönmezler.” Sayıları çok olduğundu için artık oraya dönmek üzere kendilerine sıra gelmez.

Herhangi bir kimse başkasının günahından sorumlu olmaz. Kişi ancak kendi işlediği günahtan ötürü azaplandırılır.

Rabb’in için kaile uykusundan kalktığında öğle namazını kıl. Burada “kaile” ile öğle uykusu kastedilmiştir.(Taberi).Diğerleri demişler ki: uyku gece uykusu olduğundan, uyandığın vakit sabah namazını kıl. Bu kavil ise İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir. En doğrusunu Allah (cc) bilir.

NECM SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 62 ayettir. Sure umumi çerçeve içerisinde risalet, öldükten sonra dirilme ve hesaba inanma konularından bahseder. Ve Ad, Semud, Nuh ve Lut kavmi gibi azgın milletlerin başına gelen azap ve helaki anlatarak sona erer.

Rasulullah’ın(sav), Cebrail’i(as) asli suretinde olarak iki kez görmüştür. Biri yerde, biri de semada vuku bulmuştur. Semadaki Miraca çiktığı esnada vuku bulmuştur. İbn-i Mesut şöyle demiştir: “Rasulullah Efendimiz(sav) Cebrail’i asli suretinde görmüştür. Ve buyurdular ki; O’nun 600 kanadı vardır. Her bir kanadı ufku dolduracak büyüklükte ve genişliktedir. Kanatlarından inci ve yakutlar dökülür ki, bunları ancak Allah bilir.”Yerdeki ise Hira’da iken doğu tarafında vuku bulmuştur. O esnada Cebrail kendisine görünmüş, kanatlarını açıp doğu ile batı arasını kaplamıştır. “Ve O en yüce ufukta idi.” ayet-i celilesi de buna işaret ediyor.

İkrime dedi ki: Dünyada haddi gerektirmeyen, ahirette azabı icab ettirmeyen günahlara ‘kusur’ denir. Kurtubi, kusurun küçük günah manasına geldiğini söylemiştir. Allah’ın koruduğu kimse dışındaki herkes bu hataları işleyebilir. Örneğin yabancı bir kadına bakmak veya onu öpmek gibi.

Amel sahibi kimse ancak ameli ile karşılık görür. Kıyamet gününde her amel sahibi ameline göre sorgulanır. Sonra o amelin karşılığı eksiksiz bir sevap olarak kendisine verilecektir. Bu ayette mü’minler için vaad, kafirler için de tehdit vardır.

KAMER SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 55 ayettir. İslamın iman esaslarını ele alır. Surede Kur’an’ı yalanlayanlara karşı şiddetli hücum vardır. tehdit ve korkutma fazla miktarda işlenmiştir. En sonunda ise terğip ve terhip (teşvik ve korkutma)üslubunu kullanarak mesud ve takva ehli kimselerin akıbetini beyan ederek biter.

Mekke kafirlerinin Rasulullah’tan bir mucize istemeleri üzerine ay ikiye ayrıldı ve bunu onlara gösterdi. Başta O’nun peygamberliğinin ve doğruluğunun ispatı idi. Enes (RA)’in şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah (sav)kameri ikiye ayrılmış şekilde gösterdi. Öyle ki bir parçasını Hira’nın bir tarafında diğerini de öbür tarafında olduğunu ve Rasulullah da kendilerine: İşte görün şahit olun buyurdu.

Kıyamet günü (tanınmamış bir şey ) kelimeleriyle tanımlanmıştır. Çünkü O, korkusu şiddetli ve ürkütücü bir gündür. Şiddet ve korkunçluğundan ötürü nefisler onu tanıyamazlar. Çünkü onda bela, mihnet ve zorlu haller vardır. O sadece kafirler için zorlu bir gündür. Nitekim Cenab-ı Allah buyuruyor ki: Kafirler için kolay değildir. Yine burada şöyle buyuruyor ki: Kafirler: Bu çok zorlu bir gündür derler.

RAHMAN SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 78 ayettir. Hadisde şöyle buyurulmuştur: “Her şeyin bir gelini(süsü) vardır. Kur’an’ın gelini de Rahman suresidir. Sure, Yüce Allah’ın, kullarına lutfettiği, sayılmayacak kadar çok ve açık nimetlerini sayarak başlar. Bu nimetlerin başında Kuran’ı öğretme nimeti gelir. Sonra sure varlık sayfalarını açar. Yüce Allah’a tazim ve övgü ile sona erer.

Rahman Kuran’ı öğretti. Böylece size nimet bahşetti. Çünkü Kuran’da Rabb’inizin rızasını kazanmanıza vesile olacak, gazabını size tanıtacak şeyler vardır. Bunları size öğretti ki; O’na kulluk edesiniz ve bol sevabını hakedip elem verici azabından kurtulasınız.

Cenab-ı Allah, Adem’i çamurdan yarattı. Tıpkı kiremit gibi kuruduğunda ses verirdi. Cenab-ı Allah cinleri de kırmızı, sarısı, yeşili birbirine karışan ateş alevinden yaratmıştır.

