Dua ve Zikir

 

DUA MÜ'MİNİN SİLÂHIDIR

Hadîs

 

SORU İLMİN YARISIDIR

Hz. Muhammed (s.a.s.)

 

  İnsanı gerçeği görmekten alakoyan en büyük engel ÖNYARGILI yaklaşımıdır.

A. HULÛSİ

 

İTHÂF

Bu kitabımı, dünyada çok sevdiğim insan olan annem ADALET'e, babam AHMED EKREM'e; ve bu günlere ulaşmama uzun yıllardır emek veren eşim SEMÂ'ya ithâf ediyorum. Allah hepsine rahmet eylesin indinden... Ruhlarına fatihâyı esirgemeyin.

A. Hulûsi

 

  Rabbi inni messeniyeş şeytanu binusbin ve azâb; Rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzü bike rabbi en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid.

Sad: 41 - Mü'minun: 97-98 - Saffat: 7

İÇİNDEKİLER

  1. Sunu
  2. Giriş
  3. Niçin "Dua"
  4. Dua Nedir
  5. "Dua"nın Şekli
  6. "Dua"nın Yeri
  7. Dua'nın Zamanı
  8. Dua ve Kader
  9. Zikir Hakkında
  10. Zikir Niçin Çok Önemli
  11. Özel ve Genel Zikirler
  12. Çok Zikreden Deli mi Olur?
  13. Zikir Tenhada mı Yapılmalıdır
  14. Zikirde Niçin Arapça Kelimeler
  15. Kur'an-ı Kerim Nasıl Anlaşılır?
  16. İstiğfar Bölümü
  17. Niçin ve Neden İstiğfar
  18. Seyyidül İstiğfar
  19. Gizli Şirk Hakkında
  20. En Büyük Zikir: Kur'an-ı Kerim
  21. Ayet-el Kürsi
  22. Amenner Resulu
  23. Vemen Yettekıllahe
  24. Ya-Sin
  25. Fetih Suresi
  26. İza Vakıa (Vakıa)
  27. Tebareke (Mülk)
  28. Amme (Nebe)
  29. İnşirah
  30. Bazı Kısa Surelerin Faziletleri Hakkında
  31. İza Zülzület
  32. <Kul Euzü>ler
  33. Kur'an-ı Kerim'den Örnek Dualar
  34. Özel Zikir Önerilerimiz
  35. Tesbih Namazı
  36. Resulullahın Öğrettiği Çok Özel Dualar
  37. Özel bir 19'lu Hacet  Duası
  38. Hacet (ihtiyaç) Namazı
  39. İstihare Namazı
  40. Belalardan Muhafaza
  41. Büyük Hacet Duası
  42. Rızkın Artması Borçlar İçin Dualar
  43. Çok Faydalı Bazı Dualar
  44. Veda

 

SUNU

 

 

Bak dostum;

Bil ki, bu kitab, sana hayatında verilen en değerli şeylerden biridir!..

Bu kitap, sana Rabbinin seslenişi; sana açtığı özel kapıdır!.. Kim, olursan ol; işin, meşgalen ne olursa olsun; hangi dinden olursan ol; bil ki...

Rabbin seni beklemektedir ve kapısı sana açıktır!..

Sorma, Rabbimin kapısı nerede diye; sende "O" kapı; gönlünde!.

Senden sana açılan bir kapının ardında!..

Bu kapı, DUA ve ZİKİR kapısıdır!.. Gönlünden Rabbine açılan kapıdır!.

Rabbine yöneliş ve HACET kapısıdır!.

Gökte ve ötende sandığın TANRI'nı terket; sonsuz - sınırsız ALLAH'a yönel; O'nun, her noktada ve zerrede mevcût olduğunu farket; ve O'nu

GÖNLÜNDE bulmaya çalış!.

Sonra iste O'ndan, ne istersen!.. Eşini, işini, aşını; ister mevlânı, ister şifânı!.

Bil ki, seni, her isteğine ve her arzuna kavuşturacak tek şey DUA ve ZİKİR'dir.

* * *

Bil ki dostum; her zerrede tüm özellikleriyle mevcûd olan ve kendinden gayrının varlığı aslâ sözkonusu olmayan ALLAH, SENDEN SANA İCABET EDECEKTİR!.

SEN, bilesin ki, yeryüzünde "HALIFE"sin!.. HALİFE olarak sana, gönlüne, BEYNİNE bahşedilmiş yüce güçlerden haberin var mı?...

DUA ile ZİKİR ile, o muhteşem BEYNİN ile, kendindeki mekânizmayı harekete geçirebileceğinden haberin var mı?...

"EN GÜÇLÜ SİLAH" olarak sana bağışlanmış DUA mekânizmasını biliyor musun?...

Fakîr, garîb, nîce kişiler DUA ve ZİKİR ile nîce ZALİM SULTANLARI helâk ettiler!.

Nîce yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZİKİR ile eriştiler!..

Nîce, dertli, sıkıntılı, hastalıklı, ezâ, çile çekenler, hep kurtuluşu, selâmeti DUA ve ZİKİR'de buldular!..

Bil ki dostum...

SENDE, dünyanın en güçlü silâhı olan DUA ve ZİKİR cihâzı mevcûttur.

BEYNİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ bu en güçlü silâhı kullanmasını öğrenerek; bu yaşadığın dünyanın ve ölümötesi yaşamın tüm güzelliklerine erişebilirsin!..

Ya da, DUA ve ZİKİR mekânizmasını kullanmaz, paslandırıp, bir kenara terkedersin, ki bunun cezasını da sonsuza dek çekersin!..

Sana, karşılıksız, bedava verilmiş bir mekânizmadır bu!.. Hîbedir!..

DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!..

İster, bu kitaptan yararlan; ister gönlünden geldiği gibi yönel!.. Ama kesinlikle, kendindeki, bu dünyanın en kıymetli cihâzı olan DUA ve ZİKİR cihâzını kullanmasını öğren.

Göreceksin dünyan nasıl güzelleşecek.

Es Seyyid
Ahmed HULÛSİ

Tüm eserlerimiz gibi, bu kitabın da telif hakkı yoktur.
Orijinaline sadık kalmak kaydıyla herkes tarafından basılıp, çoğaltılır, yayımlanır, tercüme edilebilir.
ALLAH ilminin karşılığı alınmaz.

A. HULÛSİ

 

GİRİŞ

 

1965 yılında ilk kitabımız olan "Manevî İbâdetler Rehberi"ni çıkartmıştık.

O gün için, kitap piyasasında, bu konuda çok büyük bir boşluk vardı... Son derece yetersiz dua kitapları arasında yaşanırken böyle bir eserin yayınlanması şart olmuştu.

Bizde elimizden geldiğince, az fakat öz bir dua kitabını, tamamiyle klâsik anlayışa uygun bir biçimde hazırlayıp, değerli müslüman kardeşlerimizin hizmetine vermiştik.

Aradan geçen uzun yıllar içinde pekçok sayıda baskı yapan bu kitabın ne sayıda Türkiye'ye yayılmış olduğunu bilemiyorum. Ama o kadar çok kişinin elinde-evinde bu kitabın bulunduğunu görüp duyuyorum, ki bunun şükrünü edâda âciz kalırım.

* * *

"Çocukluğumda babam, bir dua kitabı ile döndü eve. "REHBERİ İBADÂT'İL MÂNEVİYYE"... Ben de annem kadar hevesli ve meraklı olduğum için kitabı okuyup, güncel sıkıntılarım doğrultusunda değerlen dirmeye çalıştım. Örneğin hacet için, imanımı güçlendirmek için. Ve çok yararlarını gördüm kesinlikle... Evlenirken, babam bir tane de bana aldı aynı kitaptan; ve hâlâ okumaya devam ediyorum."

* * *

Şimdi kocaman çocukları olduğunu belirten bir okuyucumun mektubun dan bir paragraf arzettim sizlere.

Evet, Elhamdulillâh, nesillere ulaşan "klâsik kitap" hüviyetini kazanmış oldu bu ilk kitabımız.

Oysa, aradan geçen yıllar içinde, gerek araştırmalarımız sonucu, ve gerekse ilhamı rabbanî ile daha bir çok formüllere ulaştık. Ve istedik ki, bu yararlı bilgileri olabildiğince çok müslüman kardeşlerimiz ile paylaşalım...

Ayrıca, öyle bir «DUA ve ZİKİR» kitabı olsun ki, bu iki konuda pek çok sorunun cevabını, yetişmekte olan nesillerin ilmine ve anlayışına göre açıklasın.

İlk kitabımızı, gençliğin verdiği tecrübesizlik ile, bir naşirin inhisârına bırakmıştık, telîf hakkını vermemiz yüzünden!.

Oysa bu defa, Allâh'ın inayetiyle, bu eserimizi tüm müslüman kardeşlerimize hibe ediyoruz!..

Bu kitabımızın telîf hakkı yoktur!

Para kazanmak için yazılmamıştır!.

İsteyen herkes; orijinaline sâdık kalmak şartıyla; bu kitaptan yararlanabilir ve çevresindekileri yararlandırabilir...

Dilediği kadar bastırtıp müslüman dostlarına hediye edebilir!. Bize de bir "Allâh razı olsun" deyip; "Üç İhlâs bir Fatiha" gönderirse ne âlâ!.

"Bir hayra vesile olan, o hayrı yapmış gibidir" buyurmuş Resûlümüz Muhammed Mustafa aleyhi's-selâtu ves selâm efendimiz.

Niyâz ederim, Allâh bizleri ömür boyu hayra vesile kılsın; şerre alet olmaktan, yarın çok pişmanlık duyacağımız fiiller ortaya koymaktan muhafaza buyursun.

Allâh, cümlemize, bu kitabı, en güzel şekilde değerlendirmek nasip etsin ve elimizdeki değerin kıymetini idrâk ettirsin.

* * *

 

    Okunuşu:           Lâ ilâhe illallâh

 

    Anlamı:
    Tanrı yoktur, sadece ALLÂH var

 

    İngilizcesi:
    There is no GOD, only ALLÂH

 

NİÇİN DUA

"DUA MÜ'MİNİN SİLAHIDIR", diyor Rasûlullah Muhammed Mustafa aleyhi's-selâm. Ve gene, şöyle başka bir açıklama getiriyor "DUA" konusuna:

"DUA İBADETİN ÖZÜDÜR"

Bu hadîs-i şerîf'in hemen arkasından şu âyet-i kerîmeyi hatırlıyalım:

"CİNNİ VE İNSANLARI YALNIZCA KULLUK ETMELERİ İÇİN YARATTIM"

En basit anlamıyla kulluk, dua ve zikirdir!.

En geniş anlamıyla kulluk, birimin, varoluş gayesinin gereğini yerine getirmesidir..

"Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim."

Evet, bu bir Hadîsi Kudsî.

Bu konudaki bir başka Hadîs-i Kudsî de şöyle:

"Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden... Ne istedin ki benden sana vermedim."

İşte bu Hadîsi Kudsîyi destekleyen Ayet-i Kerîme:

"BANA DUA EDİN, İCABET EDEYİM"

Bu konuya açıklık getiren diğer bir hadîs-i kudsî de şudur:

"Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!.."

Yani siz dua ederken, o duanızın kesinlikle kabul göreceğini düşünürseniz, biliniz ki mutlaka isteğiniz meydana gelecektir!..

Nitekim, bu açıdan olaya bakıldığı içindir ki, önde gelen evliyâullahdan İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî şöyle demiştir:

"Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez."

Esasen dua etmek söz konusu olduğunda, bir şey isteyeceğimizde hemen şu âyet-i kerîmeyi hatırlamamız gerekmektedir:

"ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ !."

- Peki, biz dua ettiğimiz zaman, kabul olur mu?..

Yani, sizde ortaya çıkan bu istek, gerçekte Allâh istemiş olduğu için sizde ortaya çıkmaktadır!.. Eğer, Allâh istememiş olsaydı, siz dahi o şeyi isteyemezdiniz.

En kolay, en ucuz yani bedâva, ve en tesirli şey DUA'dır. İşte bu yüzdendir ki, DUA için, `"mü'minin silâhıdır" buyurulmuştur.

"DUA" nasıl silâh olur?..

Bunu anlıyabilmek için, tasavvufun derinliklerine inmek gereklidir!....

İnsan, gerçeği itibariyle, Allâh adıyla işaret edilenin zâtî sıfatlarıyla yaratılmış, O'nun varlığı ile kâim ve dâîm varlıktır.

Allâh'ın "HAY" ismiyle işaret edilen şekilde HAYAT sıfatıyla vardır; yaşar.

Allâh'ın "ALÎM" ismiyle işaret edilen şekilde, İLİM sıfatıyla bilgi, ilim sahibidir, yaşamına yön verir.

Allâh'ın "MÜRÎD" ismiyle işaret edilen şekilde, İRADE sıfatıyla isteklerini tahakkuk ettirmeye yönelir.

Dolayısıyladır ki insan, kendi varlığında mevcut olan bu isimlerin manâlarını ortaya çıkartabildiği ölçüde, takdir edilen nisbette, arzularına nâil, korktuğundan emin olur...

* * *

DUA NEDİR

Ötendeki bir tanrıdan talep mi?..

Özünde ve varlığının her boyut ve zerresinde kendisiyle kâim olduğun Allâh'ın kudretinin ortaya çıkmasını taleb mi?..

DUA, insanın varlığındaki ilahî gücün ortaya çıkartılması tekniğinden başka bir şey değildir!..

Bu sebeptendir ki; insan, tam bir konsantrasyon ile DUA edebildiği anda, imkânsızmış gibi görünen pek çok şeyin gerçekleştiğini farkedebilir.

İşte bu yüzdendir ki, insanın en güçlü silâhı DUA'dır

DUA mekânizmasından en büyük verimi almak istiyorsak, özellikle ve öncelikle şekli, yeri ve zamanı konusunda bazı hususlara önem vermek zorundayız.

* * *

DUANIN
ŞEKLİ

DUA ederken bazı hareketler oldukça önemlidir.

Dua ederken, kollar, koltuk altı görülecek bir şekilde yana açılıp, eller, yüze paralel bir şekilde öne uzatılmalıdır. Takriben yüzden 30 santim mesafede parmak aralıkları hafif açık olan ellerin, parmaklardan çıkan ışınların, alından çıkan ışınlarla ilerde bir birleşim yapacak şekilde yönlendirilmesi son derece faydalıdır.

Bakın bu konuda Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm ne buyuruyor:

"Herhangi bir kul, koltuğunun altı görülecek şekilde ellerini kaldırır ve Allâh'dan bir dilekte bulunursa; acele etmediği takdirde kesinlikle duasına icabet edilir.

- Acele nasıl olur yâ Resûlallah?..

- Dua ettim ettim, kabul olmadı, der"(de vazgeçer)... işte bu yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir."

Ellerden parmak uçlarından yayılan dalgalar ile, beyinden "yönlendirilen dalgalar" (Yönlendirilmiş dalgalar konusunu "İNSAN VE SIRLARI" ile "TEK'İN SEYRİ" kitabımızda bulabilirsiniz.) bir noktada birleşerek laser ışını gibi etki ederek belli hususların oluşmasında son derece önemli rol oynarlar.

Burada farkedileceği gibi, DUA'nın oluşmasını sağlayan ana güç, insana dışarıdan gelmeyip; tamamiyle, insanın varlığında mevcût olan Allâh isimlerinin manevî gücünden ortaya çıkmaktadır.

Kısacası DUA, kişinin kendindeki ilahî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir. Ve elbette ki bunun bir tekniği ve bilimsel açıklaması vardır.

DUA esas itibariyle, beynin "yönlendirilmiş dalgalarıdır'".

Evrenin ilk oluşumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapıya dönüşümü ile meydana geldiği gibi; insanın bütün istek ve arzuları dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularının beyinin yönlendirilmiş dalgalarıyla yoğunlaştırılması suretiyle meydana gelir.

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUA'ya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmiştir, "mazlumun duası yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!."

Zirâ, o "âh" eden kişi, öyle bir sıkıntı ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarını o kişiye yöneltir ki, o yayın okundan kurtulmak aslâ mümkün olmaz.

Dedesinde çıkmasa, torununda çıkar o "âh"ın neticesi!.. Nasıl mı, çok basit!..

Dedenin aldığı "âh" dalgaları, onun öyle bir genetik düzenini etkiler ki; neticesi kendisinde ortaya çıkmasa bile, çocuğunda veya torununda genetik intikâl dolayısıyla ortaya çıkar; ve dedesinin cezasına mâruz kalır. İşte bu yüzden denmiştir, "Dedesi erik çalmış, torunun dişi kamaşmış" diye.

Evet, eller ileri kollar açık dua demiştik... Efendimiz böyle yapmış.

Çölde yaralı bir halde kendilerini bulan yaralarını temizleyen, onları iyileştiren kimseleri öldürüp kaçanlar hakkında Hz. Peygamber, ayakta, elleri yukarıda tarif ettiğimiz biçimde açık olarak ashab ile beraber dua etmiş ve kaçan kişiler çok kısa süre içinde bulunarak yaptıklarının karşılığını almışlardır.

Ayakta, eller tarif ettiğimiz biçimde avuç içleri yüze, kollar ileriye dönük olarak parmak uçları aracılığıyla "yönlendirilmiş" dalgalar şeklinde yapılan DUA gibi, ayrıca, SECDE halinde yapılan DUA da son derece tesirlidir.

Özellikle, gece yarısından sonra, yani güneşin bulunduğunuz yerin tam arkasında olduğu ve güneş radyasyonunun en asgariye indiği saatlerde SECDE halinde yapılan DUA son derece tesirlidir.

Şayet kılınan hacet namazının; veya herhangi bir namazın son secdesinde bu DUA yapılırsa, tesir gücü bir hayli daha fazla olur.

Namazın, yani gece kılınan bir namazın son secdesinde, çeşitli kusurlarını itiraf ve onlardan bağışlanma dilendikten sonra DUA edilirse; ve istenen şeyin mâhiyetine göre, birkaç gün üst üste veya gün aşırı bir şekilde bu çalışmaya devam edilirse; takdiri ilâhî, o şeyin oluşmasına mutlaka cevap verir. Çünki; o DUA'nın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icabet edileceğinin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyeceği DUA'ya ısrarla devam şansı tanımaz.

Kişi, bir konudaki DUAsında ısrarlı değilse, o DUA'nın yerine gelme şansı da son derece düşüktür.

SECDE halinde yapılan DUA, hele kusurların itirafından sonra olursa, son derece güçlüdür demiştik. Niçin...?

SECDE halinde, bedendeki kan yoğun bir biçimde başa, beyne akmakta, oksijen ve diğer enerji kaynakları tarafından beyin son derece mükemmel şekilde beslenmektedir. Bu sebepten dolayı da çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.

Ayrıca gene secde halinde yapılan kusurları itirâf fiîliyle çok güçlü bir konsantrasyon ve yönelim meydana gelmekte, bu da arzulanan şey doğrultusunda güçlü dalgalar yayılmasına vesile olmaktadır.

DUA'yı güçlendiren ve gerçekleştiren en önemli faktör ise DUA anında, kişinin şuûrunun VEHİM tasarrufundan uzak kalmasıdır. Ve bu hâl de, secde yani, benlik kavramının kalktığı bir hâldir. Nitekim bu konuda bizi uyaran Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm, "şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak" DUA edilmesini tavsiye etmiştir.

DUA'nın tesirini kesen en önemli güç, gene kişinin kendisinde bulunan VEHİM - VESVESE kuvvesidir.

Kişide, VEHİM - VESVESE ne derece gerilemiş ise, DUA'sı o derece keskin ve süratli bir şekilde gerçekleşir.

Allâh'a yakîn elde etmiş kişilerin DUA'sının kabulündeki en önemli etkenlerden biri de, o kişilerdeki VEHİM - VESVESENİN oldukça düşük olmasıdır. Ayrıca, bu kişilerin, yaptıkları çalışma ve lûtfu ilâhî sonucu olarak, çeşitli ilâhî güçlerin yapılarında ortaya çıkması da, elbette ki DUA'larının süratle gerçekleşmesinde önemli bir faktördür.

* * *

Ayrıca, DUA konusunda, ŞEYTAN vasfıyla bilinen CİNLER'in insana çok yanlış fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insanı bu çok etkili silâhı kullanmaktan mahrum bırakır.

Tam içinizden DUA etmek gelmişken, ŞEYTAN ismiyle, şeytaniyet vasıfları dolayısıyla lâkablanmış olan CİNLER, hemen bir vesvese verirler.

"Aman canım niye dua edeyim, nasıl olsa kaderde varsa olur!

"DUA etsem de etmesem de iş olacağına varır, ne diye DUA edeyim."

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SİLAH olan DUAdan mahrum kalırsınız. DUA'dan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum kaldığınızı asla hayâl bile edemezsiniz.

İşte bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm bakın bize ne tavsiye ediyor:

"Nalınınızın tasmasına, koyununuzun otuna kadar her şeyi Allâh'tan isteyiniz.."

"Allâh'ın fazlı kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoşlanır.'

"Şüphesiz ki Allâh, ısrarla DUA eden kullarını çok sever'

"Hassas olduğunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet saatinin hâlidir".

Bu son yazmış olduğum hadîs-i şerîf'te işaret edilen manâ şudur: Hassas, olduğunuz demek, tamamiyle bir konuya konsantre olmaktan ileri gelen bir biçimde, son derece duygusal olma anlamı taşır. İşte bu an da, kişinin, tamamiyle ALLAH'a, net bir biçimde yönelmesi, anlamını taşır. Bu yöneliş ise, beynin tümüyle tek bir gayeye yönelik biçimde, kendisindeki ilâhî güçlerin ortaya konulması sonucunu doğurur.

* * *

DUA'nın gerçekleşmesinde en önemli faktör, kişinin kendisini aradan çıkartarak; dilinde DUA'yı okuyan, beyninde o talebi oluşturan olarak HAK'kın kalmasıdır. Bu takdirde;

"O BİR ŞEYİN OLMASINI DİLERSE, OL DER, VE O ŞEY OLUR".

DUA'da en önemli yardımcı faktörlerden biri de istenilen şey hususunda ısrarlı olmaktır. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasını bırakmak son derece yanlıştır.

DUA edilecek konuda mutlaka ısrarlı olunmalı ve istenilen şeyin olabildiğince ölümötesi hayatımıza dönük ve yararlı olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Zira, yanlış bir istek ile kendi kendimizi büyük ölçüde yaralamış olabiliriz. Elektriği, çok yararlı şekilde kullanabildiğimiz gibi, kendimizi yaralamak ve hatta öldürmek içinde yanlış bir şekilde kullanmak mümkündür.

DUA, varlığındaki, benliğindeki, NEFS'indeki ALLAH'a AİT GÜÇ ile tahakkuk yoludur, demiştik. Öyle ise, bu silâhı ne derece bilinçli olarak ve yerinde kullanma imkânına sahip olursak, o derece düşmanlarımızdan korunabilir; isteklerimizi gerçekleştirebilir; ve dahi ALLAH'a yakîn elde edebiliriz.

DUA'nın beyin gücüne dayandığından, zirâ, beynin ilâhî güçle techiz edilmiş, donatılmış bir yapı olduğundan bahsetmiştik "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda; ve bunun sisteminden söz ederek; gerekirse, insanın beyin dalgalarıyla silâhları dahi geçersiz kılabileceğini yazmıştık 1984 yılında.

Bakın inançsız Ruslar dahi beyni nasıl değerlendiriyor bugün:

11 Haziran 1991 tarihli Sabah Gazetesinin 8. sayfasında yayınlanan şu haberi dikkatle okuyalım:

"GELECEĞİN SAVAŞLARI TELEPATİK OLACAK

Sovyetler Birliğinin ünlü bilim adamı Vlail Kaznatcheev, insan beyninin telepati yoluyla savaşları etkileyebileceğini belirtti. Prof. Kaznatcheev, dâhilerin çalıştığı, Novossibirsk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuvarda çalışmalarını sürdürüyor.

MOSKOVA - Sovyet Bilimler Akademi si'nin en saygın üyelerinden biri olan Profesör Vlail Kaznatcheev insan beyninin, bedeninin bulunduğu noktanın çok uzağın da yer alan, insanlar, düşünceler ve elek tronik donanımlar üzerinde etkili olabilece ğini belirtti.

Birçok kişi tarafından deli saçması olarak nitelendirilen bu görüşü ispat etmek için yoğun bir çalışmaya giren Kaznatcheev, ülkesi Sovyetler Birliği'nde büyük ilgi görüyor.Kendisine Sovyet dahilerinin yetiştirildiği Novossibirsk Akademisi bünyesinde her türlü donanıma sahip bir laboratuvar ve araştır malarında yardımcı olacak asistanlar tahsis eden hükümet, Kaznatcheev'in araştırmalarından çok şey bekliyor.

KGB koruması

Kaznatcheev'in araştırmalarının en büyük özelliği insan beyninin telepatik gücünü bir silâh olarak kullanmaya çalışması. Ona göre sırf düşünce gücüyle bilgisayar sistemlerini, havaalanlarının radarlarını hatta modern teknolojinin geliştirebileceği her türlü silâhı etkisiz kılmak mümkün.

Bu araştırmaları son derece yakından izleyen ve denetleyen hükümet, Kaznatcheev'in CIA tarafından kaçırılmasını engellemek için KGB'nin en yetenekli ajanlarını seferber etmiş durumda. Ünlü bilimadamı görüşlerini çok basit örneklerle açıklıyor:

`Eğer çalıştığınız bilgisayar aniden arızalanırsa suçu üretici firmada aramayın. Sizin stres içinde olmanız, ya da çalışırken biraz da olsa sinirlenmeniz aletin teknik donanımını etkileyebilir. Çünkü sıradan bir insan beyni, en üstün bilgisayardan daha güçlüdür ve insan bazen farkında olmadan doğanın kendine verdiği güçleri kullanabilir.'

Kaznatcheev'e göre eğer insan çok uzun zamandan beri görmediği birini yoğun olarak düşünürse ve o sıralarda ondan bir telefon, ya da mektup alırsa bu şans olarak nitelendirilmemelidir. Bu doğrudan, insanın yoğunlaştırdığı düşünceleri ile düşündüğü kişiyi etkilemesidir.

Kaznatcheev, son olarak Sovyet televizyonunda katıldığı bir programda laboratuvarında bulunan bir bitkiyi uzun uzun gösterdi ve programı izliyenlerden 1 saat süreyle sadece bu bitkinin gelişimini düşünmelerini istedi. Sonuç gerçekten şaşırtıcıydı, bitki çok kısa zaman zarfında akıl almaz bir gelişme sergiledi.

İşte Kaznatcheev'in araştırmalarının temelinde de, düşünce gücünün sonsuzluğunu yakalamak yatıyor.

İnsanın bilinçaltına ulaşmayı amaçlayan parapsikolojiyi bilimle birleştirerek araştırmalarını sürdüren Kaznatcheev, bulgularının düşmanın teknik donanımını felç etmek açısından ileride çok önemli sonuçlar vereceğini, ancak bunun bir silâh olarak değil, savaşları engelleyecek caydırıcı bir etken olarak kullanılmasından yana olduğunu belirtiyor."

İşte bu yüzdendir ki, DUA insana bahşedilmiş en mükemmel güç olarak tanımlanabilir.

* * *

DUANIN YERİ

Gayrı ihtiyari hemen aklımıza gelebilir; canım DUA'nın da yeri mi olur..? DUA etmek için özel yer mi arıyacağız?..

Yerin ne münasebeti vardır DUA ile?..

Evet, her yerde DUA edilebilir!.. DUA için özel bir yer aramaya zaruret yoktur!..

Ancak...

İnsan beyninin çalışma sistemi ve, bulunduğu yerin manyetik alanı ile, bulunduğu alandaki dalga ortam, son derece yakından bağlantılıdır.

Yeraltındaki "ley hatlarının" oluşturduğu müsbet enerji hatlarının gücünü arkasına alması, o beyin için son derece önemli olduğu gibi; ayrıca, beyinin içinde bulunduğu ortamı kaplayan manyetik alanının oluşturduğu tesirler dahi son derece önemlidir.

DUA eden kişinin çevresindeki kişilerin beyin dalgaları, kendisininki ile birleşerek son derece güçlü dalgalar üretilebileceği gibi; toplu DUA'lar dahi büyük tesirler meydana getirir.

Bu sebeptendir ki Hazreti Resûl aleyhi's-selâm şöyle buyurur:

"Üç kişi biraraya geldikleri zaman, birlikte ettikleri DUA'yı ALLAH geri çevirmez."

Niçin belirli yerler... Meselâ nereleri...?

Kâbe''de yapılan DUA'lar... Arafat'ta yapılan DUA'lar... Medine'de Hazreti Resûl aleyhi's-selâm'ın makâmında yapılan DUA'lar... Efes'te Meryem Ana evinde yapılan DUA'lar... İstanbul'da Eyyûb Sultan namıyla bilinen sahabeden zâtın makâmında yapılan DUA'lar; bunun gibi her beldede, o beldedeki bilinen evliyâullah'tan olan zevâtın makâmlarında yapılan DUA'lar, daima güçlü DUA'lar olarak yerini bulur.

Burada iki önemli faktör mevcuttur.

1. O yerin kendi manyetik alanının yaydığı enerji..
2. O yere defnedilmiş zâtın ruhaniyetinin yaymış olduğu enerji..

İşte, DUA eden kişi, bu iki etkiyi arkasına takviye alarak DUA ettiği zaman, büyük ölçüde DUA'sı kabul olma yani yerine gelme şansına sahiptir.

Ayrıca manevî gücü yüksek olduğuna inanılan kişinin huzurunda, bir cemaat eşliğinde yapılan DUA'lar da son derece yüksek tesir gücüne sahip olarak tesbit edilmiştir.

* * *

DUANIN ZAMANI

Her aklınıza estiği, içinizden geldiği zamanda DUA edebileceğiniz gibi, belirli günlerin ve gecelerin de DUA'nın gerçekleşmesi hususunda büyük rolü vardır.

Kadir gecesini özellikle şu gecelerde arayınız:

İçine girdiğiniz Ramazan Ayı eğer…
Pazar günü başlamışsa, 28’ini 29’e bağlayan gece;
Pazartesi günü başlamışsa, 20’sini 21’e bağlayan gece;
Salı günü başlamışsa, 26’yı 27’ye bağlayan gece;
Çarşamba günü başlamışsa, 18’i 19’a bağlayan gece;
Perşembe günü başlamışsa, 24’ü 25’e bağlayan gece;
Cuma günü başlamışsa, 16’yı 17’ye bağlayan gece;
Cumartesi günü başlamışsa, 22’yi 23’e bağlayan gece; İmam’ı Şâranî’ye göre Kadir gecesi’dir… Biz de aynı kanâati taşıyoruz.
Ramazan'ın 20'sinden sonraki tek geceler.
Muharrem'in 10. gecesi.
Receb'in girdiği gece.
Receb'in 15. gecesi.
Mi'râc gecesi..
Şaban ayının 15. gecesi.
Arefe geceleri..
Ramazan ve Hac Bayramları geceleri
Cuma günü hutbe saati ile ikindi arası
Receb'in 27. günü.
Şaban'ın 15. günü.
Ramazan günleri
Arefe günleri
Muharrem'in 10. Günü
Zilhicce'nin 10. günü

Biz bu günleri böylece verdikten sonra, özellikle geceler üzerinde durulması ve dahi, gece yarısından sonraki saatlerin iyi değerlendirilmesi üzerinde duralım.

* * *

DUA'nın zamanı denince özellikle iki husus önemlidir.

İç şartlar.
Dış şartlar.

İç şartlar demek, içinde bulunduğumuz hâleti ruhiye demektir. Gerçekten, yürekten gelir bir biçimde; içi yana yana denilen bir şekilde DUA etmek önemlidir. Zirâ ancak böyle bir hâl, tam konsantrasyon sağlar. Beynin güçleri, ancak böylelikle tek bir noktaya, tek bir konuda yoğunlaşarak, isteğe yönelik yayın yapar.

İkinci olarak belirtilen dış şartlar ise tamamiyle ortam şartları ile alâkalıdır.

Bu dış şartların birincisi güneşin parlamaması ve hatta ışıklarının tamamiyle kaybolmasıdır. Zirâ güneş'in yaydığı kozmik ışınım büyük ölçüde beyin gücünü keser.

İkinci olarak önemli bir husus da Jüpiter ve Venüs gibi planetlerin yumuşak ve besleyici radyasyonunun beyni etkilediği saatlerdir.

Bu saatleri bulmak için gerekli hesaplama usullerini İbrahim Hakkı Erzurumî "MARİFETNAME" isimli eserinde bütün detayları ile izâh etmektedir. Bunun için, piyasadan, içinde bu bölümün de olduğu TAM tercüme seçilmelidir. Zirâ, bir Mars saatinde, olacak iş, münakaşaya dökülüp olmazken; bir Venüs veya Jüpiter saatinde olmayacak iş, şaşırtıcı biçimde oluşuverir de hayretler içinde kalabiliriz.

Bu sebebten dolayıdır ki, yapacağımız bir takım işleri içinde bulunduğumuz saatlerin tesirlerine göre düzenlemenin çok büyük yararları olacaktır.

* * *

DUA ve KADER

DUA sözkonusu olduğu zaman, hemen pekçoğumuz yanlış bilgi ile şartlanmaktan dolayı, "aman canım kaderde ne varsa o olacak, DUA'ya ne gerek var" deyiveririz.

Oysa, bu tamamiyle yanlış bir görüştür!..

Kader konusunda gerçek bilgileri, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine ve tamamiyle Hazreti Rasûlullah salla'llâhu aleyhi ve sellem'in buyruklarına dayanan biçimde "İNSAN ve SIRLARI" ile "AKIL ve İMAN" isimli kitapların mezkûr bölümünde okurlarımıza açıkladık.

KADER kesindir; ve hiç kimse bunun asla dışına çıkamaz!..

Nitekim, Hazreti Rasûlullah aleyhi's-selâm bunu açıklamalarında, en dar anlayışlıların dahi farkedebileceği bir biçimde vurguluyor.

Ne yazık ki, bu gerçeği yansıtan hadîs-i şerîfleri, hadîs kitapları hariç, hiç bir kitapta bulamıyorsunuz... Yazamıyorlar!... Korkuyorlar !.

Ama gerçek, yazılmasa da, söylenmese de gerçektir... Hele Rasûlullah tarafından da en yalın bir biçimde açıklanmışsa!..

Burada çok önemli olan husus şudur.

KADER'in tekniği!..

KADER - DUA ilişkisini izâha girmeden önce, bu konudaki birkaç Rasûlullah buyruğunu nakletmeye çalışalım size:

"KADER'i ancak DUA değiştirir. Ömrü ise ancak iyilik uzatır. Şüphesiz ki kişi işlemiş olduğu günâh sebebiyle rızıktan mahrûm edilir."

"KAZA'yı ancak DUA geri çevirir. Ömrü ise iyilik uzatır."

"Tedbirin kadere faydası olmaz; DUA'nın ise gelmiş ve gelmemiş musîbetlere faydası vardır; şüphesiz ki belâ iner, DUA onu karşılar; ve kıyâmete kadar çarpışırlar."

Evet, bir yandan, kader'in değişmiyeceği belirtiliyor; diğer yandan DUA'nın kaderi, kazayı geri çevireceği açıklanıyor.

Bu iki hususu nasıl birleştirip, nasıl bir sonuç elde edeceğiz.

Bilelim ki...

İnsanların kaderi takdir edilmiştir; her şey gibi!.. Ne var ki, DUA faktörü de bu KADER sistemi içinde yeralan bir faktördür. DUA ederseniz, kaderdeki olayı geri çevirebilirsiniz, kazayı reddedebilirsiniz; ancak ne var ki, bu DUA'yı yapmak, gene kaderinizin elvermesiyle mümkün. Yani, kaderiniz müsait ise, DUA edebilirsiniz ve böylece de o gelecek olan olayı geri çevirebilirsiniz.

Kaderinizde kolaylaştırılmış ise DUA etmek, size o belâ veya musîbet gelmeden önce DUA edersiniz ve o olayın zararından korunmuş olursunuz.

Dolayısıyladır ki, tedbirle takdiri değiştiremezsiniz; fakat, takdirde var ise tedbir alır ve böylece de kazâyı geri çevirmiş olursunuz.

Bu hususta Halife Ömer (R.A), bize bir uygulamasıyla son derece önemli bir uyarıda bulunmuştur.

Şam'a orduyla giden Halife Ömer (R.A), şehre yaklaştığı zaman, veba salgını olduğunu haber alır... Bunun üzerine, orduya geri dönülmesi talimatını verir.

Bu durum üzerine, "kader" kavramını anlayamıyan ve işin şeklinde kalanlar şaşırırlar ve sorarlar:

- Allâh'ın kaderinden mi kaçıyorsun yâ Ömer?..

Kaderin tekniğini anlamış olan Hazreti Ömer (R.A)'ın cevabı hepimize bir derstir:

- Allâh'ın kazâsından Allâh'ın kaderine kaçıyorum!..

İşte yukarıda anlatılan cevab, bu kader konusunun "püf" noktasıdır.

Kader mutlak ve kesindir!..

İnsan ise, kendisinden meydana gelenlerin neticesini görecektir!..

"İNSAN İÇİN ÇALIŞMASININ DIŞINDA BİR ŞEY YOKTUR"

âyetini hatırlıyalım.

İşte bu sebebledir ki, siz ne yapabiliyorsanız, elinizden ne geliyorsa onu yapmak zorundasınız. DUA edebiliyorsanız, hemen ediniz!.. Bir çalışma yapma imkânına sahipseniz, hemen yapınız!.. Korunmak için elinizden gelen bir şey var ise, hemen tatbik ediniz. Ne olduğunu bilmediğiniz yazgınızı değiştirmek için elinizden geleni yapınız!... Neticede ollacak olan, Kaderdekidir!. Ama siz de elimden geleni yaptım, huzurunu yaşarsınız hiç olmazsa!

Biliniz ki, yapabildiğiniz, kaderinizin müsaade ettiğidir; ve yaptığınızın neticesini de mutlaka görürsünüz.

Bu yüzden denilmiştir, DUA kazâyı reddeder, diye. Yani, o kazânın reddi sizin duanıza bağlıdır!.. O musîbetin size isabet etmemesi, sizin o hususta dua etmenize bağlıdır. Dolayısıyla dua edersiniz ve o kazâ veya hoşlanmadığınız olay size isabet etmez. Ya da umduğunuz, olmasını istediğiniz olay o duanız vesilesiyle gerçekleşir.

Hazreti Rasûlullah "KEŞKE" demeyi şeytan ameli olarak nitelemiştir. Bunun manâsını çok düşünmek ve bu hususu iyi anlamak mecburiyetindeyiz.

