Son mesaj - Gönderen: sonnefes - Pazartesi, 15 Aralık 2014 00:29
Sen kendi cismine ve a'zalarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve faidelerine bak! Kemal-i hikmet içinde kemal-i kudreti gör.
Mescere Mescere
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Aralık 19, 2014, 02:53:32 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Lehler, Tatarlar, Osmanlılar ve... POLONYA'DA İSLÂMİYET  (Okunma Sayısı 3188 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mescere
Ziyaretçi
« : Ocak 03, 2008, 02:17:18 ÖS »

Lehler, Tatarlar, Osmanlılar ve... POLONYA'DA İSLÂMİYET 
 
“Diyebilirim ki, yeryüzünde Türkler'i Lehlerden daha çok seven ikinci bir millet yoktur ve Polonya'da Türk olmak en geçerli pasaporttur.”

(Varşova-Ankara Dostluk Derneği Genel Sekreteri)
« Son Düzenleme: Haziran 26, 2008, 10:26:41 ÖÖ Gönderen: mescere » Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Haziran 26, 2008, 10:27:21 ÖÖ »

İman korumak ne zor işmiş!

Sınırları Meriç'ten öteye geçmeyen bir neslin çocuklarıyız. Tarihimizden ve dilimizden kısmen soyutlandımız için Eflak, Boğdan, Erdel, Galiçya ve de Lehistan neredir bilmeyiz. Halbuki buralar ta Viyana önlerine dek atalarımızın köprüler kurduğu, yollar döşediği, çarşılar, imaretler yaptığı; kütüphanelerle, camilerle donattığı; kanlarıyla sulayıp, tekbir sesleriyle çınlatarak şehitler bıraktığı topraklardır.

Baltık Denizi ile Karpat Dağları arasında uzanan, Avrupa'nın en geniş alana sahip ülkelerinden birisi... Tarih boyunca zulme ve gadre uğramaktan kurtulamamış, Asya ile Avrupa arasında köprü teşkil ettiği için sürekli istilaya uğramış; sınırları, Avusturya, Prusya ve Rusya gibi güçlü komşularınca paylaşılmaktan sık sık değişmiş, bağımsızlığını bazen kaybetmiş bazen kazanmış, kendini dünya savaşlarına katılmaktan kurtaramamış bir ülke...

Burası, topraklarına Batı Slavlarından Wislanie ve Polanie kabilelerinin yerleştiği ve zamanla kendi adlarına izafeten siyasal örgütlenmeler gerçekleştirdiği; 966'da hıristiyanlığı benimsemiş bir ülkedir.

Polonya'dan, Osmanlı hariciyesindeki ismiyle Lehistan'dan, 300 yıl komşuluk yaptığımız, 20 yıl fiilen yönettiğimiz bir ülkeden söz ediyoruz.

İlk bağımsızlığını kutsal Roma-Germen egemenliği altındaki yıllarda imparatorlukla papalık arasındaki çatışmadan yararlanarak kazanan Polonya, tarihi dönem içerisinde hep bağımsızlık krizi yaşamıştır. İniş çıkışlarla dolu tarihinde İslâmiyet ve müslümanlar da büyük rol oynamıştır.

1241 yılında başlayan Moğol akınlarının ardından, zaten başını savaşlardan alamayan Polonya'nın profesyonel askere ihtiyaç duyduğu anlarda, imdadına yetişenler hep müslüman Tatarlardır.

Biri mazlum, diğeri mazluma yardımı hayat felsefesi edinmiş iki halk zamanla kaynaşmış, Lehler orduya katkıda bulunmak şartıyla Tatarların topraklarına yerleşmelerine ve cami inşa etmelerine izin vermişlerdir. O dönemde inşa edilen camilerin sayısı 260 olarak tespit edilmektedir. Ne yazık ki bu tarihi camilerden geriye sadece ikisi kalmıştır. İlk geldiklerinde 200 bin kişi oldukları söylenen Tatarlardan geriye de sadece beş bin kişi.