Rabb’inin makamından korkana iki cennet vardır. Farzlarını ede edip, masiyetlerinden uzak durarak Rabb’ine itaat eden ve huzurunda durup hesap vermekten korkan takva sahibi kimseler, içinde nimetlendikleri cennetlerde bulunacaklardır.

Cennet ehlinden olan kadınların (hurilerin)baldırındaki beyazlık, yetmiş ipek perde arkasında görülür. Hatta iliği bile.. (Tirmizi)

VAKIA SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 96 ayettir. Sure kıyametin hallerini kıyamet koparken meydana gelecek olan dehşetli durumları ve insanların 3 gruba ayrılışını anlatır. Bu 3 grup; amel defterleri sağından verilenler, amel defteri solundan verilenler ve sabikunlar(öndekiler)dir. Bu sayılan 3 grubun akıbetini ve Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu adil mükafat ve cezayı anlatarak sona erer.

Allah ve Rasul’üne iman etme hususunda öne geçen ilk muhacirler var ya ! Taberi; öncüler kelimesi ile, her ümmetten hayır işleme hususunda öne geçen ve başkalarını geride bırakan kimseler kastedilmiştir. Nitekim İbn-i Kesir de şöyle demiştir: Dünyada iken hayır hususunda başkaları ile yarışıp onları geride bırakanlar, ahirette de ikram görmede öne geçeceklerdir. Çünkü mükafat işlenen amelin cinsindendir

Yıldızların semada düşüp kayboldukları yerlere yemin ederim. Gerçekten bilseniz, azamet ve kadrini, işte bu yemin hakikaten; çok büyük bir yemindir.

HADİD SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 29 ayettir. Bu mübarek surenin içinde demir manasına hadid zikredildiği için Hadid Suresi adını almıştır. İslam toplumunun yapısını, saf inanç, güzel ahlak ve hikmetli kanun koyma esasına göre kuracak kaideleri koyar.

Dünya ve ahiretin hakikatini anlatır, ve onları en ince bir şekilde tasvir eder. Ve sure, Resul-i Ekrem (sav)’in peygamber olarak gönderilmesindeki gayeyi bildirerek, Yüce Allah’tan korkmayı ve peygamberlere uymayı emrederek sona erer.

Ey insanlar size ne oluyor da; Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden bir kısmını Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hudeybiye fethinden önce Allah yolunda malını infak edip de müşriklerle savaşanlar bir değildir.

Enes demiştir ki, Halid bin Velid ile Abdurrahman bin Avf arasında bir tartışma geçti. Halid O’na şöyle dedi: “Bizi geride bırakıpda bizden önce yaptığınız bazı savaşları öne sürerek bize karşı üstünlük taslıyorsunuz !” Halid’in bu sözü peygamber Efendimize ulaştırıldığında şöyle demişti: “Ashabımı yanıma çağırın. Nefsim yed-i kudret elinde olan Allah!a andolsun ki; eğer siz Uhud Dağı kadar altını Allah yolunda sarfetseniz bile öncekilerin yaptıkları amelleri derecesine ulaşamazsınız.

Ey insanlar bilesiniz ki, dünya hayatı sizin için önceden verilen bir geçinmedir. oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Size verilen dünya malı ile de mal ve evlat çokluğu ile birbirine karşı öğünürsünüz. İbn-i Kesir dedi ki, dünya hayatı geçici bir metadır. Ahiret yurduna nisbetle dünya hayatı önemsiz ve azdır. Bir Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur. Cennette bir kırbaç yeri kadar mekan, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır.

MÜCADELE SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 22 ayettir. zihar ve onu yapana farz olan keffaret, gizli konuşma, meclis adabı ve Peygamberimiz (sav) ile özel konuşma, meclis adabı ve daha başka şeylere ait şer’i hükümleri içine alır.

Son olarak imanın aslı ve dinin en sağlam kulpu olan “Allah için sevme ve Allah için buğzetme”nin hakikatını açıklayarak sona erer.

Ey Muhammed (sav)! Kocasının durumu ve kendisine: “ Sen bana anamın sırtım gibisin” deyişi hakkında sana müracatta bulunan ve karşılaştığı kaderi Allah!a şikayet edip, bir genişlik isteyen ensarlı kadının sözünü işitmiştir. Bu kadın Evs bin Sabit’in zevcesi Havle Bint-i Salebe’dir.”Siz bize analarımızın sırtı gibisiniz” diyerek onları kendi nefislerine haram kılanlar var ya, onların kendileri ile zihar yaptıkları karıları, onlara anaları olmaz. Aksine o kadınlar onlara helaldir.

Kadınları ile zihar yapıp onlardan ayrılmak isteyen sonra bu dediklerinden vazgeçen kimseler, onlar ile temasta bulunmadan önce bir köle veya cariye azad etmekle yükümlüdürler. Veya temas etmeden önce kesintisiz iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen 60 yoksulu doyurur.