Niçin, "KEŞKE" demek yasaklanmıştır?..

Bilelim ki, DUA, kader sistemi içinde yer alan çok önemli bir unsurdur. DUA edebiliyorsanız, edebildiğiniz kadar DUA ediniz; hepsinin de faydasını, dünya hayatında anlıyamayacağınız kadar fazlasıyla göreceksiniz. Zirâ, Allâh, kulunda ortaya çıkartacağı pek çok özeliği DUA şartına bağlamış; takdir ettiği pek çok şeye DUAYI vesile kılmıştır. Bu yüzdendir ki, "DUA mü'minin silâhı" olmuştur.

DUA, takdirin tüm güzelliklerinin size ulaşmasına vesile olan en değerli nimettir. Onu elden geldiğince çok ve güçlü olarak kullanan en büyük nimetlere kavuşacak olandır.

Kaderi anlamayan câhil ise, DUAYI terkeder; tüm mahrumiyet ve çileler de onu bekler!..

Konuyu, Rasûlullah aleyhi's-selâm'ın şu açıklamasıyla bağlayalım:

"İçinizden her kime DUA KAPISI AÇILMIŞ ise, muhakkak ona rahmet kapıları açılmıştır; ve Allâh'dan, afiyet istenilmesinden daha sevimli bir şey, istenmemiştir".

"DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allâh'ın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!.."

* * *

ZİKİR HAKKINDA

ZİKİR, bize göre, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma türüdür.

ZİKİR, "Allâh'ı anma" diye her ne kadar tercüme edilirse de, böyle bir tercüme son derece yetersizdir.

1. ZİKİR, beyinde tekrar edilen kelimenin manâsı istikâmetinde, beyin kapasitesini arttırır.

2. ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUH'a sahip olunmasını sağlar. (ZİKİR konusunda beynin faaliyetlerini ve sistemini "İNSAN ve SIRLARI" kitabımızda bütün detayları ile okuyabilirsiniz. Ahmed HULUSİ.)

3. ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.

4. ZİKİR, Allâh'a yakîn sağlar.

5. ZİKİR, ilâhî manâlar ile tahakkuku temin eder.

İşte, birkaçını saydığımız bu özellikler dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm de ZİKİR son derece övülen bir çalışma olarak belirtilmiş; ve bu konuda ZİKRE önem vermeyenler şiddetle uyarılmışlardır:

"RAHMAN'IN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDAYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA BU DURUMDA HÂLÂ HİDAYETTE OLDUKLARINI SANIRLAR." (43-36/37)

* * *

"ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLAH'I ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR ŞEYTANIN GRUBUDUR. ŞEYTANA TABİ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR." (58-19)

* * *

"ALLAH'I ÇOK ÇOK ZİKREDİN" (33-41)

* * *

"HER KİM, BENİM ZİKRİMDEN YÜZ ÇEVİRİRSE ONA DAR BİR GEÇİM VARDIR VE ONU A'MA OLARAK HAŞREDERİZ" (20-124)

* * *

"BENİ ZİKRETTİĞİNİZDE SİZİ ZİKRETMEKTEYİM" (2-152)

* * *

"EĞER KULLARIM SANA BENİ SORARLARSA, BEN YAKINIM. BANA DUA EDENİN DUASINA İCABET EDERİM" (2-186)

* * *

"ALLAH ZİKRİ, EKBERDİR" (29-45)

* * *

ZİKİR'in insana ne kadar büyük yararları olduğuna bakın Hazret-i Rasûl aleyhi's-selâm nasıl işaret ediyor:

"Allâh katında çalışmaların en sevimlisi hangisidir?... sorusuna cevab:

- Dilin, Allâh'ı zikretmeye devam ettiği halde ölmendir"!.

* * *

"Size çalışmalarınızın en hayırlısını, Allâh indinde en temiz olanını, derecelerinizi en fazla yükseltenini ve sizin için altın ve gümüş infak etmekten, düşmanlarınızla savaş meydanında karşılaşıp boyun vurmanızdan ve onların sizin boyunlarınızı Allâh yolunda vurmalarından daha hayırlı bir çalışmadan haber vereyim mi?..

İşte o Allâh'ı ZİKRETMEKTİR."

* * *

"Allâh'ın azâbından, Allâh'ı ZİKİR etmekten daha fazla hiç bir şey kurtaramaz."

* * *

"Allâh katında kıyâmet gününde kulların hangisinin derecesi daha faziletlidir; sorusuna şu cevabı verdi:

- Allâh'ı çok ZİKİR EDENLER."

Soruldu ki, "Yâ Allâh yolunda cihâd eden gazinin ki?"...

Buyuruldu:

- Kâfirler ve müşrikler içerisinde kılıcı ile kırılıncaya kadar ve kana bulanıncaya kadar savaşsa da, şüphesiz ki, Allâh'ı çok zikredenlerin derecesi, ondan daha faziletli olur."

* * *

"Kul, şeytandan ANCAK, Allâh'ı ZİKRETMEKLE korunur!.."

* * *

"Sahip olduklarınızın en faziletlisi, Allâh'ı zikreden dil, şükreden kalp, imanında yardımcı olan eştir."

* * *

"Allâh'ı ZİKREDEN ile etmeyenin benzeri, diri ile ölü gibidir!.."

* * *

"Allâh'ı o kadar çok zikredin ki, insanlar size, deli mi bu, desin!.."

* * *

"Münafıklar size, gösteriş için yapıyorsunuz, diyecekleri kadar çok Allâh'ı zikrediniz."

* * *

"Müferridûn geçti!.. Buyruğuna soruldu, kimdir müferridûn, diye.

"Allâh'ı çokça zikretmeye düşkün olanlardır. Zikir, onların ağırlıklarını hafifletir. Böylece kıyâmet günü de hafif olarak gelirler"

* * *

"ŞEYTAN, ağzını âdemoğlunun kalbine koymuştur. O Allâh'ı zikrettikçe şeytan çekilir. Gaflete düşüp zikri bırakınca kalbini yutar!."

Bu hâdis-i şerîf teşbih yani benzetme yollu bir anlatımdır... Kişi Allâh'ı zikrettikçe, Cinler ondan uzak dururlar ve ona vesvese vererek düşüncelerini bulandıramazlar; ama zikir terkedilince, cinler onun beynini istedikleri gibi etkileyerek hüküm altına alır, manâsınadır.

* * *

"Allâh'ın bir kula verdiği en faziletli şey, ona ZİKRİNİ ilham etmesidir."

* * *

"Hiç bir sadaka Allâh'ı zikretmekten daha faziletli değildir."

* * *

"Cennetlikler hiç bir şeye üzülmezler ancak, dünyada iken ZİKİRsiz geçen anları hariç!.."

* * *

"Kim Allâh'ı çok zikretmezse imandan uzaklaşır."

* * *

"İnsan, üzerinden geçip de, içinde Allâh'ı zikretmediği her an dolayısıyla kıyâmette büyük pişmanlık duyar."

* * *

"Herhangi bir topluluk, bir mecliste toplanır, Allâh'ı zikretmeden dağılırlarsa, bu meclis kıyâmet gününde kendileri için bir pişmanlık olur!.."

* * *

"Kim Allâh'ı çok ZİKİR ederse, münâfıklıktan uzak olur!.."

* * *

İşte bunlar gibi daha pek çok Rasûlullah aleyhi's-selâm hadîs-i şerîfi bize ZİKİR konusunda büyük uyarıda bulunmaktadır.

* * *

ZİKİR NİÇİN ÇOK ÖNEMLİ

"İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda tafsilatlı olarak bunları yazmamıza rağmen, önemi dolayısıyla burada da bir miktar ZİKRİN zorunluluğu üzerinde durmak istiyorum.

Kesin olarak bilinmelidir ki; DİN tamamiyle, bilimsel gerçekler üzerine oturtulmuş, o günün şartları içindeki sembolik anlatımdır.

İslâm Dininde, -sadece Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i şerîfler- mevcut olan bütün hükümler, insanın gerek bugünü ve gerekse ölümötesi yaşamı için zorunlu olarak ihtiyaç duyacağı şeyleri temin gayesiyle gelmiştir. Ayrıca insanın bu önerilere uyması, onun gelecekte bir çok kendisine zarar verici şeylerden korunmasına da vesile olacaktır.

İnsanın yaşamı ise, bilindiği üzere BEYİN ile düzenlenir... İnsan'da ortaya çıkan her şey, BEYİN aracılığıyladır... Ölümötesi yaşam bedeni olan RUH dahi beyin tarafından "yüklenir"!..

Allâh'ın isimlerinin işaret ettiği manâlar, insan beyninde açığa çıkar. İnsan şuûru, Allâh'ı, ancak beyin kapasitesi kadar tanıyıp "yakîn" elde eder.

* * *

İşte böyle olunca, ZİKİR olayının önemini kavrayabilmek için, önce beynin çalışma sistemini kavramak, sonra da zikir halinde beyinde nasıl bir işlem oluştuğunu idrâk etmek zorunda kalırız.

Milyarlarca hücreden oluşan beyin, esas itibariyle bioelektrik enerji üretip, bunu dalga enerjiye çeviren ve kendisinde oluşan manâları, bir yandan RUH dediğimiz yapıya yükleyen ve diğer yandan da dışarıya yayan bir organik cihazdır.

Genelde, doğuştan alınan ilk tesirlerle yüzde beş, yüzde on kapasite ile çalışan beyin, aldığı çeşitli etkilerin de aracılığıyla, klâsik bir yaşam türü geçirir... Bildiğimiz herkes gibi...

Oysa beyindeki bu kapasitenin arttırılması mümkündür!..

Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu ZİKİR'den geçer.

ZİKİR ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grubları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek devreye sokar.

ZİKİR, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikâmette de faâliyet gelişir.

* * *

İleride de daha detaylı izâh edeceğimiz üzere, meselâ Allâh adıyla işaret olunanın İRADE sıfatının ismi olan "MÜRÎD" ismi zikredildiğinde, kişinin beyninde boş duran hücreler, bu ismin frekansında programlanarak devreye girdiği için; bir süre sonra o kişide İRADE gücünün arttığı ve eskiden başaramadığı bir çok şeyi başardığı görülür.

Ancak hemen burada kesinlikle idrâk edilmesi zorunlu bir husus da vardır ki, o da şudur:

Herkesin beyin yapısının kendine has bir orijinalitesi vardır ve bu tür "esmâ" yani Allâh'ın isimlerine dayalı zikir türünde, mutlaka bu işin ehlinden bilgi alma zorunluluğu vardır!..

Kendi aklına geldiği gibi ZİKİR yapmak, farkında olmadan CİNLERİN İLHAMIYLA ZİKİR yolunu açar ki; kişinin bilinçsizce kendini cinlere teslim etmesine sebeb olabilir.

Nitekim, bu yüzden bazı evliyâullah, "Aydınlatıcısı olmayanın, aydınlatıcısı şeytan olur" demişlerdir.

Evet, esas itibariyle ham, yani programlanmamış olan beyin hücrelerini, ZİKİR yoluyla, erişilmek istenen gaye istikâmetinde programlayarak eskisinden çok daha güçlü çalışan bir beyne sahip olunabilir.

* * *

Şimdi, bu satırları okuyan bazı ZİKİR İNKARCILARI, hemen şu soruyu soracaklardır:

Mademki ZİKİR bu derece beyni geliştiriyor da, niçin İslâm Alemi devamlı zikir yapmasına rağmen, üstün bir beyin çıkartamıyor ve bütün gelişmeler batıdan, gayrı müslimlerden geliyor?.

Bu sorunun cevabı son derece basittir... Ancak, işin tekniğini bilen bir kişi için!..

Allâh-u Teâlâ'nın lûtfu ve Hazreti Rasûlullah aleyhi's-selâm'ın inayeti ile, bize keşf yollu açılan ZİKİR sırrına binâen, konunun tekniğini izâh etmek suretiyle, size bu sorunun cevabını yazalım.

* * *

ÖZEL ve GENEL ZİKİRLER

ZİKİR birkaç çeşittir.

Önce ikiye ayrılır:

1. Genel zikir.
2. Özel zikir.

GENEL ZİKİR, gene ikiye ayrılır:

A. Ruhaniyet zikri
B. Özel gayeye yönelik zikir

ÖZEL ZİKİR de ikiye ayrılır:

a- Özel gayeye yönelik zikirler
b- Kişiye özel, zikirler

* * *

Demiştik ki, belirli kelimelerin veya kelime grublarının beyinde tekrarının adıdır ZİKİR.

Yapılan her zikirde, ne kelime olursa olsun, beyinde belirli bir frekansta dalgaboyu üretilerek, beynin görev dışı olan hücreleri, o frekansla programlanır..

Şayet CİNNİ ilhamla gelmiş bir kelime ya da budistlerin meşhur "om" kelimesi gibi bir zikir yapılırsa; kişinin beyninde o istikâmette bir gelişme sağlanır ve insan farkında olmadan CİNLER ile rezonansa girerek bir takım ilhamlar almaya başlar. Ve bunun sonunda, verilen ilhamlara göre, kendini, UZAYLI veya EVLİYA, veya MEHDI veya PEYGAMBER veya ALLAH olarak görüp; çeşitli mantıksal bütünlükten uzak fikirler içinde heba eder.

* * *

Buna karşılık bir de İslâmi kaynaklarca öğretilen GENEL ZİKİRLER vardır ki; bunlar tamamiyle, kişinin RUH gücünün artmasına ve RABBINA yaklaşmasına vesile olur. Bu GENEL ZİKİRLER'e hemen bir iki misal verelim.

"Subhanallâhi ve bihamdihi"

"Subhanallâhi velhamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber"

"Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh"

"Lâ ilâhe illallâhul melîkül hakkul mubîn"

"Subbûhun Kuddûs Rabbul melâiketi ver Ruh"

* * *

Bir de GENEL ZİKİR klâsmanı içinde yer alan "Özel gayeye yönelik" zikirler vardır. Bunlar, ilim talebine yönelik, kusurunu itirafa ve bağışlanmaya yönelik, zikirler gibi. Hemen bunlara da misal verelim:

"Rabbî zidniy ilma"

"Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimîn"

"Rabbic'alniy mukıymes selâti ve min zürriyetiy"

* * *

ÖZEL ZİKİR, esas olarak kişinin durumunu çeşitli yönlerde geliştirmeyi hedef alan, özel gayeler istikâmetinde gelişmeyi amaç edinen zikirlerdir.

ÖZEL ZİKİRLER esas itibariyle kişinin beyin programına, yani kendine has özellikleri, karakteristiği, kişisel arzu ve hedeflerine göre düzenlenen zikir formülleridir. Bu zikir terkipleri, belirli âyet ve hadîslere dayanan dualar ile, o kişide kısa sürede gelişme sağlayacak ilâhî isimler grublarından oluşur.

* * *

Tarikâtlarda verilen zikir formülleri günümüzde genellikle hep GENEL ZİKİR kapsamında olduğu için; gelişme sürecini de 30-40 yıl gibi çok uzun zaman dilimlerine yaymaktadır.

Oysa bu özel zikir formüllerini deneyenler, kendilerinde bir-iki sene gibi, çok kısa süreler içinde büyük gelişmeler hissetmektedirler.

ÖZEL ZİKİRİN, özel gayeye yönelik bölümünde yer alan bazı zikirlere misal vermek gerekirse, bu konuda şunları söyleyebiliriz numûne olarak:

"Allahumme inniy es'eluke hubbeke"

"Allahumme elhimniy rüşdiy"

"Kuddûs-üt tâhiru min külle sûin"

ÖZEL ZİKİR bölümündeki (b) şıkkında yer alan kişiye özel zikirlere gelince ise.

MÜRÎD - KUDDUS - FETTAH - HAKÎM - MÜ'MİN - RAHMAN - RAHÎM - BÂSIT - VEDUD - CÂMİ - RÂFİ

Ve daha bunlar gibi değişik Allâh'ın isimlerinden oluşur.

Kişinin beyin programının ihtiyaç gösterdiği bir biçimde; kişiye özel sayılar ile bunlar formüle edilerek çekilir. Ve kişi üzerinde kısa sürede tesiri açığa çıkar.

Ancak, burada da hemen şunu ilâve edelim. Bu ZİKİR çalışması içinde, zikirle açılan ek kapasitesinin değerlendirilmesi sırasında yoğun olarak İLME ağırlık verilmesi ve artan kapasitenin İLİM ile değerlendirilmesi şarttır. Aksi halde bu kapasitenin cinnî ilhamlar istikâmetinde programlanması söz konusu olabilir ki; bu da hiç iyi olmaz.

Ayrıca bu tür zikirler sırasında kitabın girişinde yazdığımız CİNLERE KARŞI KUR'AN'DA ÖĞRETİLEN KORUNMA DUASININ yapılması son derece yararlı olur.

* * *

İşte kısaca bu ön bilgiyi verdikten sonra, az önce sorulan sorunun cevabını hemen açıklayalım.

İslâm camiâsında genellikle RUHANİYETİ arttırıcı zikirlere devam edildiği için; maneviyâtı son derece güçlü sayısız insan yetişmesine karşın; dünya ilimlerine dönük beyinler çok az çıkmıştır!.. Şayet beyin sistemli bir şekilde dünya bilimlerine yönelik bir biçimde zikir ile takviye olunsa idi, elbette ki o yönde gelişmiş üst düzey beyinler de çıkardı.

Ancak, ne var ki, "yarın zorunlu olarak terkedeceğin şeye, bugün sahip çıkarak, kendini, o şeyi terketmekten ileri gelen azâbdan koru" düşüncesinde olan İslâm camiâsı, dünyaya fazla bir değer vermemiş ve o yolda kendini fazla yormamıştır.

* * *

Önce anlaşılması son derece kolay olan şu misâli verelim.

Size son derece kıymetli mücevherle dolu bir kasa veriyorlar ve diyorlar ki.

- Şayet anahtarını elde edersen, bu kasayı açabilirsin, içindeki her şey senin olabilir.Soruyorsunuz:

-Peki anahtar nedir, nasıl açabilirim?.. Cevab.

-Ucu özel bir şekillendirmeye tabi tutulmuş demirdir anahtar. Elde etmek içinde şu kadar pahasını ödemek zorundasın.

Diyorsun ki, kasa nasıl olsa bende!.. O kadar paha ödeyeceğime, alırım bir demir, alırım bir ege; çenterim demiri olur anahtar!..

Ama ne çare ki, bir ömür boyu demir çentseniz, o kasanın özel kilit şifresine uygun anahtarın bir benzerini yapamazsınız. Ve bu yüzden de kasanızı açıp içindeki çok kıymetli mücevherlere kavuşamazsınız. Ta ki, pahasını ödeyip özel şifresi için yapılmış anahtarı elde edene kadar. Unutmayalım ki, her kilit ancak şifresine uygun anahtar ile açılır.

* * *

İşte bu misâlde olduğu üzere, her beynin kendine özel bir formüle ihtiyacı vardır ki çok kısa sürelerde büyük gelişmeler elde etsin. Ama bunun için de elbette, bu konudan anlayan, bu konu hakkında bilgi sahibi kişiyi bulmak zorunluluğu mevcuttur.

Bu devirde böylesine ehil kişiyi bulmanın çok zor olduğunu düşünerek bu kitapta, bize ihsan olunan ilim ölçüsünde, elden geldiğince çeşitli zikir formüllerinden sözedeceğiz. Ki bunlar bizatihi tecrübelerimize göre son derece yararlı olmuşlardır.

Dileyen bu zikir formüllerini bir süre kendi üzerinde dener, fayda görürse devam eder, fayda bulmazsa da genel zikirlerle ruhaniyetini geliştirme yolunda çalışmalarına devam eder.

* * *

ÇOK ZİKREDEN
DELİ Mİ OLUR?

ZİKİR konusunda halkımızın çok korktuğu bir husus vardır. Elbette bunda en büyük faktör de "menfî şartlandırma"dır.

"Çok tesbih çekme, deli olursun!.."

Türünden, kasıtlı ya da kasıtsız söylentilerin kesinlikle belli olan bir yönü vardır ki o da `BİLİNÇSİZLİK' olan şartlandırma, insanları ZİKİR konusunda son derece ürktürmüştür.

Kur'ân-ı Kerîm her halûkârda, ayakta, otururken, yan yatarken sürekli zikir yapılmasını tavsiye ederken; maâlesef, bu bilinçsiz çevreler, elden geldiğince insanları zikirden uzak tutmaya çalışmaktadırlar.

"ALLAH'I AYAKTAYKEN, OTURURKEN, YATMIŞKEN ZİKREDERLER; GÖKLERİN VE YERİN YARADILIŞ HİKMETİNİ DÜŞÜNEREK, RABBİMİZ SEN BUNLARI HİKMETSİZ BOŞUNA YARATMADIN MÜNEZZEHSİN DERLER" (3-191)

Evet, insan daima üç halden birindedir. Ya ayaktadır, ya oturuyordur, veyahud da yatmaktadır. İşte, yukarıda âyet, her üç halûkârda da zikredilmesi gerektiğini bize açık seçik vurgulamaktadır.

* * *

Öyle ise, bize düşen, elden geldiğince, zikir yapmaktır!..

Nerede olursak olalım, ister abdestli, ister abdestsiz, olabildiğince zikir yapmak suretiyle beynimizi geliştirelim, Allâh'a yakîn elde edelim.

Bizim, nice içki içen ve hatta alkolik olan kişiye zikir tavsiyemiz vardır ki, bunlar meyhanede içki içerken zikre başlamışlardır.

Bir elinde içki kadehi, diğer elinde tesbihle işe başlayan bu kişiler; zikrin beyinde yaptığı yeni açılımların sonucu; kendilerinde meydana gelen idrâk ile bir süre sonra içkiyi bırakmışlar; ve daha sonra da kendi içlerinden gelen bir şekilde, hiç bir dış baskı olmaksızın beş vakit namaz kılıp, Hacca gitmişlerdir.

* * *

Biz diyoruz ki, ZİKİR insana en güzel geleceklerin yegâne anahtarıdır; çünkü beyin kapasitesini geliştirmeye yönelik yegâne ve en güçlü çalışmadır.

Ya, çok tesbih çekip de deli olanlar; diyeceksiniz!...

Şunu kesinlikle ifâde edeyim ki, çok tesbih çekmek yüzünden hiç bir normal insan deli olmaz!..

Ama şurası kesindir ki, çevresinde normal gibi tanınan oysa gerçekte şizoid ya da paranoid olan pek çok insan vardır!..

Bunların bu hasta durumları genellikle 35-40'tan sonra bazen de daha ileri yaşlarda ortaya çıkar. Hatta bazen de bir vesile olmazsa, hiç ortaya çıkmadan kapalı olarak bu dünyadan geçer giderler.

İşte, bu esasen hasta yapılı olan kişilerden biri bir vesile ile tesbih çekmeğe başlamış ve daha sonra da bir vesile ile hastalığı ortaya çıkmışsa, ard niyetli kişiler tarafından bu durum hemen tesbih çekmeğe zikir yapmaya bağlanarak, insanlar dinden ve zikirden soğutulur.

Oysa, normal yapılı, sağlıklı, akıl-mantık bütünlüğüne sahip bir insanda, zikrin asla hiç bir zararı yoktur!.. Aksine, bu tür bazı hastalıkları olan kişilerde dahi zikrin bazı faydaları olmakta; onların taşkın halleri zikir yoluyla oldukça kontrol altına alınabilmekte veya çok çok içe kapanık halleri daha dışa açılmaya yönlendirilebilmektedir.

* * *

Her ne kadar, Türkiye'de tarikâtlar yasak idiyse de, basında okuduğumuz ve çevremizden duyduğumuz kadarıyla, Türkiye'de nerede ise her beldede bir şeyh vardır; ve bunların belki de toplam Türkiye nüfusunun yarısına yakın derviş topluluğu vardır. Yani en azıyla Türkiye'de 10 milyon zikir yapan insan sözkonusudur. Bu sayının yüzde ya da binde ya da onbinde kaçı, normal sağlıklı bir insanken, tesbih çekmek yüzünden akıl hastası olmuştur ki?..

Şunu kesin olarak ifâde edelim ki, normal, sağlıklı, mantıksal bütünlük içinde yaşayan hiçbir insan, zikir çekmeğe başlaması yüzünden deli olmaz, kafayı üşütmez!.. Şayet, belki onbinde bir kişi böyle bir sebepten hasta oldu denirse, onun geçmişini araştırın deriz. Ya genetiğinde ya da doğuştan gelen sebeplerle bu hastalığın o kişide önceden mevcut olduğu açık-seçik görülecektir.

* * *

ZİKİR TENHADA MI
YAPILMALIDIR

ZİKRİN ne olduğunu tam anlamamış kişilerin, zikir yapılırken uyulması zorunlu şart olarak öne sürdükleri bir husus vardır. Zikri tenhada, kimsenin olmadığı bir yerde, sessizlikte yapacaksın!... Bu son derece yanlış bir zorlamadır!.. Ve asla şart değildir.

Tenhada bir yerde, yanlız başına olunan bir yerde, tefekkürle yapılan zikrin elbette bir çok faydalı yönleri vardır; ve bu asla inkâr edilemez.

Ancak ne var ki, imkânı olamıyan, bu yüzden zikir yapamaz, yapmamalıdır gibi bir anlam da çıkarılmamalıdır.

Her yerde, her zaman zikir yapılabilir demiştik. Nitekim, gerek Kur'ân-ı Kerîm'deki "ayakta, otururken ve yatarken" zikredilmesi gerektiğini bildiren âyet, ve gerekse de çarşı pazarda "lâ ilâhe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdu yuhyi ve yumitu ve huve hayyun lâ yemûtu biyed'ihil hayr, ve huve alâ külli şeyin kadîr" zikrinin yapılmasının hadsiz hesapsız ecir getirdiğini anlatan hadîs-i şerîf muvacehesinde, deriz ki her yerde her zaman zikir yapılır ve yapılmalıdır!..

Esasen bu çok önemli bir konudur.

Zikir yaparken mutlaka tefekkür şart mıdır?.. Veya namaz kılarken -ki o da duadır ve zikirdir- aklına başka şeyler gelmesi, namazı bozar mı?..

Zikir veya namaz sırasında akla başka şeyler gelirse, okunulan dua ve zikirlerin gene de faydası dokunur mu?..

Kesin olarak söyliyelim ki, Zikir veya namaz kılarken akla gelen şeyler, yapılan çalışmaya asla zarar vermez.

Beyin, aynı anda sayısız konuda ve yönde faaliyet göstermektedir ki, bunların her biri de kendisi ile alâkalı bölümlerce ifâ edilmektedir. Ve hepsi de yerini bulur!..

* * *

Meselâ, yolda yürürken, bir yandan tesbih çekip, bir yandan başka şeyler düşünür, bir yandan da çevrenizi seyredersiniz. Bu faaliyetin her biri beyinde ayrı ayrı birimlerde değerlendirilir ve hepsi de yerini bulur.

Kezâ, diyelim ki; evde bir yandan bir şeyler okur, bir yandan tesbih çeker, bir yandan odada konuşulanlar kulağınıza gelir, bir yandan televizyona gözünüz kayabilir. Bunların hepsini de aynı anda yapabilirsiniz. Bu, beyninizin gelişmişlik derecesi ve çok yönlü çalışabilme özelliğiyle alâkalıdır. Manevî yönü olan kişiler, bütün bunlara üstlük, bir de manevî irtibatlar halinde olup, onların da hakkını rahatlıkla eda edebilirler.

Burada mühim olan, beyinde yapılan çalışma ve onun neticesinin otomatik bir biçimde ruha yüklenmesi olayıdır. Siz ister farkında olun, ister hiç farketmeyin, değişmez!.. Nitekim, misâl vermiştik, meyhanede içki içerken, rakı kadehi elde zikre başlıyan kişi, devamı sonunda hacca gidecek duruma erişmiştir sekiz ayda!..

Dolayısıyla, zikir için yanlızlığa çekilmek şart değildir.

* * *

ZİKİRDE NİÇİN
ARAPÇA KELİMELER

"ZİKİR"den sözedildiği zaman hemen akla takılan ve sorulan bir soru da şudur:

- Niçin biz bu kelimeleri Arapça olarak söyliyelim?.. Aynı kelimelerin Türkçe karşılığını söylesek olmaz mı?..

Allâh (TANRI'dan sözediyorlar elbette), sanki Türkçe anlamaz mı ki biz Türkçe okuyamıyoruz?..

Elbette, bu sorunun cevabını da vermek böyle bir kitapta, bize düşer!.. Öyle ise, dilimiz döndüğünce, bunun da izâhını yapalım.

Bilelim ki. Sesle duyduğumuz bir kelime, yapılan işin en son safhasıdır!.. Olay beyinde, o anda içten -yani kozmik boyuttan- veya kozmik âleme ait bir varlıktan gelen; ya da dıştan -yani çevremizdeki algılamakta olduğumuz herhangi bir varlıktan- gelen bir impalsla yani bir dalga - ışınsal etki ile başlar.

Bu gelen etki neticesinde, önce beynin biomanyetiği, sonra bioelektriği ve daha sonra da bioşimik yapısı tesir alır. Bioşimik yapı aldığı tesir ile kendisindeki verileri bir araya getirdikten sonra, çıkan neticeyi tekrar bioelektrik kata dönüştürerek, ilgili sinir sistemini uyarır ve hangi organla ilgili bir durum sözkonusu ise olayı ona aktarır. Ve biz, o organdan yansıyan bir eylem olarak, sonucu algılarız!..

Yani esas olan, dışta algıladığımız ses - görüntü değil, bir üst boyutta cereyan eden dalga-bioelektrik-bioşimik üçlü sistemidir!..

Şâyet, beynin bu ana çalışma sistemini kavrayabildiysek; anlıyacağız ki, önemli olan, kelimenin harf dizilişinden oluşan lisan değil, kelimeleri meydana getiren frekans-titreşimdir!..

"TEK'İN SEYRİ" adlı kitabımızda "ÜSTMADDE" isimli ses ve video kasetlerimizde izâh ettiğimiz üzere, evren ve içinde her boyutta varolan, tüm varlıklar orijini itibariyle kuantsal kökenli dalga varlıklardır. Ve dahi bu dalga yapıların her biri, bir anlam taşımaktadır.

Bu ışınsal kökenli varlıklar tanımına uygun olarak, salt enerji varlıklar, belli bir anlam taşıyan ve o anlama yönelik görev yapan varlıklar olarak "MELEK" kavramı ile dinde açıklanmıştır.

Nitekim, "Melek" kelimesinin aslı "melk"ten gelir ki "güç, kuvvet, enerji" anlamındadır.

İşte, evrensel manâda her titreşim - frekans bir anlam taşıdığı gibi, beyne ulaşan her kozmik ışın, frekans dahi bir anlam ihtiva eder biçim de evrende yerini alır.İnsan ise, KENDİ ÖZ GERÇEĞİNİ, "ALLAH"I TANIMAK için varedilmiş yeryüzündeki en geniş kapsamlı birimdir!..

İnsan'ın kendini bu beden sanması, Kur'ân tâbiri ile "aşağıların en aşağısında varolması"; buna karşılık özünün hükümleriyle yaşaması ise "cennet hayatı" diye tanımlanmasına yol olmuştur.. Bu yüzden insana tek bir görev düşmektedir:

KENDİNİ ÖZ YAPISINDA TANIMAK!..

Bunu da din, "NEFSini bilen RAB'bini bilir" diye formüllemiştir.

İşte, madde boyutunu asıl sanan beyin, kesitsel algılama araçlarının -beş duyu- kaydından ve onun getirdiği şartlanma blokajından kendini kurtarabildiği takdirde; mikrodalga evren gerçeğini farkedecek, idrâk edecek ve o gerçek boyutta, gerçek yerini almak için, gerçek varlığını hissetme arzusu duyacaktır.

Bu arzu onun dalga yapıyla ilintisini güçlendirecek ve neticede farkedecektir ki, kendisinde meydana gelen tüm olaylar, dalga anlamların açığa çıkışından başka bir şey değildir.

Yâni beyin, dalga anlamları, bildiğimiz boyuta transfer eden ve bu arada da, bir yandan bu kavramları dalga bedene yüklerken, diğer yandan da dışarıya yayan muazzam bir cihazdır.

"ZİKİR", ancak işte bu anlattıklarımızın kavranılmasından sonra anlaşılabilecek, idrâk edilebilecek bir sebebledir ki, bize geldiği gibi Arapça orijinal kelimelerle yapılan çalışmadır.

Zirâ, her bir kelime, harf; belli bir frekansın-titreşimin beyinde ses dalgalarına dönüşmüş halidir.

Her frekans bir anlam taşıdığına göre; kelimeler, belli anlam taşıyan frekansların, ses dalgalarına dönüşmüş halidir ki; bu da "zikir kelime ve kavramlarını" oluşturur.

Yâni, belirli evrensel anlamlar, kuantsal anlamlar, evrende dalga boyları, titreşimler halinde mevcût olduğundan; bunların ses frekansına dönüşmüş haline de kelimeler dendiğinden; o anlamların titreşimine en uygun kelimeler Arapça olduğu için, zikir kelimeleri Arapça olmuştur.

Dolayısıyla, siz o kelimeyi değiştirdiğiniz zaman, asla o frekansı tutturamaz ve asla, o istenilen frekansın ihtiva ettiği anlama ulaşamazsınız.

İşte bu sebebledir ki.

Kişi, Allâh Resûlünün, Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara idrâk ettirmek istediği sırlara ermek ve evrensel gerçeklere vâkıf olmak istiyorsa, zikir kelimelerini geldiği gibi, yâni Arapça orijinalinde olduğu gibi, tekrarlamak mecburiyetindedir.

Ve dahi, en az hayatında bir kere, kesinlikle, Kur'ân-ı Kerîm'i Arapça orijinal kelimeleriyle beyninde tekrar etmek ve bunu RUHUNA yani dalga bedenine yüklemek zorundadır!.. Ki, ölümötesi yaşamında sonsuza dek kendisinde bulunan bu bilgi kaynağından yararlanabilsin!

Ayrıca, bundan çok daha basit bir sebebi de vardır bu kelimelerin arapça olarak orijinaline uygun biçimde tekrar edilmesi zorunluluğunun...

Bu Arapça kelimeleri, eğer, Türkçe'ye çevirmeye kalkarsanız, bazen bir sayfa, bazen daha fazla yazmak zorunda kalırsınız; o anlamı verebilmek, o manâyı kavraya bilmek için. Oysa, bunu tek kelime olarak tekrar imkânı mevcutken!..

Bilmem anlatabildik mi, "ZİKİR" daima, niçin geldiği orijinaliyle yapılmalıdır.

* * *

KUR'AN-I KERİM
NASIL ANLAŞILIR

En büyük ZİKİR olan Kur’ân-ı Kerîm bahsine gelmeden önce; kısa bir şekilde, Kur’ân-ı Kerîm’in nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde, fazla derine girmeden, sadece ana hatları ile durmak istiyorum. Zirâ, bize "ONU ANLAYASINIZ DİYE" denilerek inzâl olmuştur.

Bütün mahlûkat, şartlandırılarak, ezberletilerek bir şeyler yapabilir. Ancak, sadece İNSAN, idrâk ve tefekkür gücüne sahip varlık olarak, ve bu özelliği dolayısıyla, "YERYÜZÜNDE HALİFE" olmak şerefine nâil olmuş; bu gerçeği idrâk edip gereğini yaşıyabilenlere de "ŞEREFLİ MÜSLÜMANLAR" denilmiştir. Elbette ki, takliden bir şey yapabilenler de "yakîn"leri ölçüsünde bundan hisselerini alırlar.

Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak için önce "tâhir’ olmak, yani -arınmış" olmak gerekir. Çünki, "Arınmamış olanlar dokunmasınlar" deniliyor. Bu âyeti mâalesef yanlış anlıyor; gidip suyla yıkanıp, abdest alıp "arındığımızı" sanıyoruz!..

"Tahir"in zıddı olan "necîs"in yani necasetin, yani pis-kirli olma hâlinin ne olduğunu, bakın nasıl târif ediyor aynı KİTAB:

"Kesinlikle necis olanlar müşriklerdir".

Yani, necis olma hâlini meydana getiren "şirk" düşüncesidir!..

İşte bu iki âyet bir bütünleme ile şunu ifâde etmektedir:

"ŞİRK düşüncesiyle kirlenmiş olan müşrikler, bu pis düşünceden, ARINMADAN KUR’AN’A EL SÜRMESİNLER; çünkü şirk düşüncesiyle, ALLAH’ın vahdaniyetini, TEK’LİĞİNİ, AHADİYYETİNİ anlatan bu Kudsâl Kitâbı anlıyamazlar".

İnsanların, birimsellikten doğan bir biçimde, gökte hayâl ettikleri TANRI’ya, bakış açılarına karşın; ALLAH’ın vahdaniyetini, AHADİYETİNİ, SONSUZ - SINIRSIZ TEK OLUŞUNU en açık - seçik bir biçimde vurgulayan ve Tek’ten çoka bakış açısını açıklayıp öğretmeyi gaye edinmiş olan KUR’AN-I KERÎM’in anlaşılması, elbette ki kolay değildir.

İşte bu sebebledir ki, Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak istiyorsak, önce ŞİRK düşüncesinin pisliğinden ARINMAK mecburiyetindeyiz.

Nedir ŞİRK düşüncesi?.

TANRInın varlığını düşünmek, TANRI vardır zannı ŞİRK düşüncesinin temelidir!..

Senin dışında; yukarıda; ötede; seni uzaktan, duyan, gören; kâh senin yaptıklarına karışan, kâh müdahele etmeyen; senin yaptıklarına bakıp, ona göre seni tanıyıp, hakkında karar verecek olan; kızdırırsan seni cehenneme atacak; bir punduna getirip onu kandırabilirsen cenneti sana ikrâm edecek olan; kâh celâlli, kâh da çok tonton merhametli büyükbaba gibi bir TANRI var sanmak!.. İşte şirk denen olayın ta kendisi budur!..

Ve tabîidir ki, buna bağlı olan tanrılık ve tanrıya tapınma kavramları, şirkin detaylarını teşkil etmektedir.

İslâm dininin, insanı ŞİRK kavramından kurtaracak anlayışı, sistemi ise Allâh Resûlü Muhammed Mustafa Efendimiz aleyhi’s-selâm tarafından şöyle tarif edilmiş ve formüllenmiştir:

"TANRI YOKTUR, sadece ALLAH vardır"

Bu demektir ki özetle...

Sizin düşündüğünüz gibi, bir tanrı ve tanrılık kavramı kesinlikle mevcut değildir; ALLAH vardır ve O’nun oluşturduğu kendi sistemi mevcuttur.