Polonya'daki Tatarların tarihi, dinî ve milli kimliğini korumada kısmen başarılı, büyük oranda başarısız olmuş bir milletin tarihi demek. Meğer müslüman olmayan bir toplumda imanı korumak ne zor şeymiş... Allah'tan, son dönemde gelen müslümanlarla sayı 31 binlere tırmanmış da, Tatarlar müslümanlıklarının daha bir farkına varır olmuşlar. Fakat yeni müslümanlarla, 6 asırdır burada yaşayan Tatarların kaynaşması az bir mesele değil. Bugünlerde Polonya'daki müslümanların aşması gereken en büyük problem işte bu.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Haziran 26, 2008, 10:28:01 ÖÖ »

Osmanlı-Lehistan ilişkileri

Polonya'nın İslâmiyetle ve müslümanlarla tanışması, 1241 yılında başlayan Moğol akınları sayesinde gerçekleşmiştir. Yaklaşık yarım asır sonra da Osmanlı devleti kurulmuştur (1299).

Osmanlılar, Sultan I. Murad zamanında (1359-1389) Avrupa'ya yerleşmeye başladılar, etki alanları bütün Balkanları içine alan bir genişliğe erişti. Osmanlı'yı Balkanlardan atmak üzere Sırp, Boşnak, Macar, Ulah, Arnavut ve Çeklerden oluşturulan Haçlı kuvvetleri arasında Lehler de vardı.

1414 yılında Krakow'dan Bursa'ya, Çelebi Sultan Mehmet'e iki elçi gönderilmişti. İki ülke arasındaki ilk ticaret anlaşması da 1439 yılında yapılmıştır. Lehistan'a ilk Osmanlı elçisi ise Sultan II. Murat zamanında 1443 yılında gönderilmiştir.

İkinci Osmanlı-Leh karşılaşması 10 Kasım 1444'te Karadeniz kıyısında Varna Savaşı'nda olmuş ve yine Osmanlıların lehine sonuçlanmıştır. Fakat kendilerini Doğu'ya karşı hıristiyanlığın kalesi olarak gören Polonyalılar, haçlı seferlerine katılmamışlardır.

1484'ten itibaren Polonya ile Osmanlı Devleti 300 yıl komşu olarak yaşamışlardır.

Özellikle Sokollu Mehmet Paşa'nın sadrazamlığına rastlayan yıllarda Lehistan tahtı üzerinde Türklerin sözü geçerli olmuştur.

Polonya, Osmanlılarca, vazgeçildiği takdirde Avrupa'nın dengesini olumsuz şekilde değiştirecek bir devlet olarak görülmüş, bu sebeple ülkenin bağımsızlığı ve tahta oturacak kişi Osmanlı Devleti için büyük önem taşımıştır.

Lehistan bir ara 20 yıl süreyle Osmanlılara tabi olarak yaşamıştır.

Osmanlı Devleti ile Lehistan, özellikle 17. yüzyılda zaman zaman karşı karşıya gelmişlerdir. Bunlardan en önemlisi, Polonya tahtına geçen Jan Sobieski'nin 1683 yılındaki İkinci Viyana kuşatması sırasında bir hıristiyan ordusu ile Türk kuvvetlerini Kahlenberg savaşında bozguna uğratması olmuştur.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Haziran 26, 2008, 10:28:48 ÖÖ »

Olmayan devleti var sayan tek devlet

Polonya 1795 yılında haritadan silinmiştir. Osmanlı Devleti, Polonya'nın taksimini tanımayan ve yüzyılı aşkın bir süre devlet geleneğinde Polonya mevcutmuş gibi davranan tek ülke olmuştur. Bu dönemde, Polonyalı devrimcilere İstanbul'da barınma ve siyasi faaliyet imkanı tanınmış, Beykoz'da Polonezköy (Adampol) kurulmuş ve çok sayıda Polonyalı Osmanlı devlet hizmetine alınmıştır.