Ey Muhammed (sav) , şu Yahudiler sana geldiklerinde Cenab-ı Allah’ın senin için koyduğu selamlama lafzından başka bir lafızla selamladıklarını görürsün.

Yahudiler, Peygamber Efendimize: “Es-Samü aleyke ya Muhammed,” derlerdi. “Sam” kelimesi ölüm manasına gelir. Rasulullah’ta; “Ve aleyküm” diyerek onlara cevap verirdi. Bir gün Hz. Aişe validemiz onların bu şekilde selam verdiklerini işitince “Hayır, ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun.” dedi. Onlar çekip gittikten sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle dedi: “Yavaş ol ey Aişe, şüphesiz Cenab-ı Allah, kötü söz söylemeyi hoş görmez.” Hz.Aişe (ra) de; “Onların dediklerini duymadın mı?” diye sorunca, bu sefer Hz. Peygamber şöyle dedi: “Onlara ne söylediğimi duymadın mı? Ben de onlara ‘ve aleyküm’ (size de) dedim. Bu sözüm üzerine Cenab-ı Allah onlara ölümü vacip kılar, isteğime cavab verir. Onların benim hakkımdaki isteklerine cevap vermez.” (Bunu İbn-i Hatim rivayet etmiştir.)

HAŞİR SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 24 ayettir. Yahudi aşireti olan Nadiroğulları gazve si ana konuyu teşkil eder. Bunlar Rasulullah ile yaptıkları ahdi bozdukları için Rasulullah (sav) onları Medine-i Münevvere’den sürgün etmiştir. Ve sure Cenab-ı Allah’ın güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını anlatarak sona erer.

Allah (cc) O’dur ki, Muhammed (sav)’in peygamberliğini inkar eden Nadiroğulları Yahudilerini; canları, kadınları, çocukları ve develerinin taşıyabileceği miktardaki malları teminat altına almak kaydıyla, Rasulullah ile barış antlaşması yapmışlar ve Medine’den dışarı çıkarmıştır.

Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Ve her biriniz kıyamet günü için ne gibi ameller hazırladığına bir baksın. Amellerinizden hiçbiri O’na gizli kalmaz. Yaptıklarınızın karşılığını O size verecektir.

Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki; nefisleri, onların hayırlardaki paylarını kendilerine unutturmuştur. İşte onlar, Allah’ın taatinden çıkıp masiyeti içerisine giren kimselerdir.

MÜMTAHİNE SURESİ

Medine’de nazil olmuştur. 13 ayettir. Fıkhi hükümlere ağılık verir ana konuyu “Allah için sevme ve Allah için nefret etme” fikri teşkil eder. Sure Allah düşmanları ile hükmünü açıklayarak sona erer.

Umulur ki Cenab-ı Allah sizinle Kureyş müşrikleri arasında bir dostluk ve sevgi meydana getirir. Nitekim Cenab-ı Allah onlardan bir çoğunun müslüman olmasıyla bunu gerçekleştirdi. İbn-i Zeyd dedi ki: “Allah o müşrikleri İslama girdirdi. Bunlarla müslümanlar arasında Mekke fethi esnasında bir dostluk meydana getirdi.

Ey iman edenler, inanan kadınlar hicret ederek size gelirlerse, onları imtihan edin. İbn-i Zeyd dedi ki: “Müşriklerden bir kadın kızdığında şöyle demişti; ‘Vallahi Muhammed (as) ve ashabına hicret edip gideceğim.’ Bunun üzerine Cenab-ı Allah O’nun imtihan edilmesini emretti. Eğer sırf kocasına kızdığı için hicret etmişse geri çevrilmesini, ama sırf İslamiyet için hicret etmişse geri çevrilmemesini emretti. Onlarda sırf İslam’a rağbetlerinden ve Allah ile Rasul’ünü sevdiklerinden ötürü hicret ettiklerine yemin ettiler.

SAFF SURESİ

Medine’de nazil olmuştur.14 ayettir. Fıkhi hükümler ağırlıklıdır. Savaş, cihad, Allah’ın dinini yüceltmek ve kuvvetlendirmek için O’nun yolunda canını feda etmek konusunu ele alır. Mü’minlerin şecaati ve cesaretinden bahseder. Sonunda da mü’minleri Allah’ın dinine yardıma davet ederek sona erer.

Ey iman edenler!Yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Müslümanların bir kısmı söyle dedikleri için bu ayet-i kerime nazil olmuştur: “Allah’ın en sevdiği amelin hangisi olduğunu bilseydik mutlaka o ameli işlerdik. O uğurda canlarımızı ve mallarımızı feda ederdik.” Cenab-ı Allah böyle diyenlere cihad farz kılındığında, bir kısmı bu farzdan hoşlanmayıp düşmanla karşılaşma hususunda zafiyet gösterdiler.