"Zikrin faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır"

"Lâ ilâhe illallâh diyen cennete girer, hırsızlık yapsa da, zinâ yapsa da"!.

Gibi hadîs-i şerîfler hep Kelime-i Tevhid formülünün manâsının yüceliğine dikkati çeker. Yani, bir kişi bütün bunları yapsa dahi, Kelime-i Tevhid formülünün taşıdığı anlamı kavradığı zaman; artık bu yaptıklarına tövbe eder; tanrı var tahayyülünden ileri gelen yaptığı yanlış işlerden vaz geçer; Allâh’a yüzünü döner; gereğini yaşar ve bu da ona cenneti getirir, demektir.

Bu konunun daha tafsilâtlı izâhını isteyenler "Hazreti MUHAMMED’İN açıkladığı ALLAH" isimli kitabımızı inceliyebilirler.

Evet, cenneti nasıl yaşamağa başlar insan?..

"Onlar dünyada iken cennet nefhalarını almaya başlarlar" buyuruluyor. Ne demektir bu?..

İnsan, ÖTEDE BİR TANRI, ya da ÖTENDE BİR TANRI şirkinden arınmağa başladığı zaman; SONSUZ - SINIRSIZ, ALLAH adıyla işaret edilenin ne olduğunu yavaş yavaş farketmeğe idrâk etmeğe ve hissedip, yaşamağa başlar.

İdrâk eder ki, SONSUZ - SINIRSIZ ALLAH, her zerrede, tüm varlığı ile mevcûttur; ve dolayısıyla kendi benliğinde, özünde, her zerresinde kemâliyle, Zât’ına yakışır şekilde "O" vardır!.. Yıllardır ötelerde sandığı; özünden, benliğinden yüz gösterivermiştir kendisine!..

"Ben taşrada arar idim,

Ol cân içre cânan imiş!.."

mısraları dökülüverir ağzından.

Sonra bakar görür ki, her zerre de yüz gösteren "O"!..

-Başını ne yana çevirirsen hep ALLAH'ın VECH'ini (yüzünü) görürsün"

Ayetinin "Sır"rını idrâk eder; her yer ve her şey adı altında hep O'nu sevmeye başlar. Kimseye, kızmaz, küsmez; kimsenin hakkını yemez; kimseye dil uzatmaz; kimseyi istemediği bir işe zorlamaz; geçici değerlerle vakit harcamak yerine, kalıcı hizmetlerle vaktini değerlendirip; hem fiîlleriyle, hem diliyle, hem bilinciyle hep sevdiğini zikreder hâle gelir.

Eskiden, İslâmiyet kendisine çok zor gelirken; şimdi kendisine çok basit ve çok kolay geliverir!..

Zâten nedir ki.

Kelime-i şahadeti dille tekrarlamak bir yana haliyle yaşamağa başlamıştır. Farz olan beş vakit namaz!.. Nedir ki.

Sabah, velev ki kalktığında, elini yüzünü yıkarken, ayağını da yıkayıp almış olur abdesti; ve alt tarafı, iki dakikadır, iki rekât sabah namazı!..

Öğlende, bir fırsatını bulamaz mı dört dakikacık!.. Dört rekât da farz öğle namazı; madde’nin tüm stresi içinde, dört dakikalık sonsuzluk tasavvuruyla yaşanan, dört rekât öğle namazı.

İkindi namazı için. Farz edilen dört rekât namaz için bulunamaz mı dört dakika. Senin gerçek boyutun olan o sonsuzluğa, açılan pencere!..

Akşam eve gelmişsin; günün bütün dünya dertlerinden kendini soyutlayabilmek için; elini yüzünü yıkayıp, abdest alıp üç dakikalık, üç rek’âtlık özündeki sonsuzluğa yöneliş, o sonsuzlukta huzur!..

Ve nihayet yatmadan önce, günün bütün problemlerinden arınıp, kendi gerçek âlemine dalmayı kolaylaştıracak dört rekâtlık, farz olan yatsı.

İşte üzerine farz olan; İslâmiyete göre, bu kadar az ve basit!.. Topunu toplasan günde 17 dakikacık!.. 1440 dakika içinde, sadece 17 dakika!..

Ama istiyorsan, daha fazlası, diyorsan; beni, sonsuz bir gelecek bekliyor, benim orada daha pek çok şeylere ihtiyacım olacak, idrâkına gelmişsen; dilediğin kadar arttırırsın yararlı çalışmalarını.

Namazdan sonra ne var, Hac!.

İşte bu da son derece önemli bir konu. Biz haccın niçin çok önemli olduğunu, neyi nasıl getirdiğini tüm sistemiyle, "İNSAN ve SIRLARI" ile "TEMEL ESASLAR" isimli kitabımızda izâh ettik.

Hazreti Rasûl aleyhi’s-selâm buyuruyor ki:

"Hacca gitmekte acele ediniz!.. Çünkü hiç biriniz ileride karşısına hangi engellerin çıkacağını bilemez!.."

Ve gene ŞİDDETLE UYARIYOR ki:

"Kim gitmesine engel olacak şiddette bir hastalık, yahud haccı yasaklayan ZALİM SULTAN, yahud da yoksulluk olmadığı halde HACCA GİTMEDEN ÖLÜRSE, o kimse ister YAHUDİ, ister HIRİSTİYAN OLARAK ÖLSÜN!.."

Bu, dini tebliğ edenin hükümleri göstermektedir ki hac âcilen yerine getirilmesi zorunlu bir ibâdettir!.. Niye?...

Çünki, hacda, o güne kadar bilerek ya da bilmiyerek yapmış olduğun TÜM suçların -kul hakkı da dahil- tamamiyle silinmekte; "anandan doğduğun günki kadar günâhsız olarak" dönmektesin; ve "acaba affoldu mu" diye düşünmeni de Hazreti Resûl, "en büyük günâh" olarak değerlendiriyor!..

Böyle bir fırsat kaçırılır, terkedilir mi?.. Ölümün, hele günümüz şartları içinde, ne zaman geleceği belli değilken; bir an önce, bizi azaba sürükliyecek tüm menfi yüklerden arınıp sıfırlanmak varken; bunca menfi yükle, günahla ölümötesi âleme geçmek mantık işi mi?..

Hele, bunu yapmamaktan dolayı bir HIRİSTİYAN veya YAHUDİ inançsızlığını göze alarak ölmek söz konusuyken!..

İkinci olarak, bir de haccın manevî yanı var!.. Hiç olmazsa, çok kısa bir süre de olsa; sanki kefen giyer gibi, dünyadan soyunarak ihramları giyip; madde dünyasından ve onun tüm geçici değerlerinden arınıp; sonsuzluğun tarifi mümkün olmayan ÜSTMADDE değerlerinin içine dalmak!.. Bilinç boyutunun sonsuzluğunda, benliksiz bir biçimde kulaç atmak!..

Kâ’be’de dahi Vechullahı görebilmek!..

Ve Yâr ile sohbet etmek!..

İleri gidiverdiysek affola!.. Ama sızıverdi testiden işte!..

Neyse gelelim Oruca ve Zekâta...

Oruç, insana sanki yapısındaki melekî boyutu hissettirmek için konulmuş özel bir farz!.. Büyük rahmet!.. Sen, yemeden, içmeden, seks yapmadan, ve seks düşünmeden, başkalarının hakkında kötü düşünmeden, kötü konuşmadan da durabilen; ve böyle yaşayabilen bir meleksin idrâkını hissettirmek için konmuş bir farz!.. Senede, 365 gün içinde sadece 29 gün!.. Sana bu beden olmadığını, bir bilinç varlık, düşünsel varlık olduğunu, melekî boyuta ait bir varlık olduğunu farkettirmek için konulmuş bir farz!..

Ve zekât!.. Anladıysan, her zerrede, her birimde varolanın gerçekte sadece "O" olduğunu, paylaş onlarla hiç olmazsa varlığının kırkta birini; diyen anlayış.

İşte en basitiyle İslâm.

İslâm'ın temel esaslarını ve bu temel esasların hangi sırlara dayandığını detaylı bir şekilde öğrenmek isteyenler "TEMEL ESASLAR" kitabımızı okusunlar...

"Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz"!.

Buyuran Efendimiz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiği Kur'ân-ın bize en öz manâda anlatmak istedikleri ve bizden taleb ettikleri.

Şayet bunları anlıyabildiysek.

Şimdide önce "GÜNAH"ı anlıyalım sonra da "İstiğfar"ın ne olduğunu ve nasıl bir düşünceyle yapılması gerekliliğini.

"Dağlar gibi kuşatmış, benlik günâhı seni
Günâhını bilmeden, gufrânı arzularsın"

Ve işte bundan sonradır ki. Artık KUR'AN-I KERİM'e "EL SÜREBİLİRİZ"; ve ZİKRE, DUAYA başlıyabiliriz.

Buyurun...

* * *

İSTİĞFAR BÖLÜMÜ

 

 

  Okunuşu:

  İnnallahe lâ yağfiru en yüşreke bihi ve yağfiru ma dûne zâlike limen yeşâ'

 

  Anlamı:

  ALLAH KESİNLİKLE KENDİSİNE ŞİRK KOŞULMASINI BAĞIŞLAMAZ; FAKAT BUNUN DIŞINDAKİLERİ DİLEDİĞİNE BAĞIŞLAYABİLİR.

 

 

 

  Okunuşu:

  Kul: yâ ibadıyelleziyne esrefû alâ enfüsihim, lâ taknetu min rahmetillah!.. İnnallahe yağfiruz zünûbe cemîa, innehu huvel gafûrur rahiym.

 

  Anlamı:

  DE Kİ: EY NEFSİLERİNİN ALEYHİNE HADDİ AŞAN KULLARIM. ALLAH'IN RAHMETİNDEN ASLA UMUT KESMEYİN!.. ALLAH KESİNLİKLE BÜTÜN GÜNAHLARI BAĞIŞLAR (iman edene). ZİRA O, GAFURDUR, RAHİMDİR.

 

 

 

  Okunuşu:

  Ve huvelleziy yakbelut tövbete an ibadihi ve ya'fû anisseyyiati ve yâ'lemû ma tef'âlûn, ve yesteciybülleziyne amenû ve amilussalihati ve yeziydühüm min fazlih.

 

  Anlamı:

  O kullarının tövbesini kabul edip, onların kusurlarını affeden ve ne yaptıklarını bilendir. İman edip yararlı işler yapanların dualarını kabul eder. Onlara kendi fazlından fazlasını da bağışlar.

 

 

 

  Okunuşu:

  Ya eyyühelleziyne amenû, tûbû ilallahi tövbeten nasuha, âsa rabbüküm en yükef fire anküm seyyiâtiküm ve yüdhıleküm cennatin tecriy min tahtıhel enhar.

 

  Anlamı:

  EY İMAN EDENLER, ALLAH’A İÇTENLİKLE PİŞMANLIK DUYARAK TÖVBE EDİN; UMULUR Kİ, RABBİNİZ SUÇLARINIZI ÖRTER VE SİZİ AĞAÇLARI ALTINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETE SOKAR.

 

Bilgi:

Değerli okurlarım, Kur'ân-ı Kerîm'deki, Allâh-u Teâlâ'nın bağışlama sistemi ve bu sisteme bağlı olarak tövbe edilmesi hususu yukarıda sıralamış olduğum dört âyet-i kerîmede açık seçik görülmektedir.

Bu âyet-i kerîmelerden kesinlikle anlaşılan hususlar şunlardır:

1. Şirk yani TANRI’ya inanma suçu asla bağışlanmaz. Çünkü Allâh vardır, TANRI YOKTUR!.. Tanrı kavramı, asla Allâh isminin manâsının karşılığı değildir. Olmayan "ŞEY=TANRI"nın güçlerinin, seni bağışlaması da elbette sözkonusu olamaz!.. Bu sebeble, öncelikle ve âcilen, Allâh isminin işaret ettiği manâyı öğrenmek ve yaşamımıza ona göre yön vermek MECBURİYETİNDEYİZ.

Aksi halde, Allâh yanısıra tanrı edinenlerden olma tehlikesi bizim çok yakınımızdadır. Böyle bir riske girmek çok büyük hatadır. Bu konuda tafsilatlı bilgi "Hazreti MUHAMMED'İN açıkladığı "ALLAH" isimli kitabımızda mevcuttur.

2. Nefsimizin hakikatını bilememek dolayısıyla nefsimizin hakkını eda edememek durumunda yaşadığımız için haddi aşanlar dan olup büyük kayıplarla yüzyüzeyiz.

Ama bu durumdan dolayı da asla umutsuz olmamalıyız. Çünkü yapılan bütün yanlış hareketlerin bir bağışlanma yolu da vardır; önemli olan hatayı farkedip, zararın neresin den dönülse kârdır, diyerek kalanı kurtarma yolu seçilmelidir.

* * *

3. Hatadan dönmenin yolu tövbeden geçer. Yaptığının yanlış olduğunu farkedip pişmanlık duyarak tövbe ettiğin zaman, bağışlanma seni beklemektedir. Üstüne üstlük dualarına icabet mükâfatı da cabası!..

İş ki, yarın tövbe ederim, öbürgün tövbe ederim deyip, tövbeyi ertelemiyelim. Zirâ tövbeyi erteleyenlerin çok büyük bir kısmı tövbe edemeden diri diri mezarı boyladılar ve canlı bir şekilde o kabir âleminde yaptıklarının neticelerini yaşamaktalar.

* * *

4. Tövbe, lâf olsun diye, yaptım işte demek için; ya da biri yap, şu kelimeleri tekrarla dedi, diye değil; nasuh olarak yapılmak zorundadır. Yoksa oyun eğlence ve hatta alay gibi değer lendirilebilir.

Nasuh tövbe nasıl anlaşılmalıdır?..

İnsanın, yaptığı işin gerçekten yanlış olduğunu farkedip idrâk etmesinden sonra, bu yapmaması gereken fiîli işlemekten dolayı büyük bir pişmanlık duyması; ve bir daha o fiîli asla işlememeye karar vermesi ve bundan sonra Allâh’a karşı bu kararını itiraf ederek bağışlanma dilemesi nasuh tövbesi olur.

Yanlış bir fiîli yapmaktan dolayı özür dileme ise "istiğfar"dır.

* * *

Burada çok önemli olan ve kesinlikle idrâk icabeden bir hususa değinmeden geçmeye ceğim.

"Estağfirullah" yani "özür diliyorum Allâh’ım" sözcüğü asla, tefekkürsüz söylen memesi gereken bir ifâdedir, aksi takdirde sanki muhatab hafife alınıyormuş anlamı çıkar.

Bugün çeşitli tarikatlarda verilen "şu kadar istiğfar çek", târifi tamamiyle bilinçsizce ve yanlış bir şekilde uygulanmak tadır. Her ne kadar bu "çekiş" dolayısıyla ruha yüklenecek bir enerji sözkonusu ise de; kesinlikle istenilen amaç doğrultusunda bir çalışma de ğildir bu!.. Ancak tesbihi verenin bilinçsizliğinden, taklid ehli olmasından doğan bu durumun elbette ki kurbanı da "estağfirullah çeken" olmaktadır.

* * *

Konuyu anlamak için, önce istiğfara sebeb olan hususu iyi idrâk etmek gerekir.

Buyurun, Rasûlullah aleyhi’s-selâm’dan dinleyelim:

"Gerçek şu ki, kalbim örtülür de ben de yüz defa Allâh'dan özür dilerim." (Müslim-Ebû Davûd)

Burada dikkat ediniz!...

İstiğfar lâf olsun, sevab olsun diye söylenmemektedir!.

Kalbin örtülmesi neticesinde duyulan üzüntüden, içine girilen kapanıklıktan, zâtı ilâhînin müşahedesinden perdelenmekten dolayıdır!.

Hakkı, hakkıyla müşahede edememenin getirdiği sıkıntı ile; bu durum hissedildikçedir; ve bu, bir gün içinde, çeşitli zaman ara lıkları ile, belki günde yüz defa vâki olmaktadır Efendimizde; kendi ifâdesine göre.

Nerede, günde yüz defa çeşitli aralıklarla, kendinde bu yetersizliği hissedip bundan üzüntü duyup istiğfar yapmak...

Nerede, bilinçsiz bir şekilde, TAKLİDEN, ders yapıp vazife savar gibi, arkası arkasıyla 100 defa "estağfirullah" çekmek(!).

Elbette çekeceği varsa kişinin, çekecektir estağfirullah!.

Gerçeği idrâk ederek, "insan"lık ve "halife"lik şeref ve haysiyetine ulaşmak isteyenler şunu âcilen ve zorunlu olarak idrâk etmelidir ki; mukallidden ders alınmaz ve TAKLİDLE HAKİKATA varılmaz!..

Tasavvuf, külliyen TAHKİK mesleğidir; asla taklid değil. Velev ki şeriâtı bile taklidi olarak kabul etmeyenler mevcuttur.

Ama şu da gerçektir ki, TAHKİKE güç yetiremiyen elbette kendini TAKLİDLE avutacaktır!.

* * *

NİÇİN VE NEDEN İSTİĞFAR

Tövbe, bir büyük suçtan sonra; ortaya konulan fiîlden duyulan pişmanlık ve geri dönüş dolayısıyla yapılır.İstiğfar ise, günlük olaylar içinde, varoluş gayemizin hakkını şuûrlu bir biçimde edâ edememekten dolayı yapılan hatalı hareketlerin ardısıra özür dilemektir.

* * *

İnsanın yeryüzünde "HALİFE" olarak yaşaması gerekirken, bu kemâlatı yaşamasını engelleyen davranışlar ortaya koyarak hayatını sürdürmesi, "istiğfar"ın ana gerekçesidir.Yani, "istiğfar" eden kişinin bu istiğfarı yaparken âdeta şöyle düşünmesi icabetmektedir:

"-Yâ Rabbi, sen beni kendine "halife" olarak yeryüzünde yaşatıyorsun. Oysa ben şu davranışımla, senin "halifene" asla yakışmıyacak bir hareket ortaya koydum. Ve bu yanlışımın da farkına vardım!..

Lûtfen, varoluş kemâlatıma yakışmayan bu fiîlimden (veya düşüncemden) dolayı beni bağışla. Eğer bağışlamazsan, ben "halifelik" yüceliğine yakışmayan ilkel beşerî değerlendirmeler batağında boğulur giderim. Bu yüzden bana merhamet et ve bana varoluş kemâlimin gereğini yaşama yolunu kolaylaştır"

İşte bu anlayış sonucu yapılan istiğfar elbette ki gayesine ulaşmış demektir. Sanıyorum, niçin istiğfar sorusunun cevabını böylece izâh etmiş olduk. Şimdi gelelim neden istiğfar bölümüne. Yani nelerden dolayı istiğfar.

* * *

Her yerde ve her zerrede zâtı, vasıfları, isimlerinin özellikleri ile mevcût olan Allâh-u Teâlâ; dilemiştir ki, O'nu hem kendi özümüzde hem de tüm mevcûdatta müşahede edelim.

Bunun içindir ki,

"Nefsinizde mevcut, idrâk edemiyor musunuz?"

ve

"Başını ne yana çevirirsen çevir Allâh'ın vechini görürsün"

işaretleri verilmiştir Kur'ân-ı Kerîm'de.

Ancak gerçek bu olmasına rağmen; bizim ne bu gerçekten haberimiz vardır, ne de "HALİFE" olmanın bilincine sahibiz; ve dahi, ne de özümüzün gerektirdiği davranışları ortaya koyabilmekteyiz.

İşte, insanın hakikatının gereğini yaşıyamaması; beşerîyetinin getirdiği düşüncelerle, duygularla, şartlanmalarla, tabiatının oluşturduğu güdüsel hareketlerle; ve şartlanmalardan ileri gelen değer yargılarıyla hayatı değerlendirmesi; ve bunun sonuçları olarak ortaya çıkan bütün fiîller, hep özür dilenmesine yani "istiğfar" edilmesine neden olan şeylerdir.

Bu sebebledir ki, biz, lâf olsun diye "estağfirullah" çekmeyecek; yaptığımız yanlışları düşünerek, onları farkederek özür dileme anlamında "istiğfar" edeceğiz.

Bu hususu da, böylece elimizden geldiğince açıklığa kavuşturduktan sonra; şimdi gelelim, Efendimiz Muhammed Mustafa aleyhi's-selâmın bize öğretmiş olduğu çeşitli istiğfarlara

* * *

SEYYİDÜL İSTİĞFAR

 

 

  Okunuşu:

  Allahümme ente rabbiy lâ ilâhe illâ ente halâkteniy ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûuleke binı’metike aleyye, ve ebûu bizenbiy fağfir liy zünûbî, feinnehu lâ yağfirüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ erhamerrâhımiyn.

 

  Anlamı:

  Allâhım! Rabbim sensin, TANRI yoktur. Yanlız sen varsın, beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim ahdü vaad üzere sâbitim. (Allâhım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan buyurduğun ni’metini zât-ı ulûhiyyetine îtiraf ederim. Günâhımı da îtiraf ederim. Binâenaleyh günahlarımı bağışla. Çünkü günâhları bağışlamak sana aittir.

Bilgi:

Muhammed Mustafa Efendimiz buyuruyor ki:

"Bu Seyyid-ül İstiğfar’ı kim inanarak ve idrâk ederek, karşılığını Allâh’tan bekliyerek, gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete gider. Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da cennet ehlinden olur."

Böyle bir değer elimize verilmişken, bunun kadri kıymetini bilmezsek, elbette başımıza geleceklere katlanmaktan başka bir şey kalmaz geride.

 

 

  Okunuşu:

  Allahümme lekel hamdu lâ ilâhe illa ente rabbî ve ene abdûke âmentü bike muhlisan leke fiydiynî inniy esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfirüke bizunûbilletiy lâ yağfirühâ illâ ente.

Bilgi:

"Vallahi de billahi de her kim bu istiğfarı sabah akşam üçer kere okursa, o mutlaka cennete girer"

İşaretiyle bizi uyaran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dikkat buyrula ki sözüne büyük bir yeminle başlıyor.

İşte bu sebebten dolayı, seyyid-ül istiğfar dan sonra ikinci sırada hemen bu istiğfara yer verdik. Sabah akşam üçer kere okusak ne kaybımız olur ki?.. Ya kazancımız!..

 

  Okunuşu:

  Rabbi inniy zalemtu nefsiy zulmen kebiyra, ve lâ yağfiruz zunûbe illâ ente, fağfirliy mağfireten min indike, verhamniy, inneke entel gafûrur rahîm.

 

  Anlamı:

  Rabbim, nefsime büyük zulûmde bulundum, (nefsimin hakikatının hakkını veremedim), bu suçumu da senden gayrı bağışlayacak yoktur. İndinden gelen bir bağışlayıcılıkla beni bağışla, merhamet et, şüphesiz ki sen bağışlayıcı ve rahiymsin.

Bilgi:

Hazreti Ebû Bekir Sıddık (Allâh razı olsun ondan) sordu Resûl aleyhi's-selâma:

- Ya Rasûlallah, namazdan çıkmadan evvel ne okuyayım?

Namazlarda, selâm vemeden evvel okuması için Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Hazreti Sıddîk'a bu istiğfarı öğretti.

Hazreti Sıddîk da namazlarda selâm vermeden önce bu duayı okudu.

-Ebû Bekir'in imanı terazinin bir kefesine, bütün müminlerin imanı da terazinin öbür kefesine konsa; Ebû Bekir'in imanı ağır basar" buyuran Rasûlullah aleyhi's-selâmın öğrettiği bu istiğfardaki incelik nedir acaba?.

* * *

Bu istiğfarda geçen "min indike" yani "indinden" hitabı işin "sır" noktasını meydana getirmektedir.

Tasavvufta, "mâiyyet sırrı" denilen hususa işaret eden "ind" tâbiri Türkçe'ye "katından" diye çevrilmektedir ki bu asla yeterli olmayıp; bilakis konunun inceliğini örtmektedir.

Zâhir vardır, bâtın vardır, ledün vardır.

Ledün kelimesiyle işaret edilen her şey, o kişinin zâtından açığa çıkan Allâh'ın kudretine işaret eder ki; buna şöyle de diyebiliriz.

Hikmet sisteminde açığa çıkan kudret sırrı!..

Dünya hikmet yurdudur. Her şey bir sebeble, bir vesile ile oluşur. Ahiret denilen ölümötesi yaşam ise kudret yurdudur; orada hikmet kuralları dünya fizik kanunları geçerli olmaz.

İşte mukarreblere dünyada ikrâm kabilinden gelen "ledün" nimeti ile "kudret" sırları seyredilir.

İstiğfarda da bağışlamanın "Allâh" indinden taleb edilmesi demek; beşerî kusurların örtülerek, hakikat nurlarının "nefs"inde ortaya çıkmasını taleb etmek demektir. Kalem, bundan ötesini satırlara dökmeye yetmiyor. Bağışlayın. Elbette ârif olan anlıyacaktır işaretimizi.

 

  Okunuşu:

  Allâhümmağfirliy hatıyetiy ve cehliy ve israfı fiyemri; ve ma ente â’lemu bihî minniy. Allâhümmağfirliy hezliy ve ciddiy ve hataiy ve amdiy ve küllü zâlike indiy.

 

  Anlamı:

  Allâhım, hatalarımı, cehaletimi, emrinde haddi aşmamı bağışla ve benden daha iyi bildiğin hatalarımı da. Allâhım, lâtifeyle yaptığımı, ciddî olarak yaptığımı, bilmiyerek veya kasden yaptığım yanlış hareketlerimi de bağışla. İtiraf ediyorum ki bunların hepsi de bende mevcut!..

Bilgi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından Ebû Musa el Eşarî radıyallahu anh, Efendimiz’in böyle istiğfar ettiğini bize naklediyor.

"Geçmiş ve gelecek tüm kusurlarını Allâh bağışlamıştır" âyeti Kur'ân-ı Kerîm'in Fetih Sûresinde yer alırken; gene de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu şekilde istiğfara devam ediyor. Acaba niçin?..

Bunu biraz düşünmemiz gerekmez mi?

Konunun derinliklerini bir yana bırakırsak, en azından, sınırlı ve kusurlu varlıklar olarak, "halife" olmaya yakışmayan davranışlar içindeyiz. Ve en tabîi yaşantımız içinde dahi, yani yukarıda sayılan hallerde dahi, hakikatımızın hakkını edâ edememekten dolayı nefsimize zulmetmekteyiz. Ve unutmayalım ki, sadece dünyada bir takım çalışmalar yaparak ölümötesi sonsuz yaşamın sonsuz güzelliklerini elde etme imkânına sahip olabileceğiz.

Öyle ise, elden geldiğince, dünyada bırakıp gideceğimiz ve bir daha hiç aklımıza gelmeyecek şeyler için tüm beynimizi harcayacağımıza, hallerimizin ardına geçip, öze yönelelim; ve noksanlarımızı idrâk edelim.

 

  Okunuşu:

  Estağfirullahelleziy lâ ilâhe illâ Hû el Hayyul Kayyum ve etubu ileyh.

 

  Anlamı:

  Bağışlanma diliyorum. Allâh’tan ki, tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan sadece O vardır. Tövbem O’nadır!..

Bilgi:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

-Kim, Tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan O vardır. Bağışlanmayı Allâh’tan dilerim, tövbem O’nadır. derse, savaştan kaçmış bile olsa günâhları bağışlanır.’

Burada çok önemli olan husus ikidir. İstiğfarda "ismi a’zâm" kullanılması ve bu tür istiğfarın büyük günâhları dahi affettireceği.

Dualardan "İSMİ A'ZÂM" kullanılmasının hikmetini, "İSMİ A'ZÂM" bahsinde nasib olduğu kadar anlatmaya çalışacağım.

Savaştan kaçma olayının dahi bu şekildeki istiğfarla affedilmesi olayına gelince.

Savaştan kaçma, Hazreti Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın bildirdiği üzere yedi büyük günâhtan birisidir.

* * *

Buyuruyor ki Rasûlullah:

-Helâk eden yedi şeyden sakının."

Soruluyor nedir onlar, diye:

"Allâh'a şirk koşmak;
Allâh'ın harâm kıldığı insanı öldürmek;
BÜYÜ ve sihir yapmak;
Faiz yemek;
Yetim malı yemek;
Savaştan kaçmak;
İffetli kadına zinâ iftirası atmak."

açıklaması yapılıyor Efendimizden.

* * *

Görülüyor ki, büyük günâhlardan bağışlanma dahi söz konusudur. Ve bağışlanmak için; hristiyanların günâh çıkartmak için papazlara muhtaç oluşu gibi bir muhtaciyet gerekmeden; sadece Allâh’ın Azamet ve Kibriyâ’sına yönelip, kusurunu, suçunu itirâf ile O'ndan bağışlanma niyaz etmek yeterli olmaktadır.

Öyle ise, ne kadar büyük suç işlemiş olursak olalım, asla umutsuz olmayalım; ve Allâh'a yönelip tövbe etmeyi ertelemeyelim!..

 

  Okunuşu:

  Allâhummağfirliy zenbiy küllehu ve dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve âhırehu ve alâ, niyyetehu ve sırrahu!..

 

  Anlamı:

  Allâh’ım, günâhlarımın hepsini, eskilerini, yenilerini, küçüğünü, büyüğünü, açıktan yaptıklarımı, kafamdan geçirdiklerimi mağfiret et (bağışla).

Bilgi:

Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem Efendimizin en sık okuduğu "istiğfar"lardan biridir bu yazmış olduğum.

İstiğfar yapılırken, ne derece geniş kapsamlı tutulmasına örnek olması yönünden son derece dikkat çekicidir. Daha önce de belirttiğim gibi, bu duaları sadece papağan gibi tekrar etmekten kesinlikle kaçınmalı; Hazreti Rasûli Ekrem'in neye ne şekilde yaklaşım içinde olduğuna; hangi hususlara nasıl önem verdiğine azamî dikkat göstermeliyiz.

Bu istiğfarın, namazlarda selâm vermeden önce okunmasında büyük yarar görmekteyiz.

 

GİZLİ ŞİRK HAKKINDA

 

 

  Okunuşu:

  Allâhumme inniy euzü bike en üşrike bike şey’en ve ene â'lem ve estağfiruke limâ lâ â'lem, inneke entel âllâmul guyub.

 

  Anlamı:

  Allâh’ım sana sığınırım bilerek ve bilmeyerek şirk koşmaktan; ve bağışlama dilerim bilerek ve bilmiyerek yaptıklarımdan, gaybı hakkıyla bilen sensin kesinlikle!..

Bilgi:

"ŞİRKİ HAFİ" denilen "GİZLİ ŞİRK" insanlar için en büyük tehlikedir. Bir manâsı ile de "RİYÂ"dır.

"Gizli şirk" denilmesinin sebebi; fiîlde değil, düşüncede Allâh'a ortak edilmesidir birinin veya bir şeyin!..

"ALLAH YANISIRA TANRI EDİNME"

âyeti ile;

"Bana şirk koşanın yaptığı hiç bir ameli kabul etmem!"

hükmü bize düşünsel ortak koşmanın vahâmetini idrâk ettiriyordur sanırım.

İslâm'da esas, yapılan işin "SIRF Allâh için" olmasıdır!..

Kişinin, Allâh için bir şey yapması yanı sıra, o şeyi yaparken, etrafındakilerden de maddî ya da manevî bir şey umması, düşünmesi işte bu gizli şirk diye tanımlanan olguyu meydana getirir.

Öyle ki...

Meselâ, namaz kıldıran kişinin, namaz içinde tekbir alırken, yani "ALLAHUEKBER" derken, sırf Allâh’ın EKBERİYETİNİ ifâde için değil de; sanki arkasındakilere oturuyorum veya kalkıyorum işareti verir gibi, o niyetle, uzatıp-kısa tutarak söylemesi dahi bir gizli şirk hükmü taşır.

Bir kitap yazarken, sırf Allâh için, Rasûlullah’a uymak ve ilmi yayın emrine uymak için değil de; para kazanmak, ya da etrafındakilerden övgü almak, kendine bir pâye kazanmak için yazılıyorsa, bu da gizli şirktir.

Kısacası, kıldan ince usturadan keskin bir köprüdür NİYET!..

NİYET’in, düşünce ve kararın, karşılık beklemeden kimseden; sırf Allâh için o şeyle meşgul olmak olacak. Aksi takdirde, kimden ne umarak yapılırsa yapılsın, o işte gizli şirk kokusu vardır demektir!..

Evliyâullah öylesine bu işin üzerinde hassasiyetle durmuştur ki; edâ edilen bir namazdan haz almayı, zevk almayı dahi terkedilmesi gereken bir düşünce olarak değerlendirmişlerdir.

İşte, GİZLİ ŞİRKİN âfetlerinden korunmak için bu duayı bize Resûli Ekrem salla’lâhu aleyhi ve sellem Efendimiz öğretiyor. Beş vakit namazın ardında bu duaya devam etmek, herhalde pek muhtaç olduğumuz bir şey sanırım.

 

DUA ve ZİKİR kaynağı olan KUR’AN-I KERÎM’deki bazı sûre ve âyetlerden sözederek dualar bölümüne girelim.

Bilelim ki, Kur’ân-ı Kerîm’de mevcût bulunan en büyük dua âyetleri "FATİHA" sûresidir.

Bu sebebledir ki, namazın her rek’âtında bu âyetlerin okunması farz olmuştur. Hazreti Resûl aleyhi’s-selâm bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Fâtiha’sız namaz olmaz"!..

Gene bu konudaki bir başka hadîs-i şerîf’te Fâtiha için şöyle buyrulur:

-Sana Kur’ân-ı Kerîm’deki sûrelerin sevab cihetiyle en büyüğünü öğreteyim mi?.. Bu sûre, Elhamdulillahi rabbul âlemiyn"dir.’

Gene bir başka hadîs-i şerîf’e göre, Fâtiha sûresi "Kur’ân’ın anahtarıdır".

Fâtiha sûresi ile alâkalı, bu sûrenin faziletini bildiren pek çok hadîs-i Rasûlullah mevcut olmasına rağmen, biz bu konuda daha fazla konuşmak istemiyoruz.

Ancak şunu belirtelim ki, hergün 41 Fâtiha okumayı alışkanlık edinenler bunun pek çok faydasını zaman içinde müşahede ederler.

Ayrıca sahabeden bazı zevât çeşitli ağrılara karşı gene bu sûreyi okuyarak çok faydalandıklarını bildirmişlerdir ki, bunu daha sonra da tecrübe edip yararını gören bir hayli insan mevcuttur.

Fâtiha’nın ayrıca belli bir süre ile kayıtlı olmaksızın 40 bin defa okunmasının da kişiye ölümötesi yaşamda çok büyük faydalar hasıl edeceği çeşitli evliyâullâh tarafından ifâde edilmiştir.

* * *

Öte yandan her "fâtiha" okunuşunda, sonunda "Amin" denmesi hakkında da birçok hadîs vardır.

 

  Okunuşu:

  Bismi’llâh’ir-Rahmân’ir-Rahîm.

  Elhamdu lillahi rabbil âlemiyn, errahman-ir rahiym, mâliki yevmid diyn, iyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn, ihdinas sıratal mustakıym, sıratalleziyne en’âmte aleyhim gayrıl mağdubi aleyhim veladdâlliyn.

 

  Anlamı:

  Rahman ve Rahîm olan ALLAH isminin manâsıyla (başlarım). Hamd, âlemlerin rabbı olan, rahman ve rahîm Allâh’a aittir. Din gününün mâlikidir. Yanlız sana kulluk eder ve yanlız senden yardım isteriz. Hidayet et bize, doğru yola; O doğru yola ki, en’âmda bulunduklarına nasib ettin o yolu; gazabına ulaşanların ve dalâlette kalanların değil.

"FATİHA" Sûresinin "sır" manaları için "TEMEL ESASLAR" kitabını inceleyebilirsiniz...

* * *

ÂYET-EL KÜRSİ

 

 

Okunuşu:

  - Allahu lâ ilâhe illâ hu, elhayyul kayyum, lâ te’huzûhu sinetün velâ nevm, lehu mâ fiys semâvâti ve mâ fiylard, men zelleziy yeşfeu indehu illâ biiznih, yâ’lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm, velâ yuhıytune bişey’in min ilmihî illâ bimâ şa’, vesiâ kürsiyyühüs semâvâti vel arda, velâ yeuduhu hıfzuhuma, ve huvel âliyyül azıym.’

 

  Anlamı:

  ALLAH ki, Tanrı yoktur ancak O vardır, diridir ve kendi kendine kâimdir; ne uyuklaması ne de uyuması sözkonusudur; yerde ve göklerde ne varsa O’nun içindir; O’nun katında kim şefaat edebilir ki izni olmaksızın; bilir önlerinde ve arkalarında olanların hepsini; izni olmadan ilminden bir şeyi kapsamak mümkün değildir; kürsüsü semâları ve yeri içine almıştır; koruması dışında bir şey kalamaz; yüce ve azamet sahibidir.

Bilgi:

-Bakara sûresi içinde bir âyet vardır ki, O, Kur’ân âyetlerinin reisidir. O, bir evde okunduğu zaman, içeride şeytan varsa mutlaka çıkar. Bu, Ayet-el Kürsî’dir!..’

Buyuruyor bir hadîs-i şerîf’te Hazreti Resûl aleyhi’s-selâm.

* * *

Gene buyuruyor Hazreti Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’ân’ın zirvesi de Bakara sûresidir. Bakara sûresinin içersinde bir âyet vardır ki, o Kur’ân âyetlerinin reisidir. Ayet-el Kürsî!.."

* * *

Bir gün Hazreti Resûl aleyhi’s-selâm yanında bulunan Ebû Münzir’e şöyle sordu:

-Yanındaki Allâh’ın kitâbında hangi âyet daha büyüktür biliyormusun?

-Allâhu lâ ilâhe illâ hu el hayyul kayyum. dedi. Rasûlullah:

-Ey Ebû Münzir. İlim sana kutlu olsun!..’ buyurdu.

Bu hadîs-i şerîflerin dışında daha bir çok hadîs-i şerîf vardır; Ayet-el Kürsî’nin faziletinden bahseden; bunların önemli bir kısmı da namazların farzlarının hemen akabinde okunmasını tavsiye eder. Yani, farzı bitirip selâm verdikten hemen sonra!..

Ayrıca Ayet-el Kürsî’nin eve girildiğinde, evden çıkıldığında, önemli bir işe başlanılmasında, uyumadan önce okunmasının çok büyük faydalar hasıl edeceği hakkında da pek çok haber ulaşmıştır.

Günlük çeşitli tehlikelerden korunmak için sabahları, yedi defa okunması, altısının altı yöne üflendikten sonra, yedincisinin yutulması da tavsiyeler arasındadır.