İkinci Dünya Savaşı Polonya topraklarında başlamıştır. Bu savaşın başında işgal altında kalan Polonya'ya Türkiye Cumhuriyeti, savaştaki tarafsızlık statüsüne rağmen, Polonyalı asker ve mültecilere sağladığı olanaklarla yardımcı olmuştur. Savaş sonrasında Polonya'nın komünist bir devlete dönüştürülmesi, Türkiye'nin NATO'ya katılması, Polonya'nın ise Varşova Paktı'na girmesi sonucunda, soğuk savaş yıllarında Türkiye ile Polonya karşıt iki blok içinde yer almışlardır. 1989'da Polonya'da komünizmin yıkılışından sonra, Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler yeni bir canlanma dönemine girmiştir.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Haziran 26, 2008, 10:29:27 ÖÖ »

Polonya'daki müslümanların serüveni

İslâmiyet Polonya'ya yaklaşık 6 asır önce ülkelerindeki iç çatışmadan kaçan Tatarların gelişiyle girmiştir.

Komünist yönetim döneminde ise bu müslümanların büyük bir kısmı Sibirya'ya esir kamplarına sürgün edilmiştir.

Polonyalı Tatarlar, ana dillerini unutmuşlardır. Ancak, inanç sistemi nesilden nesile intikal ettiğinden İslâmiyetten kopmamışlar, namaz kılmasalar, oruç tutmasalar da, müslüman olduklarını söylemeye devam etmişlerdir.

Tatarların dinî inançlarını muhafaza etmesinde, Türkiye ile Kırım Hanlığı'nın rolü büyük olmuştur. Diplomatik ve ticari ilişkiler üç ülkeyi birbirine, hac farizası ve üst merci müslüman mahkemelere müracaat gerektiren davalar ise Tatarları dinlerine bağlıyordu.

Son yıllarda diğer İslâm ülkelerinden gelen müslüman öğrenciler ve yerleşimciler vasıtasıyla İslâmî hayatta yeni bir canlanma başlamıştır.

Polonya'daki müslümanların sayısı 31 bin civarında tahmin edilmektedir. Bunlardan 5 bini yukarıda değindiğimiz gibi yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Tatarların torunlarıdır. 25 bin kadarı İslâm ülkelerinden gelen müslüman göçmenlerle öğrencilerdir ve bin kadarı da İslâm'ı kabul etmiş Polonyalılardır.

Ne yazık ki İslâmî faaliyetler yetersizdir. Bunun sebeplerine inildiğinde, finans yokluğu, İslâm'ı tanıtacak basılı kaynak eksikliği, Polonyalı müslümanlarla dünyanın diğer bölgelerindeki İslâmî teşkilatlar arasında bağlantı kopukluğu gibi hususlar öne çıkmaktadır.

Son dönemlerde İslâmiyet hakkında Lehçe bazı kitaplar (21 adet civarında) ve küçük broşürler basılmış, bir takım etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla bir de internet sayfası oluşturulmuştur.

Son dönemde, Varşova'da bir İslâm Kültür Merkezi kurulmuştur. Bu merkezdeki cami, özellikle cuma namazlarında tıklım tıklım dolmaktadır. Çünkü başkentteki bütün müslümanlar bu tek camiye gelmektedirler. Gdansk'daki görkemli caminin cemaati de az değildir. Ayrıca Varşova ve Bilystok'ta da evden bozma mescitler açılmıştır.

Müslümanlar 6 dinî cemiyette teşkilatlanmış durumdadırlar: Varşova, Bialystok, Bohoniki, Kruszyniany, Gdansk, and Gorzow Wielkopolski.