Şu kafirler, Muhammed’in (sav) peygamber olarak gönderildiği hak daveti iptal etmek ve “O büyücüdür, getirdiği şeyler büyüdür” diyerek ağızlarıyla geçersiz kılmak isterler. Kafirler istemeseler de hoşlanmasalar da Cenab-ı Allah “Nur’unu” tamamlayacak, dinini yüceltecek ve Rasul’üne (sav) yardım edecektir.


6. CİLT

 

CUMA SURESİ

Kendilerine Tevrat yükletildiği halde, onu taşımayanların misali; koca koca kitaplara taşıyan eşeğin misalidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür. Ve Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Ey iman edenler Cuma günü namaz için çağırıldığı vakit, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alış-verişe koşun. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

MÜNAFİKUN SURESİ

TEGABUN SURESİ

TALAK SURESİ

Ey peygamber! Kadınlarınızı boşayacağınız zaman; onları saymakta oldukları iddet temizliği süresi zarfında temiz ve cinsi münasebette bulunmuş olmaksızın boşayın.

Zina ve ağız bozukluğu ile, içinde iddetlerini beklemekte oldukları evlerinden izinsiz çıkmaları hali hariç olmak üzere; boşadığınız kadınları, iddetlerini tamamlayıncaya kadar daha önce ikamet etmekte oldukları evlerinizden çıkarmayın.

Kim Allah’ın hududuna tecavüz ederse, kendini günahkar kılar.

Bundan sonra ne olacağını bilemezsin. Belki de onları boşamanızdan sonra tekrar onlara ric’at edip dönme durumunu Cenab-ı Allah meydana getirebilir.

Sürelerini doldurdukları vakit; boşanan kadınlarınızın iddetlerinin tamamlanması vaktine yaklaştıklarında; onları ya ma’ruf ile tutun veya onlardan ma’ruf ile ayrılın.

İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun: Din ve güvenilirlikleri hususunda beğendiğiniz iki erkeği şahit tutun.

Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanların; hayız görmekten ümitleri kesilen ve yaşlandıkları yahut diğer sebepler ortaya çıktığı için adet görmeleri beklenmeyen kadınların iddeti; -eğer şüphe ederseniz - 3 aydır. Henüz adet görmemiş olanlarda böyle. Gebe kadınların süresi ise, yüklerini indirmeleridir.

Boşadığınız ve iddet beklemekte olan kadınlarınızı, içinde ikamet ettiğiniz evlerin imkan bulduğunuz bir yerinde ikamet ettirin ki; iddetlerini tamamlayabilsinler. Onları sıkıntıya sokmak için zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, yüklerini koyuncaya kadar nafakalarını verin. Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı daraltılmış olan kimse de, Allah’ın kendisine verdiği mal nispetinde nafaka versin.

Kafirliklerinin sonucu ziyan olmuştur. Çünkü onlar ahiret nimetlerini dünyanın az ve ucuz nimetleri karşılığında satmışlardır. Allah’ın emrine uymaktansa, heveslerine uymayı tercih etmişlerdir. Cenab-ı Allah size bir zikir indirmiştir. Bu zikir size Rabbinizi hatırlatır. Bu zikir Muhammed (as)’dir.

İman edip, salih amel işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık bildiren ayetlerini okuyan bir peygamber gönderdi.

HRİM SURESİ

Allah, yeminlerinizin çözülmesini size meşru kılmıştır: Ey insanlar!Çözmek istediğiniz yeminlerinizi nasıl çözeceğinizi Cenab-ı Allah size beyan buyurmuştur. Allah sizin Mevlanızdır ve O Alimdir, Hakimdir.

Ey iman edenler ! Kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu; yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Ey Allah ve Resulünü tasdik edenler birbirinize ateşten koruyucu şeyleri öğretin. Allah’ın taatine uygun ameller işleyin, aile efradınıza da Allah’ın taatine uygun amelleri öğretin ki kendi nefislerini ateşten korusunlar. O ateş ki yaktığı insanlarla kükürt taşlarıdır. Onun üzerinde iri gövdeli, haşin tabiatlı melekler vardır.

Ey kafirler ! Bu özür dilemeyin: Ey Allah’ın birliğini inkar edenler ! Bugün amellerinizin kötülüğünden ötürü mazeret beyan etmeyin. Siz bugün dünyada işlemiş olduğunuz kötü amellerinizin cezasını görmektesiniz.

Ey iman edenler ! Allah’a nasuh tevbesiyle tevbe edin. Ey Allah ve Resulünü tasdik edenler ! Günahlarınızdan dönüp Allah’ın taatine yönelin. O’un sizden razı olacağı işler yapmaya bakın. Dönüşü olmayan kesin bir şekilde tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter; belki daha önce işlediğiniz kötü amellerinizi siler. Ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Ogün Allah Peygamberini ve O’nunla birlikte olan mü’minleri utandırmayacak. Onların nurları önlerinde ve sağlarında koşacak. “ Rabbimiz, ışığımızı tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz ki sen her şeye kadirsin” diyecekler. Bizi bağışla. Günahlarımızı lütuf ve kereminle ört, bizi rüsvay etme. Şüphesiz ki sen her şeye kadirsin.