Ruhaniyeti son derece güçlendirici bu âyetin kırkbin defa okunmasının da çok büyük faydalar temin edeceğinden bahsedilmiştir, bu işin önde gelen tecrübelilerince.

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Amener resûlü bimâ ünzile ileyhi min rabbihî vel mü’minûn. Küllün âmene billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rusulih; lâ nuferriku beyne ahadin min rusulih. Ve kâlu, semi’na ve etâ’na, gufraneke rabbena ve ileykel masıyr.

  Lâ yukellifullahu nefsen illâ vüs’aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet. Rabbena lâ tuahızna innesiyna ev ahta’na. Rabbena ve lâ tahmil aleyna ısran kemâ hameltehu alelleziyne min kablina. Rabbenâ ve lâ tuhammilna ma lâ tâkatelena bih. Va’fuanna, vağfirlena, verhamna. Ente mevlâna, fansurna alel kavmil kâfiriyn.

 

  Anlamı:

  Rasûl, rabbinden kendisine inzâl olana iman etti. Hepsi de (mü’minlerin), iman ettiler Allâh ile, Allâh’a; meleklerine; kitaplarına; resûllerine. Rasûllerim arasında fark görmediler; işittik ve itâat ettik, mağfiretini isteriz rabbimiz, dönüşümüz sanadır dediler.

  Allâh kimseye teklif etmez kapasitesi dışındakini. Yaptığınızın kazancı da sizedir, kaybı da!.. Rabbimiz, unutursak veya hataya düşersek bizi bundan mesûl tutma. Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklemiş olduğun ağır yükleri bize yükleme. Rabbimiz güç yetiremiyeceğimiz görevlerle görevlendirme. Bizleri affeyle, bağışla, merhamet buyur. Bizim mevlâmızsın, gerçeği örtenlere karşı bize zafer ihsan et!..

Bilgi:

Hazreti Ali ve Hazreti Ömer’den gelen bir rivayette şöyle buyrulmuştur:

-Akıllı bir insanın bu âyetleri okumadan uyuması asla mümkün olmaz’

Müslim ve Tırmızî isimli hadîs kitablarında mevcuttur ki; Hazreti Resûl aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur:

-Allâhu Teâlâ sûre-i Bakara’yı iki âyetle sona erdirdi ki, bunları Arş’ın altındaki hazinesinden ihsan buyurdu. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza öğretiniz. Hem Kur’ândır, hem namazda okunur, hem de duadır.’

Bu âyet okunduktan sonra -âmin’ kelimesinin ilâve edilmesi hakkında da bazı hadîs-i şerîfler mevcuttur.

Diğer taraftan bir başka hadîs-i şerîfte de bu âyetlerle ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır:

-Her kim sûre-i Bakara’nın son iki âyetini okursa, bu ona, gecenin âfetlerinden şeytanların şerlerinden korunmak için yeterli olur!..’

Hiç değilse günde bir defa bu âyetleri okumak muhakkak ki, bize çok faydalı olacaktır.

* * *

 

  Okunuşu:

  Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ hu vel melâiketü ve ulûl ilmi kâimen bilkıst. Lâ ilâhe illâ hüvel aziyzül hakiym.

 

  Anlamı:

  Şehadet eder Allâh kesinlikle, Tanrı yoktur ancak O vardır. Melekler ve ilim sâhipleri de buna şâhidlik etmişlerdir. Azîz ve Hakîm olan O vardır, TANRI YOKTUR!.

 

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Kulillâhümme mâlikel mülki tü’til mülke men teşâü ve tenziul mülke mimmen teşâü ve tuızzü men teşâü ve tüzillü men teşâü biyedikel hayr inneke alâ külli şey’in kadiyr. Tûlicülleyle fin nehâri ve tûlicünnehâre filleyli ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy ve terzuku men teşâü biğayri hisâb.

 

  Anlamı:

  Mülkün sâhibi olan Allâh’ım, mülkünü istediğine verirsin, istediğinden de alırsın, kimi istersen şânını yükseltir, kimi istersen de zelîl edersin, hayır senin yedindedir. Şüphesiz gücün her şey’e yeter. Geceyi gündüze geçirir, gündüzü geceye sokarsın; ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartırsın. Dilediğine hesapsız rızk ihsan eylersin.

Bilgi:

Bu üç âyet-i kerîmenin hassalarından birkaçı için şöyle der bâzı evliyâullah: Beş vakit namazından sonra bir kimse Fâtiha, Ayetel Kürsî, Al-i İmran’ın on sekiz, yirmi altı ve yirmi yedinci âyetlerini okursa şu beş şeyden emin olur:

1. Cenâb-ı Allâh o kimseyi sırât-ı müstakimden ayırmaz.
2. Her türlü kazâ belâ ve musibetlerden muhafaza olur.
3. İmansız ölmez,
4. Rızık sıkıntısı çekmez.
5. Bulunduğu topluluklarda hâtırı sayılır bir kişiliğe sahip olur.

* * *

 

  Okunuşu:

  Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin lereeytehu hâşian mütesaddian min haşyetillâh ve tilkel’emsâlü nadribuha linnâsi leallehüm yetefekkerûn!.

  Huvallahulleziy lâ ilâhe illâ hu alimul ğaybi veşşehadeh hüver rahmanür rahıym, hüvallahülleziy lâ ilâhe illâ hu elmelikül kuddûsüs selâmül mü’minül müheyminül aziyzül cebbarul mütekebbir sübhanallahi ammâ yüşrikûn hüvallâhul hâlikul bâriy-ül müsavvir lehül’esmâül husna yüsebbihu lehu ma fiyssemâvâti vel’ard ve hüvel aziyzül hakiym

 

  Anlamı:

  Eğer (ki) biz, bu Kur’ân’ı bir dağ başına inzâl etseydik, şüphesiz ki o dağı Allâh haşyeti yüzünden, boyun kesmiş, param parça olmuş görürdün. İşte bu misâlleri biz, insanlar düşünüp, ne ibret almak lâzım geldiğini anlasınlar diye gösteriyoruz.

  Ki öyle bir Allâh’dır ki, Tanrı yoktur ancak O vardır. Açıkta olana da, saklı olana da vâkıftır. Rahman’dır, rahıymdir (1) (yine) O, öyle bir Allâh’dır ki, Tanrı yoktur O vardır. Cümle yaratıkların mutasarrıfı kudsîyet sahibi, selâmet ihsan eden, iman nurunun kaynağı, gözetip esirgeyen, aziz icabında dilediğini zorla yaptırmaya gücü yeten, lâyıkıyla yegâne kibir sâhibidir. Allâh müşriklerin koştukları ortaklardan münezzehtir. Öyle bir Allâh’dır ki O, yaratacağı her şey’i bir hikmete mebnîdir ve yekdiğerine uygundur.Yarattıklarının hepsini ayrı bir sûretle meydana getirir. En muhteşem isimler O’nundur. Semâlarda ve yerdekilerin hepsi onu tesbih ederler. Her zaman galip olup, her işi hikmetlidir.

Bilgi:

Hazreti Resûl bu âyetlerin faziletini şöyle anlatıyor:

-Sûre-i Haşr’ın âhirini gecede veya gündüzde okuyan kimsenin, vâdesi tamam olup da ölecek olsa, gündüz ölürse, gündüz okunması sebebiyle, gece ölürse, gece okunması sebebiyle cennete dâhil olur’ (ki bu âyetler: Hüvallahülleziy lâ ilâhe illâhû. kelâmıyla başlıyan kısımdır).

İşte bir başka hadîs-i şerîf meâli daha:

-Her kim sabahleyin üç kere "Eûzü billâhis semiy’ıl alîmi mineş şeytânir raciym" dedikten sonra El Haşr sûresi sonundaki üç âyeti okursa, Cenâb-ı Allâh onun için, akşama kadar istiğfar edecek yetmiş bin melek verir. O kimse; o gün ölürse şehid olarak ölür. Kezâ akşam ölürse de böyle gene şehid olur.’

* * *

 

 

 

  Okunuşu:

  Vemen yettekıllahe yec’âllehu mahreca ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib. Ve men yetevekkel alallahi fehuve hasbuh.

 

  Anlamı:

  Kim Allâh için korunanlardan olmuşsa, Allâh da ona bir çıkış noktası verir. Ve ona umut etmediği yerden hesabsız rızık verir. Kim Allâh’a tevekkül ederse, Allâh ona yeter.

Bilgi:

Ebû Zerr’i Gıfârî radıya’llahu anh, Efendimiz Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın şöyle buyurduğunu nakletmiş bizlere:

-Şüphesiz bir âyet biliyorum ki, insanlar buna sarılsaydı, onlara yeterdi.’

Ve İbn-i Abbas radıya’llahu anh da açıklamasını naklediyor Rasûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in:

-(âyeti okuduktan sonra) hem dünyanın şüphe ve sıkıntılarından, hem ölümün sıkıntılarından hem de kıyâmet gününün sıkıntılarının şiddetinden kurtuluş’tur bu âyetle amel etmek.’

Bizim çok tesbitlerimiz olmuştur bu âyet-i kerîmenin faydaları hakkında.

Sıkıntıda olan, işsiz kalan, tehlikeli durumlarla karşılaşan kişiler şayet günde bin defa veya daha fazla olarak bu âyet-i kerîmeyi okurlarsa, en kısa zamanda selâmete çıkarlar.

İşsiz, borçlu, aile içi sorunları olan ve hatta kendilerine büyü yapıldığını zanneden kişilere kesinlikle bu âyeti okuyarak istifade etmelerini tavsiye ederiz.

* * *

YÂ-SÎN

 





Okunuşu:

Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

(1) Yâsiyn (2) velkur'ânilhakiym (3) inneke leminelmürseliyne (4) alâ sıratın müstekiym (5) tenziylel aziyzirrahıym (6) litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn (7) lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm la yü'minun (8) inna cealnâ fiy a'nakıhim ağlâlen fehiye ilel'ezkani fehüm mukmehun (9) ve cealna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yübsırun (10) ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minun (11) innema tünzirü menittebe azzikre ve haşiyer rahmane bilğayb febeşşirhü bimağfiretin ve ecrin keriym (12) inna nahnü nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asarehüm ve külle şey'in ahsaynahü fiy imamın mübiyn (13) vadrib lehüm meselen ashabel karyeh izcaehel mürselun (14) iz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma feazzezna bisalisin fekalû inna ileyküm mürselun (15) kalu mâ entüm illâ beşerün mislüna ve mâ enzelerrahmanü min şey'in in entüm illâ tekzibun (16) kalu rabbüna yalemü inna ileyküm lemürselun (17) ve ma aleyna illelbelağul mübiyn (18) kalû inna tetayyerna biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azabün eliym (19) kalu tairüküm meaküm ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun (20) ve cae min aksalmediyneti recülün yes'a, kale ya kavmit tebiul mürseliyne (21) ittebiu men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun (22) ve maliye la a'büdülleziy fetareni ve ileyhi türceun (23) eettehızü min dunihi aliheten in yüridnir rahmanü bidurrin lâ tuğni anniy şefaatühüm şey'en ve lâ yünkizune (24) inniy izen lefiy dalâlin mübiyn (25) inniy amentü birabbiküm fesmeun (26) kıyledhulil cenneh, kale ya leyte kavmiy yalemune (27) bima ğafere liy rabbiy ve cealeniy minel mükremiyn (28) ve ma enzelna alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi ve ma künna münziliyne (29) in kanet illâ sayhaten vahıdeten feiza hüm hamidun (30) ya hasreten alel ibad ma ye'tiyhim min resulin illâ kanu bihî yestehziun (31) elem yerev kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerciun (32) ve in küllün lemma cemiun ledeyna muhdarun (33) ve ayetün lehümül ardulmeyteh ahyeynaha ve ahrecna minha habben feminhü ye'külun (34) ve cealna fiyha cennatin min nehıylin ve a'nabin ve feccerna fiyha mineluyuni (35) liye'külu min semerihî ve ma amilethü eydiyhim efelâ yeşkürune (36) sübhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ yalemun(37) ve ayetün lehümülleyl neslehu minhünnehare feizahüm muzlimune (38) veşşemsü tecriy limüstekarrin leha zalike takdiyrül aziyzil aliym (39) velkamere kaddernahü menazile hatta a'dekel urcunil kadiym (40) leşşemsü yenbeğıy leha en tüdrikel kamere ve lelleylü sabikun nehar ve küllün fiy felekin yesbehun (41) ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhuni (42) ve halakna lehüm min mislihî ma yerkebun (43) ve in neşe' nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazune (44) illâ rahmeten minna ve metaan ilâ hıyn (45) ve iza kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm lealleküm türhamune (46) ve ma te'tiyhim min ayetin min ayati rabbihim illâ kanu anha mu'ridiyn (47) ve iza kıyle lehüm enfiku mimma rezekakümullahü, kalelleziyne keferu, lilleziyne amenû enutımü men lev yeşaullahü at'ameh, in entüm illâ fiy dalâlin mübiyn (48) ve yekûlûne meta hazalva'dü in küntüm sadıkıyn (49) ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te’huzühüm ve hüm yehıssımun (50) felâ yestetıyune tavsıyeten ve la ilâ ehlihim yerciun (51) ve nüfiha fiyssuri feizâhüm minel'ecdasi ilâ rabbihim yensilun (52) kalu ya veylena men beasena min merkadina haza ma veader rahmanü ve sadekalmürselun (53) in kanet illâ sayhaten vahıdeten feizahüm cemiyun ledeyna muhdarun (54) felyevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta'melun (55) inne ashabel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun(56) hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel'erâiki müttekiun (57) lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yeddeun (58) selâmün kavlen min rabbin rahıym (59) vemtazul yevme eyyühel mücrimun (60) elem ahad ileyküm ya beniy ademe en lâ ta'büdüş şeytan innehu leküm adüvvün mübiynün (61) ve enıbüduniy, haza sıratun müstekıym (62) ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra efelem tekunu ta'kılun (63) hazihî cehennemülletiy küntüm tuadun (64) ıslevhel yevme bima küntüm tekfürûn (65) elyevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm bimâ kânu yeksibûn (66) velev neşâu letamesna alâ ayünihim festebekussırata feenna yübsırun (67) velev neşaü lemesahnahüm alâ mekanetihim femestetau mudıyyen ve lâ yerciun (68) ve men nüammirhü nünekkishü fiylhalk, efelâ ya'kılun (69) ve ma allemnahüş şi're ve ma yenbeğıy leh, in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübiyn (70) liyünzire men kane hayyen ve yehık kalkavlü alelkafiriyne (71) evelem yerev enna halakna lehüm mimma amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikun (72) ve zellelnaha lehüm feminha rekubühüm ve minha ye'külun (73) ve lehüm fiyha men'afiu ve meşarib efelâ yeşkürune (74) vettehazu min dunillâhi âliheten leallehüm yünsarun (75) lâ yestetıyune nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun (76) felâyahzünke kavlühüm, innâ na’lemü ma yüsirrune ve ma yulinun (77) evelem yerel'insanü enna halaknahü min nutfetin feiza hüve hasıymün mübiyn (78) ve darebe lena meselen ve nesiye halkah kale men yuhyiylızame ve hiye remiym (79) kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merreh ve hüve bikülli halkın aliymün (80) elleziy ceale leküm mineş şeceril'ahdari naren feiza entüm minhü tukıdûn (81) eveleyselleziy halekassemavati vel'arda, bikâdirin alâ en yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul aliym (82) innema emrühû iza erade şey’en, en yekule lehu kün, feyekun (83) fesübhanelleziy biyedihî melekûtü külli şey'in ve ileyhi türceûn.

Anlamı:

1. Yâ-sîn.

2. Kur’ân hikmettir.

3. Kesinlikledir ki, sen gönderilen Rasûlerdensin

4. Sıratı mustakîm üzerindesin.

5. Azîz ve Rahîm indinden inzal olmuştur (Kur’ân).

6. Ataları korkutulmamış olan ve bu yüzden gaflet içinde kalan bir kavmi uyarasın diye inzâl olandır.

7. Andolsun ki ekseriyetiniz üzerinde hakkın hükmü vardır. İman etmezler.

8. Biz bunların boyunlarına, çenelerine kadar boyunduruk vurduk, bu yüzden dikbaşlılardır.

9. Biz onların önlerine, arkalarına sedler koyduk. Gözlerini bağladık. Artık onlar göremezler.

10. Onları uyarsan da, uyarmasan da iman etmezler.

11. Sen yanlız kabul edenleri, zikre uyanları ve Rahmân’dan haşyet duyanları gaybları ile uyarabilirsin. Onları bağışlanma ve sonsuz ecir ile müjdele.

12. Kesinlikle biziz ölüleri dirilten; onların bütün fiillerini, bıraktıkları her izi, yazarız. Biz her şeyi apaçık bir şekilde bir kitapta kayda geçmişizdir.

13. O yerleşim bölgesinin halkını hatırlat, ki onlara Resûller gelmişti.

14. Hani, biz o halka, iki Resûl göndermiştik, ki onların ikisini de yalancı saymışlardı da, bir üçüncüsüyle desteklemiştik. Onlar hep beraber "Biz size gönderilmiş elçileriz" dediler.

15. Dediler; "siz de bizim mislimiz üzere beşerden başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey inzal etmemiştir." Hem siz, sırf yalan söylüyorsunuz.

16. Dediler (resûller); Rabbimiz bilendir, elbette biz size gönderilmiş Resûlleriz.

17. Bize düşen size açık seçik tebliğde bulunmaktır.

18. Siz bize uğursuzluk getirdiniz; vazgeçmezseniz, sizi taşlarız ve bizden azaba yolaçacak olaylarla karşılaşırsınız.

19. Uğursuzluk kendinizdendir, dediler (resûller). Tavsiyelerimizi uğursuzluk diye mi anlıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir topluluksunuz.

20. Şehrin bir ucundan koşarak gelen adam seslendi: Ey kavmim, Resûllere uyun!..

21. Sizden bir karşılık istemeyen, hidâyet üzere olanlara uyun.

22. Nasıl kulluk etmem ki beni bu şekilde yaratan Allâh'a; ki O'na döneceksiniz.

23. Tanrılar mı edinmemi istiyorsunuz!.. Rahman bana bir zarar dilerse, benim için şefaâtleri faydasızdır, beni kurtaramazlar.

24. Tanrı edinirsem, kesinlikle açık seçik sapmış olurum.

25. Muhakkak ben rabbinize iman ettim. Bunu duyun.

26. Ona, cennete gir, denildi. Keşke kavmim bileydi, dedi.

27. Rabbimin beni bağışladığını ve ikrâm görenlerden olduğumu.

28.Ondan sonra kavminin üzerine gökten asker indirmedik; indirecek de değildik.

29. Onlara bir sayha yetti!.. Bir anda yok oldular.

30. Ne yazık şu kullara ki, onlara bir peygamber geldiğinde, onunla alay ederler.

31. Görmüyorlar mı, kendilerinden önce biz nice nesiller helâk ettik, peygamberleri değerlendirmedikleri için; ki onların geri dönüşü sözkonusu değildir.

32. Onların hepsi de huzurumuza getirileceklerdir.

33. Şu ölü toprak onlara bir ibrettir!.. Onu canlandırır, taneler yetiştiririz de yerler.

34. Hurmalıklardan, bağlardan bahçeler yarattık; pınarlar fışkırttık.

35.Bunların meyvalarından ve ürettiklerinden yesinler diye. Şükretmiyecekler mi?

36. Yerden oluşan şeylerden, nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden çiftleri yaratan Allâh subhandır.

37. Gece de onlar için bir ibrettir. Gündüzün ışığını çektiğimizde zulmet içinde kalırlar.

38. Güneş de yörüngesinde istikrarlıdır. Bu Azîz ve Alîm olanın değerlendirişidir.

39. Aya da bir yörünge takdir ettik. O bu yörüngede ilerlerken eğri hurma dalı gibi görünür.

40. Ne güneş aya yetişir ne de gece - gündüz aynı anda oluşur. Hepsi de kendi yörüngelerinde dönerler.

41. Onların evlâdlarıyla dolu gemilerin taşınmaları da bir ibrettir.

42. Ve daha bunun gibi binecekleri nice şeyleri yarattık.

43.Dilemiş olsaydık onları batırırdık da, ne kimse yardımlarına koşabilirdi, ne de kurtulabilirlerdi.

44. Ancak bir rahmet olarak bir zamana kadar yaşamalarını istedik.

45. Önünüzden ve arkanızdan korunun ki rahmete eresiniz, (dendiğinde yüzçevirirler).

46. Onlara bir Allâh âyeti gönderilince, yüzçevirirler.

47. Onlara, Allâh’ın size verdiği rızıktan başkalarına da bağışlayın dendiğinde, gerçeği örtücüler, iman ehline -Allâh dileseydi onlara da verirdi. Siz aldanıyorsunuz, gerçeği göremiyorsunuz’ derler.

48. -Sözünüz doğru ise, ne zaman tehdidiniz yerine gelecek’, derler.

49. Onların beklediği tek bir sayhadır ki, onları birbirleriyle çekişirken götürüverir!..

50. Artık ne bir şey vasiyet edebilirler, ne de ailelerinin yanına dönebilirler.

51. Sûr üfürülür. Kabirlerinden çıkarak Rablerinin hükmüne yönelirler.

52. Eyvah, bizi kabirlerimizden kim çıkarttı, derler. Rahmân’ın vaadidir bu; ve Resûller gerçeği söylemiştir.

53. O tek sayhadır, hepsi toplanıp huzurumuzda olacaklardır.

54. Bugün hiç kimse haksızlıkla karşılaşmıyacak, sadece yaptıklarının neticesine erecektir.

55. O gün cennetlikler nimetler içinde saadettedirler.

56. Kendileri de eşleri de gölgeler altında tahtlara yaslanmışlardır.

57. Orada (yaptıklarının) meyvalarına nâil olur, her istediklerini bulurlar.

58. Rahîm olan rabbın selâmeti üzerlerindedir.

59. Ey suçlular, bugün sizler bir tarafa ayrılın.

60. Ey Ademoğulları, Şeytana (cinlere) kulluk etmeyin!.. O size açık seçik düşmandır!..

61. Bana kulluğa devam edin!.. Gerçek yol budur.

62. Andolsun ki onlar, içinizden pekçoğunu gerçekten saptırmıştır. Niçin aklınızı kullanmadınız?..

63. İşte bu (yaptığınızın karşılığı) vaad olunan cehennemdir!..

64. Gerçeği örtmenizin karşılığı girin oraya!..

65. O günde, onların ağızlarını mühürleriz; kazandıklarını elleri konuşur ve ayakları şehâdet eder de onları yalanlar.

66. Dilersek gözlerini kör ederiz de, yolda koşuşup kalırlar. Yolu nasıl görürler ki?

67. Eğer dileseydik, onların durdukları yerde kalıplarını değiştirirdik, ne ileri gidebilirlerdi ne de geri!..

68. Kime uzun ömür verirsek, hayatı başa doğru geriliyor. Akıllarını kullanmazlar mı?..

69. O'na biz, şiir öğretmedik ve yakışmaz da! O apaçık zikir ve Kurân'dır;

70. Dirileri uyarır, gerçeği örtenlerin de karşılığını almalarını sağlar!..

71. Onlar görmüyorlar mı, ellerimizin eseri olan davarlar yarattık, sahiplendiler.

72. Bu davarları emirlerine verdik, kimine binerler, kimini yerler.

73. Bunlarda onlar için çeşitli faydalar vardır, içerler; şükretmezler mi?..

74. ONLAR ALLAH'I BIRAKIP TANRI EDİNDİLER YARDIMI OLUR DÜŞÜNCESİYLE.

75. Asla yardım gelmez!.. Kendileri ona hazırlanmış ordu olurlar.

76. Lafları seni mahzûn etmesin!.. Biz onların içlerindekini de dışlarındakini de iyi biliriz.

77. İnsan, bir spermden yaratıldığını görmüyor da bize düşmanlığa kalkışıyor!..

78. Yaradılışını unutarak, -çürümüş bu kemikleri kim canlandırır’ diye misal getirdi!..

79. De ki; onları ilk önce kim yarattıysa, O!.. Yaratmanın tüm sistemini O bilir!..

80. Size yeşil ağaçtan ateş çıkartan O’dur ki, bu ateşle yakarsınız!..

81. Göklerle yeri yaratan, bir benzerini daha yaratamaz mı? Elbette yaratır!.. Her şeyi mükemmel bilir!..

82. Bir şeyin olmasını irade etti mi, "OL" der ve o şey olur.

83. Herşeyin orijinini elinde tutan Subhandır ki. O'na dönecekiniz.

Bilgi:

Yâsîn Sûresini okumanın faydaları hakkında bir çok Rasûlullah buyruğu mevcuttur ki, size bunlardan sadece birkaçını nakletmek istiyorum:

-Gece yatmadan evvel Yâsîn okumayı âdet edinen kişi, gece öldüğü takdirde ŞEHİD olarak ölür.

-Yâsin sûresini çokça okuyunuz; çünkü onda on bereket vardır.

1. Aç kimse okursa karnı doyar
2. Çıplak kimse okursa, giyinir;
3. Bekâr okursa, kısmeti açılır, evlenir;
4. Korkan kimse okursa, korktuğundan emin olur;
5. Dünya işinden üzülenin üzüntüsü zail olur;
6. Yolculuk halinde olan, yol sıkıntısından kurtulur;
7. Kaybı olan, kaybettiğine kavuşur;
8. Ölüm halinde okunduğunda, sıkıntılar kaybolur;
9. Susuz okuduğunda, susuzluğunu giderir;
10. Hasta okuduğunda, eceli gelmemişse, şifa bulur."

* * *

-Kur'ân-ın kalbi Yâsin sûresidir. Allâh ve ahıreti dileyerek bir kimse Yâsîn'i okursa, Allâh kendisini mutlaka bağışlar. Ölülerinize Yâsîn okuyunuz."

* * *

-Şüphesiz ki her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân-ın kalbi de Yâsîn sûresidir. Kim Yâsîn'i okursa, Allâh, Yâsîn'i okuması sebebiyle, içinde Yâsîn olmayan 10 hatim sevabı verir"

* * *





Okunuşu:

Bismi'llâhi'r-Rahmân'ir-Rahîm

(1) İnna fetahna leke fethan mübiynen (2) liyağfire lekellahü ma tekaddeme min zenbike ve ma teahhare ve yütimme nığmetehu aleyke ve yehdiyeke sıraten müstekıymen (3) ve yensurekellahü nasren aziyza (4) hüvelleziy enzeles sekiynete fiy kulubil mü'miniyne liyezdadû iymanen meğa iymanihim ve lillâhi cünudüs semavati vel'ard ve kânallahü aliymen hakiyma (5) liyüdhılel mü'miniyne velmü'minati cennatin tecriy min tahtihel'enharü halidiyne fiyha ve yükeffire anhüm seyyiatihim ve kane zalike ındallahi fevzen azıyma (6) ve yüğazzibel münafikıyne velmünafikati velmüşrikiyne velmüşrikatiz zanniyne billâhi zannessev aleyhim dairetüssev ve ğadıballahü aleyhim ve leğanehüm ve eğadde lehüm cehennem ve saet masıyra (7) ve lillâhi cünudüs semavati vel’ard ve kanallahü aziyzen hakiyma (8) inna erselnake şahiden ve mübeşşiren ve neziyra (9) litü’minu billâhi ve resulihi ve tüğazziruhü ve tüvekkıruh ve tüsebbihuhü bükreten ve asıyla (10) innelleziyne yübayiğuneke innema yübayiğunallah, yedullahi fevka eydiyhim, femen nekese feinnema yenküsü alâ nefsih ve men evfa bima ahede ğaleyhullahe feseyü’tiyhi ecren azıyma (11) seyekulü lekel muhallefune minel’ağrabi şeğeletna emvalüna ve ehluna festağfir lena, yekulune bielsinetihim ma leyse fiy kulubihim kul femen yemlikü leküm minallahi şey’en in erade biküm darren ev erade biküm nef’a bel kanallahü bima tağmelune habiyra (12) bel zanentüm en len yenkaliber rasulü velmü’minune ila ehliyhim ebeden ve züyyine zalike fiy kulubiküm ve zanen tüm zannessev ve küntüm kavmen bûra (13) ve men lem yü’min billâhi ve rasûlihi feinna a’tedna zilkâfiriyne saiyra (14) ve lillâhi mülküs semavati vel’ard yağfirü limen yeşaü ve yüğazzibü men yeşa ve kanallahü ğafurur rahıyma (15) seyekülül muhallefune izentalaktüm ilâ meğanime lite’huzuha zeruna nettibığküm yüriydune en yübeddilu kelamallah kul len tettebiğuna kezaliküm kalellahu min kabl feseyekulune bel tahsüdunena bel kanu lâ yefkahune illâ kaliyla (16) kul lilmuhallefiyne minel’ağrabi setüdavne ilâ kavmin uliy be’sin şediydin tükatilunehüm ev yüslimun fein tütıyğu yü’tikümullahü ecren hasena ve in teteellev kema tevelleytüm min kablü yüğazzibküm azaben eliyma (17) leyse alel’ağma harecün ve lâ alel’areci harecün ve lâ alelmeriydı harec ve men yütığıllâhe ve rasulehu yüdhılhü cennatin tecriy min tahtihel’enhar ve men yetevelle yüazzibhü azaben eliyma (18) lekad radıyallahü anilmü’miniyne iz yübayiğuneke tahteşşecereti feğalime ma fiy kulubihim feenzelessekiynete aleyhim ve esabehüm fethan kariyben (19) ve meğanime kesiyreten ye’huzuneha ve kânallahü aziyzen hakiyma (20) veadekümullahü meğanime kesiyreten te’huzuneha feaccele leküm hazihî ve keffe eydiyennasi anküm ve litekune ayeten lilmü’miniyne ve yehdiyeküm sıratan müstekıymen (21) ve uhra lem takdiru aleyha kad ehatallahü biha ve kanallahü alâ külli şey’in kadiyr (22) ve lev katelekümülleziyne keferu levellevül edbare sümme lâ yecidune veliyyen ve lâ nasıyra (23) sünnetallahilletiy kad halet min kabl ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla (24) ve hüvelleziy keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm bibatni mekkete min bağdi en azfereküm aleyhim ve kanallahü bima tağmelune basıyra (25) hümülleziyne keferu ve sadduküm anilmescidil harami velhedye mağkufen en yeblüğa mahıllehu velevlâ ricalün mü’minune ve nisaün mü’minatün lem tağlemuhüm en tetauhüm fetüsıybeküm minhüm meğarretün biğayri ılm, liyüdhılellahü fiy rahmetihî men yeşa lev tezeyyelu leazzebnelleziyne keferu minhüm azaben eliyma (26) iz ceğalelleziyne keferu fiy kulubihimül hamiyyete hamiyyetel cahiliyyeti feenzelellahü sakiynetehu alâ rasulihî ve alelmü’miniyne ve elzemehüm kelimetet takva ve kanû ehakka biha ve ehleha ve kanallahü bikülli şey’in aliyma (27) lekad sadekallahü rasulehür rü’ya bilhakk letedhulün nelmescidel harame inşaallahü aminiyne muhallikıyne rüuseküm ve mukassıriyne lâ tehâfun, fealime ma lem tağlemu feceale min duni zalike fethan kariyba (28) hüvelleziy ersele rasulehu bilhüda ve diynil hakkı liyuzhirehu aleddiyni küllihi ve kefa billahi şehiyda (29) muhammedün rasulullahi velleziyne meahu eşiddaü alelküffari rühamaü beynehüm terahüm rükkean süccedaen yebteğune fadlen minellahi ve rıdvan siymahüm fiy vücuhihim min eserissücud zalike meselühüm fiyttevrat ve meselühüm fiyl’inciyl kezerın ahrece şat’ehu feazerehu festağleza festeva alâ sukıhî yucibüzzürrağa liyeğıyza bihimülküffar veadallahülleziyne amenu ve amilussalihati minhüm mağfireten ve ecren azıyma

Anlamı:

1. Sana öyle bir fetih verdik ki, bu kesin ve apaçık fethe eriştir!..

2. Ki böylece Allâh senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar; ve sana olan nimetini tamamlar; ve seni gerçek yola erdirir;

3. ve sana öyle bir zafer verir ki hiç kimse karşı koyamaz!..

4. İmanlarının kat kat artması için mü’minlerin şuûrunda güven duygusunu oluşturan O’dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allâh hükmünü yerine getirmek için görevlendirilmiştir. Allâh Alîmdir, hakîmdir.

5. İman eden erkek ve kadınları altında ırmaklar akan cennetlere ebediyyen kalmak üzere sokar ve onların kusurlarını örter. İşte bu Allâh’tan en büyük bağıştır.

6. Bir de Allâh’a karşı kötü ZANda bulunan ikiyüzlüler ile ŞİRK koşanları hakkettikleri azaba erdirir. Zanları kendi başlarında patlasın!.. Allâh’ın gazabı ve lâneti onlarda açığa çıkar ve cehennem onlar için hazırlanmıştır. Ne berbat dönüş yeridir!..

7. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allâh hükmünü yerine getirmek için görevlendirilmiştir. Allâh Azîz ve Hakîm’dir.

8. Biz seni, şehadet edici, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik!

9. Hakkıyla Allâh’a ve Resûlüne iman edin, yardımcı olun, saygı gösterin ve O’nu sabah akşam tesbih edin.

10. Gerçektir ki sana biat edenler Allâh’a biat etmişlerdir ve Allâh’ın eli onların eli üzerindedir. Verdiği sözden dönen bununla kendine zarar vermiş olur. Sözüne sadık kalana ise Allâh’tan büyük ecir vardır.

11.Bedevilerden (savaştan) geri kalanlar, "bizi mallarımız ve çoluk çocuğumuz geri bıraktırdı; Allâh’tan bağışlanmamızı dile" diyecekler. İçlerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. De ki, -Allâh size bir zarar ya da bir fayda dilerse kimin onu geri çevirmeğe gücü yeter?.. Kaldı ki Allâh yaptıklarınızdan haberdardır’.

12. Belki siz, Rasûlün ve iman edenlerin ailelerine geri dönmiyeceklerini zannettiniz. Bu zan size hoş geldi de kabullendiniz; ve halâke liyâkat kazandınız.

13. Kim hakkıyla Allâh’a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz gerçeği örtenlere alevli ateşi hazırlamışızdır.

14. Göklerin ve yerin varlığı Allâh’ındır. Dilediğini bağışlar ve dilediğine azab verir. Allâh, Gafûr’dur, Rahîm’dir.

15. Bu geride kalanlar, ganimetleri almak için gittiğinizde, -bırakın biz de sizinle gelelim’, derler. Onlar, Allâh hükmünü deiştirmek isterler. De ki, -Siz bizimle gelemezsiniz, Allâh böyle hükmetti’. Size, "bizi çekemiyorsunuz" derler. Hayır, onlar anlayışları kıt insanlar!..

16. Geri kalan o bedevîlere de ki, -siz son derece güçlü, cengaver bir kavimle savaşa davet olunacaksınız. Onlarla İslâmı kabul edesiye vuruşacaksınız. İtaat ederseniz, Allâh size büyük ecir verir. Ama daha önce yüzçevirdiğiniz gibi gene döneklik yaparsanız, sizi acıklı bir azaba uğratacak.’

17. Gözleri görmeyene, topala ve hasta olana mes’uliyet yoktur. Kim Allâh’a ve Resûlüne itaat ederse, O’nu altında ırmaklar akan cennete sokar. Kim de yüzçevirirse, can yakıcı azaba sokar.

18. Mü’minler ağaç altında sana biat ettiklerinde Allâh hoşnud oldu!.. Gönüllerinde olanı bildi de onlara huzur ve itminan verdi. Onları pek yakın bir fetih ve zafer ile mükafaâta mazhar kıldı.

19. Onları, alacakları bir çok ganimetlere nâil etti. Allâh, Azîz ve Hakîm’dir!..

20. Allâh size ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vâadetmiştir. Bunu da size pek çabuk nasibetti. İnsanların elini üzerinizden çekti!.. Ki bu size bir işaret olsun!.. Ve sizi gerçek yola eriştirsin!..

21. Daha başka şeyler de vâad etti ki, onlara henüz gücünüz yetmez. Allâh onları kuşattı. Allâh her şeye gücü yetendir.

22.Gerçeği örtenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçacaklardı. Sonra hiç bir yardımcı ve koruyucu da bulamazlardı!..

23. Allâh’ın sistemi önceden beri hep böyledir. Allâh sisteminden aslâ değişiklik olmaz.

24. Sizi, onlara galip getirdikten sonra, Mekke’nin göbeğinde onların elini sizden, sizin elinizi de onlardan çeken O’dur!. Allâh bütün yaptıklarınızı görür.

25. Gerçeği örtenler, sizi Mescîd-i Harâm’dan alakoyanlar, hediye kurbanınızın yerine ulaşmasını engelleyenler onlardı. Şayed, aralarındaki henüz tanımadığınız inanmış kadın ve erkekleri ezmeniz ihtimali olmasaydı, -ki bu takdirde çok üzülürdünüz- Allâh savaşı önlemezdi. Dilediklerini rahmetine kavuşturmak içindi bu!.. Onlar birbirinden ayrılabilir olsaydı, gerçeği örtenleri yakıcı bir azaba atardık.

26. Gerçeği örtenlerin şuûrlarına yerleşmiş olan gayretkeşlik ve cahiliye asabiyetiydi!.. Allâh, Resûlüne ve mü’minlerin kalplerine sekîne indindirdi; onları takvâ sözü üzere sabit kıldı. Onlar bu söze lâyık kimselerdi. Allâh her şeyi, o şeyin zâtı olarak bilir!..

27. Andolsun ki, Allâh peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Dilerse Allâh, kesinlikle kiminiz başı traşlı, kiminiz de saçları kırkılmış bir halde kimseden çekinmeden, tam emniyet içinde, Mescîd-i Harâm’a girersiniz. Allâh, sizin bilmediğinizi biliyordu. Onun için size yakın zamanda yeni bir zafer müyesser etmiştir.

28. O Allâh, Rasûlünü irsâl eylemiştir ki hidâyet ile, Hak din bütün dinlere ağır basarak insanlara gerçeği göstersin. Şahid olarak Allâh yeter!..

29. Muhammed, Allâh Rasûlüdür!.. Onunla beraber bulunanlar, gerçeği örtenlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onları rükû ve secde halinde görürsün; Allâh’ın fazlını ve hoşnudluğunu isterler. Onları yüzlerindeki secde izinden tanırsın. Tevrat’ta ve İncil’de onların vasıfları şudur:

Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış gövdesiyle dikilmiştir: ekincilerin hoşuna gider. Allâh bunların sayısını arttırmakla, gerçeği örtenleri çatlatır. Allâh, iman edip yararlı çalışmalarda bulunanlara bağışlama ve büyük ecir vaad etmiştir.