Polonyalı müslümanların sayısını tam olarak belirlemek gerçekten imkansızdır. Şu ana kadar henüz bir nüfus sayımı bile yapılmış değildir. Birkaç yıl önce Polonya Müslümanlar Birliği, sayıma niyetlenmiş fakat emniyet soruşturması açılınca vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Haziran 26, 2008, 10:30:05 ÖÖ »

Bayramla gelen bereket

Polonya Tatarları, Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı'na büyük önem verirler. Ramazan'da herkes oruç tutmamasına rağmen, Tatarların oturdukları her yerde, her ailede niyetli kişilere rastlanabilir. Ayrıca imam, ev ev dolaşarak yoksul ailelere fitre toplar. Namazdan sonra bayramlaşılır ve tatlı ikram edilir. Camiden çıkıp, eş-dost ve akrabalar, mezarlıklar ziyaret edilir, sonra kahvaltı yapmak için eve dönülür.

Kurban Bayramı, Polonya'da oturan bütün müslümanları bir araya getirir. Camiler yetersiz kaldığı için cemaat avlunun dışına, sokaklara taşar. Cami avlularında abdest alınabilecek ne bir şadırvan, ne başka bir imkan vardır. Cami civarında oturanlar dışarıdan gelenlere evlerini açarak sorunu çözmektedirler.

Namaz kıldıktan sonra camiden çıkanlar bayramlarını kutlayarak çikolata, şeker ve küçük pastalardan oluşan sadaka dağıtılır. Bu törenden sonra kurban kesilir. Kurban kestikten veya camiden çıktıktan sonra Tatarlar mezarlığa gidip yakınlarının ve diğer müminlerin mezarlarında dua ederler.

Ramazan Bayramı sırasında olduğu gibi Kurban Bayramında da aile ve ahbaplar ziyaret edilir. Günlük hayat ve iş şartları, bayramın süresini genelde iki güne indirmektedir.

Polonyalı müslümanlara göre Lehler İslâmiyeti hiç tanımıyorlar, belediye otobüsünde tesettürlü bir müslüman hanımın görülmesi yadırganıyor ve meraklı bakışlarla karşılanıyor. Zamanla, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, böylesi durumların normal karşılanacağı bekleniyor.

TV'den yansıtılan çarpık İslâm ve müslüman imajının önüne geçebilmek için ülkede seri konferans ve seminerler düzenlenmelidir. Polonya'da İslâm, bilinçli yahut bilinçsiz olarak Batı'nın ve ABD'nin yönlendirmesine veya güdümüne girmiş medya tarafından terörizmle ve kadın haklarına getirdiği kısıtlamalarla suçlanmaktadır. Yine de konferans ve seminerlerin yeterli olduğu ve gereğince sık yapıldığı söylenemez.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Haziran 26, 2008, 10:31:05 ÖÖ »

Özetle

* Polonya'da İslâm yabancı bir unsur gibi görülmektedir. Polonyalı büyük çoğunluk maalesef İslâm'ı ve müslümanları tanımamaktadır.

* Polonya'da, o da sadece Varşova'da, helal yiyecek satan bir tek dükkan vardır.

* Günlük ibadetlerin yapılacağı yeterli mabet yoktur. Hatta kalabalık sayıda müslümanın yaşadığı Poznan'da namazlar öğrenci yurtlarında kılınmaktadır.

* İslâmi faaliyetler için yeterli mali finans sağlanamamaktadır.

* Polonyalı müslümanlar iyi teşkilatlanamamışlardır.

* Çalşmaları koordine edecek bir lider şahıs veya kurum yoktur.

* İslâm dünyası ile bağlantı eksikliği had safhadadır.

* İslâmî faaliyetlerle meşgul olanlar gönüllülerdir. Resmi ve profesyonel elemanlara ihtiyaç vardır.

* Polonyalı müslümanların genel ekonomik durumu zayıftır.

* Eğitimli personel ve eğitim kurumu ihtiyacı fazladır. Lehçeyi iyi bilen ve bu dilde dinî hizmet verebilecek olan elemanlara gerek duyulmaktadır.

* İslâm karşıtı propaganda, Polonya'da da diğer Batı ülkelerinde olduğu kadar tırmanıştadır.