Allah inkar edenlere Nuh’un karısıyla Lut’un karısını örnek verdi. Onlar, kullarımızdan iki salih kulun nikahındayken hainlik ettiler de; onlar kullarımızdan Nuh ve Lut Peygamberlerin nikahındaydılar. Din hususunda hainlik ettiler.

Katade dedi ki: o iki peygamberin salihlikleri, karılarına yarar sağlamadı. Firavunun kafirliği de kendi mü’min karısına zarar vermedi.

Allah iman edenlere de, Firavun’un karısını misal gösterdi. Bu kadın Allah düşmanlarından biri olan Firavun’un nikahı altındaydı. Ama kocasının kafirliği ona ziyan veremedi.

Irzını korumuş olan İmran kızı Meryem’i de ... Ona ruhumuzdan üflemiştik de, Rabbinin sözlerine ve kitaplarını tasdik etmişti. Ve o, gönülden itaat edenlerdendi.

MÜLK SURESİ

Dünya ve ahiretin mülkü ile hükümranlığı elinde bulunan, dünyada ve ahirette yargısı geçerli olan Allah; yüce ve uludur. Ve O her şeye kadirdir. O dilediğini yaratmaya gücü yetendir. Yapmak istediği bir işi engelleyecek herhangi bir şey yoktur.

Hanginizin daha iyi amel işlediğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ey insanlar! Hanginizin kendisine daha çok itaat ettiğini ve hoşnutluğunu kazanmak için daha hızlı davrandığını denemek için; dilediğini öldüren, dilediğini de yaşatan O’dur

O ki yedi kat göğü yaratmıştır. Sen Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak; bir bozukluk görebilir misin?

Sonra gözünü iki kere daha çevir: Göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun halde sana dönecektir.

Rablerini inkar edenler için de cehennem azabı vardır. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Kafirler cehenneme atıldıklarında ondan eşek sesi gibi şiddetli bir ses çıktığını duyarlar.

Nerede ise öfkesinde çatlayacak gibi olur. Her bir topluluk ona atıldığında, bekçileri onlara sorarlar; “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” Onlar: “ Evet doğrusu bize bir uyarıcı geldi; ama biz yalanladık ve: Allah hiç bir şey indirmemiştir. Siz, büyük bir sapıklık içindesiniz dedik” derler.

“Eğer kulak vermiş veya akıl etmiş olsaydık, bu çılgın alevli ateş halkı arasında bulunmazdık”derler.

Böylece günahlarını itiraf ederler. Uzak olsun çılgın alevli cehennem ashabı ! Cehennemlikler ilahi rahmetten uzak olsunlar!

Muhakkak ki gayb ile Rablerinden korkanlar; işte onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır. Onlar için günahlarının Allah tarafından affedilmesi ve Allah’dan korkmaları karşılığında da bol sevap vardır.

Size yeryüzünü boyun eğdiren O’dur. Orayı dümdüz şekilde halketmiştir. Şu halde yeryüzünün köşelerinde ve yanlarında yürüyün. O’nun rızkından yiyin. Nihayet dönüş O’nadır. Ey insanlar! Mezarlarınızdan çıkartılıp diriltildikten sonra Allah’a döneceksiniz.

Rahman size bir kötülük yapmak isterse O’na karşı size yardım edecek ve Allah’ın azabını üzerinizden savacak kim vardır? Kafirler tapmakta oldukları tanrılarının kendilerine fayda veya zarar vereceğini zannettiklerinden ötürü aldanmışlardır.

Rabbiniz size vermekte olduğu rızkı keserse, O’ndan başka kim sizi yedirip içirir ve ağzınıza verir.

Yüzükoyun sürünerek yürüyen, önünü, sağını ve solunu görmeyen kimse mi hidayettedir; yoksa insan gibi ayakları üstünde dosdoğru yolda yürüyen kimse mi hidayettedir?

Müşrikler Allah’ın azabının yakın olduğunu gördükleri ve müşahede ettikleri vakit, inkar edenlerin yüzleri buruştu. Bu azap ile Allah kafirlerin yüzlerini fenalaştırdı. Çabucak size vermesini Rabbinize hatırlattığınız azap işte budur.

KALEM SURESİ

Müşrikler tanrılarına meyl ederek dinin hususunda kendilerine yumuşak davranmanı isterler ki; kendileri de Rabbine ibadet etmeleri hususunda sana yumuşaklık göstersinler.

Sen, yemin edip duran ve aşağılık olana uyma.

Birbirlerinin sözlerini insanlara ulaştıran ve koğuculuk yapan kimseye...

Malını vermeyip cimrilik yapan ve başkalarının hukukunu vermeyen kimseye, haddi aşana, Rabbine karşı çok günah işleyip insanların hukukuna tecavüz edene...

Düşüncesinde katı ve kaba olana...

Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman: “Öncekilerin masalları” derler.

Fakat ahiret azabı elbette daha büyüktür. Şu bahçe sahiplerine yaptığımız gibi, emirlerimize muhalefet edip elçilerimizi inkar edenlere de yaparız. İtaatte bulunarak Allah’a teslimiyetlerini arzeden, ibadetlerini ifa ederek O’na boyun eğen kimseleri; günah işleyen masiyet irtikap eden kimseler gibi sayar mıyız hiç ?

Size ne oluyor ki, itaatkarla asiyi aynı kefeye koyuyorsunuz.

Ey millet, yoksa Allah katında size inmiş bir kitap var da, bu söylediklerinizi orada mı okuyorsunuz ?

O gün baldırlar açılır. Ve secdeye çağırılırlar. Ama buna güç yetiremezler.

Ey Muhammed; şu Kur’an-ı yalanlayanları bana bırak. Biz onları kendilerinin bilemeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız. Onları hiç bilmedikleri bir taraftan tuzağa düşüreceğiz.

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalmışlardır

Sen Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi gibi olma. Hani o içi gamla dolu olarak Rabbine nida etmişti.

Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmış olamasaydı, mutlaka O, kınanmış olarak ıssız bir yere atılacaktı.

Doğrusu o inkar edenler zikri işittiklerinde, az kalsın seni gözleriyle yiyeceklerdi.

HAKKA SURESİ

Gerçekleşecek olan ...

Semud ve Ad, tepelerine inecek olanı yalanladılar.

Ad’a gelince; onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler.

Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun ?

Firavun da, ondan öncekiler de ve alt-üst olmuş kasabalar da hep suçla gelmişlerdi.

Hakka kıyamet gününün adlarından biridir. Cenab-ı o günü tanzim etti ve kullarını o gün ile uyarıp korkuttu.

İşte o gün çığlık atılmış, kıyamet kopmuştur. Gök de çatlamış ve yarılıp zayıf hale düşmüştür.

O günde siz ey insanlar, Rabbinize arz olunursunuz. Sizden hiç biri Allah’a gizli kalmaz. Çünkü O hepinizi ilmiyle kuşatır.

Amel defteri kendisine sağından verilen kişi der ki; Gelin de amel defterimi okuyun, işte !

“Doğrusu ben bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı biliyordum”

Kitabı solundan verilmiş olan der ki: “Keşke kitabım bana verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Malım bana hiç fayda vermedi. Gücüm de yok olup gitti benden”

Gördüğünüz ve göremediğiniz eşyaya yemin ederim ki; muhakkak o, şerefli bir elçinin kat’i sözüdür. Muhammed (sav)’in size okuduğu bu Kur’an, şerefli bir elçinin sözüdür. Bu kahin sözü değildir. Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

Eğer o, bazı sözleri bize karşı katıp söylemiş olsaydı, elbette biz onu kuvvetle yakalardık.

Sonra hiç şüphesiz onun şah damarını koparırdık. O zaman sizden hiç biriniz buna engel olamazdı.

Doğrusu o müttakiler için bir öğüttür. İçinizde yalanlayanlar olduğunu biz bilmekteyiz. Hiç şüphesiz ki o, kesin gerçektir. Öyleyse Rabbini, O büyük adıyla tesbih et.

MEARİC SURESİ

Soran birisi inecek azabı sordu.

O, kafirler içindir ve onu engelleyecek yoktur.

Mücrim o günün azabından kurtulmak için oğullarını feda etmek ister. Eşini ve kardeşini...Ve yeryüzünde bulunan herkesi, ki nihayet kendisi kurtulsun...

Fakat ne mümkün, çünkü o halis alevdedir. Deriyi soyup kavurandır.

Gerçekten insan hırsına düşkün yaratılmıştır. Kendisine bir hayır dokununca da çok cimridir. Ancak namaz kılanlar hariç.

Doğrusu kafir insan çok sıkıntılı, çok sabırsız ve son derece hırslıdır. Başına bir felaket gelince feryadı basar.

Malı çoğalıp da zenginliğe kavuşunca cimrilik eder, malını Allah’a taat yolunda sarfetmez ve servetinde Allah hakkını eda etmez. Ancak namaz kılanlar hariç.

Onlar Rablerinin azabından korkarlar. Onlar Rablerinin azabından emin değillerdir. Onlar ırzlarını korurlar.

Bırak onları kendilerine vaad olunan güne kadar oynaya dursunlar: Ey Muhammed ! Şu müşrikleri kendilerine vaad olunan azap gününe kavuşuncaya kadar bırak da, şu dünyada batıllarına dalıp oynasınlar.

NUH SURESİ

“Allah’a ibadet edesiniz, O’ndan korkasınız ve bana da itaat edin. Ta ki günahlarınızı bağışlasın, sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Muhakkak ki Allah süresi gelince geri bırakmaz. Keşke bilseydiniz.”