Bilgi:

FETİH Sûresi, zâhir anlamı itibariyle Hudeybiye anlaşması ve Mekke’nin fethi ile alâkalı bir çok hususu açıklar. Ancak ne var ki, aslâ bu kadarıyla da değildir kapsamındaki anlamlar.

Bu sûrenin derinliklerinde öyle önemli bâtınî yâni iç anlamlar söz konusudur ki, bunları ancak ehli kişiler bilir.

Biz bir iş’arî tefsir hazırlamadığımız için burada bu derinliğe girmeyeceğiz. Ancak, ilk üç âyetin batınî anlamından da sözetmeden geçmemiz mümkün değildir!.. Zirâ, bu üç âyet tasavvuftaki çok önemli bir hususa işaret etmektedir.

İsterseniz önce bu üç âyeti tekrar okuyalım:

"Sana öyle bir FETİH verdik ki, bu kesin ve apaçık FETHE eriştir!.. Ki böylece Allâh senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar; ve sana olan nimetini tamamlar; ve seni gerçek yola erdirir; ve sana öyle bir zafer verir ki, hiç kimse karşı koyamaz!..’

Nakletmiş olduğumuz bu üç âyet-i kerîmenin zahir yâni ilk anda anlaşılan manâsı bütün tefsir ve meâllerde mevcût olduğu için burada bunun üzerinde durmayacağım. Allâh-ü Teâlâ’nın bize ihsan buyurduğu açıklık ve irfan nisbetinde buradan anladığımız manânın açıklıyabileceğimiz kadarına gelince.

FETH, kapalı olan bir şeyin açılması, ya da kişinin elde edemediği bir şeyi elde etmesi anlamlarına gelir. Bu anlamlarladır ki, dünya hayatı içinde bir kişinin elde edebileceği en büyük FETH, âhıret âleminden bir bölüm olan berzah âleminin FETH’idir. Ki bu FETH’de ancak "yaşarken ölmek" suretiyle gerçekleşir!..

FETH iki türlüdür.

Zâhir FETH.
Bâtın FETH.

Bâtın FETH dahi iki türlüdür.

a) FETH.
b) FETH-İ MÜBİN

FETH esas itibariyle yedi derecedir. Bu yedi derecenin birinci dereceden olanının gerçekleşmesiyle birlikte kişi FETH sahibi olmuş olur.

FETH kesinlikle kişinin çalışmasına bağlı, yâni çalışmakla elde edilir bir şey değildir.

FETH nedir?..

Kişinin içinde bulunduğumuz şu boyutta, bu bedenle yaşarken; bir anda, beden bağımlılığından kurtularak, sanki ölmüş gibi, tamamiyle ruh beden yaşamına geçmesi ve ruhtaki özellikleriyle yaşamını bu dünyada sürdürmesi halidir."Ölmeden evvel ölmek" denilen hâlin hakkel yakîn yaşanmasıdır. Bize öğretilene göre, böyle kişilerin yeryüzünde sayıları kırkı bile bulmazmış, nuranî FETH sahipleri olarak.

Evet, FETH bu yönüyle de ikiye ayrılır:

1. FETH-i zulmanî
2. FETH-i nuranî

FETH-i zulmanî, müslim ya da gayrı müslim tüm insanlarda meydana gelebilir. Özellikle, hindularda, Budist felsefe mensuplarında görülen ve FETH eseri olan bazı haller hep bu FETH-i zulmanî neticesidir ki, din terminolojisinde bu hallere "istidraç" adı verilir.

FETH-i zulmanî’nin iki büyük işareti vardır. Birincisi bu tür FETH kendisinde meydana gelmiş kişi Hazreti Rasûlullah aleyhisselâm'ı kabul etmez. İkincisi de, birimsellikten, yâni kendini bir birim olarak görmek perdesinden kurtulamamıştır!..

FETH-i zulmanî sahipleri, kişinin tüm geçmişini bilebildiği gibi, aynı anda birkaç yerde bulunabilme, kâbir ahvalini anlatabilme, CİNlerle rahatlıkla iletişim kurabilme ve daha başka bazı akıl almaz davranışlar ortaya koyabilme özelliklerine sahiptirler.

FETH-i nuranîde dahi benzer özellikler meydana gelir!.. Ancak bir farkla ki, bu zevât kısa sürede bu yaşama adepte olduktan sonra gelişmelerine devam ederler, FETH’in üçüncü derecesinde Hazreti Rasûlullah ile ve sair peygamber ve evliyâ ile buluşurlar ve berzah âleminin çeşitli sırlarını agâh olurlar. Bundan sonra da ricâli gayb arasında yerlerini alırlar.

FETH-İ MÜBÎN odur ki, gelen kişi bu FETHİ kaldırabilir. Bu ne demektir?..

Kişiye FETH geldiği zaman, yâni fizik - biyolojik beden bağından kurtulduğu zaman, bu yaşam şeklini hazmedemeyip kendini içinde bulunduğu boyutun şartlarına kaptırabildiği gibi, buna güç yetiremeyip bedenden tümüyle de kopabilirler; ki bu da onun mutlak manâda ölümü tadışına yolaçabilir.

FETH geldikten sonra, mutlak manâda ölüm gelmediği takdirde, o kişi beyin aracılığıyla gücünü arttırmaya, ilmini çok daha üst seviyeye yükseltmeye devam eder yâni ilerleme devam eder. FETH’in arkasından ölümün gelişi ise onu bulunduğu yerde sınırlar.

Evet, bu konunun daha fazla açıklanmasına bu kitabın müsaadesi yoktur. Bu sebeble biz, şimdi yukarıdaki âyet-i kerîmelerin işaretinden anladıklarımıza dönelim.

"Sana öyle bir FETH verdik ki". Kişide bu FETH’in oluşması onun hiç bir çalışmasına bağlı olmaksızın tamamiyle Allâh tarafındandır. Allâh vergisidir ki, "bu kesin ve apaçık bir FETH’e eriştir". Böylece sen artık berzah âleminin bir ferdi olarak dünyada yaşarsın her şeyin içyüzünü ve hikmetini bilirsin, dolayısıyla bundan sonra senden hiç bir "zenb" meydana gelmez. O gerçekler içinde yaşayan bir Ferd olarak, "Allâh senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar".

"Ebrarın güzellikleri, mukarreblerin kusurlarıdır" hükmünce, Allâh’ın vahdaniyetini seyirden, beşerî yaşam şartlarınca perdelenmekten ileri gelen kusurlarını bağışlar. Ve tam kemâliyle ihsan ettiği bu FETH ile dünyada oluşabilecek en mükemmel nimeti ihsan etmek suretiyle sana olan nimetini tamamlar. Zirâ, dünyada bir kişide açığa çıkacak en büyük nimet FETH-i nuranîdir. Adetâ, dünyada yaşarken cennete girmek gibi bir şeydir bu.

"Ve sana öyle bir zafer verir ki, hiç kimse karşı koyamaz"!. yâni bu FETHİ-i mübîne nâil olarak yaptığın çalışmalar ile seni öyle bir zafere, başarıya ulaştırır ki Allâh hiç bir aklı selîm sahibi sana, açıkladıklarına, bildirdiklerine karşı koyamaz.

İşte bu üç âyet-i kerîme FETH-İ MÜBÎN’e ermiş kişinin halini anlıyabileceğimiz kadarıyla böyle izâh eder.

Bu sûreyi hergün bir defa okumalıyız.

Ayrıca bu ilk üç âyeti hergün aynı sayıda olmak üzere 300-500 ya da 1000’e kadar olmak üzere okumakta çok büyük fayda vardır manevî açılım istiyene.

 

 






Okunuşu:

Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

(1) izâ vekâatil vâkıatü (2) leyse livak’atiha kazibeh (3) hafıdatün râfiatün (4) iza rüccetil’ardu reccen (5) ve büssetilcibalü bessen (6) fekanet hebâen münbessen (7) ve küntüm ezvâcen selâseh (8) feashabül meymeneti mâ ashabül meymeneh (9) ve ashabül meş’emeti maashabül meş’emeh (10) ves sabikunes sâbikune (11) ülâikel mukarrebune (12) fiy cennatin naıym (13) sülletün minel’evveliyne (14) ve kaliylün minel’ahıriyn (15) alâ sürürin mevdûnetin (16) müttekiiyne aleyha mütekabiliyn. (17) yetufü aleyhim vildanün muhalledûne (18) biekvabin ve ebâriyka ve ke’sin min maıynin (19) lâ yusaddaune anha ve lâ yünzifune (20) ve fakihetin mimma yetehayyerune (21) ve lahmi tayrin mimma yeştehune (22) ve hurün ıynün (23) keemsalil lü’lüilmeknun (24) cezâen bimâ kânu yamelûn (25) lâ yesmeune fiyha lağven ve la te’siymen (26) illâ kıylen selâmen selâma (27) ve ashabül yemiyni ma ashabülyemiyn (28) fiy sidrin mahdudin (29) ve talhın mendudin (30) ve zıllin memdudin (31) ve mâin meskubin (32) ve fâkihetin kesiyretin (33) lâ maktuatin ve lâ memnuatin (34) ve füruşin merfuah (35) inna enşe’nahünne inşâen (36) fecealnahünne ebkaren (37) uruben etraben (38) liashabilyemiyn (39) sülletün minel’evveliyne (40) ve sülletün minel’ahıriyn (41) ve ashabüşşimâli mâ ashabüşşimâl (42) fiy semumin ve hamiymin (43) ve zıllin min yahmumin (44) lâ bâridin ve lâ keriym (45) innehüm kânu kable zâlike mütrefiyn (46) ve kanu yusırrune alelhınsil azıym (47) ve kânu yekûlune eiza mitna ve künna türaben ve ızâmen einna lemebusune (48) eve abaünel’evvelun (49) kul innel’evveliyne vel’ahıriyne (50) lemecmûune ilâ miykati yevmin mâlum (51) sümme inneküm eyyühed dâalûnel mükezzibune. (52) leâkilune min şeçerin min zakkûmin (53) femâliune minhel bütûne (54) feşâribune aleyhi minel hamiym (55) feşâribune şürbelhiym (56) haza nüzülühüm yevmed diyn (57) nahnü halaknaküm felevlâ tüsaddikun (58) efereeytüm ma tümnûn (59) eentüm tahlükunehu em nahnül hâlikun (60) nahnü kadderna beynekümül mevte ve ma nahnü bimesbukıyne (61) alâ en nübeddile emsaleküm ve nünşieküm fiy ma lâ talemun (62) ve lekad alimtümün neş’etel’ulâ felevlâ tezekkerûne (63) efereeytüm ma tahrüsûn (64) eentüm tezreunehu em nahnüzzariun (65) lev neşaü lecealnahü hutamen fezaltüm tefekkehun (66) inna lemuğremune (67) bel nahnü mahrumun (68) efereeytümül maelleziy teşrebun (69) eentüm enzeltümuhü minelmüzni em nahnül münzilun (70) lev neşaü cealnahü ücacen felevla teşkürune (71) efereeytümün narelletiy turun (72) eentüm enşe’tüm şecereteha em nahnülmünşiun (73) nahnü cealnaha tezkireten ve metâan lilmukviyn (74) fesebbıh bismi rabbikelazıym (75) felâ uksimü bimevâkın nücumi (76) ve innehu lekasemün lev talemune azıymün (77) innehu lekur’ânün kerîymün (78) fiy kitabin meknunin (79) lâ yemessuhu illel mutahherun. (80) tenziylün min rabbil âlemiyn (81) efebihazel hadiysi entüm müdhinun (82) ve tec’âlune rizkaküm enneküm tükezzibun (83) felevlâ izâ beleğatil hulkume (84) ve entüm hıyneizin tenzurûne (85) ve nahnü akrebü ileyhi minküm ve lâkin lâ tubsırun (86) felevlâ in küntüm ğayre mediyniyne (87) terciuneha in küntüm sadikıyn (88) feemma in kane minel mukarrebiyne (89) ferevhun ve reyhanün ve cennetü naıym (90) ve emma inkane min ashabil yemiyni (91) feselâmün leke min ashabilyemiyn (92) ve emma in kane minel mükezzibiyned dalliyn (93) fenüzülün min hamiymin (94) ve tasliyetü cahıym (95) inne haza lehüve hakkul yakıyn (96) fessebbih bismi rabbikel azıym.

Anlamı:

1. 2. Yalanlanması mümkün olmayan gerçek vuku bulduğunda;

3. Alçaltacak ve yükseltecektir.

4. Yer şiddetle sarsıldığında;

5. Dağlar paramparça olduğunda;

6. Dağılıp, toz haline geldiğinde;

7. Siz üç grub olacaksınız.

8. Ashabül meymene’dir ki biri (mutlu) sağcılardır.

9. Ashabı meş’eme’dir ki diğeri (mutsuz) solculardır.

10. Önde olanlarsa, (hepsini) aşanlardır!..

11. Onlar, mukarreblerdir!..

12. Nimetler cennetindedirler.

13. Çoğunluğu öncekilerden;

14. Bir kısmı da sonrakilerden.

15. Bezenmiş tahtlar üzerinde;

16. Karşı karşıya yaslanırlar.

17. Çevrelerinde hizmettedir genç civanlar;

18. Şarap dolu testilerle, kadehlerle.

19. Ne başları ağrır ne de sarhoşluk çekerler.

20. Bir de beğendikleri meyvelerle,

21. arzuladıkları kuş etleri ikrâm olunur.

22. Güzel gözlü huriler;

23. sedefte büyümüş inci gibiler!..

24. Bunlardır çalışmalarından hâsıl olan neticeler.

25. Boş ve günaha yol açan söz de işitmezler.

26. Orada duydukları Selâmdır, selâm.

27. Ashabı yemin, ne mutlu sağcılardır onlar.

28. Ağaçlar altında,

29. Güzel ve çiçekli kat kat muzlar dallarda.

30. Yaygın gölgelerde.

31. Akar sular başında.

32. Bol meyveler arasında.

33. Tükenmeyen ve yasağı olmayan meyveler arasında.

34. Yüksek tahtlar üzerindedirler.

35. Onları yepyeni bir yapıda yaratırız.

36. (Kadınları) bâkire kılarız.

37. Eşlerine aşık yaşıtlar yaparız.

38. Bütün bunlar, sağcılar içindir.

39. Birçoğu önceki ümmetlerdendir;

40. Bir çoğu da sonrakilerden.

41. Ashabı şimâl, ne solculardır onlar!..

42. Zehirleyici radyasyon ve kızgın gazlar içindedirler.

43. Kara dumanlı gölgeler.

44. O gölgem serindir ne de fayda verir!..

45. Onlar bunun öncesinde arzularına uygun yaşamışlardı.

46. O büyük günah üzere ısrarlıydılar.

47. -Öldükten, toprak olup kemiklerimiz çürüdükten sonra yeniden mi bedenleneceğiz’ derlerdi.

48. -Geçmişteki atalarımız da mı bedenlenecekler?..’

49. De ki, öncekiler de, sonrakiler de;

50. Mâlûm günde muayyen vakitte kesinlikle biraraya getirilecekler.

51. Sonra siz ey gerçekten sapanlar ve yalanlayanlar,

52. Zakkum ağacından yiyeceksiniz!..

53.Karınlarınızı onunla dolduracak,

54. Kızgın gazla şişeceksiniz.

55. Susuz develerin suya kanıp içişi gibi içip şişeceksiniz.

56. Din gününde onlara inen budur işte!..

57. Biz halkettik sizi, hâlâ tasdik etmez misiniz bizi.

58. Dökmekte olduğunuz meniyi görmez misiniz?..

59. Onu yaratan biz miyiz yoksa siz mi siniz?..

60. Biz takdir ettik ölümü size, önümüze de geçilmez.

61. Sizi benzerinizle değiştirmeye ve yeni bir yapıya kavuşturmaya kâdiriz.

62. İlk yaradılışınızı biliyorsunuz da, niye hâlâ düşünemiyorsunuz.

63. Ektiğinizi görmüyor musunuz?..

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz yerden biz mi?..

65. Dileseydik onu ot parçası yapardık da, şaşar kalırdınız.

66. Doğrusu borç altına girdik;

67. Hatta mahrum kaldık, derdiniz.

68. İçtiğiniz suyu görmez misiniz?..

69. Bulutlardan onu indiren siz misiniz yoksa biz mi!..

70. Dileseydik, onu acı bir su yapardık. o halde şükretseniz ya!..

71. Çaktığınız ateşi görmez misiniz?..

72. Onun ağacını meydana getiren siz misiniz biz mi?..

73. Biz onu (görenlere) ibret ve çöldeki yolculara rahmet kıldık.

74. Öyle ise artık yüce rabbini tesbih et.

75. Yıldızların yeraldığı yapıya yemin ederim ki.

76. Bilseniz bu yemini, ne kadar muazzamdır!..

77. Kesinlikle Kur’ân-ı Kerîm’dir O,

78. korunmuş ve muhafaza altındadır.

79. Arınmamışlar O’na dokunmasınlar!.

80. O, âlemlerin rabbı tarafından inzâl olmuştur.

81. Siz bu sözü mü inkâr ediyorsunuz?..

82. Rızkınızı verene şükrünüz, yalanlamanız mıdır?..

83. Can boğaza gelince;

84. O zaman bakar durursunuz!..

85. Biz ona sizden çok yakınızdır ama görmezsiniz.

86. Yaptığınızın neticesini görmeyi inkâr ediyorsanız;

87. Bu sözünüz doğru ise, geri döndürsenize o canı!..

88. Eğer mukarreblerden ise,

89. onun için, rahmet, bereket ve nimet cenneti vardır.

90. Eğer, sağcılardan ise;

91. selâm sana sağcılardan, (denecek).

92. Yalanlayan, gerçekten sapanlardansa.

93. Hamiym’den içirilir;

94. Cehenneme atılır!..

95. İşte bunlar bizatihi yaşanacak gerçektir!..

96. Azîm Rabbini tesbih et öyle ise.

Bilgi:

Hazreti Rasûlullah aleyhi’s-selâm bu sûreyle alâkalı olarak şöyle buyurmuştur:

-Her gece Sûre-i Vakıa’yı okuyan kişiye ebediyyen fakirlik isabet etmez.’

Eskiden pek çok kimse akşam ile yatsı arasında, Yâsîn, Feth, Vakıa, Tebareke ve Amme okumayı âdet edinmişti. Bunun o kadar çok faydası vardır ki benim bunları anlatmam aslâ mümkün değildir.

Dileriz ki, bir yarım saatinizi akşamları bu dört sûreyi okumaya ayırasınız. Günün kendinize harcadığınız 24 saatinden bir yarım saatiyle, ölümötesi yaşama hazırlık yapasınız, ruhaniyetinizi güçlendiresiniz. Allâh, hepimize bunu kolaylaştıra.

TEBÂREKE

 

 




Okunuşu:

Bismi’llâh’ir-Rahmân’ir-Rahîm

(1) Tebârekelleziy biyedihil mülkü ve hüve alâ külli şey’in kadiyrün (2) elleziy halekal mevte vel hayate liyeblüveküm eyyüküm ahsenü amela ve hüvel azıyzül ğafur (3) elleziy haleka seba semavatin tibakan ma tera fiy halkır rahmani min tefavüt ferciıl basare hel tera min füturın (4) sümmerciıl basare kerreteyni yenkalib ileykel besarü hasien ve hüve hasiyr (5) ve lekad zeyyennes semaed dünya bimesabıyha ve cealnaha rücûmen lişşeyatıyni ve a’tedna lehüm azâbes seıyr (6) ve lilleziyne keferu birabbihim azabü cehenneme ve bi’selmasıyr (7) izâ ülku fiyha semiu leha şehiykan ve hiye tefurü (8) tekadü temeyyezü minelğayzı küllema ülkıye fiyha fevcün seelehüm hazenetüha elem ye’tiküm neziyr (9) kalu belâ kad câena neziyrün fekezzebna ve kulna ma nezzelellahü min şey’in in entüm illâ fiy dalâlin kebiyr (10) ve kalu lev künna nesmeu ev na’kılü ma künna fiy ashabis seıyr (11) fa’terefu bizenbihim fesuhkan liashabis seıyr (12) innelleziyne yahşevne rabbehüm bilğaybi lehüm mağfiretün ve ecrün kebiyr. (13) ve esirru kavleküm evicheru bihî innehu aliymün bizatissudur (14) elâ yalemü men halâk ve hüvel latıyfül habiyr (15) hüvelleziy ceâle lekümül’arda zelûlen femşu fiy menâkibiha ve külu min rizkıhî ve ileyhinnüşur (16) eemintüm men fiyssemâi en yahsife bikümül’arda feizâ hiye temur (17) em emintüm men fiyssemâi en yürsile aleyküm hasıba feseta’lemune keyfe neziyr (18) ve lekad kezzebelleziyne min kablihim fekeyfe kâne nekiyr (19) evelem yerev ilettayri fevkahüm saffatin ve yakbıdne ma yümsikühünne iller rahmân innehu bikülli şey’in basıyr (20) emmen hâzelleziy hüve cündün lekum yansurukum min dunir rahmân inilkâfirune illâ fiy ğurur (21) emmen hâzelleziy yerzükuküm in emseke rizkah bel leccû fiy utüvvin ve nüfur (22) efemen yemşiy mükibben alâ vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen alâ sıratın müstekıym (23) kul hüveleziy enşeeküm ve ceale lekümüssem’a vel’ebsâre vel’ef’ideh kaliylen ma teşkürun (24) kul hüvelleziy zereeküm fiyl’ardı ve ileyhi tuhşerûn (25) ve yekûlune meta hazelvadü in küntüm sadıkıyn (26) kul innemel ılmü ındallah ve innema ene neziyrün mübiyn (27) felemma reevhü zülfeten si'yet vücuhülleziyne keferu ve kıyle hazelleziy küntüm bihî teddeun (28) kul ereeytüm in ehlekeniyallahü ve men maıye ev rahımena femen yüciyrül kafiriyne min azabin eliym (29) kul hüver rahmân amenna bihî ve aleyhi tevekkelnu feseta’lemune men hüve fiy dalâlin mübiyn (30) kul ereeytüm in asbeha maüküm ğavren femen ye’tiyküm bimâin meıyn (Allâh-u Rabbül Alemin)

Anlamı:

1. Hükümrânlık elinde olan mukaddes ve mubarektir; ve her şeye gücü yeter.

2. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için hayatı ve ölümsonrasını yaratan O’dur. Azîz ve Gafûrdur.

3. Gökleri yedi tabaka halinde yaratan O’dur. Rahman’ın bu yarattığında bir düzensizlik asla göremezsin. Gözünü çevir bak, bir kere daha bak, bakalım bir düzensizlik görecek misin?..

4. Sonra tekrar tekrar çevir bak gözünü, ama asla göremiyecek aradığını ve yorgun, bitkin dönecek gene kendine!..

5. And olsun ki, göğü yıldızlarla bezedik ve bazılarıyla şeytanların taşlanmasını sağladık: onlara yalın ateş azabını hazırladık.

6. Rabları gerçeğini örtenlere cehennem azabı vardır; o ne berbat sonuçtur!..

7. Bunlar cehenneme atıldıkları zaman, gümbür gümbür gürültüsünü duyarlar; kaynama sesidir bu!..

8. Ve cehennem (ehli) hiddetinden parçalanacak gibi olurlar. Her bir bölük atıldıkça sorarlar cehennem melekleri: Sizi uyarıcı gelmemiş miydi!..

9. Onlarda cevablarlar: Evet, bize uyarıcı geldi, ama onu yalanlamıştık!.. Allâh hiç bir şey inzâl etmemiştir, siz aldanmışsınız, demiştik.

10. Ve derler; eğer söz dinleyip aklımızı kullansaydık bu çılgın ateşli cehennemde olmazdık.

11. Böylece yaptıklarını itirâf ederler. Uzak olsun bu cehennemlikler.

12. Gaybın kendisi olan Rablerine karşı haşyet duyanlar bağışlanmayı ve büyük mükafaatları hakkedenlerdir!..13. Sözünüzü ister içinizde tutun, ister açıklayın; hep birdir. Şuûrunuzdakini O bilir!..

14. Hiç bilmez mi onu yaratan?.. O lâtîf olarak haberdardır herşeyden.

15. Yeryüzünü yaşıyacağınız biçimde altınıza seren O’dur. Yeryüzünde gezin, dolaşın, ihsan ettiği rızıktan faydalanın ve O’na döneceğinizi bilin!..

16. Göktekinin sizi yerin dibine geçirmesine karşı güvencede misiniz?.. O durumda yer harekete geçer;

17. Yoksa göktekinin başınıza taş yağdırmasına karşı mı güvencedesiniz?.. Anlıyacaksınız bu uyarının manâsını.

18. Andolsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. İnkârlarının sonucu dehşetti!..

19. Üzerlerine kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi. Onları uçuran Rahman’dır!.. Şüphesiz ki O, şeyin bizatihi kendisi olarak görür her şeyi!..

20. Rahman’a karşı size yardım edecek ordularınız mı var!.. Gerçeği örtenler aldanmıştır ve aptalca bir gurur içindedirler.

21. Ya, Allâh rızkınızı keserse, kim verecek size onun kestiğini?.. Onlar, nefret ve azgınlık halinde ileri gidenlerdir.

22. Yüzüstü kapanıp sürünen mi yoksa ayakta önünü görerek yürüyen mi doğru yol üzeredir?..

23. De ki: Sizi yaratan, size kulak, göz ve kalp veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?..

24. De ki: sizi yeryüzünde çoğaltan O’dur ve O’nun indinde hep bir araya toplanacaksınız.

25. Derler ki; Tehdidiniz doğru ise, ne zaman gerçekleşecek?..

26. De ki; Bunun bilgisi Allâh’a aittir!.. Ben sadece apaçık uyarıcıyım.

27. Tehdit edildikleri şeyin yaklaştığını gördüklerinde, inkârcıların yüzleri kararacak, kendilerine, işte arayıp sorduğunuz buydu, denilecektir!..

28. De ki; Allâh, beni ve benimle olanları helâk edecek ya da rahmetine erdirecek olsa; acaba inanmayanları elim azaptan kim koruyabilir?..

29. De ki; O Rahmandır, O’na imanlıyız ve O’na güveniyoruz. Bileceksiniz elbet apaçık gerçekten sapmış olan kimmiş.

30. De ki, suyunuz çekilecek olsa yerin dibine, kim size bir pınar verebilir?.. (Allâh-u rabbül âlemiyn)

* * *

Bilgi:

Seyyîdimiz, Resûlümüz, Muhammed Mustafa efendimiz salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki; Mülk sûresi için:-O bir maniâdır; O bir müncie (kurtarıcı)dır. Kişiyi kâbir azabından korur ve kurtarır.’

Biliyoruz ki, ölüp yokolmak, ya da ölüp derin bir yoklukta beklemek asla sözkonusu değil.

Ölümü tadacağız!..

Yani, bu beden kullanılmaz hale gelip elimizden alınacak ve onun yerine hemen o anda yeni bir bedenle yaşamımıza kâbir âleminde, kâbir içinde, canlı canlı, diri diri; aklı, şuûru yerinde olarak; zihinsel faaliyetleri aynen eskisi gibi bir halde devam edegideceğiz.

Bu konuyu daha önce "Hazreti MUHAMMED’in ALLAH"ı isimli kitabımızda "ÖLÜMÜN İÇYÜZÜ" bahsinde son derece tafsilatlı olarak anlatmıştık. Ölümün nasıl tadılacağını iyice anlamak isteyenler, bu kitabımızı ya da "insanın gerçeği" isimli ses kasetimizi, veyahut da "Dostça bir söyleşi" ile "RUH - CİN - MELEK" isimli video kasetlerimizi edinerek geniş bilgiye kavuşabilirler.

İşte "ölümü tadmak" diye Kur’ân-ı Kerîm’de târif edilen; şuûrlu bir biçimde kâbir yaşantısına intikâl durumunda, hazır olmayanlar için şu anda akılların kavrayamıyacağı kadar büyük azablar sözkonusudur.Bu sebebledir ki, Efendimiz hazreti Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, kâbir azabına karşı tedbir almak üzere, bize bu sûreyi çokça okumamızı tavsiye ediyor. Bakın ne buyuruyor:

"Kur’ân’da otuz âyetlik bir sûre vardır ki, bu bir adama şefâat etti; ve o nihayet bağışlandı: o, Tebarekelleziy biyed’ihil mülk (sûresi)dir."

Abdullah b. Mes’ûd radıya’llahu anh bakın Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın kabir haliyle ilgili uyarısını nasıl naklediyor:

"Kişi kabre konulunca, azab melekleri ayakları tarafından gelir. Mülk sûresinin vazifelileri karşı çıkar; benim yönümden size yol yoktur çünkü o hayatında mülk sûresi okurdu, der. Sonra azab melekleri göğsü veya karnı cihetinden gelir; gene meleklerin, benim cihetimden size yol yoktur, o Mülk sûresi okurdu, cevabıyla karşılaşır. Daha sonra, başı istikâmetinden yaklaşmak isterler azab melekleri; gene aynı güç ve aynı cevabla karşılaşırlar. Mülk sûresi men edicidir. Kabir azabını men eder. Kim onu gece okursa, çok sevab kazanmış ve çok iyi bir iş yapmış olur."

* * *


Okunuşu:

Bismi’llâhi’r-Rahmân’ir-Rahîm

(1) Amme yetesaelune (2) aninnebeil azıymi (3) elleziy hüm fiyhi muhtelifun (4) kellâ seya’lemune (5) sümme kellâ seya’lemun (6) elem nec’alil’arda mihaden (7) velcibale evtaden (8) ve haleknaküm ezvacen (9) ve cealna nevmeküm sübaten (10) ve cealnelleyle libasen (11) ve cealnennehare meaşa (12) ve beneyna fevkaküm seb’an şidaden (13) ve cealna siracen vehhaca (14) ve enzelna minelmu’sırati mâen seccaca (15) linuhrice bihî habben ve nebaten (16) ve cennatin elfafa (17) inne yevmel fasli kâne miykaten (18) yevme yünfehu fiyssûri fete’tûne efvaca (19) ve fütihatis semâü fekânet ebvaba (20) ve süyyiretil cibalü fekanet seraba (21) inne cehenneme kanet mirsaden (22) littağıyne meaba (23) lâbisiyne fiyha ahkaba (24) lâyezûkûne fiyha berden ve lâ şeraben (25) illâ hamiymen ve ğassaka (26) cezâen vifaka (27) innehüm kânu lâ yercûne hısaben (28) ve kezzebu biâyâtina kizzâba (29) ve külle şey’in ahsaynahü kitaba (30) fezûku felen nezideküm illâ azaba (31) inne lilmüttekıyne mefaza (32) hadâika ve a’naben (33) ve kevâıbe etraben (34) ve ke’sen dihaka (35) lâ yesmeune fiyha lağven ve lâ kizzaba (36) cezâen min rabbike atâen hısaba (37) rabbis semâvâti vel’ardı ve ma beynehumerahmâni lâ yemlikûne minhü hitaba (38) yevme yekumür ruhu velmelâiketü saffa, lâ yetekellemune illâ men ezine lehü rahmânü ve kâle savaba (39) zalikel yevmülhakku femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ (40) inna enzernaküm azâben kariyba yevme yenzurülmer’ü ma kaddemet yedahü ve yekülül kafirü yâleyteniy küntü türaba.

Anlamı:

1. Neyi soruşturuyorlar?..

2. O çok büyük haberi;

3. ki hakkında bir türlü anlaşamadılar!..

4. İhtilâfa ne gerek var; yakında her şeyi bilecekler!..

5. Kesinlikle ve mutlaka bilecekler, anlıyacaklar!..

6. Biz yeryüzünü yayılmış döşek;

7. Dağları da destek yapmadık mı?..

8. Sizi çiftler şeklinde varettik.

9. Uykunuzu dinlenmeniz için oluşturduk.

10. Geceyi örtü;

11. Gündüzü, geçiminizi temine vesile olsun diye yarattık!..

12. Üstünüze sağlam yedi kat gök yayılı.

13. Parıl parıl yananı varettik.

14. Bulutlardan bol bol yağmurlar indirdik;

15. Onlarla nebatlar;

16. Bol ağaçlı bağ-bahçeler yetiştirdik!..

17. Kesindir ki ayırım ve hüküm günü gelecektir.

18. Sûr üfürüldüğü zaman, gruplar halinde geleceksiniz.

19. O gün, gök açılacak kapı kapı;

20. Dağlar yürütülüp seraba dönecek;

21. Cehennem herkesin güzergâhında olacaktır.

22. Ki azgınların dönüp dolaşıp; varacakları yerdir.

23. Orada nîce devirler kalacaklardır.

24. Orada serinlik ve içecek bir şey de tadamıyacaklar;

25. Ancak hamiym ve zehir gibi içecek nesne içebileceklerdir;

26. Yaptıklarının neticesidir.

27. Çünkü onlar hesab görüleceğini ummuyorlardır.

28. Bütün âyetlerimizi yalanlıyorlardı.

29. Biz ise her şeyi en ince bir şekilde kitapta zaptetmiştik.

30. Tadın azabı, biz ancak azabınızın artmasına katkıda bulunuruz, (deriz).

31. Şüphesiz ki korunanlar için; Kurtuluşa erme zamanı..

32. Bağlar-bahçeler;

33. göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt eşler;

34. pak kâseler vardır dolu dolu.

35. Orada boş lâf ve yalan duymazlar.

36. Bunlar rableri katından, verdikleri hesabın karşılığıdır.

37. O, göklerin ve yerin ve arasındakilerin rabbi olan Rahman’dır!.. O, varlığı katında kimsenin konuşamıyacağıdır.

38. RUH ve meleklerin saf saf duracağı o günde, Allâh’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. izin alabilense gerçeği dilegetirir.

39. Bu hak olan ve kesinlikle gelecek olan gündür. Dileyen rabbine erdirecek yolu edinir.

40. Sizi, yakında gelecek azab konusunda uyardık. O gün, kişi elleriyle meydana getirdiklerine bakar; gerçeği örtenler de, keşke toprak olsaydım; der.

* * *

 

  Okunuşu:

  İkr⒠bismi rabbikelleziy halâk; halâkal insane min âlak. İkrâ ve rabbükel ekremülleziy alleme bilkâlem, allemel insane mâ lem yâ’lem.

 

  Anlamı:

  OKU halkeden Rabbinin indindeki gücüyle!.. İnsanı bir kan pıhtısından halketti. OKU, Rabbın öylesine kerîmdir ki, kâlemle öğretti, bilmediklerini bilir hale getirdi.

Bilgi:

Dinin derinliklerindeki "SIR"lara ermeyi dileyenlere günde 313 defa okumalarını tavsiye ediyoruz!..

"OKU"nun anlamı nedir; okunacak olan nedir; nasıl "OKU"nur; bütün bu soruların cevabını inşâallah yakında yayına vereceğimiz "Hazreti MUHAMMED NEYİ «OKU»DU" isimli kitabımızda tafsilâtıyla açıklamaya çalışacağız. Ama şimdiden bilin ki, "OKU"nan nesne bildiğimiz yazı ile yazılmış bir metin değildi!.. Öyleyse neydi?..

Olay, yazılı bir metin okuma olayı değilse; "ÜMMÎ" olmaktan manâ nedir ve kimler "ÜMMÎ"dir?..

Neyse, dediğimiz gibi, biz bunları yerine bırakalım; ve tekrar edelim; Rabbin indindeki gerçeği "OKU"mak arzusuna sahip olanlar, Alâk sûresinin bu ilk beş âyetini her gün 313 defa okumayı alışkanlık etmeliler.

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Elem neşrah leke sadrek; ve vâda’na anke vizrekelleziy enkada zahrek; ve refâ’na leke zikrek. Feinne meâl usri yüsren inne meâl usri yüsra. Feizâ ferağte fensab ve ilâ rabbike fergab!..

 

  Anlamı:

  Biz senin göğsünü açmadık (basiyretini genişletmedik) mi?.. Belini büken yükü üzerinden almadık mı?.. Nâmını yükseltmedik mi?.. Kesinlikle her güçlükle beraber bir kolaylık vardır!.. Hiç şüphesiz her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyle ise, işlerinden kurtulunca diğerine başla; Rabbine yaklaş!..

Bilgi:

Maneviyâtta ilerlemek istiyenler, bu sûreyi her gün 70 defa okumayı ihmal etmesinler.

Aldıkları yüksek seviyeli ilmi; karşılaştıkları yüksek müşahedeleri, değerli keşifleri hazmetmek istiyenler günde yetmiş defa bu sûreyi okumağa devam etsinler.

İçi sıkılanlar, başı daralanlar, bunalımda olanlar selâmete çıkmak istiyorlarsa, günde yetmiş defa bu sûreyi okumağa devam etsinler.

Her biri de görecek ki; bu sûreye devam, onları kesinlikle muradlarına erdirecektir.

Hazreti Rasûlullah kısa sûrelerden bazıları hakkında şöyle buyurmuştur:

-İzâ zülzilet’ kur’ân’ın yarısına denktir!..

-Kul hu vallahu AHAD’ üçte birine denktir.

-Kul ya eyyühel kâfirûn’ dörtte birine denktir.’

Bu hadîs-i şerîflerde anlatılmak istenen husus anlıyabildiğimiz kadarıyla, şudur:

Kur’ân-ı Kerîm başlıca iki ana temâ üzerine inşâ edilmiştir:

1.Tapılacak bir tanrı olmayıp; Allâh’ın vahdaniyetini ve vahdetini farkedip idrâk etmek ve elden geldiğince gereğini yaşamak.

2.Kıyâmetle birlikte başlıyacak yeni düzen için dünya hayatı sırasında bir takım çalışmalar yapma mecburiyeti ve kişinin müsbet ya da menfî kendisinden meydana gelen her zerre miktarı bile olsa fiîlinin neticesiyle kesinlikle karşılaşacağı gerçeği.

İşte yukarıda bahsi geçen "Zelzele" sûresi ikinci maddenin tam bir özeti mahiyetinde olduğu için, anladığımız kadarıyla, Kur’ân-ı Kerîm’in yarısına denk olarak nitelendirilmiştir.