* İslâm ve müslümanlar hakkında bilgi edinmek isteyen Polonyalılar, çoğunlukla oryantalist yayınlarla veya Kadıyanilik gibi batıl mezheplerin propaganda metinleriyle yetinmek zorundadırlar.
Logged
mescere
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Haziran 26, 2008, 10:31:39 ÖÖ »

Polonyalı Çoban Veli Kontuş

Altı asırlık geçmişleri boyunca Polonya ve Litvanya Tatarlarının, büyük ihtimalle Anadolu kaynaklı tasavvufla bağları olduğunu kanıtlayan hususlara rastlanmaktadır. Evliya menkıbeleri bu bağların hakikaten kuvvetli olduğunu gösteren özellikler taşır. Nowogrodek kasabasının yakınlarında yaşadığı belirtilen Ewlija Kontuce (Evliya Kontuş) bu zevatın en iyi tanınanlarındandır.

Tatarlar arasında halen anlatılan menkıbeye göre, 16. yüzyılda Polonya Kralı Stefan Batory'nin sarayında baş avcı olarak hizmet yapan bir Tatar'a, iyi hizmet ödülü olarak Nowogrodek kasabası yakınlarındaki Lofıtse malikanesi tahsis edilir. Bu zat sağlam bir müslümandır. Ne var ki, tek kızı papazların çabalarıyla İslâmiyet'ten çıkar, Hıristiyanlığa geçer. Durumdan rahatsız olan babası, Allah'ın kızını tekrar doğru yola iletmesi için mukaddes mekânlarda, Kâbe'de, Hz. Peygamber s.a.v.'in huzurunda dua etmek üzere hacca gider.

Her nasılsa Medine'deyken dönüş parası kalmaz. Ahbaplarından biri, her gün Hz. Peygamber s.a.v.'in türbesine gelip dua eden bir hemşehrisinden söz eder ve ondan borç almasını salık verir.

Zavallı Tatar anılan kişiyi görünce şaşakalır. Çünkü, Hz. Peygamber s.a.v.'i ziyaret etmek için her gün Polonya'dan Medine'ye gelip giden bu şahıs kendi çobanı Kontuş'dur.

Kontuş, efendisine, ölünceye kadar bu sırrı kimseye açıklamayacağına dair yemin ettirir. Daha sonra avcıyı tayy-ı mekânla evine götürür. O andan itibaren Kontuş, efendisinin saygısını kazanır, birlikte dostane bir hayat yaşarlar. Öldüğü zaman da efendisi, Kontuş'un evinin üzerine nur indiğini görür.

Avcı Tatar, hizmetçisi, dostu ve belki de mürşidi Kontuş'un ölümünden sonra onun ne kadar büyük bir veli olduğunu anlatır. Zamanla Kontuş'un mezarı Polonyalı ve Litvanyalı Tatarların ziyaret mahalli halini alır. Türbeyi ziyaret eden bazı hastaların şifa bulduğu kanaati hakimdir ve hâlâ dilden dile anlatılmaktadır.

Yine Tatarlar, bir başka veli türbesine daha sahip olduklarını ama artık yerini bilmediklerini iddia etmektedirler. Menkıbeye göre, birkaç yüzyıl önce bugünkü Bohoniki'nin henüz kurulmuş olmadığı zaman oraya Szorc adlı bir veli gelip ufak bir tepeye yerleşir. Dürüst ve erdemli bir kişidir. Zamanla oturduğu o tepeye bir cami inşa eder. Ünü yayılır. Bu veli hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak bazı köy sakinleri, “Szorc tepesinden” söz etmekte, fakat yerini gösterememektedirler.

AHMET MİROĞLU
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

Her bir gününüz, bir öncekinden daha verimli geçsin inşallah
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM
Questa Grafica è stata creata da Webinweb.net


MKPortal M1.1.2b ©2003-2007 mkportal.it
Bu safya 0.04838 saniyede 17 sorguyla oluşturuldu