“Ey Rabbim günahlarımı ört. Anamın, babamın ve kendisine farz kıldığın şeyi tasdik ederek mescidime, namazgahıma giren kimseyi, seni birleyen inanmış erkeklerle kadınları bağışla. Zalimlerin de helakinden başka bir şey arttırma”

CİN SURESİ

Ey Muhammed de ki: Allah bana vahyetti ki; cinlerden bir topluluk şu Kur’an-ı dinlediler. Ve “Doğrusu biz hayrete düşüren bir Kur’an dinledik” demişler.

“Kur’an hakka ve doğru yola kılavuzluk ediyor. Bu sebeple bizde onu tasdik ettik. Ve Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız”

Şüphesiz ki Allah’ın kulu Muhammed Rasulullah (sav)’ı kalkıp “Allah’dan başka ilah yoktur” deyince, neredeyse bütün Araplar Allah’ın nurunu söndürmek için ona karşı birleşiyorlardı.

O gaybı bilendir, O yaratıklarının gözlerine görünmeyeni bilendir. Yarattıklarından hiç birini gayba vakıf kılmaz. Ancak beğenip bu iş için seçtiği Peygamber bu hükmün dışındadır. O, o peygamberine dilediği gaybı haber verir. Çükü peygamberin önünden ve arkasından onu koruyacak bekçi melekler görevlendirir.

Ta ki Rablerinin risaletini gerçekten tebliğ etmiş olduklarını bilsin. Onların yaptıklarını kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.

MÜZZEMMİL SURESİ

Ey elbisesine bürünüp namaza hazırlanan peygamber ! Ey Muhammed gecenin pek az bir dışında, tamamını ayakta geçir. Yarısında veya ondan biraz eksilt. Yahut biraz arttır. Yani dilediğin zaman kalk. Kur’an-ı okuduğun zaman açıkla ve ağır ağır oku.

Muhakkak ki gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumaya daha elverişlidir. Gece saatlerinde ibadet etmek gündüz saatlerindeki ibadetlere nispetle daha sebatlıdır ve hıfz bakımından daha sabittir. Çünkü o esnada kalp dünyevi gailelerden arınmıştır.

Eğer inkar ederseniz, gençleri yaşlı kılan bir günden nasıl korunabileceksiniz? Allah’ı inkar edip O’nu tasdik etmezseniz, şiddetinden ve korkunçluğundan ötürü küçük çocukların yaşlanacağı kıyamet gününden nasıl saklanacaksınız ?

Doğrusu ey Muhammed; Rabbin senin gecenin üçte ikisinde, yarısında, üçte birinde kalkıp namaz kıldığını bilir. Ashabından olan bir grubunda seninle birlikte -gece namazı kendilerine farz kılındığında-kalkıp namaz kıldıklarını da bilir. Sizin onu savamayacağınızı bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Rabbiniz sizin gecenin tamamını namazla geçirmeye güç yetiremeyeceğinizi bildiğinden, aciz ve zayıf olduğunuzu bildiğinden ötürü, tevbenizi kabul etti. Şu halde namaz kılarken Kuran’dan kolayınıza gelen kısmı okuyun.

Günahlarınızı bağışlamasını Allah’dan dileyin ki, sizi affetsin. Muhakkak ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir. Tevbe edenlerin günahlarını bağışlayandır. Tevbe etmelerinden sonra da azap etmeyerek onlar merhamet edendir.

MÜDDESİR SURESİ

Salih amellerini çok görerek bunları baş kakıcı yapma. Çünkü o salih amellerin O’nun sana bahşettiği nimetlere göre çok azdır.

Ben onu cehennemin sakar adındaki kapısından içeri sokacağım.

O ateş, ne geri bırakır ne de azapdan vazgeçer. İçindeki kimseleri sağ bırakmaz, ölü de bırakmaz.

Cehennem bekçilerini yalnız meleklerden kıldık. Onların sayılarını da ancak inkarcılar için bir fitne kıldık ki kendilerine kitap verilmiş olanlar kesin bilgi sahibi olsunlar. İman edenlerin de imanları artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlar ve mü’minler şüpheye düşmesinler.

“Bununla Allah neyi kasdetmiş” desinler. İşte böyle Allah dilediğini saptırır, dilediğini de hidayete erdirir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu ancak insanlara bir öğüttür.

Hayır, şu müşriklerde de bir cahillik yoktur. Aksine onlardan her biri semadan indirilen bir kitabın kendilerine verilmesini ister.

KIYAMET SURESİ

Kıyamet gününe yemin ederim. Nedamet çeken nefse yemin ederim. Sahibini hayır ve şer hususunda kınayan ve elden kaçırdığı fırsatlar nedeniyle pişmanlı çeken nefse de yemin ederim.

İNSAN SURESİ

Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır.

MÜRSELAT SURESİ

NEBE’ SURESİ

NAZİAT SURESİ

Allah’ın yarattıklarının bazılarının kalpleri o gün, başlarına inen korkulu halin azameti karşısında korkar. Gözleri de karşılaştıkları hüzün ve gam karşısında zelil olur.

Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı ? Onu bina etmiştir.

Kim kıyamet gününde huzuruna durduğu zaman, Rabbinin kendisine soru yöneltmesinden korkup farizalarını eda edip, masiyetlerinden uzak durarak takva sahibi olmuş ve nefsini heveslerden alıkoymuş, kendi heveslerine muhalefet edip Rabbinin kendisine emrettiği şeylere nefsini sevk etmiş ise; şüphesiz ki onun varacağı yer cennettir.

ABESE SURESİ

Kafir insana lanet olsun. O ne de nankördür. Hangi şeyden yaratmış onu? O’na itaatte bulunmayıp kibirleniyor, birliğini ikrar etmeyip büyükleniyor.

O büyük gürültü geldiği zaman; kişinin kaçacağı gün: Kardeşinden, anasından ve babasından, eşinden ve oğullarından...

TEKVİR SURESİ

Ruhlar çiftleştirildiği zaman, her insan kendi şekline ulaştırıldığında; iyilerle iyiler, kötülerle kötüler yan yana getirildiğinde, salih kimselerin salihlerle, kötü kimselerin kötülerle ateşte biraraya geldiklerinde...

İNFİTAR SURESİ

MUTAAFFİFİN SURESİ

Doğrusu kötülerin kitabı muhakkak Siccin’dedir. Siccin’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? Ey Muhammed kitabın ne olduğunu sana öğreten nedir?

Hayır, onların kazandıkları kalplerini paslandırmıştır. Günahlar onların kalplerini örtüp perdelemiştir. Bu yüzden hakkı batıldan ayırdedemezler.

İNŞİKAK SURESİ

Kimin kitabı sağından verilirse, kolayca bir hesap ile muhasebe edilecektir.

BURUC SURESİ

Şüphesiz ki mü’min erkekleri ve mü’mine kadınları fitneye uğratanlar, sonra da tevbe etmemiş olanlar; azaplandırıp ateşte yakarak mü’min erkeklerle mü’mine kadınları belaya uğratan, sonra da küfürlerinden tevbe etmeyen kimseler; işte onlar için cehennem azabı vardır. Dünyada da yangın azabı vardır.

TARIK SURESİ

Her nefsin üzerinde Rabbi tarafından görevlendirilmiş gözetici vardır. Onun amelini kayda geçer. İşlediği iyi-kötü bütün fiillerini tescil eder.

A’LA SURESİ

Korkan öğüt alacaktır. Bedbaht olan ise ondan kaçınır.

Ki o, en büyük ateşe girecek olandır. O ateşte ne ölecek, ne de dirilecektir. Çünkü onlardan birinin canı boğazına gelir ama; ne çıkar ki ölsün, ne de vücuduna geri döner ki canlansın

GAŞİYE SURESİ

FECR SURESİ

Ey insanlar ! Mirası aşırı bir tutkuyla yer, ondan hiç bir şey bırakmazsınız. Mal yığıp saklamayı da pek çok seversiniz.

BELED SURESİ

Biz ona hayır yolunu gösterdiğimiz gibi şer yolunu da gösterdik. Ama o sarp yokuşu aşmaya girişmedi.

ŞEMS SURESİ

Nefse ve onu düzenleyene.

Sonra da ona, hem takvayı hem de kötülüğü ilham edene.

Onu arıtan gerçekten felaha ermiştir.

Ve onu örtüp kirleten ise muhakkak zinaya uğramıştır.

LEYL SURESİ

En güzeli de tasdik ederse,

Biz de onu en kolaya muvaffak kılarız. Bu da Allah’ın kendisinden razı olacağı amelleri işlemesidir ki; bu sayede ahirette ona cenneti vacip kılsın.

Şüphesiz ki bizim üzerimizedir hidayet; Hakkı batıldan, taati masiyetten ayırıp açıklamak bizim işimizdir.

DUHA SURESİ

İNŞİRAH SURESİ

TİN SURESİ

ALAK SURESİ

KADR SURESİ

BEYYİNE SURESİ

ZİLZAL SURESİ

ADIYAT SURESI

KARIA SURESI

TEKASÜR SURESI

Sonra o gün andolsun ki, nimetlerden sorulacaksınız. Aziz ve Celil olan Allah, dünyada iken sahip kılındığınız nimetlerle ilgili olarak neler yaptığınızı, o nimetlere nereden sahip olduğunuzu ve onları nereye harcadığınızı size soracaktır.

ASR SURESİ

HÜMEZE SURESİ

Cehennemliklerin irinlerinden akarak oluşan veyl vadisi; insanların gıybetini yapan, onları ayıplayan, onlara dil uzatan kimseleredir.

FİL SURESİ

KUREYŞ SURESİ

MAUN SURESİ

KEVSER SURESİ

KAFİRUN SURESİ

NASR SURESİ

TEBBET SURESİ

İHLAS SURESİ

FELAK SURESİ

NAS SURESİ