İZÂ ZÜLZİLET

 

 

 

  Okunuşu

  Bismi’llâhi’r-Rahmân’ir-Rahîm

  (1) İza zülziletil’ardu zilzaleha (2) ve ahrecetil’ardu eskaleha (3) ve kalel’insanü maleha (4) yevmeizin tühaddisü ahbareha (5) bienne rabbeke evha leha (6) yevmeizin yasdürünnasü eştaten liyürev amalehüm (7) femen yağmel miskale zerretin hayren yerehu (8) ve men yağmel miskale zerretin şerren yereh

 

  Anlamı:

1. Arz şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığında;

2. Ve arz içindeki gizli ağırlığı dışarı çıkardığında;

3. Ve insan "buna ne oluyor" dediğinde;

4. Arz bütün haberlerini açıklar,

5. Rabbinden vahiy alarak!..

6. O anda insanlar gruplar halinde fiillerini görmek üzere çıkarlar.

7. Kim zerre ağırlığında bile hayır işlediyse onun sonucunu görecek..

8. Kim de zerre ağırlığında bile kötülük yaptıysa onun sonucunu görecektir.

Bilgi:

Zelzele sûresinin ilk okunduğu anda anlaşılan en zâhir manâsı yukarıda ifâde ettiğimizdir. Ancak ne var ki, bu sûrede sadece bu manânın anlatıldığını sanmak, sadece yedide biri su üstünde görülen buzdağını, gördüğünden ibaret zannetmek gafletine benzer!..

Bu hususa bir misâl oluşturması için bu sûrenin iki ayrı manâsından daha açıklıyabileceğimiz ölçüler içinde sözetmeye karar verdik. Umarım bu hususların derinliğini düşünmemize faydalı olur.

Birinci iç manâ.

"Arz" tâbiri dünya ve yeryüzü olarak anlaşıldığı gibi, aynı zamanda tasavvuf ehli tarafından kişinin "bedeni" olarak da anlaşılır. İşte bu yönüyle konuyu ele alırsak; bu sûrenin bildiğimiz klâsik ölüm öncesini anlattığını kolaylıkla farkedebiliriz.

"kişi ölümü tadınca kıyâmeti kopar"

hükmünce; kıyâmet ahvalini anlatan Zelzele sûresi, kişinin kıyâmeti olan ölüm halini burada şöyle anlatıyor kabuledilebilir.

1. Beden, sinir sistemindeki bioelektrik gücün kesilmesiyle şiddetli bir sarsıntı ile sarsılıp, tükenişe gittiğinde;

2. Beden içindeki gizli ağırlık noktası olan RUH’u yâni halogramik dalga bedeni serbest bırakıp dışarıya saldığında;

3. Kendinde hiç bir değişiklik olmaksızın, bedeninde olan bu değişikliği hissedip, görüp, yaşayıp, kendini RUH bedeniyle tanımaya başlayan insan büyük bir hayret, şaşkınlık ve telâş içinde buna ne oluyor dediğinde.

4-5. Rabbinin vahyi sonucu olarak beden, bütün özelliklerini ve çalışma sistemini, halini ve âkıbetini, kişinin kendisiyle neler yapabileceğini ve artık kendisi olmaksızın, neler elde etmekten mahrum kalacağını, bedenli yaşamın kendisi için geçmişte ne kadar büyük bir nimet olduğunu açıklar lisanı hâl ile.

6. İşte ölümü tadış anı olan o bedenleri terk anını yaşayan insanlar, tüm yaptıklarının ve neticelerinin görülmesi için yeni bir bedenle bâ’s olarak, biolojik bedenlerinden çıkarak kişisel kıyâmetlerini yaşarlar.

7. Kim zerre ağırlığında bile olsa yâni en önemsiz gördüğü düşünce ve fiillerinin sonucu olan hayrı, kitaplarında yazılı olarak ve eserlerini karşılarında görürler.

8. Kim zerre kadar kötü bir düşünce ya da fiil gerçekleştirmişse, bunu da kitabında ve kendi beyin dalgalarından forme olmuş biçimde karşılarında görürler!..

Evet, bu açıklamaya çalıştığımız husus, kişinin, bildiğimiz fizik - biolojik yapısıyla ilgili olan kıyâmetiyle, alakalı olan husus idi.Şimdi de bazı kişilerde gerçekleşen "ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK" diye tanımlanan başka bir bâtınî anlam ile Zelzele sûresindeki manâyı yorumlamaya çalışalım.

1. Mevcûdat şiddetli bir sarsıntı ile sarsılıp basiretinde dağılmaya başladığında. Varlığın aslının, orijininin, Hakkın esmâsı olduğunu müşahede ederek; bu hakikatın ortaya çıkması sonucu, zahir görüntü basiretinde parçalınıp yokolmaya yüztuttuğunda.

2. Mevcûdatın özündeki Hakkın varlığı, yâni, o mevcûdâtı var gösteren Allâh isimlerinin manâları, sırları batınken zâhir olmaya başladığında;

3.Ve insan, tüm mevcûdatta var sandığı varlıkların bir serâp gibi yokolup, Hakkın varlığı yanında bunların yok hükmünde olduğunu müşahede etmeye başladığında büyük bir hayret ve şaşkınlık içinde, buna ne oluyor böyle ki, her şey yokolup, sadece Allâh vechi Bâki kalıyor, dediğinde.

4.Mevcûdât, kendisindeki bütün esmâ manâlarını o basireti açılmış kişiye açıklamaya başlar. Her bir birimin hangi Allâh isminin manâsını açığa çıkarmak üzere varolmuş olduğunu haber verir. Ve anlar ki böylece insan, gayrı bildiği, hep O’nun esmâsının eseri imiş!..

5.Ki bütün bunlar rabbinden vahiy ile meydana gelir. Rububiyet mertebesinin hükümleri tüm mevcûdâtta vahiy yollu aşikâr olur. Ve kişi bunu da farkeder!..

6. İşte bu ölmeden önce ölmüş insanlar, daha önce neleri nasıl yapmış olduklarını apaçık görecekler ve bunların altındaki sırları da farketmeye başlıyacaklardır.

7. Kimden zerre kadar hayırlı bir fiil meydana geldiyse onu ve dolayısıyla neticesini görecek.

8. Kimden de zerre kadar şer meydana geldiyse onu da tesbit edecektir.

* * *

Elbette bunun da derinliğinde daha başka manâlar mevcut ki, bunların yeri bu kitap olmadığı için bu manâlara değinmiyoruz.

Allâh cümlemizi, yüzeyde, şekilde, görünüşte kalma belâsından korusun; görünenlerin ardına geçmeyi, iç manâları, derinlikli anlamları müşahede etmeyi nasib etsin.

* * *

Ancak ne var ki, bizler için, sadece bu sûrelerin arapçasını okumak yeterli olmayıp, hiç olmazsa bir Kur’ân meâlinden istifâde ederek son derece dar kapsamlı da olsa, ana hatları ile ne anlatılmak istendiğini bilmemiz gerekir.

Zirâ, Kur’ân’da, "BİZ BU KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE" ifâdesi mevcûttur.

Derinliğine vukûf elbette herkese müyesser olmaz. Ama, hiç değilse kaba çizgilerle de olsa, Kur’ân-ı Kerîm’i ana hatlarıyla anlamak ve ondan sonradır ki "İman ediyorum Kur’ân’da bildirilenlere" demek daha yerinde olur. Yoksa elbette ki, insanın bilmediği bir şeye iman etmesini istemek, mantığın aşırı zorlanması demektir.

"Kul hu vallahu Ahad"ın üçte bire denk olması ise şöyle anlaşılmıştır. Allâh’ın TEK oluşunun tanımı, ölümötesi yaşam gerçeği ve ölümötesi yaşama hazırlanma önerileri olarak Kur’ân’daki konuları üçe ayırırsak, "İhlâs" sûresi bunun birincisidir.

Esasen "İHLAS" sûresiyle ilgili olarak söylenecek pek çok şey var olmasına karşın, bu kitabın müsaadesi nisbetinde bazı şeyleri size anlatmak istiyorum.

"İHLAS" sûresinin ihtiva ettiği manâyı, Allâh’ın bize bağışladığı anlayış ölçüsünde, "Hz. MUHAMMED’in açıkladığı ALLAH" isimli kitabımızda anlatmaya çalıştık. Bu sebeble burada bu konuya girmeyeceğim. Arzu edenler, "İHLAS" sûresinin manâsını oradan okuyabilirler.

Burada sizlere "İHLAS" sûresiyle ilgili küçük bir anımdan sözetmek istiyorum.

17 yaşında İstanbul, Cerrâhpaşa’daki evimizin karşısındaki Cerrâhpaşa Cami’ine gitmiştim bir Cumâ günü; henüz bu konuya yeni başladığım süre içinde.

Arkada, kıyıda bir yerde otururken, birisi omzuma vurdu ve -efendi hazretleri seni çağırıyor’ dedi.-Cumâ Şeyhi’ diye hitab edildiğini duyduğum 104 yaşında olan bir zât idi beni yanına çağıran. Sonradan Nakşıbendî şeyhi olduğunu öğrendiğim, gözleri neredeyse hiç görmeme halindeki bu zât, beni o mesafeden nasıl görmüş de çağırmıştı!..

Her neyse, yanına gittim, elini öptüm; bana sordu, "sana bir görev versem, yapar mısın"? .

Serde o yaşın civanlığı var ki, sanki dağları delmeğe hazırım.

-Elbette yaparım’ demiştim. Ama hiç bir şey de bilmiyorum, henüz. Bana şunu teklif etti o zât.

-Ne kadar zamanda yapabilirsen, yüz bin İHLAS çek ve ondan sonra yanıma gel!..’

Ne çare ki, bir hafta sonra, o zâtın ölümötesi yaşama intikâlini öğrendim. Ama gene de verdiğim sözü tutup yirmi gün içinde yüzbin "İHLÂS" okumayı tamamladım.

Umarım, Allâh, okumuş olduğum bu İHLAS’lar hürmetine beni bağışlar ve bu sûrenin sırrına erdirir.

Dolayısıyladır ki, fakîr, tüm mü’min kardeşlerine imkânları nisbetinde bu çalışmayı tavsiye eder. Allâh kolaylaştıra!..

* * *

Evet, bakın Hazreti Rasûlullah ashabıyla bu konuda ne konuşmuş.Ebû Hureyre radı’yallâhu anh naklediyor:

-Toplanın, size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağım. buyurdu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Bunun üzerine toplanıldı. Sonra Rasûlullah evinden çıkıp, <Kul hu Vallahu Ahad> sûresini okudu.

Sonra tekrar evine girdi.

Bunun üzerine birbirimize; Semâdan bir haber geldi herhalde ki, evine girdi; diye konuştuk yeni bir vahiy geliyor sandık.

Sonra Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem evinden çıktı ve buyurdu ki:

-Ben size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağım, dedim. Dikkat edin, İHLAS Sûresi, Kur’ân’ın üçte birine denktir!.."

* * *

Gene Ebû Hureyre radı’yallâhu anh naklediyor:

-Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem ile bir yere geldik, baktık ki bir adam; Kul Huvallahu Ahad Allâhu’s Samed, lem yelid ve lem yûled velem yekûn lehu kufûven Ahad’ı okuyor.

-Vacib oldu!.. Buyurdu Rasûlullah.

-Ne vaciboldu Yâ Resûlallâh?.. diye sordum kendisine. Buyurdu ki:

-Cennet!..

Hemen gidip adamı müjdelemeyi istedim, fakat korktum ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile yemek yeme şerefini kaybederim. Daha sonra da adamın yanına gittim ama ne var ki adam gitmişti.’

Ebû Derdâ radı’yallâhu anh naklediyor:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem buyuruyor:

-Sizden biri bir gecede Kur’ân’ın üçte birini okumaktan âciz olur mu?.

- İnsan, Kur’ân’ın üçte birini nasıl okur?..

Diye ashabı sordular. Bunun üzerine Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allâh azze ve celle Kur’ân-ı Kerîm’i üç cüze ayırdı. Kul Huvallahu Ahad’ı da bunlardan biri kıldı"!..

* * *

Bir başka hadîs-i şerîf’te gene Hazret-i Rasûl aleyhi’s-selâm bakın ne buyuruyor "İHLAS" sûresi için:

"Her kim bin ihlâs okuyup ruhuna yollarsa, Allâh o kişiyi cehennemden azad eder". Dolayısıyla belirli gecelerde, veya âhırete intikâl eden sevdiklerimize bin İHLAS okumayı âdet edinirsek, hem onlar çok büyük faydalar elde ederler, hem de bizler.

İHLAS sûresi okumanın sonsuz ve sınırsız faziletini anlatamıyacağımıza göre, şimdilik bu kadarla iktifa edip, gelelim "muavvizeteyn"e. "Koruyuculara".

 

 

 

  Okunuşu:

  Kul, euzü birabbil felâk, min şerri ma halak, ve min şerri gasikin iza vakab, ve min şerri neffassâti fil ukad, ve min şerri hâsidin iza hased.

 

  Anlamı:

  De ki: Sığınırım rabbine felâkın, halkettiklerinin şerrinden, ortalığı basan karanlıkta oluşacak şeylerin şerrinden, düğümlere üfliyen büyücülerin şerrinden ve hased eden hasedçilerin şerrinden.

 

  Okunuşu:

  Kul, euzü birabbin nâs, melikin nâs, ilâhin nâs, min şerril vasvasil hannas, elleziy yuvesvısu fiy sudûrin nâs, minel cinneti ven nâs.

 

  Anlamı:

  De ki: Sığınırım bütün insanların rabbine, bütün insanların melîkine ve bütün insanların ilâhına; o sinsi vesvese verenin şerrinden ki, vesvese verir insanların içine kimi cinden kimi insten!..

Bilgi:

Bu iki sûre BÜYܒye, sihre, manyetizmaya ve kişinin iradesini zorlayan dış etkenlere karşı en önemli silâhlardan biridir.

Efendimiz’e yapılan büyüye karşı Cenâb-ı Hak tarafından nâzil olmuş iki sûredir.

Her gün kırk bir defa, veya her namazdan sonra yedi defa okunmasında çok büyük fayda vardır.

Hemen herkesin bildiği "KUL EÛZÜ"ler hakkındaki Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in bazı tavsiyelerini de sizlere duyurmadan geçemiyeceğim.

Ukbe b. Amir radı’yallâhu anh naklediyor:

-Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Bu gece inzâl olan, benzerleri hiç görülmemiş bir kısım âyetleri biliyor musun?.. Onlar, Kul eûzü birabbil felâk ve kul eûzü birabbin nas sûreleridir.’-

-Okunan en hayırlı iki sûreyi sana öğreteyim mi; bunlar Kul eûzü birabbil felâk ve kul eûzü birabbin nas’tır.’

* * *

-Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem ile beraber Cuhfe ile Ebva arasında yolculuk yapıyorduk. Birden bizi bir fırtına ile yoğun karanlık sardı. Bunun üzerine Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem

Kul eûzü birabbil felâk ve Kul eûzü birabbin nas’ı okuyarak korunmaya başladı. Sonra da şöyle buyurdu:

- Yâ Ukbe, Bu iki sûre ile korun!.. Hiç bir korunan, bu iki sûrenin benzeri ile korunamamıştır!..’

* * *

-Sen Kul eûzü birabbil felâk sûresini okumaktan Allâh katında daha makbul ve sevabı çok hiç bir sûre okuyamazsın. Sen her namazda gücün yetiyorsa onu okumaya devam et!.."

Evet, bunlardan sonra özetle bir kaç hususu daha belirtelim:

Hazret-i Resûl aleyhi’s-selâm, genellikle namazlardan sonra İhlâs, ve kul eûzüleri avuçlarına üfleyip, bütün vücudunu sıvazlardı; ve bunu üç kere tekrar ederdi.

Her Cumâ namazından sonra, dünya kelâmı etmeden, ihlâs ve "muavizeteyn" denilen Kul eûzü’leri yedi defa okuyup vücuduna sürerse, o kişi gelecek Cumâ namazına kadar her türlü tehlikeden emin olur, buyruluyor.

Bunun haricinde, cinnî etki altında olanların, büyü yapılmış olanların, âyetel Kürsî ile beraber 41 defa bu sûreyi okuyup, ayrıca bu okuma sırasında, nefesi suya üfleyip içmenin bir hayli faydalı olduğu da çeşitli kaynaklardan bize ulaşmıştır. Ayrıca, bu tür rahatsızlıkları olanlara, topluca bu âyetlerin 41 defa okunmasının da çok yararlı olacağı belirtilmiştir.

* * *

Bu bölümde de size Kur’ân-ı Kerîm’den bazı duâ örneklerini nakletmek ve onların yararlarının bazılarından sözetmek istiyorum.

 

  Okunuşu:

  Rabbena âtina fiddünya haseneten ve filâhıreti haseneten vekına azaben nar.

 

  Anlamı:

  Rabbimiz dünyanın (gerçek) güzelliklerini, âhıretin (gerçek) güzelliklerini ver, ateşin azabından bizi koru.

Bilgi:

Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem’in pek çok duâsında bu âyete yer verdiğini Enes radıya’llâhu anh naklediyor bize. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm dünya ve âhıret güzelliklerini dileyip; dolayısı ile ateş azabına yolaçacak şeylerden korunmayı talebetmeyi öğretiyor bize bu dua.

 

  Okunuşu:

  Rabbena lâ tuzığ kulûbena bâ’de iz hedeytenâ, ve heblenâ min ledünke rahmeh, inneke entel vahhab.

 

  Anlamı:

  Rabbimiz gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın.

Bilgi:

"Mü’min’in kalbi Rahmân’ın iki parmağı arasındadır" hadîs’inin işaret ettiği şekilde, kalplerimiz yâni bilincimiz her an ilâhî kudrete tabiîdir. Bu sebeble ne kadar gerçeğe ermiş olursak olalım, her an o gerçekten sapmak mümkündür. İşte bu dua, haline güvenmeyip, ilâhî inayeti taleb içindir.

Bu duâya devam, kişinin saadet hâli üzere ölümü tatması için iyi bir işaret olarak değerlendirilebilir. Çünki ısrarla devam edilen duâ icâbet işareti taşır.

Namazlarda son oturuşta, salâvatlardan sonra okunması şayanı tavsiyedir.

 

  Okunuşu:

  Rabbena ma halâkte haza bâtıla, subhaneke fekına azabennar. Rabbena inneke men tudhılin nâre fekad ahzeyteh ve mâliz zâlimine min ensar. Rabbena innena semi’na münadiyen yunadi lil’iymani en aminu birabbikum feamenna. Rabbena fağfir lena zünûbena ve keffir anna seyyiâtina ve teveffena mâal ebrar. Rabbena ve âtina mâ vaadtena alâ rusûlike ve lâ tuhzina yevmel kıyameh. İnneke la tuhliful miyad.

 

  Anlamı:

  Rabbimiz, gökleri yerleri ve her ikisi arasındakileri boşuna, hikmetsiz yaratmadın. Münezzehsin (berisin) sınırlılık ve ilkellik ifâdesi olan kavramlardan. Bizi ateşin azabından koru.

  Rabbimiz, imana davet edeni duyduk ve iman ettik. Rabbimiz bağışla bizim kusurlarımızı ve sil günâhlarımızı ve dahil et bizleri iyiliğe ermişlere. Rabbimiz, resûllerine bizim için vaad ettiklerini ihsan buyur, kıyâmet günü mahcûb olmaktan bizi koru. Elbette sen sözünden asla caymazsın!..

Bilgi:

Burada da Allâhu Teâlâ bizlere en kıymetli duâ şekillerini öğretiyor.

Ayrıca, bu şekilde duâ edildiği takdirde, bu duâya icabet edileceği de daha sonraki âyette kesinlikle ifâde edilmiştir.

Artık Cenâb-ı Hak tarafından icabet sözü verilmiş bir duaya da devam edemiyorsak, elbette diyecek bir şey kalmaz.

 

  Okunuşu:

  Rabbena zalemma enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasırıyn.

 

  Anlamı:

  Rabbimiz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olacağız.

Bilgi:

Hazreti Adem ve Havva cennet hayatı yaşarken, kaderlerindeki o mahut hatayı yaptıktan sonra, kendilerinden sâdır olan bu fiîlin üzüntüsü içinde, yukarıda ifâde olunan biçimde bağışlanma taleb ettiler.

Ve bu duâları kabul olunarak, bir süre dünyada yaşadıktan sonra, yeniden cennet yaşamına dönme imkânına ulaştılar.

İşte Kur’ân-ı Kerîm’deki bu duâ bize, "nefse zulmetmek" halinde ne yapmamız gerektiğini öğretiyor.

Hayatı nefsine zulmetmekle, yani "nefs"inde mevcût olan sonsuz kemâlin hakkını yerine getirememek suretiyle ona eziyet etmekle geçen bizlere de bu duâya devamdan başka bir şey kalmıyor.

 

  Okunuşu:

  Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ Hu, aleyhi tevekkeltu ve Huve rabbül arşıl azıym.

 

  Anlamı:

  Allâh’a güvendim (bana yeter) tanrı yoktur O vardır, ki ben de O’na bağlanıp işimi ona bıraktım; O arşın aziym rabbidir.

Bilgi:

Başınız haksız yere derde girdiği zaman bu âyet-i günde beşyüz veya bin kere okumaya devam ederseniz, inşâallah kısa zamanda selâmete çıkarsınız.

Bu âyetteki duâyı ilk okuyan İbrahim peygamberdir.

İbrahim aleyhi’s-selâm Nemrud tarafından yakalattırılıp, mancınıkla ateş dağının içine fırlatıldığı zaman, havadayken Cebrâil isimli melek gelir ve sorar.

-Yâ İbrahim senin için ne yapmamı istersin?

İbrahim aleyhi’s-selâm cevab verir:

-Allâh’a güvendim. O bana yeter. Tanrı yoktur O vardır! Ben O’na bağlanıp, işimi ona bıraktım. Ki O arş’ın azîm rabbıdır.

İşte İbrahim aleyhi’s-selâm’ın bu şekildeki ifâdesinden sonra mûcize olur; ve İbrahim aleyhi’s-selâm yavaş bir şekilde ateşin içine düşer fakat onu ateş yakmaz. Çünki, Kur’ân-ı Kerîm’de anlatıldığı üzere "ateş soğumuş ve selâmet verici olmuştur" İbrahim peygamber için, Allâh emri ile. İşte, böyle bir mûcizenin meydana gelmesine vesile olan anlayış ve ifâde vardır bu duâda.

Bakın bu duâ için ne buyuruyor Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem efendimiz bizlere:

-Kim sabah kalktığında ve geceye girdiğinde «Allâh’a güvendim o bana yeter, Tanrı yoktur, arş’ın azîm rabbi olan O vardır» derse; bunu ister sıdk ile söylesin ister YALANDAN (inanmıyarak) söylesin, yedi defa söylediğinde Allâh ona kâfi gelir.’ Ebû Davud.

Dikkat edin!..

Bu hadîs-i şerîfte çok önemli bir hususa işaret ediliyor!.. Allâh’ın SİSTEM’ine!.. "Allâh’ın düzeninde asla değişiklik olmaz" âyetiyle de vurgulanan SİSTEME.

Siz belli duâları veya zikirleri yaptığınız zaman, inansanız da, inanmasanız da, o yapılan çalışma, ilgili mekânizmayı, sistemi harekete geçirir ve mutlaka semeresini verir; demiştik.

İşte bu hadîs-i şerîf, söylediklerimizin açık-seçik ispatıdır. "Kişi ister SIDK ile ister yalandan yâni inanmıyarak" yaptığında denmesi bunun apaçık göstergesidir.

Bu sebeple diyoruz ki, siz inanmasanız dahi bu zikirlere veya duâlara bir süre devam edin, söylenildiği sistem üzere. Elbette neticesine ulaşacaksınız.

Allâh bize bunun manâsına ermeyi ve bu duâyı edebilmeyi nasîb etmiş olsun.

 

  Okunuşu:

  Rabbi inniy euzü bike en eseleke ma leyseliy bihi ilmün ve illâ tağfirliy ve terhamniy ekün minel hasıriyn.

 

  Anlamı:

  Rabbim sana sığınırım neticesi hakkında kesin bilgim olmayan bir konuda ısrarla senden bir şey istemekten. Böyle bir hatam dolayısıyla beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana uğramışlardan olurum.

Bilgi:

Nuh aleyhi’s-selâm kavmini uyarmış, ama kendisini dinlememişlerdi. O da aldığı emri ilâhî üzerine bir gemi yaptı ve hayvanlardan birer çift ile yakınlarını gemiye davet etti. Ne çare ki oğlu ona inanmamış ve gemiye de binmemişti.

Tufan başladıktan sonra, seller üzerinde gemi yüzerken, dalğaların arasında boğulmak üzere olan oğlunu gördü ve onun kurtulması için ısrarla rabbine duâ etti. Ama ne çare ki duâsına icabet gelmiyordu.

-(sulbünden olabilir ama) O senin ailenden değildir!.. Yaptıkları sâlih olmayan işlerdir. Gerçeğini bilemediğin şey için bana ısrarla duâ etme. Cahillerden olmaman için seni uyarıyorum." (11-46)

İşte bu uyarıdan sonra Nuh aleyhi’s-selâm, yukarıda metnini verdiğimiz özrü, bağışlanmayı ihtiva eden duâyı yaptı.

Bize, burada büyük ders vardır!.. Bir çok akrabamız veya daha yakınımız, ailemizden kişiler vardır ki, gerçeği örtmekte, inkârda, tanrı kabulünde inad edip dururlar. Oysa onlarla her ne kadar kan bağımız varsa da, ölümötesi yaşam içinde hiç bir yakınlığımız mevcût değildir. Bu sebebten de onlar hakkında ısrar etmemiz, ya da onları zorlamamız abestir. Bize düşen sadece onların hidâyet bulması için rabbimize duâ edip, gerisini O’na bırakmaktır.

Muhakkak ki Allâh’ın takdiri yerine gelecektir!.

Öyle ise bize hayırlı nesil talebetmek düşüyor. Bakın o da bize nasıl öğretiliyor:

 

  Okunuşu:

  Rabbena heblena min ezvacina ve zürriyâtina kurrete a’yunin Vec’alna lilmuttakıyne imama.

 

  Anlamı:

  Rabbimiz bizlere, gözlerimizi nurlandıracak, korunmak isteyenlere yol gösterecek evlâdlar bağışla eşlerimizden.

Bilgi:

Evlâd isteyen ana - babalara Cenâb-ı Hakk’ın öğrettiği bir duâ bu. Hayırlı evlâdı olsun isteyenler, şayed bu duâya namazlarından sonra devam ederken çocukları olursa, umulur salih bir nesil sahibi olurlar.

 

  Okunuşu:

  Rabbic’alniy mukıymes salâti ve min zürriyyeti, rabbena ve tekabbel duaiy. Rabbenağfirliy ve livalideyye ve lilmü’miniyne yevme yekûmül hisab.

 

  Anlamı:

  Rabbim beni ve benden doğanları namazı ikâme edenlerden eyle. Duâmı kabul eyle. Hesab gününde beni ebeveynimi ve mü’minleri bağışla.

Bilgi:

İbrahim aleyhi’s-selâm’ın Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan bu duâsı NAMAZ ile ilgili tek duâdır.

NAMAZI ikâme etmeyi hedef alan bu duâ, namazın hakikatına yönelmek isteyenlere özellikle tavsiye olunur.

Namaz vardır kılınır.

Namaz vardır ikâme olunur.

Namaz vardır içinden hiç çıkılmaz, dâimidir.

Biz namaz konusuna Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin yazmış olduğu -Risâlei Gavsiye’ isimli eserin şerhi olan "GAVSİYE AÇIKLAMASI" isimli kitabımızda; ve "8" numaralı "İslâm" kasetinde ve çok geniş olarak da "TEMEL ESASLAR" kitabımızda değindik. Arzu edenler namaz hakkında geniş ve derinlemesine bilgiyi buralarda bulabilir.

"Namaz dinin direğidir" uyarısı gereğince, Allâh bize namaza gereken önemi vermeyi ve hakkını edâ edebilmeyi nasib etsin.

Tekrar ediyorum, namazın özüne ermeyi dileyenler, secdelerde bunu talep etsinler.

 

  Okunuşu:

  Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azaba. Rabbî euzü bike min hemezatiş şeyâtıyni ve euzü bike rabbî en yahdurun.

 

  Anlamı:

  Rabbim şeytan bana sıkıntı veriyor ve işkence yapıyor. Rabbim şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım; ve yine sana sığınırım onların çevremde bulunmalarından.

Bilgi:

ŞEYTANLARA yâni CİNLERE KARŞI OKUNACAK EN TESİRLİ DUALAR. CİNLERİN her türlü zarar veren tesirlerine karşı Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan bir iki duâ âyeti, beraberce okunduğu zaman son derece tesirli olmaktadır.-Sad’ Sûresinin 41. âyeti olan kısmı Eyyûb aleyhi’s-selâm okumuştur. "Mü’minun" Sûresinin 97 ve 98. âyetleri olan kısmı ise Cenâb-ı Hak tarafından Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem’e öğretilmiştir.

CİNLER tarafından kandırılmış bulunan herkes bu duâya devam halinde çok büyük faydalar görür.

MEDYUMLAR, RUHLARLA, UZAYLILARLA GÖRÜŞTÜKLERİNİ SANANLAR; KENDİNİ EVLİYA, ŞEYH veya MEHDÎ zannedenler bu duâlara şayet bir süre devam ederlerse, o zannı oluşturan tüm veriler kesiliverir.

* * *

Bu duânın tesirli olabilmesi için bir kaç yol vardır.

1. Kişinin kendisinin, üzerindeki etki kesilene kadar hergün sabah ve akşam 200 veya 300 kere bu duâyı okuması ve ayrıca her okuyuşta bir sürahi su içine nefesini de üfliyerek ve daha sonra da o suyu içerek bünyesini güçlendirmesi.

2. Güvenilen sâlih birkaç kişinin biraraya gelerek o kişinin üzerine üçyüzer kere okumaları ve bu arada ortada geniş ağızlı bir kap içinde su bulundurmaları ve daha sonra o kişiye peyder pey bu suyu içirmeleri. Mümkünse o kişinin kendisinin de bu duâlara devamı.

3. Ayrıca bu kişinin hergün 41 defa "kul euzü birabbil felâk" ve "kul euzü birabbin nâs" sûrelerini sabah akşam okumaları.

Şayet bunların hepsi bir arada yapılırsa daha kolay neticeye ulaşılır.

* * *

Burada şunu da belirtmeden geçmeyelim.

Gerek "âyet-el kürsî" ve gerekse "muavvizeteyn" denilen "kul euzüler" pasif korunma sistemleridir. Kişinin beyin gücünü kuvvetlendirmeye, ruh gücünü kuvvetlendirmeye ve koruyucu manyetik kalkan içine almaya yarayan formüllerdir.

Yukarıda verdiğimiz âyetler ise tamamiyle aktif formüldür!. Yani kişi bu duâlara devam ettiği zaman; o kişinin beyni laser tabancasının ışını gibi, fakat çevresine yaygın olarak öyle bir mikrodalga yayın yapmaktadır ki; bundan bütün CİNLER rahatsız olmakta ve uzaklaşma zorunluluğunu hissetmektedirler.

Burada ayrıca şu hususu da belirtmeden geçmeyelim:

CİNLERİN musallat olduğu kişiler ve CİNLERİN çeşitli etkileme sistemleri hakkında -RUH İNSAN CİN’ isimli kitabımızda ve "RUH CİN MELEK" isimli video kasetimizde son derece geniş kapsamlı bilgi vermeye çalıştık; İlâhî lûtfu inayet neticesinde. Burada şunu da özellikle vermek istiyorum.

* * *

CİNLERİN etkisi altında olan kişiler, bu duâları okumaya başladıkları zaman, önce içlerinde büyük sıkıntı duyarlar. Hatta bırakın kendilerinin okumasını; çevresindekiler okumaya başlasa, hemen oradan uzaklaşmak isterler.

Bunun sebebi, bilinçleri dışında kendilerini elegeçirmiş olan cinlerin o dalgalardan zarar görerek uzaklaşmak istemeleri ve onları da yanlarında götürmeyi arzulamalarıdır.

Sıkıntının arkasından, ateş basması, tepeye ateş çıkması gibi haller hissedilir, avuç içlerinde terlemeler görülür. Cinlerin etkisi sonucu; adrenalin salgısının kana karışması neticesi hissedilen şeylerdir bunlar.

Şayet kişi bütün bunlara dayanabilir ve kendisi de duâya devam edebilirse, birkaç gün içinde bu sıkıntıları azalır ve rahatlamaya başlar. Bütün mesele, kişinin iradesini kullanıp, direnebilmesi ve korkuyu atabilmesindedir.

Bu bahsettiğimiz duâların tatbiki için de, bize göre, hiç bir hocaya gidip para kaptırmanın âlemi yoktur!.. Kişinin kendisi veya güvendiği yakın dostları, bunu rahatlıkla yapabilirler.

Allâh cümlemizi bu konuda bilinçlendirsin ve CİNLER’in elinde oyuncak olup, elâleme rüsvây olmaktan korusun.

* * *

 

  Okunuşu:

  Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke, inniy küntü minez zalîmîn.

 

  Anlamı:

  Tüm sınırlılık ve eksiklik ifâde eden ilkel kavramlardan beri olan sonsuz sınırsız AHAD olan sen varsın Tanrı yoktur; bense nefsimin hakkını edâ edememekten dolayı zulmedenlerdenim.

Bilgi:

Bakın bu hususta Rasûl aleyhi’s-selâm ne buyuruyor:

"Zün Nun (Yunûs aleyhi’s-selâm) balığın karnında iken "lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inniy küntü minez zalîmîn" diye duâ ederdi. Bir şey hakkında bunu okuyan müslüman yoktur ki, Allâh onun duâsını kabul etmesin."

Yunûs aleyhi’s-selâm Kur’ân-ı Kerîm’in -Enbiya’ sûresinin 87. âyetinde belirtilen şekilde, bu duâya devam ederek, yaptığı bir yanlıştan dolayı bağışlandı. sonra da o devir şartlarına göre yüz bin kişiden fazla olan büyük bir topluluğa hidâyet ulaştırdı.

Dünya şartları ve şartlanmaları içinde, âdeta balık karnında boğulmak üzere olan insan gibi, sıkıntı içinde olanlara çok büyük ferahlık ve kurtuluş getirecek olan bir tesbihdir, duâdır bu âyet.

İleride tavsiyemiz olan çeşitli zikir formülleri içinde de yer alan bu duâya günde 300 defa çekmek sûretiyle devam edenler çok büyük fayda görürler. Kesinlikle devam edin.

 

  Okunuşu:

  Rabbiş rahli sadriy ve yessirliy emri.

 

  Anlamı:

  Göğsümü genişlet (hazım ver), işlerimi kolaylaştır.

Bilgi:

Mûsâ aleyhi’s-selâm’ın duâsının bir kısmıdır yukarıdaki bölüm. Yapılan çalışmalara göre görülmüştür ki, günde 300 defa çekenlerde bir süre sonra iç sıkılmaları, daralmalar ortadan kalkmakta, daha hazımlı olunmakta ve işler yoluna girmektedir.

Yanısıra -Elem neşrah leke sadrek’ âyeti de 300 defa okunursa, tesiri çok daha kısa zamanda da görülebilir.İç sıkıntılarından yakınan, içe kapanık, huzursuz, bunalımlı kişilere bu formül yanısıra -Bâsıt’ ismi de 1800 kere çekilmek sûretiyle bir üçlü tertip şeklinde tavsiye edilir.

 

  Okunuşu:

  Ve in yemseskâllâhu bidurrin felâ kâşife lehû illâ Hu ve in yüridke bihayrin felâ radde lifadlih, yusıybu bihi men yeşaumin ibadih ve huvel gafûrur rahiym.

 

  Anlamı:

  Eğer Allâh sana içini daraltacak bir sıkıntı verirse, O’ndan başka feraha çıkartacak yoktur. Bir hayır da dilemişse sana, onu geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine fazlını nasib eder. O gafûr ve rahiymdir.

Bilgi:

-Yunûs’ sûresinin 107. âyeti olan bu metin iç sıkıntısına düşenler, bir derdi sıkıntısı olanlar tarafından günde yüz defa okunursa büyük yarar sağlarlar. Kısa sürede Allâh o dertlerinden, sıkıntılarından selâmete çıkartır.

Kime böyle Allâh’a yönelmek kolaylaştırılırsa, sıkıntıdan kurtulmak da ona yakındır elbet!..

 

  Okunuşu:

  Rabbirhamhüma kemâ rabbeyaniy sağiyra

 

  Anlamı:

  Rabbim, anne ve babama, bana küçücükken gösterdikleri gibi merhamet eyle, rahmetinle sar!..

Bilgi:

İnsan üzerindeki en büyük hak anne ve baba hakkıdır. Dünyada varoluş vesilesi olan anne - baba hakkının bir evlâd tarafından ödenebilmesi çok güçtür.

Ama bu âyet-i kerîmede onlar için yapabileceğimiz dilde çok kolay fakat manâda çok değerli bir duâyı öğretiyor Cenâb-ı Hak bize.Şayet ana - babamızın hakkını bir nebze olsun ödeme sorumluluğunu haiz bir vicdanımız varsa, duâlarımızda mutlaka şu dört kelimeye de yer verelim.

 

  Okunuşu:

  Rabbi evzi’niy en’eşküre nimetekelletiy en’âmte aleyye ve alâ vâlideyye ve en amele salihan terdahu ve aslıhliy fiy zürriyetiy inniy tübtü ileyke ve inniy minel müslimiyn.

 

  Anlamı:

  Rabbim bana ve ana - babama verdiğin nimetlere şükretmeyi, razı olacağın güzel davranışlar ortaya koymayı, ilham eyle; beni ve zürriyyetimi islah eyle. Sana yanlışlarımdan dolayı tövbe ederim, kesinlikle ben sana teslim olmuşlardanım...

 

 

 

 

 

"Kalpler ancak ALLÂH ZİKRİ İLE TATMİNE ULAŞIRLAR"

buyuruluyor... Niye? ..

Çünkü insan, sonsuzu düşünmeye yönelik bir kapasiteyle yaratılmıştır ve sonsuzluk-sınırsızlık ise ALLÂH'ın vasfıdır!..

"Lâ uhsiy senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsik" diyen Rasûlullâh Aleyhi's-Selâm;

"sana hakkıyla senâ (övgü) etmem mümkün değilidr; ancak sen kendini hakkıyla bildiğin için, kendi kendine senâ edersin" itirâfında bulunurken sonsuz-sınırsız yüce Zât'ın kesinlikle kavranamayacağına işarette bulunmaktadır...

Bu durumda bize düşen ne oluyor.. ?

Bize kendini tanıttığı nisbette O'nu tanımak!..

O'nun aynasında, kendimizi seyredip tanımak!..

Kendimizdekilerden, O'nun sonsuz sınırsız kemâlâtına, yüce özelliklerine, hikmetlerine, hayran kalmak!..

"Allâh'ım, hayretimi arttır" diye DUÂ eden Rasûl Aleyhi's-Selâm bu husus hakkında bizi uyarıyordu herhalde...

Allâ'ı tanımanın yolu da, kitabın baş bölümlerinde kısaca izah ettiğimiz gibi, zikirden geçer!..

Zikir, ya Zât, Sıfat ve Esmâyı içine alan toplu isim "ALLAH" ismi ile yapılır... Ya da, Allah'ı çeşitli özellikleriyle tanımaya yönelik diğer isimleri ile yapılır...

* * *

<İNSAN ve SIRLARI> isimli kitabımızda tafsilâtlı olarak izah ettiğimiz üzere; İNSAN, gerçeği itibariyle bir İSİMLER TERKİBİDİR!..

Her insanda, Allah ismiyle toplu olarak işaret edilen isimlerin tümü, yani bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok Allah ismi bir terkip oluşturur... İşte bu terkibe, biz insan deriz!.. Allah, bu esmâ terkibine "insan" adını takmıştır...

İnsanın Rabbî, kendi varlığını meydana getiren bu "Allah" isimlerinin işaret ettiği ilahî güçtür!..

Her insanın yapısının bir diğerinden farklı olması, her birinin terkibindeki "Allah" isimlerinin farklı güçlerde olmasındandır.

Şimdi siz; "ALLAH" ismini zikrettiğiniz zaman; bu ismin zikrinden doğan güç, terkibinizdeki bütün isimleri eşit oranda güçlendirir... Bunun da neticesinde tüm özellikleriniz aynı seviyede gelişir...

"ALLAH İSİMLERİ" zikri ise, yapınızı meydana getiren isimler terkibi içinde, belirli isimlerin manâlarını güçlendirmeye yöneliktir...

Meselâ, "ALLAH"ın "İRADE" sıfatının adı olan "MÜRÎD" ismini zikrettiğiniz zaman; terkibinizdeki bu ismin manâsı güçlenir; beyninizdeki "İRADE" fonksiyonu daha kapsamlı olarak faaliyete geçer ve eskiden iradeniz zayıf olduğu için başaramadığınız bir çok şeyi rahatlıkla başarabilirsiniz.

Ya da "HAKÎM" ismini zikretmeniz, sizin bir süre sonra, her şeyin hikmetini, sebebini, neyin niçin olduğunu anlamanıza yol açar. Eskiden bağlantısız sandığınız, gereksiz olduğunu düşündüğünüz pek çok şeyin aslında bir sistem içinde birbiriyle bağlantılı olarak yer aldığını idrâk edersiniz.

Yani, "ALLAH" ismi zikri; fizikteki bileşik kaplar sistemindeki gibi, bütün isimleri eşit oranda yükseltirken; "İSİMLER" zikri ise sadece kendi cinsinden olan terkibinizdeki manâyı güçlendirir. Ve bu yüzden de kişide çok kısa sürede önemli gelişmeleri farkedilir hâle getirir.

İşte bu sebebledir ki, biz, kendinde kısa süre içinde gelişme görmeyi arzu edenlere, "İSİMLER" zikri tavsiye ederiz.

* * *

Bizim tavsiye ettiğimiz zikirlerin, herhangi bir târikat zikri ile alâkası aslâ yoktur!..

Târikatsız ya da hangi târikattan olursa olsun; kişi bu zikirleri yaptığı zaman, birkaç ay içersinde neticelerini görmeye başlar!..

* * *

Şunu kesinlikle belirtelim ki... Allâh adıyla işaret edilen, aslâ, dışarıda ötelerde bir yerde olup, fizik beden ya da ruh ile yanına gidilecek bir varlık olmayıp; kendi özünde hissedilmesi zorunlu olan, sonra da her zerre de varlığı algılanabilen sonsuz - sınırsız "TEK"tir!.. Bu anlayışa uymayan bütün fikirler, şeytanî vasıflı CİNLERİN vesveseleridir!..

Allâh'ı bilmek, bulmak ve O'nunla olmak için tek bir târikat vardır, tek bir yol vardır; o yol da Efendimiz Rasûlullah salla'lâhu aleyhi ve sellemin yoludur!..

Kur'ân-ı Kerîm ve Rasûlullah öğretisine dayanmayan; bu öğreti dışında kalan her fikir, kesin olarak neticede insanın gerçekten sapmasına yolaçar!..

Bu yüzden deriz ki...

Şayet bu zikirleri yaparsanız, kesinlikle ilim yolundan ayrılmayınız!.. Ayet ve hadîslere ters düşen fikirlere itibar etmeyiniz!.. Farz kılınanları ne gerekçe ile olursa olsun aslâ terketmeyiniz!.. Artık, kendinizin evliyâ, şeyh, mehdî olduğu yolunda, içinize gelen fikirlere aslâ itibar etmeyiniz.

Çünki, CİNLER, en büyük oyunlarını, hassasiyet kazanmış, alıcıları güçlenmiş olan beyin sahiplerine oynayıp, kendilerini bir şey zannettirerek yoldan çıkartırlar!..

Kesinlikle bilelim ki....

ALLAH KULU olmaktan daha üstün bir derece aslâ yoktur!..

Biz bütün çalışmalarımızla bu dereceyi, bu yakınlığı niyâz edelim.

* * *

İster hiç bir şeye inanmayın....

İster sadece "Allâh"a inanın; ister sadece haftada bir kere Cuma namazına giden bir müslüman olun; başlangıç olarak size şu zikir formülünü tavsiye edebiliriz:

100 Allâhumme eğinniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik
300 Allâhumme inniy eseluke hubbeke ve hubbu men yuhıbbuke
300 Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn
300 Kuddûs'üt tâhîru min külle sûin.
Mürîd - 3600
Kuddus - 3600
Fettah - 3600
Nur - 3600
Hakîm - 1800
Reşid - 2700
Aliym - 3600
Halîm - 2700
Muhyi - 2700

* * *

Başlangıç olarak ilk birkaç isimle zikre başlayabileceğiniz gibi; saymak zor geliyorsa saatle de yapabilirsiniz... Ayrıca; bunları yapmak zor geliyorsa sadece "MÜRÎD", "NUR" ve "KUDDÛS" isimlerini bir süre için saymadan dahi zikredebilirsiniz.

Bu listedeki rakamları, vaktiniz olmadığı zamanlar, daha azaltarak da yapabilirsiniz, hiç bir mahzûru yoktur. Sadece netice almanız biraz daha fazla zaman alır.

Önemli olan, bu listedeki DUA ve ZİKİR'lerin sabah uyandıktan sonra başlayıp, gece uyumadan önce bitirilmesidir. Her yerde, her zaman, abdestli veya abdestsiz çekilebilir, hiç bir sakıncası yoktur!..

Kelimeleri dokuz defa üçlü üçlü söyleyip tesbihten 1 tane çekerseniz, bir tesbihte 900 olur. Meselâ: Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid - Mürid, Mürid, Mürid.

Şayet, ince, zayıf yapılı bir kimse iseniz, el parmaklarınız ince uzun, parmak uçlarınız sivri, oval ise; veya geniş alınlı, sivri çeneli bir tipiniz var ise, o takdirde ilaveten şu duayı da yapmanızı tavsiye ederiz:

300 Allâhumme sebbit kalbiy alâ diynike,

Şayet içine kapanık, sıkıntılı, zaman zaman bunalan, hayattan tad almayan bir yapınız mevcût ise bu listeye ilâve olarak veya sadece;

300 Rabbiş rahli sadriy ve yessirliy emri
300 Elem neşrah leke sadrek

dualarıyla birlikte "BÂSIT" ismini 1800 defa zikredebilirsiniz.

Eğer, iki - üç ay bu listeye devam ettikten sonra kendinizde bir gelişme görür, fayda sağlarsanız; daha ileriye gitmek isterseniz; vaktiniz müsait ise, bu takdirde şu duaları ve isimleri de belirtilen sayılarla mevcût listenize ilâve edebilirsiniz.

300 Allâhumme elhımniy rüşdiy ve eızniy min şerre nefsiy
300 Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve imana
Rahîm: 3600; Azîz: 2700; Hakim: 1800; Alîm: 1800; Câmi: 2700; Zülcelâli vel ikrâm: 1000

Eğer bir numaralı, en başta verdiğimiz listeyi tatbik edecek kişide ömür süresi 40'ın üzerine çıkmışsa, birkaç ay "MÜRÎD" ismini "4500" defa zikretmek suretiyle belli bir netice aldıktan sonra "3600"e indirilebilir.

Bu DUA ve ZİKİR'lere devam edilirken, bu arada da fırsat buldukça tasavvuf konusunda bazı eserler okunursa; veya DİN kavramı içine giren tüm sistemi izâh etmeye çalışan diğer, şu ana kadar çıkmış 18 kitabımız ile 24 ses kasetlik "Çağdaş bilimle İslâm ve Tasavvuf anlayışı" setimiz ve 14 video kasetimiz izlenirse, çok kolaylıkla bu konuları anlıyabilirsiniz.

Çünki yapacağınız bu çalışmalar, isteseniz de istemeseniz de; inansanız da inanmasanız da beyninizde yeni bir kapasite devreye sokacaktır ki; bu durumda çok kolaylıkla yeni öğrendiğiniz bir çok şeyi anlayıp, idrâk edebileceksiniz.

Bu arada arzu edenler için, gece yatmadan önce veya kalktıkları takdirde kılacakları iki rekâtlık bir namazın son secdesinde şu DUAyı yapmalarını da tavsiye edebiliriz:

Elbette ki burada önemli olan yazdığımız DUAyı kelime kelime ezberliyerek tekrar etmek değil; o manâyı ihtiva eder bir biçimde içinizden geldiği gibi niyâzda bulunmaktır.

"Arşın, Ruh'un ve bütün melâikenin Rabbı olan yüce Allâhım. Senin yanında aciz, güçsüz, muhtâç ve indinde bir hiç olduğum idrâkı içinde sana yalvarıyorum. Ne olur beni bütün yanlışlarımdan, bilmiyerek ve dayanamıyarak yaptığım bütün fiîllerimden dolayı beni bağışla!..

Efendimiz Muhammed aleyhi's-selâm'ın Rabbı olan Allâh'ım, bana en'âmda bulunduklarının yolunu kolaylaştır ve gerçekten sapanlardan olmaktan beni koru!.. Kendine seçmekle şereflendirdiklerinden eyle; şu anda yeryüzünde yaşayan en sevdiğin zâtlara beni yakın eyle; onların fiîllerini bana da kolaylaştır, sevgili eyle!..

Kendisinden gayrı olmayan Allâhım, yarattığı her şeyi tam bir mükemmeliyetle var eden Allâhım, ihata edilmesi aslâ mümkün olmayan Allâhım, Ya HU ya men HU!..

Zâtın hakkı için, basiretimdeki körlükten beni kurtar; mutlak gerçeği bana idrâk ettir, hazmını ver!.. Öyle bir yakîn ihsan et ki, ondan sonra küfr ve şirk olmasın!..

Allâhım, Hakkal yakîn olarak yaşamama engel her ne var ise ondan sana sığınırım. Senden sana sığınırım!.. Benlikle huzurunda bulunmaktan sana sığınırım. Koruyucu sensin ve senin gücün her şey için yeterlidir. Alemlerin Rabbı olan Azîm Rab sensin Allâhım.

Bu gerçekleri bize bildiren Rasûlullah aleyhis-selâma indindeki sayıca ihsanda bulun, ne şekildekine lâyık ise; biz onu takdirden aciziz."

* * *

Bu arada tavsiye etmekte olduğumuz isimlerle ilgili olarak biraz bilgi vermek istiyorum. Ki, ne yaptığının bilincine ermek isteyenlere yararlı olur umarım!..

* * *

Önce ilk tavsiyem olan "MÜRÎD" isminden sözedeyim.

"MÜRÎD" ismi, "ALLAH" adıyla işaret olunanın "İRADE" sıfatının adıdır!..

Bizim tüm boyutları ile varlığımız önce Allâh'ın sıfatlarıyla meydana gelmiştir!..

Hayat, sıfatıyla, hayatımız; bedenlerimiz içinde bulunduğu boyuta göre "BÂİS" ismi hükmünce yeni özelliklerle yeni yapıyla meydana gelse dahi; sonsuza dek devam edecektir.

"ALÎM" ismi gereğince bir bilincimiz ve ilmimiz mevcûttur.

"MÜRÎD" ismi sonucu olarak "ALLAH'IN İRADE SIFATI" bizden ortaya çıkar ve "İRADE" sahibi olarak algılanırız.

"SEMİ" sıfatıyla algılayıcılık kazanır, "BASÎR" sıfatıyla görür idrâk ederiz. "KELAM" sıfatı bize "İFADE" yeteneği kazandırır ve bütün bunlar hep "KUDRET" sıfatının bizden ortaya çıkışı dolayısıyladır ki, bütün bunları yapacak "KUDRET" bizde görev yapar!..

"MÜRÎD" ismi, bildiğimiz kadarıyla ilk defa olarak bize açılmış, bir "sır"dır!.. Bizden evvel, hiç kimse bu ismin zikrini yapmamış ve başkalarına da tavsiye etmemiştir. Hatta din ve tasavvufla uğraşan pek çok kişi, bu ismin varlığını bile bilmez; çünki kitaplarda daima diğer sıfatların isimleri yazılır da; "İRADE" sıfatının ismi yazılmaz!.. Muhakkak ki bu da Allâh'ın bir hikmeti sonucudur.

"MÜRÎD" ismi, yaptığımız çeşitli çalışmalar sonucu olarak müşahede ettik ki, insanda en süratli gelişmeyi sağlayan bir güce sahip!.

Hemen hepimiz, pek çok şeyi biliriz de, bir türlü bu bildiklerimizi uygulamaya koyamayız. Bunun da gerçekte tek bir sebebi vardır, İRADE ZAYIFLIĞI!..

İşte bu irâde zayıflığının çaresi, anladığımız kadarıyla "MÜRÎD" isminin zikredilmesidir. Bu ismin zikredilmesi sonucu, kişinin ilgi duyduğu konuya karşı irâdesi güçlenmeye başlıyor ve eskiden bilip de tatbik edemediği pek çok şeyi kolaylıkla tatbik edebilir hâle geliyor.

Meselâ diyelim ki içkiyi bırakamıyor; TASAVVUF EHLİNE KESİNLİKLE YASAK OLAN SİGARAYI BIRAKAMIYOR; veya istediği gibi ibâdet edemiyor; yahûd kendini ilme verip kararlı bir biçimde ilim çalışamıyor; işte bu durumda bu zikir, kişinin irâde gücünü arttırdığı için, kolaylıkla bunları başarabiliyor.

* * *

Ancak bu isimden bahsederken, şunu da kesinlikle belirteyim. Nasıl ilâçların belirli dozajları varsa, "İSİMLER" zikrinde de belirli rakkamların üstüne kesinlikle çıkılmamalıdır.

"İSİMLER" zikri insan bünyesinde, beyninde, sürekli takviye yapar!..

Nasıl, Diabet yâni şeker hastalığında, şekeri tüketmek için ensülin yeteri kadar verilmediği için dışardan takviye alınırsa; terkedildiği zaman bünye derhal kendi orijinini yaşarsa. Aynı şekilde, Zikre devam edildikçe de, manâsı ister bilinsin ister bilinmesin; inanılsın inanılmasın, hükmünü icrâ eder. Tecrübelerimize göre, zikir bırakıldıktan sonra onbeş gün içinde bünye eski normal haline döner!.

* * *

Burada kesinlikle anlamamız gereken bir husus da şudur!..

Siz aslâ ötedeki, yukarıdaki bir TANRI'yı zikretmiyorsunuz!..

Siz, varlığınızın her zerresinde tüm varlığıyla mevcût olan SONSUZ - SINIRSIZ ALLAH'ın bazı sıfat ve isimlerinin sizde açığa çıkmasını, sağlama yolunda bir çalışma yapıyorsunuz. Ve ancak algılayabildiğiniz nisbette, gerek kendinizde ve gerekse çevrenizde, Allâh'ı tanıyabilirsiniz!.

İşte bu sebeblerden dolayıdır ki, "MÜRÎD" ismi, bize göre, kişinin ALLAH'I tanımasında en süratli yoldur. Ancak bu tanıyışı Allâh'tan "Hazmı ile" taleb etmek gerekir. Zirâ, "hazımsızlık" insanın başına olmadık işler açar!..

* * *

"MÜ'MİN" ismine gelince. Bu isim kişinin "İMAN NURU"na kavuşmasına vesile olur. "İMAN NURU" ne demektir?.

İnsan, tüm ömrünü şartlanma yollu, şartlanmaların kendi bünyesinde oluşturduğu mantık düzenine göre geçirir. Ve bu şartlanmalarının oluşturduğu mantığının kabul edemediği şeyleri de bir türlü özümleyemez ve reddeder.

İşte "imân nûru" bir kişide oluştu mu, artık o kişi mantığına ters düşeni reddetmeyi bırakarak, o şeyin olabilirliğini araştırmaya başlar. Zihin kapasitesinin ötesinde bir şeyler olabileceğini düşünebilir. Her şey benim bildiğimden ibarettir, en büyük benim, benim bilmediğim olamaz, mantığımın kabul etmediği şey yoktur, izansızlığından kurtulup, yeniye, ileriye, algılayamadığına açık bir hale gelir.

İşte bu algılayamadığını inkâr etmeyip, olabilirliğini düşünme ve inanma halini "İMAN NURU" diye tanımlarız.

İnsanı sürekli yeniye, ileriye, bilmediklerine, algılıyamadıklarına açık bir hale getiren özellik "İMAN NURU"dur!..

* * *

"FETTAH" isminin zikri, insanda açılımlar yapar!.. Hem zahîri problemlerin çözümlenmesi yönünden, hem de "BATIN" kapanıklıkların açılması fetholması cihetinden!

* * *

"KUDDUS" isminin zikri, insanın tabiatından, benliğinden kurtulması yönünden çok faydalıdır. İnsan, şartlanmaları ve doğası gereği olarak, kendini içinde yaşamakta olduğu fizik beden zanneder!..

Tıpkı, 65 model şevrole otomobilin direksiyonunda oturup da, kendini otomobil sanan sürücü gibi!.. Sorarsınız, kimsin sen; der, 65 model şevroleyim!.. Bir türlü aklı almaz, kendisinin otomobilden ayrı bir varlık olduğunu ve bir süre sonra arabadan çıkıp gidebileceğini!..

İşte aynaya bakıp, ben bu bedenim diye düşünen kişiler de, şayet farkedemiyorsa bir süre sonra bu bedeni terkedip yaşamına değişik bir boyutta o boyuta özgü bir bedenle devam edeceğini. durum biraz vahîm demektir!..

İşte "KUDDUS" ismi, insanın aslının kudsî bir varlık olduğunu, madde ve ruh ötesi bir bilinç varlık olduğunu farketmesine yarayan isimdir.

* * *

"REŞÎD" ismi insanda "RÜŞD" halinin oluşmasını sağlar.

Fizik bedende "rüşd" bir tanımlamaya göre, "bülûğ" ile başlar; çünki o zaman cinsiyet hormonları faaliyete geçerek zihinsel fonksiyonlarda "aklı" güçlendirir; ve aynı zamanda da cinsiyet hormonları beynin biokimyasını etkileyerek, "günâh" dediğimiz "negatif yüklü mikrodalga enerjinin" ruha yâni mikrodalga bedene yüklenmesini sağlar. Bir diğer tanımlamaya göre de, sebebi her ne hikmetse, 18 yaşında başlar!..

Olgunluğun tabanı, insanın ölümötesi yaşam olabileceği ihtimalini düşünerek, hayatına ona göre yön vermesi, bu konuda araştırmalar yapmasıyla başlar!..

İşte "REŞÎD" ismi bu en alt sınırdan başlayıp, "İlâhî sıfatlarla tahakkuk etme" hali olan "FETİH" haline kadar devam eder. Ondan sonra bir başka şekilde hükmünü icrâ eder.

* * *

"HAKÎM" ismine gelince. İnkârın daima kökeninde, idrâk edememe vardır!.. Sebebi hikmetini bilemediğin, anlıyamadığın şeyi inkâr edersin. Oysa, bilsen o şeyin neden öyle olduğunu, neyin neyi nasıl meydana getirdiğini, ne yapılırsa, nasıl neyi meydana getireceğini, bütün değerlendirmen bir anda değişiverir!..

İşte bu isim, kişide oluşların hikmetine erme kapasitesini genişleten, her şeyin ne sebeble oluştuğunu, neye yönelik olarak konduğunu farkettiren isimdir.

* * *

"HALÎM" ismi insanda, öncelikle hoşgörü ve yumuşaklık, sâkinlik ve fevrî çıkışları kesme özellikleriyle tesirini gösterir.

Kişinin manevîyatta gelişmesi için önce hoşgörülü olması ve fevrî, aşırı ve zamansız çıkışlarını kontrol altına almış olması gerekir!..

Çünki bu tür çıkışlar insanın hem zâhir dünyasını mahveder, sinirli, stresli, bunalımlı bir yaşama çevirir. Hem de bâtın âlemini mahveder, Allâh'la arasına sanki ziftten - katrandan bir perde çeker!..

"HALÎM" ismi işte insanın hem zâhir hem de bâtın dünyasını düzene sokan isimdir. Kişinin olgunlukla hoşgörüyle karşısındakine açık olmasını sağlar ki bu da onun yeni yeni şeyleri farketmesine vesile olur. Sinirlilik, stres, fevrî davranışlar bu zikre devamla çok kısa sürede kontrol altına alınır. İleri aşamada fâilin Hak olduğunu görmeye yol açarak, müşahedeye imkân sağlar.

* * *

"VEDÛD" ismi kişide muhabbet duygusunu geliştirir. Tüm varlığa karşı sevgiyle yaklaşır. Her yerde ve şeyde Allâh'ı hissedip sevmeye başlar. Dünyası sevgi olur.

* * *

"NÛR" ismi insanın idrâk gücünü, kapasitesini artıran bir isimdir. Kişinin hem ruh gücünün artması, hem de idrâk gücünün gelişmesi hep bu ismin neticesidir.

* * *

"BÂİS" ismi dar manâda yeni bir bedenle varoluş gibi anlaşılır. Ve işin gerçeğini bilmeyenler tarafından da zannedilir ki, -şimdi ölücez yok olucaz; sonra kıyâmette mahşerde Allâh bizi -BÂ'S- edecek yeniden yaratılacağız! Bütüniyle İslâm öğretisi dışındaki yanlış bâtıl ilkel bir bilgidir!.

"BÂİS" ismi her an geçerlidir ve eseri her an görülen bir isimdir. Bâ's olayı da her an cereyan etmektedir. Ölüm meydana geldiği anda, kişi fizik bedenden kopar, biolojik bedenle bağlantısı kesilir ve hemen o anda mikrodalga bedenle "Bâ's" olarak yaşamına kesintisiz bir şekilde devam eder. Bu hususu isteyenler, İmam-ı Gazalî'nin Esmâ-ül Hüsnâ ismiyle dilimize tercüme edilen kitabında -BÂİS- ismi açıklamasında veya -Hazreti MUHAMMED'İN ALLAH'I- isimli kitabımızın -ÖLÜMÜN İÇYÜZÜ- bahsinde tetkik edebilirler.İşte bu -Bâis- ismi zikri hem olayın kavranılmasını kolaylaştırır hem de, her anki bâ's oluşumuzda, yâni her an yeni bir bedenle varoluşumuzda bize çok daha gelişmiş özellikler getirir

* * *

-RAHMAN- ismi hem ilâhî rahmete nâil olmamızı sağlar, hem de gazab anlamı taşıyan fiîllerden korunmamızı temin eder. Çünki gazab, şiddet ateşini kesen Rahmân’ın rahmetidir. İleri mertebelerdeki zevâtta bu ismin çok daha değişik neticeleri vardır ki, onlara bu kitapta girmek istemiyorum.

Bu arada şunu da açıklığa kavuşturayım. Bu Allâh isimlerini çekerken başında "" veya "EL" diyecek miyiz; meselâ "Yâ Mürîd" gibi diye soruyorlar. Ötede birinin ismi zikredilmiyor ki böyle bir ek ismin başına gelsin!.. Hiç gerek yoktur!..

* * *

Evet, arzu edenler diğer isimlerin manâlarını da -ALLAH'IN İSİMLERİ- bölümünde tetkik edebilirler

 

Son derece önemli bir namaz tarifiyle devam etmek istiyorum. Bu ÇOK DEĞERLİ NAMAZI, Efendimiz Hazreti Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Amcası Abdulmuttalib'in oğlu Abbas radıyallâhu anha öğretmiştir.

Abbas bir gün Resûl-i Ekrem'e sorar, der ki:

-Yâ Nebîyallâh, ben hayli yaşlandım, zamanımı geçirdim. Bana öyle bir şey öğret ki, bunca boşa geçen yıllardan sonra birşeyler yapmış olarak huzurullâhta yerimi alayım?..

İşte bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

-Yâ Abbas, ey amcam!. Sana vereyim mi?.. Vermemi ister misin?.. Sana 10 özelliği olan şu namazı öğreteyim mi ki; onu edâ ettiğin zaman, Allâh günâhlarının ilkini de sonunu da; eskisini de yenisini de; bilerek yapılanını da bilmiyerek yapılanını da; küçüğünü de büyüğünü de; gizlisini de açık olanını da AFFEDER!.. İşte bu on günâhtır (bütün günâhlar).

Yeryüzündekilerin en büyük günâhkârı dahi olsan, bu namaz sebebiyle günâhların affolur. Alic (çok kumlu bir çöl) kumları kadar günâhın olsa dahi Allâh onları affeder"!..

İşte böyle buyuran Rasûlullah aleyhis-selâm, namazı da şöyle tarif ediyor hadîsin devamında:

"Dört rekâtlık bir namazın her rekâtın da, "Allâhuekber" deyip namaza durduktan sonra 15 defa

"SUBHANALLAHİ VELHAMDULİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHU VALLAHU EKBER"

dersin; sonra fâtiha ve bir sûre okur; sonra 10 defa daha aynı tesbihi tekrar edersin; sonra rükûa eğilir, 10 kere daha tesbih edersin; sonra rükûdan kalkıp ayakta dururken 10 kere daha tesbih edersin; sonra secdeye varır 10 kere tesbih edersin; sonra secdeden kalkıp oturur ve 10 kere tesbih edersin; ve nihayet tekrar, ikinci defa secdeye varır 10 kere tesbih edersin ki, toplam 75 eder. Bunu dört rekâtta da aynen tekrar edersen, toplamı üçyüz olur.

Böyle bir namazı her gün kılmağa gücün yeterse, her gün kıl; yetmezse, Cumâ günleri, haftada bir kere kıl; bunu da yapamazsan, ayda bir defa kıl; buna da gücün yetmezse ömründe bir defa kıl!..

Tesbihin okunuş hızına bağlı olarak 20 ile 30 dakika arasında zaman alan, böyle bir namazın insana kazandırdıkları iyice bir düşünülürse; sanırım, en az haftada bir defa cumâ gecelerinde mutlaka bu namaz edâ edilir.

Tasavvufla iştigal edenlerin ise, bu namazlara mümkün ise her gece yatmadan evvel veya gece kalktıklarında devam etmelerini özellikle ve önemle tavsiye ederiz. Zirâ, bu namazın getirdiği ruhanî güç, ancak tatbik edenler tarafından anlaşılır.

 

 

  Okunuşu:

  Allâhumme eğınniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik.

 

  Anlamı:

  Allâhım seni zikretmemi, sana şükretmemi ve güzel bir şekilde kulluk etmemi arttır, kolaylaştır.

Bilgi:

Bize göre çok değerli olan bu duâyı bütün zikir formüllerimizin ilk sırasında yerleştiririz. Bu duâyı bize Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Muâz bin Cebel vasıtasıyla öğretiyor.

Muâz bin Cebel radıyallâhu anh Resûl-i Ekrem'in yakın ashâbından ve çok sevdiği zâtlardan biri, şöyle anlatıyor olayı:

-Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün elimi tutup bana şöyle dedi:

- Yâ Muâz. Vallâhi seni çok seviyorum!.. Sana bir şeyler tavsiye edeyim; onları her namazın sonunda (selâm vermeden) oku. Kesinlikle terketme!.. Şöyle dersin:

- Allâhım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzel bir şekilde kulluk etmek için bana yardım et!..

Efendimiz aleyhis-selâm'ın sevgisini bu şekilde yeminle takviye ederek ifâde ettiği bir zâta öğrettiği duâ ne derece önemlidir, bunu takdirinize bırakıyorum.

 

  Okunuşu:

  Allâhumme elhımniy rüşdiy ve eızniy şerre nefsiy.

 

  Anlamı:

  Allâh'ım bana rüşdümü İLHAM et nefsimin şer olacak davranışlarından sana sığınırım.

Bilgi:

İmran bin Husayn radıyallâhu anh müslüman olduktan sonra gelip Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme sordu.

-Müslüman olursam bana (çok faydalı olacak) iki kelime öğreteceğini vaad etmiştin yâ Rasûlullah..?

-"Şöyle duâ et yâ Husayn. Allâh'ım bana rüşdümü ilham et, nefsimin şer olacak davranışlarından sana sığınırım"

İşte bu hadîs-i şerîfteki işaret üzere, biz genellikle günlük zikirler arasında günde üç yüz defa bu duânın yapılmasını çok faydalı buluruz ve dostlarımıza tavsiye ederiz!..

 

  Okunuşu:

  Allâhumme inniy es’elûke hubbeke ve hubbe men yuhıbbuke.

 

  Anlamı:

  Allâh'ım senden aşkını, seni sevenleri sevmeyi dilerim

Bilgi:

Ebû Derda Hazret-i Rasûlullah'ın Dâvud peygamber için -İnsanların en çok ibâdet edeniydi- dedikten sonra şöyle anlatıyor:

-Dâvud'un duâsında sözü şuydu:

Allâh'ım senden seni sevmeyi, seni seveni sevmeyi, senin sevgini ulaştıracak ameli sevmeyi dilerim. Allâh'ım, sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl!..

Kezâ yukarıda görülen duâ da başta gördüğünüz tavsiyelerimiz, duâ listemiz içinde yer alan bir duâdır. Daha ne diyelim ki!..

 

  Okunuşu:

  Allâhumme inna neseluke min hayri ma seeleke minhu nebiyyuke Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve neuzü bike min şerri ma esteaze minhu nebiyyuke sallallâhu aleyhi ve sellem ve ente MÜSTEAN!..

 

  Anlamı:

  Allâh'ım Nebîn Muhammed aleyhis-selâm hayırdan neler istemişse senden ben de onları isterim; şerden nelerden sığınmışsa sana, ben de onlardan sana sığınırım. MÜSTEAN (yardım istenilen - yardım eden) sensin!.

Bilgi:

-Ebû Umame radıyallâhu anh anlatıyor:

-Bir gün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uzun bir duâ etti ki, bundan hiç bir şey ezberliyemedik. Bunun üzerine dedik:

-Yâ Rasûlullah öyle uzun bir duâ ile duâ ettiniz ki, biz bundan bir şey ezberliyemedik..?

Bunun üzerine buyurdu ki, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

-Size bütün bu duâyı toplayan bir şey göstereyim mi?.. Şöyle duâ edersiniz:

"Allâh'ım Peygamberin Muhammed'in hayırdan dilediklerinin aynısını ben de dilerim; Peygamberin Muhammed'in şerden sığındığı şeylerden biz de sana sığınıyoruz. Yardım istenecek sensin. Varış sanadır. Kuvvet ve kudret ancak Allâh iledir".

Bütün istekleri ve de sığınılacak şeyleri içine alan en özlü duâyı yukarıdaki şekilde gene Efendimiz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize öğretiyor. Artık bu duâyı da etmeyene diyecek söz yok!..

 

  Okunuşu:

  Yâ mukallibel kulûb sebbit kalbiy alâ diynike.

 

  Anlamı:

  Ey kalbleri dilediği tarafa döndüren, kalbimi dinin üzere sabitle!..

Bilgi:

Ümmü Seleme radıyallâhu anhaya soruldu:

- Ey müminlerin annesi, senin yanında olduğu zaman Peygamberin en çok duâsı ne idi?..

Peygamberimizin kutlu zevcesi Ümmü Seleme radıyallâhu anha anlattı:

- Resûl-i Ekrem'in en çok yaptığı duâ şu idi:

Ey kalbleri çeviren, kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!..

Bunun üzerine sordum:

- Senin duânın en çoğu, neden, Ey kalbleri çeviren kalbimi dinin üzerine sâbit kıl, duâsıdır?..

Resûl-i Ekrem buyurdu ki:

- Yâ Ümmü Seleme, gerçek şu ki, kalbi Allâh’ın iki parmağı arasında olmayan insan yoktur. Dilediğini sebât ettirir, dilediğini de kaydırır."

Yükselen burcu ya da ayı, ikizler, yay, başak ve balık olanlara bu dua kesinlikle tavsiye edilir.

 

 

  Okunuşu:

  Allâhumme innâ nec’âluke fiy nuhurihim ve neuzü bike min şurûrihim.

 

  Anlamı:

  Allâhım, senin, onların karşısına çıkmanı ister; onların şerlerinden sana sığınırız.

Bilgi:

Efendimiz, Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in öğretmekte olduğu bu duâ son derece önemli ve üzerinde dikkatle durulması zorunlu bir niyâzdır!.. Niçin bu böyle.?

İnsanın, karşılaştığı tehlikeli olaylara ya da kişilere karşı, kendi beşerî imkânları ile mücadele vermesi son derece doğaldır.

Allâh’tan yardım isteyip O’na yönelmesi de doğaldır.Ancak bu duâda bir incelik vardır ki, ona çok dikkat etmek gerekmektedir. Efendimiz bu duâ ile, kendilerinin yerine, ilâhî güçlerin karşılık vermesi için niyâzda bulunuyor. Bu ilâhî güç, dışarıdan o kişiler üzerine karşı çıkabileceği gibi, kendilerinden de zuhur edebilir.

Nitekim böyle bir duruma işaret şu âyet-i kerîmenin ışığında olayı anlamaya çalışırsak, meseleyi çok daha kolaylıkla çözeriz:

"Attığın zaman sen atmadın, ALLAH ATTI"!.. (8-17)

İşte aynı şekilde, Allâh’ın karşı çıkması için niyâz ediliyor burada da. Bu konuyu daha fazla açmak istemiyorum. Arzu eden anlamaya gayret göstersin!..

 

  Okunuşu:

  Allâhumme ahricniy min zulûmatil vehmi ve ekrimniy binûril fehmi

 

  Anlamı:

  Allâh’ım VEHİM karanlığından beni çıkart ve nurunla anlayış ikrâm et!..

Bilgi:

Tasavvuf yolundakilerin bileceği gibi, insan için en büyük belâ "VEHİM" hükmü altında kalmaktır. Allâh’tan insanı ayrı düşüren en büyük perde "VEHİM" perdesidir.

"VEHİM" perdesi kalkıp, Allâh Nûru ile anlayış ikrâm olan kişi derhal Allâha erer, YAKÎN sahiplerinden olur!.. Bunun, ne derece büyük bir nimet olduğunu, ancak bu nimete ermişler bilebilir!..

Şayet, dünyada yaşarken "VEHİM"den kurtulup "YAKÎN"e ermek istiyorsanız, mutlaka, en az günde yüz defa bu duâya devam ediniz.

 

  Okunuşu:

  Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymanen ve yakıynen sadıka.

 

  Anlamı:

  Rabbim ilmimi, anlayışımı, imanımı ve sıdk üzere yakînimi çoğalt!.

Bilgi:

Bu duâ çok önemli bir kaç hususu içine alan geniş kapsamlı bir metindir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Rasûlullah aleyhi’s-selâm’a emir verilmiştir, İlmimi arttır diye duâ et, şeklinde.

Hadîs-i şerîflerde ise anlayışın, imânın ve sıdk üzere yakînin artması talebedilmektedir.

İmânın artması çok önemlidir. Çünkü, iman ne derece artarsa, beşer şartlanmasıyla bloke olmuş aklın kavrayıp kabul edemediği şeyler o nisbette iman yollu kabullenilmeye başlar ve neticesinde de o şeylere vukûf meydana gelir. Bu konuda "AKIL ve İMAN" isimli ses kasetimizde çok tafsilâtlı bilgi vardır. Nereye kadar akılla ve nereden sonra imanla gidileceği hususunu oradan tetkik edebilirsiniz.

Yakîn’e gelince.

Bir "yakîn" vardır ki sonunda "küfür" yani gerçeği örtmek vardır.

Bir "yakîn" vardır ki, neticesi "sıdk" üzere "vuslat"tır!..

"Yakîn", kişide "Allâh BAKÎ"dir hükmünün yaşanmasıdır!..

Allâh kolaylaştıra!..

Hiç değilse günde yüz defa bu duâya devam edenler çok büyük faydalarını birkaç ay içinde görürler.

 

  Okunuşu:

  Enzelallâhu aleykel kitâbe vel hikmete ve âllemeke mâ lem tekûn tâ’lem.

 

  Anlamı:

  Allâh sana kitabı ve hikmeti inzâl etti ve bilmediklerini öğretti.

Bilgi:

Rasûl-i Ekrem efendimiz aleyhi’s-selâm’a gelen bu âyet-i şayet günde üç yüz defa okumağa devam edersek, ilim ve sistemi kavrama yeteneğimizin şaşılacak ölçüde gelişmeye başladığını hayretle farkederiz.

 

  Okunuşu:

  Allemel insane ma lem yâ’lem

 

  Anlamı:

  İnsana bilmediklerini öğretti

Bilgi:

Bu âyet-i kerîmeyi dahi günde üçyüz defa okuyanlar denenmiştir ki kısa zamanda büyük gelişme göstermişlerdir. Unutmayın Allâh’a yakîn ilimle elde edilir!..

 

  Okunuşu:

  Ve kezâlike evhaynâ ileyke ruhan min emrina; ma künte tedriy melkitabu ve lel imanu ve lâkin ceâlnahu nura, nehdiy bihi men neşâu min ibadina; ve inneke letehdiy ilâ sıratın müstakıyma.

 

  Anlamı:

  İşte sana buyruğumuzla Ruh’u gönderdik. Sen kitab nedir, iman nedir bilmezdin önceleri. Biz O’nu, kullarımızdan dilediğimizi hidayete ulaştırıcı nur eyledik. Şüphesiz ki sen de sıratı mustakıyme hidayet edersin.

Bilgi:

Ruhaniyetin güçlenmesi, basîretin keskinleşmesi, verilenlerin daha iyi değerlendirilebilmesi ve çevreye daha yararlı olunabilmesi için okunması tavsiye edilen bir âyettir, bu yazdığımız âyet.

Şartları elverişli olanın, bir yetiştirici kontrolunda, elinden geliyorsa oruçlu olarak günde 1000 (bin) defa olmak üzere kırk veya seksen gün devam edilmesi tavsiye olunmaktadır. Biz, zamanında hayli nimetine kavuştuk. Dileyene tavsiyemizdir.

 

  Okunuşu:

  Kemâ erselnâ fiykum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtina ve yüzekkiykum ve yuallimukumul kitabe vel hikmete ve yuallimukum ma lem tekûnu tâ’lemun.

 

  Anlamı:

  Size İÇİNİZDEN bir RESÛL irsâl eyledik ki sizi arındırıyor (temizliyor), size kitab ve hikmeti öğretiyor, bilemediklerinizi bildiriyor.

Bilgi:

Bakara sûresinin bu âyetini (151) yukarıda vermiş olduğum âyet-i kerîme ile birlikte bana öğreten, Abdülkerîm Ceylî hazretleridir. Bunlara devam ile sayısız faydalar hasıl oldu. "KİTABI OKUMADA", hikmete ermede, hiç aklıma gelmeyecek olan şeylerin sırlarına ermemde Takdiri Huda ile âyetlere devam etmenin çok büyük faydalarını gördüm!..

Biz fanîyiz, kısa bir süre sonra aranızdan ayrılır gideriz; ama isteriz ki biz de nîcelerinin hayra hikmete ermesine vesile olalım, ardımızdan üç ihlâs bir fatiha ile, "Allâh râzı olsun" diyenlerimiz olsun!

Bu sebeble, çok istifâde ettiğim bu âyetleri burada sizlere açıklıyorum. Arzu edenler bu âyetlere günde yüz defa devam ederler!. Veya daha alâsı, önce birini günde bin defa ve oruçlu olarak kırk veya seksen gün devam ederler; sonra onu günde yüz defaya düşürüp ikincisini gene günde bin defa olarak kırk veya seksen gün yaparlar; sonra da her ikisine günde yüzer defa olarak devam ederler.

Kesinlikle bilelim ki bu âyetler Kur’ân-ı Kerîm’deki en değerli mücevherlerden ikisidir!..

Allâh kolaylaştıra!..

 

Başı dertte, sıkıntıda olan, büyük bir problemle karşılaşmış olan, herhangi bir düşmanından kurtulmak, selâmete çıkmak isteyen ya da daha başka talebleri olanlar için son derece tesirli bir duâ formülü vermek istiyorum bu bölümde de.

Bu duâyı tatbik eden pek çok kişi 19 güne kalmadan arzularına nâil oldular, bunlara yakından şahidim!..

Yanlız şunu kesinlikle ifâde edeyim. Haksız yere, başkalarına zulûm için, ya da kötü amaçlı olarak bu formül tatbik edilirse; bunu yapanın aslâ başı belâdan kurtulmaz; ettiği ters dönüp kendisini vurur.

* * *

Şimdi duâ şeklini yazıyorum.

Önce şu altı Allâh ismini iyice ezberleyelim:

-FERDÜN, HAYYUN, KAYYUMUN, HAKEMUN, ADLUN, KUDDÛSUN."

Beş vakit namazın farzının arkasından 19 harfli bu altı isim her gün okunacak, 19’ar defa. Evvelinde 10 defa "ALLAHUEKBER" denildikten sonra!..

19. günden sonra, herhangi bir şekilde sıkıntın olduğu takdirde bu isimlere ilâveten şu âyet-i okuyacaksın her defasında. Yani şöyle:

-Ferdün, Hayyun, Kayyumun, Hakemun, Adlun, Kuddûsun. Seyec'alullâhe bâ'de usrin yusra."

Bu metin 19 defa tekrar edilecek, beş vakit namazın farzının arkasından, 19 gün süre ile.

Ayetin manâsı da şudur:

-Allâh, her güçlüğün arkasından bir kolaylık verir!.." (65-7)

* * *

Eğer talebiniz, sıkıntıdan kurtulmak değil de daha başka ise, o takdirde, yukarıda yazdığım âyet-i kerîme yerine yine 19’ar harfli olan, konusuna göre, şu âyet-i kerîmeleri okuyabilirsiniz:

İlim için:

Yuallimeküm kitabe vel hikmete

Fetih için:

İnnâ fetâhnaleke fethan mübiyna
Asâallâhu en ye’ti bilfethi
Vec’âllena min ledünke nasiyra

Düşmanına gâlib gelmek için:

İnne hızballahi hümül gâlibûn
El hükmü lillahil âliyyül kebîr

Düşmanından korunmak için:

Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ HU
Hasbünallâhu veni’mel vekîl
Ni’mel mevlâ veni’men nasıyr

Rızık genişliği için:

Ve terzuku men teşâ bigayri hisab
Ve â'tednâ leha rızkan kerîma
İnnallâhe huvel ganiyyül Hamîd

Allâhu Teâlâ, hepimizi bu verilen DUA nimetini değerlendirebilenlerden eylesin. Amin.

 

 

  Okunuşu:

  Lâ ilâhe illallâh’ul Halîm’ül Kerîm, subhanallâh’i rabb’el ârşıl âzîm, velhamdulillâhi rabbil âlemiyn; es’elüke mûcibâti rahmetik, ve azâimi mağfiretik, velganiymete min külli birr, ves selâmete min külli ism, lâ tedâ’liy zenben illâ gaferteh, velâ hemmen illâ ferrecteh, ve lâ hâceten hiye leke rızân illâ kadayteha yâ erhamer rahimiyn.

 

  Anlamı:

  Tanrı yoktur. Halîm ve Kerîm olan Allâh vardır; Azîm olan Arşın Rabbi Allâh’ı tenzîh ederim. Hamd, âlemlerin rabbı olan Allâh’a aittir. Yâ Rabbi, beni, rahmet ve merhametinin gerektirdiklerine ve her iyi olana mazhar kıl; her günahtan selâmete çıkar; affetmediğin günah, kurtarmadığın dert kalmasın. Amin ey merhametli rahiym.

Bilgi:

HACET namazı diye bilinen, kişinin bir ihtiyacını, bir sıkıntısını, bir derdini Allâh'a arzedip, kurtuluş istemesi için önerilen namaz hakkında bakın Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem efendimiz ne buyuruyor:

-Allâh'tan veya insanoğullarından birinden bir hâceti (ihtiyacı) olan kimse, hakkıyla abdest aldıktan sonra, iki rek’ât namaz kılsın; bundan sonra İSTİĞFARDA bulunsun ve peygamber üzerine salâvat getirip şu şekilde duâ etsin."

Ve yukarıda naklettiğimiz duâyı tavsiye ediyor Efendimiz.

Başı dertte, sıkıntıda, belâda olan, şayet belirtilen şekilde namazı edâ eder, arkasından yukarıdaki duâyı okur ve arkasından da daha önce yazmış olduğumuz Talâk sûresindeki:

-Ve men yettekıllâhe yec'âllehu mahreca ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib, ve men yetevekkel alallâhu fehuve hasbüh."

âyetini bin defa tekrar ederse, Allâh’a en büyük ilticada bulunmuş olur.

Ayrıca bu âyete, belirtilen sayıda devam etmek suretiyle, muradı olana kadar okumak çok büyük fayda sağlar.

Hâcet konusunda pek çok evliyâullâhın en başta gelen tavsiyesi, istiğfardır.

"Şayet kişi yaptığı çalışmalar ile Allâh indinde kendisi için takdir edilmiş bulunan dereceye hak kazanamazsa, Allâh ona bir takım sıkıntı ve derdler verir, bunlara katlandırır da neticede o dereceyi ihsan eder" buyurulduğu için, bu durumu çok iyi anlamak icabeder.

Derecesini yükseltip, kusurlarını bağışlatan en tesirli şey de insan için İstiğfardır. Bu yüzdendir ki, başı dertte olanların istiğfar bölümünde naklettiğimiz "Seyyid-ül İstiğfar" denilen duâya devam etmeleri ve sabah akşam, ya da beş vakit namazın ardından okumaları pek faydalıdır. Yanlız şuna dikkat edilmelidir ki, manâsını bilerek ve hissederek istiğfarı yapmak kesin kez gereklidir.

 

 

  Okunuşu:

  Allâhümme inniy estehıyrüke biılmike estakdirüke bikudretike ve es’elüke min fadlikel azıym. Feinneke takdirü ve lâ akdirü ve talemü ve lâ a'lemü ve ente allâmül guyûb. Allâhümme in künte ta’lemü enne hâzel emre hayrün liy fîy diynî ve meâşiy ve âkıbeti emriy fakdürhu liy ve yessirhü liy fiyhi. Ve in künte ta'lemü enne hâzel emre şerrün liy fiy diynî ve meâşî ve âkıbeti emriy feasrifhü anniy veasrifnî ahnü vakdür lilhayre haysü kâne sümme ardınî bihi.

 

  Anlamı:

  - Allâh'ım ilminle bana hakkımda hayır olanı bildirmeni niyâz ederim. Gücün yettiği için bana güç vermeni isterim. Hayırlı olan tarafın bana açıklanması için, senin o büyük fazlı kereminden dilerim. Çünkü sen güçlüsün, bense güçsüzüm. Sen bilensin, ben bilemem. Gaybın bütün sırlarını bilen sensin.

  Allâh’ım, eğer.. (işini söylersin).. benim dinim, hayatım, âhiretim için işimin sonucunun hayırlı olduğu bilgin içindeyse, bu işi bana kolaylaştır ve nasib et.Allâh’ım eğer.. (işini söylersin). benim dinim, hayatım, âhiretim için işimin sonucunun hayırsız olduğu bilgin içindeyse, beni o işten soğut ve uzaklaştır ve nasib etme.’

Bilgi:

"İstihare" İslâmiyette çok önemli bir husustur!.. Yapılacak bir işte gaybı bilen Allâh’tan danışmak, bütün inananlar için son derece önemli bir imkândır.

Bu yüzdendir ki Peygamber aleyhi'sselâma inanan yakın sahâbesi şöyle derdi:

-Rasûlullah salla'llâhu aleyhi ve sellem bize tüm işlerimizde istihâreyi tavsiye ederdi!.."

Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm'ın tavsiye ettiği "istihâreyi" bize Hazret-i Ebû Bekr, İbn Mes’ûd, Ebû Eyyûb el-Ensarî, Ebû Saîd el Hudrî, Sâ’d bin Ebî Vakkas, Abdullah bin Abbas, Ebû Hureyre gibi birçok önde gelen ashâbı Resûl nakletmekte.

Evet nedir bu nakil?.. Ne buyuruyor Rasûlullah aleyhi’s-selâm:

-Biriniz bir işi ciddî olarak düşünüp karar aşamasına geldiğinde, farzın dışında iki rek’ât namaz kılsın ve ardından şu duâyı yapsın

Duâ, yukarıda verdiğimiz metindir.

Namazda bilenler, birinci rek'âtta "kul ya eyyühel kâfirûn" ikinci rek'âtta da "İhlâs" sûresini okurlar

Fâtiha'dan sonra; bilmeyenler de her iki rek'âtta da "İhlâs" okurlar.

Şayet o gece gerekli ve yeterli işaret alınmazsa, yediye kadar devam etmek icabeder. Çünki Resûl-i Ekrem Enes bin Mâlik'e bu konuda şöyle demiştir:

-Ey Enes, Bir işe teşebbüs etmek istediğinde, o iş hakkında yedi kere istihare et. Sonra gönlünden geçen karara, eğilime bak. Çünki hayır, gönüldeki temayüldedir."

Ancak iş acele ise, daha fazla süre de yoksa?.. O zaman iki rek'ât namaz kılıp, istiğfar edip, salâvat getirdikten sonra şu şekilde duâ edilmelidir:

-Allâh'ım herşeyi ve bütün gaybı, geçmişi ve geleceği bilen sensin. İçinde olduğum durum da bilgin içindedir. Beni nefsime, kendime bırakma; bana hayrı hissettir ve hayrı kolaylaştır. Beni şerri seçmekten koru ve şer yolunu kapa!.. Senin mülkünde ortağın yoktur, her şeye gücün yeter, ben senin kulunum ve sen de benim rabbim olan Arşın âzim Rabbisin. Lûtfen bana yol göster, gerçeği ilham et."

Bundan sonra Allâh’a tevekkül edilip, içe doğan biçimde hareket edilir.

İstihârede şayet güzel şeyler görülürse, din büyükleri görülürse, Yeşil, beyaz gibi renkler görülürse, hayra; siyah, mavi, sarı gibi renkler görülürse de o işten uzak durmaya gayret edilir.

Özellikle, tasavvufla ilgilenmek istiyenlerin, yanlış bir kapıyı çalmamaları için istihâre ehemmiyetle tavsiye olunur.

Bazıları, zaman zaman kendi durumlarını sorma amacıyla da istihâre yaparak bir tür oto-kontrolda devam ederler.

Şunu unutmayalım ki.

Bize hayır gibi gelip, şiddetle arzuladığımız nice şeyler vardır ki, onlar gerçekte bizim için şerdir.Bize şer gibi gelip, o şeyden uzak durmak için şiddetle direndiğimiz nice şeyler vardır ki, onlar da gerçekte hayırdır. Allâh bilir, biz bilemeyiz.

Öyle ise Allâh’a soran, kesinlikle bilelim ki, aslâ pişman olmaz!..

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Allâhumme inniy euzübike minel keseli vel heremi vel me'semi vel mağremi ve min fitnetil kabri ve azabil kabri ve min fitnetin nari ve azabin nari ve min şerri fitnetil gınâ ve euzü bike min fitnetil fakri ve euzü bike min fitnetil mesihid deccâli. Allâhummeğsil anniy hatayaye bimâisselci vel beredi ve nekkı kalbiy minel hataya kemâ nekkaytes sevbel ebyaza mineddeyni ve bâıd beyni ve beyne hatayâye kemâ bâatte beynel maşrıkı vel mağrıb.

 

  Anlamı:

  Allâh'ım, tenbellikten, bunamadan, günâhtan, ödleklikten, kâbir azabından, zenginlik imtihanından ve şerrinden, fakirlik imtihanı ve şerrinden, sana sığınırım.

  Allâh’ım, deccâlın şerrinden, sana sığınırım.

  Allâh'ım günâhlarımın kirini el değmemiş kar suyu ile yıka, kalbimi günâhlardan arındır; benimle günâhlarımın arasını doğu ile batı kadar uzak eyle.

Bilgi:

Hazreti Ayşe radıya’llâhu anha’nın bize nakletmiş olduğu bu duayı yapan Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, insan için çok büyük tehlike arzeden olayları son derece özetle bize bildirmekte ve bunlardan Allâh’a sığınmamızı öğütlemektedir.

Tenbellik, insanlık kavramının işlevini ortadan kaldıran bir tür hastalıktır. Bunaklık, gene son yıllarda teşhis edilen ve insan şûurunu ortadan kaldıran, insanlık fonksiyonlarını yaşıyamaz hale getiren berbat bir hastalıktır. Ödleklik, fikri aksiyona dönmekten kesen, insana ilerleme yolunu kapatan büyük bir belâdır.

Diri diri, tüm zihnî fonksiyonları yerinde, şûurlu ve çevresini algılar bir halde kabre konan insanın ilk an dehşetini ve içinde bulunduğu yeni boyutun varlıklarıyla temasını düşünebiliyor musunuz. O ne korku verici, şok edici bir ortam ve yaşam biçimidir!..

Ya sonrasında o ortama hazır değilseniz, o içinde bulunacağınız yerin ve şartların size vereceği dehşetengiz azâb!.. Bütün bunları mantığınız, yeterli ilminiz olmadığı için kabullenemiyorsa, elbette korkmazsınız kâbir fitnesinden ve azâbından. Ama, uyarıyor bu konuda da bizi Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem. İsterseniz dikkate almayın!.. Neticesine katlanacak olan yine sizsiniz!..

DECCAL FİTNESİ. Sağ gözü kör yâni hakkı, gerçeği görmekten perdeli, sahib olacağı olağanüstü güçlerle insanları kendine tapındıracak YÜCE RAB olduğunu iddia edecek varlık!!!..

Allâh'ın sünneti olduğu üzere, önce insanları ALLAH'a inanmaya, O'nun SONSUZ - SINIRSIZ TEK olduğuna; tapınılacak bir TANRI olmadığına, her türlü, şekil, renk, ışık ve bu tür kavramlardan münezzeh yüce bilgi ve güç sahibi evrenüstü, enerji üstü bir kavram olduğuna işaret edip uyaracak olan "MEHDİ" lâkablı kişi çıkacak.

Arkasından da bu anlayışın imtihanına tâbi tutulmak üzere insanlar, DECCAL ortaya çıkacak; ve insanların asırlardır tapındıkları gökyüzündeki TANRISI olduğunu bildirecek ve onları kendine tapınmaya, kendi TANRI'lığını kabul etmeye davet edecek.

"MEHDİ"nin açıkladığı ALLAH kavramını idrâk etmiş olanlar, bu gerçeği farkettikleri için, ne kadar olağanüstü olaylar ortaya koyarsa koysun, DECCAL lâkablı TANRI"lık iddiasındaki varlığa inanmıyacaklar ve Hazreti Muhammed'in Kur'ân-ı Kerîm ile bildirmiş olduğu esaslara bağlı kalarak ölümötesi yaşama geçeceklerdir.

Kur'ân-ı Kerîm'de "İHLAS" sûresinde açıklanan "ALLAH" kavramının manâsını anlamamış; kafasında yarattığı bir TANRI'ya "ALLAH" ismini etiketliyerek yönelen insanlar ise, tasavvurlarındaki gökte bir yerde yaşayan TANRI'larını karşılarında bulunca, hemen O'na koşacaklar ve sonuçta, kendilerine yapılan uyarıya kulak vermemenin cezasını büyük bir hüsran ile alacaklardır.

DECCAL fitnesinden kurtuluş, ancak ve ancak Kur'ân-ı Kerîmde "İHLAS" sûresinde açıklanan "ALLAH" ismiyle işaret edilen idrâk edilerek mümkün olur; bunu hiç aklımızdan çıkartmayalım.

Zirâ, şu sıralar CİNLER, kendilerinin UZAYLI VARLIKLAR (Bu konuda çok geniş açıklama "RUH İNSAN CİN" 14. baskı kitabımızın "Uzaylıların içyüzü" bölümündedir.) UFO'larla aramıza gelip gittiklerinden sıkça sözetmeye başladılar. Yakında insanların TANRI'sının yeryüzüne geleceğinden de bahsediyorlar. Bunlar çok önemli işaretler olabilir.

Bilemeyiz, MEHDİ ne zaman çıkar; bilemeyiz DECCAL ne zaman çıkar!..

Bunlar Allâh'ın ilminde olan hususlardır. Ne var ki, böyle bir belâya karşı tedbirli, bilgili olup, yeni yetişenleri bu konuda uyarmada kesinlikle büyük yarar vardır. Çünkü işaretler bu zamanın çok uzak olmadığını göstermektedir.

Kütübü sitte denilen kesinlikle doğruluğu tartışılamıyan hadis kitaplarında gerek DECCAL ve gerekse MEHDİ konusunda önemli hadisler vardır; arzu edenler meselâ "İbn MÂCE"den MEHDİ ile ilgili peygamber açıklamalarını, "Müslim"-"Buhari" ve diğerlerinden DECCAL'la ilgili bahisleri tetkik edebilirler.

Meselâ, Deccâl'in kuş gibi uçarak dünyanın bir yerinden diğer bir yerine gidebileceği, kırk günde bütün dünyayı dolaşacağı, girmedik ev kalmayacağı, aynı anda dünyanın her yerinde görülüp, dinlenebileceğine işaret eden öyle tanımlamalar vardır ki; asırlar öncesinin şartları içinde, elbette ki uçak, televizyon gibi şeyler hayâl bile edilemezken, olayın bu şekilde nesilden nesile aktarılması üzerinde hassasiyetle durmak gerektirir, bize göre!..

Çünkü Rasûlullah, "İnsanlık yaratıldığından beri böyle bir fitne görmemiştir" diyerek DECCAL olayına son derece büyük önem vermektedir.

Çünkü, Deccâl öylesine olağanüstü güçlere sahip olarak öyle hayret verici olaylar meydana getirecektir ki, buna inanmamak, ancak Allâh’ın muhafaza ettiği kişiler için sözkonusu olabilecektir.

Ve DECCAL'ı yeryüzünden kaldıracak olan şahıs da Hazreti İSA aleyhi’s-selâmdır.

* * *

İSA aleyhi's-selâmın gelip gelmiyeceği ya da ne şekilde geleceği konusunda bir hayli fazla spekülasyonlar yapılmaktadır.

Biz, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği ilim ve eriştirdiği müşahede nisbetinde düşüncemizi arzedelim, belki meraklılarına faydalı olur.

Nakledilir ki, Hazreti İSA yeryüzünden ayrılmadan önce "İki bin sene sonra tekrar aranıza döneceğim" demiştir.

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem ise Kur’ân-ı Kerîm’den sonra gelen en itibarlı hadîs kitaplarında kesinlikle vurgulandığı bir biçimde İSA peygamberin yeryüzüne ineceğini ve DECCALı yok edeceğini açıklamıştır.

İSA aleyhi's-selâm bizim müşahedemize göre şu anda ruhanî bedeniyle serbest bir biçimde diğer peygamberler ve üst dereceli fetih ehli evliyâulah ile birlikte berzâhta yaşamına devam etmektedir.

* * *

KEŞİF, fizik bedene bağımlılık devam ederken manevî âleme vukuf ve onlarla irtibat hâlidir.

FETİH ise, fizik - biyolojik beden yaşamına devam ederken, ruh dediğimiz dalga bedenin -ışınsal bedenin- bağımsızlığını kazanma hâlidir ki, bu durum tasavvufta, "ÖLMEDEN ÖLMEK" diye tanımlanır.

* * *

İşte bu fetih gelmiş, yani ölmeden ölmüş, ruhuyla - mikrodalga âlemde yaşama yeteneğini elde etmiş kişiler; diledikleri takdirde bu bedeni yoğunlaştırmak suretiyle aramızda biyolojik bedenle görünebilirler ve çeşitli işler başarabilirler.

Nitekim bunun bir örneği de HIZIR aleyhi’s-selâm’dır!.. Dilediği anda biyolojik bedene geçip görünür, dilediği anda da dalga boyutta yaşamına devam eder.

Bu esastan olmak üzere Gerek Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin ve gerekse daha başka fetih ehli zevâtın aynı anda birkaç yerde görülüp yemek yemeleri, hep bu türden olaylardır.

Hazreti İSA’da, şu anda yaşamakta olduğu RUH ya da dalga bedenini tekrar yoğunlaştırmak suretiyle yeni baştan aramıza dönecektir ki, bu dönüş yaşı da, ayrıldığı andaki 33 yaşın sureti ve şekliyle gerçekleşecektir. Muhakkak gerçeği en mükemmel şekilde bilen Allâh’tır.

Evet, Rabbimin bu konuda müşahede ettirdiği bu. Şükründen aczimi itiraf ederim, bana öğrettiklerine.

* * *

 

  Okunuşu:

  Allâhum merzukna iymanan dâimen ve yakînen sâdıkan ve kalben hâşian ve lisânen zâkiren ve âmelen makbulen ve rızkan vâsian ve ilmen nâfian ve dereceten refî’âten ve tevbeten nasûhaten kablelmevti ve raheten indel mevti ve mağfireten bâ’del mevti ve emnen min azâbil kabri.

 

  Anlamı:

  Allâh’ım, dâimi imân haliyle, sıdk üzere yakîni, korkan değil, haşyet duyan bir kalbi, sürekli zikir halinde olmayı, makbul çalışmalar yapmayı, çok kapsamlı bir rızkı, bana sonsuza dek faydalı olacak ilmi, yüksek derecelerin kemâlini, ölüm öncesinde ve akabinde nasuh tevbesi içinde olmayı, ölüm akabinde bağışlanmayı ve kabir azabından emin olmayı bana ihsan et.

Bilgi:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in bize öğretmiş olduğu bundan evvelki ve bu duâ hayatımızın bütün safhaları ile ilgili, tasavvur ve hayal edemiyeceğiniz kadar geniş alanı kapsamına alan duâlardır.

Birinci verdiğimiz duâ, sakınılması, Allâh’a sığınılması gereken en önemli hususları vurgulamakta; ikinci olarak yukarıda naklettiğimiz de Allâh’tan âcilen ve önemli olarak istenilmesi gereken hayatî öneme hâiz hususları açıklamaktadır.

Lûtfen, bu iki duânın anlamını dikkatle tetkik ediniz ve ondan sonra da, sığınılan ve arzulanan şeylerin önemi hususunda fikir beraberliği içinde iseniz, mutlaka hergün sabah - akşam birer kere bu iki duâyı okumaya kendinizi alıştırınız. Unutmayınız, sadece yaptıklarınızın neticesini elde edeceksiniz; size havadan bir şeyler verecek ötede bir TANRI mevcût değildir. ALLAH düzenini meydana getirmiştir, onda asla değişiklik olmaz!..

 

  Okunuşu:

  Allâhumme eslemtü nefsiy ileyk ve veccehtü vechiy ileyk ve fevvedtu emriy ileyk ve elce’tü zahriy ileyk, rağbeten ve rehbeten ileyk, lâ melcee ve lâ mencee minke illâ ileyk, amentü bikitabikelleziy enzelte ve nebiyyikelleziy erselte.

Anlamı özetle şöyle:

Allâh’ım, kendimi sana teslim ettim, bilincimde yanlız sen varsın, işimi sana havale ettim, sana güvendim, seni dilerim ve senden geleceklerden korkarım, senden başka sığınacak ve senden başka himaye edecek yoktur. İnzâl ettiğin kitaba ve gönderdiğin Rasûlüne iman ettim.

Bilgi:

Berâ Bin Azib radıya’llâhu anh anlatıyor, Buharî naklediyor: Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in gece yatağa yattığı zaman uyumadan önce okuduğu bu duâyı bize.

Böylece Allâh yönelen kişi için Rasûlullah aleyhi’s-selâm şöyle diyor:

"Bir kimse bu duâyı yapar da sonra o gece içinde ölürse, o kimse İslâm fıtratı üzerine ölümü tadmış olur".

* * *

 

  Okunuşu:

  Allâhumme ileyke eş’kû dâ’fe kuvvetiy ve kîllete hiletiy ve hevâniy alennâs; Yâ Erhamerrahimiyn, ente Rabbül müstad’âfiyn; ente erhamu biy min entekileniy ilâ aduvvin bağiydin yetecehhemuniy, ev ilâ sadıykın karîbin mellektehu emrî. İn lem tekûn gadbane aleyye, felâ ubâliy, gayre enne âfiyeteke ev seûliy. Euzü binûri vechikellezi eşrekat lehu zulûmatu ve salâha aleyhi emriddünya vel âhıreti en yenzile bi gadabüke ev yehılle aleyye sehatük; ve lekel utba hatta terda ve lâ havle velâ kuvvete illâ bike.

Anlamı

"Allâhım, kuvvetimin yetersiz kaldığını, çaresiz olduğumu, halk nazarında hor hakîr hale düştüğümü görüyorsun. Ya erhamer rahimiyn, zayıf görülüp ezilenlerin Rabbi sensin. Kötü huylu ve kötü tavırlı yabancı düşmanın eline beni terketmiyecek, hatta himayemi ellerine verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar Rahimsin.

Allâh’ım, bana karşı gazablı değilsen; çektiğim eziyet ve belâlara hiç aldırış etmem. Ancak şu da var ki, koruma sahan bunları da çektirmeyecek kadar geniştir. Allâh’ım, gazabına maruz kalmaktan, yahud rızasızlığından, senin bütün zulmeti parıl parıl aydınlatan, dünya ve âhıret hallerinin yegâne selâmete çıkartıcısı olan NUR’u Vechine sığınırım. Allâh’ım rızan olasıya senden affını diliyorum. Havl ve kuvvet ancak seninledir."

Bilgi:

Efendimiz Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem, görev alışının ilk zamanlarında, gerçeği tebliğ etmek üzere Taif şehrine gitmişti.

Taif halkına elinden geldiğince gerçekleri göstermek için gayret sarfetti. Ama onlardan aldığı cevap sadece hakaret oldu. Hatta bu kadarla da kalmayıp çoluk çocuk onu şehirden kovup, taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan mübarek ayakları kan - ter içinde kalmıştı.

Nihayet akrabalarından birinin bağına ulaşarak, bu son derece insafsız saldırıdan kurtulabildiler. Ama çok da gücüne gitmişti bu davranışları.

O hiç bir karşılık beklemeden, sadece gerçeği tebliğ etmek üzere onların ayaklarına gidiyor, aldığı cevap ise hakaret ve taşlanmak oluyordu!. Gayrı ihtiyari gözünden yaşlar dökülerek yukarıda verdiğimiz DUA’yı yaptı.

İşte o zaman, Allâh’ın emri ile dağlara vazifeli melek huzuru Resûle gelerek, vazifeli olduğunu ve şayed isterse, iki dağı birleştirerek Taif halkını helâk edebileceğini söyledi.

Oysa Hazreti Resûl intikam peşinde bir kişilik sahibi değildi!..

-Umarım Allâh onların neslinden İslâm’a hizmet verecek imanlı bir topluluk getirir.’ diye duâda bulundu. Ve Mekke’ye döndü.Cenâb-ı Hak, O’nun bu duâsını kabul etmişti. Bir süre sonra, Taifte iman nurları yayıldı ve Taif müslüman oldu!..

Büyük belâya, haksızlığa, derde, azaba düşenlerin okumasını hararetle tavsiye edeceğimiz bir duâdır bu. Gece kılınan namazdan sonra, mümkünse secdede; veya beş vakit namazın farzlarının arkasından devam edilirse bu duâya, kısa zamanda selâmete erilir inşâallah.

 

  Okunuşu:

  Allâhumme inniy euzü birızake min sehatike ve bimuafatike min ukubetike ve euzü bike minke. Lâ uhsiy senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsik.

 

  Anlamı:

  "Hoşnutsuzluğundan rızana; cezalandırmandan bağışlamana; SENDEN SANA Sığınırım!. Senin kendine olan senân gibi senâ etmekten aczimi itiraf ederim."

Bilgi:

Mevcût kaynaklardan Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem efendimiz’in bu duâyı, gece namazında, secdede yaptığını öğreniyoruz.

Bu harika bir duâdır.

Hele son iki bölüm tasavvufun hakikat ve marifeti billah mertebelerine işaret etmektedir, ehli için değerlendirilmesi zorunlu olan bir husustur. Ehli için uyarıyorum; bu hususlara çok dikkat ederek, Efendimiz aleyhi’s-selâm’ın bize öğretmek istediğini iyi anlamalıyız.

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Allâhümmekfiniy bihelâlike an haramike ve agniniy bifadlike ammen sivâk.

Bilgi:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem bu duâyı öğretirken şöyle buyurmuştur:

-Bir kimsenin dağ kadar borcu olsa, bu duâya devam etse, Cenâb-ı Hak o kula borcunu ödettirir.’

Borç sıkıntısı içinde onlanların günde üçyüz defa bu duâya devam etmelerini önemle tavsiye ederiz.

* * *

 

  Okunuşu:

  Allâhumme rahmeteke ercû, felâ tekilniy ilâ nefsiy tarfete aynin, ve aslıhliy şa’niy küllehu, lâ ilâhe illâ ente.

 

  Anlamı:

  Allâh’ım rahmetini umuyorum, beni göz kırpması kadar bile nefsime terketme, her anımı düzelt, tanrı yok ancak sen varsın!..

Bilgi:

"Sıkıntıda, zarurette kalan insanların devam etmesi gereken duâdır bu" buyurarak bize tavsiye eden Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem.

Sıkıntısı, derdi, borcu, sorunu olan insanlara bu duâyı tavsiye ederiz. günde hiç olmazsa 40 defa devam edilebilir.

* * *

 

 

  Okunuşu:

  Euzü bivechillâhil kerîm ve kelimâtillâhit tâmmatilletiy lâ yucaviz hünne berrün velâ fâcirün min şerri mâ yenzilu mines semâi ve mâ yâ’rücü fiyha ve min şerri mâ zeree fil ardı ve mâyahrücü minha ve min fitenil leyli ven nehari illâ târikan yatruku bihayrin yâ Rahman.

Bilgi:

"Medine'li Hacı Osman Efendi" diye bilinen "Beykoz’lu" da dedikleri bir zât vardı İstanbul'da; hayatının 50 senesi Medine’de geçmiş ve Medine kitaplıklarında okumadık eser bırakmamış bir zât!.. Es Seyyid Mehmed Osman Akfırat.

1960 başlarında elini öptüğüm zaman o 86’sında idi, bense 18’lerde. Bana önce zahirin sonra da bâtının kapısını açan Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’le tanıştıran zât!.. Hayatımın en önemli olaylarında manevî müdahelesini gördüğüm zât!.. Allâh indinden rahmet eylesin, indinden benim tarafından ihsanda ikrâmda bulunsun kendisine sonsuza dek!..

İşte bu Zât, Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in yukarıdaki duâsını bana öğretmişti. Ve çeşitli sıkıntıda olanlara karşı bu duâyı bir kağıda yazar, üzerlerinde taşımalarını tavsiye ederdi. Elbette biz de ederiz.

Zirâ...

CİNLERİN aralarından İFRİT diye bilinen en güçlüleri, Resûli Ekrem’in Mi’râc olayında semâya yükseldiğini haber alınca, büyük telâşa düşüyorlar. "Şayet Muhammed semâları tanır, Allâh’la biraraya gelirse, artık önüne geçilemez olur" diyerek bütün güçleri ile Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın üzerlerine saldırıyorlar.

İşte o zaman Cebrâil aleyhi’s-selâm Efendimize bu duâyı vahyederek korunmasını öğretiyor. Bu duâyı okuyunca da Rasûlullah aleyhi’s-selâm, hepsi yanıyorlar!..

İşte böyle bir olay vesilesiyle öğrenilen duâyı artık nasıl istersek öylece değerlendirelim.

* * *

 

  Okunuşu:

  Yâ Hayyu Yâ Kayyum Yâ Zel Celâli vel İkrâm es’eluke en tuhyi kalbiy binuri mâ’rifetike ebeden Yâ Allâh Yâ Allâh Yâ Allâh Yâ Bedî’es semâvâti vel ard.

 

  Anlamı:

  Mutlak diri ve kendisiyle kâim yüce Zâtıyla ikrâm edici Dilerim senden ebeden marifet nuriyle kalbimi diriltmeni Yâ Allâh Ey gökleri ve yeri bir örneği olmaksızın meydana getiren.

Bilgi:

Sabah namazının farzını kılmadan önce kırk defa okuyup buna kırk gün devam edenler, faydasını derhal kendilerinde farketmeye başlarlar.

Kalbin marifet nuriyle diriltilmesi demek şudur. İslâm terminolojisinde "şûur" ya da bugünkü deyimiyle "bilinç", "kalp" kelimesiyle, "gönül" kelimesiyle tanımlanır. Bilincin dirilmesi ise ancak marifet nuriyle mümkündür. "Mârifet nuru" nedir?..

İnsan, "iman nuru" ile bilincin sınırlarını aşar, "mârifet nuru" ile de bilincin sınırları dışında yeralan gerçekleri değerlendirebilecek kapasiteyi elde eder!..

Allâh tüm yaşamımız boyunca, kesintisiz olarak, bir an bile "iman nuru"ndan ve "mârifet nuru"ndan mahrûm bırakmasın.

Zirâ, "iman nuru"ndan mahrûm olan bloke olmuş bir bilinçle "kör" yaşar; ve "mârifet nuru"ndan mahrûm olan da, bilincinin sınırları ötesindeki gerçekleri asla düşünemez ve değerlendiremez.Bu yüzdendir ki, her vesile ile Allâh’tan "iman nuru" ve "mârifet nuru" istemeliyiz; ve bunun sonsuza dek kesintisiz bir şekilde bağışlanmasını niyâz etmeliyiz.

 

  Okunuşu:

  Rabbiy inniy mağlubun fantasır, vecbür kalbil münkesir, vec'mâ şemlil müddesir, inneke enter rahmanül muktedir; ikfiniy yâ Kâfi fe enel abdul muftekir ve kefâ billahil veliyyen ve kefâ billahil nasıyra; inneş şirke lezûlmün azîm. Ve mallâhu yuriydu zulmen lil ibad. Fekutia dabirul kavmilleziyne zalemu, velhamdulillahi rabbil alemiyn.

Bilgi:

Gavs-ı A'zâm Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin öğretmiş olduğu bu duâyı teberrüken hazırlamış olduğumuz bu kitaba ekliyoruz.

Her devirde başı sıkışanların ruhanîyetinden meded umdukları Gavs-ı A'zâm Abdülkâdir Geylânî'nin, bütün başı dertte olanlara çok faydalı bir tavsiyesidir bu duâ. Sabah akşam yedişer kere okunması kifayet eder. İnşâallah bu duâdan istifâde edenlerden oluruz.

* * *

Programımızda olmadığı halde, çok değerli bazı yakın dostlarımızın ısrarları üzerine, onbeş gün evvel başladığımız bu kitapta da Allâh bizi mahcûb etmedi ve lûtfu inâyeti ile tamamlamayı nasib etti.

DUA VE ZİKİR’in ne olduğunu; önemini, ihmâl edenlerin neler kaybedeceğini; değerlendirenlerin neler kazanacağını, yarının neslinin anlıyacağı bir biçimde ancak sen yazabilirsin; diye ısrar eden bu dostları kırmak asla mümkün olamazdı. Lûtfu ve keremi sonsuz Allâh'a sığınıp daktiloyu aldık önümüze ve başladık.

Şayet başarabildiysek DUA ve ZİKİR’in ne olduğunu, neden olduğunu ve nasıl olması gerektiğini açıklamayı; bu sadece Allâh istediği ve muvaffak kıldığı; insanların bu bilgilere ulaşmasını murad ettiği içindir!..

Başarılı olamadıysak, kusur elbette bizim yetersizliğimizdendir. İyi niyetimiz gözönüne alınarak, kusurlarımız bağışlana!..

  Arş'ın ve Alemlerin Azîm ve Kerîm Rabbı olan Allâh'tan niyâz ederim ki. Habibi Muhammed Mustafa aleyhi’s-selâm hürmetine, bu ilmin yazılmasına vesile olan fakîre, okuyana, okunmasına vesile olanlara indinden rahmet ihsan eyleye, "iman ve mârifet nuru" bağışlaya, sadık yakîne erdire, her türlü tefrika ve nifaktan muhafaza eyleye!.. İlmince Rasûlüne salât ve selâm eyleye bizim tarafımızdan.

  Allâh cümlemize bu kitabı değerlendirenlerden olmayı nâsib etsin!..

  Amin... Amin... Amin...

Es Seyyîd
AHMED HULÛSİ
22 Eylül 1991
ANTALYA