Muska ve tılsımların menşei

(1/1)

KATRE-İ UMMAN:


MUSKA VE TILSIMLAR

1. Muska ve Tılsımların Menşei:

Muska ve tılsımların menşe-i putperestliğin en ilkel şekli olan "FETİŞ"tir.

Bu inançta olanlar bazı nesnelerde uğur veya uğursuzluk bulunduğuna inanırlar. Kişi, uğurlu saydığı nesneyi boynuna asar veya yanında taşır. Bu nesne bir bitki, kurt dişi, ayı tırnağı, leylek kemiği, kartal tırnağı olduğu gibi, bazan kurumuş bir böcek hatta bazı taş parçalan v.b. olabilir.

Bu nesneleri taşıyanlar çeşitli hastalıklardan, belâ ve kazalardan korunacaklarına inanırlar. Hâlâ bazı nesneleri "uğur getiriyor" inancıyla boynunda ya da yanında taşıyanlar bulunmaktadır.

Daha sonraki dönemlerde kağıt parçalan üzerine yazılmış dinî formüller veya acaip işaretlerle çizilmiş muska ve tılsımlar fetişlerin yerini aldı.

Muska ve tılsımların en eski şeklinin MISIR'da bulunduğu rivayet edilir. Eski Romalılarda hastalıklardan ve zehirlenmeden korunmak için acaib işaretlerle yazılmış veya çizilmiş muska tılsımları kullanmışlardır.

İsrail Peygamberleri, fetiş ve tılsımlan yasaklamışlardı. Buna dair eski Ahit'de (Tevrat'ta) rivayetler vardır. Mesela Hz. Yakub'la ilgili olarak şöyle söyleniyor.

"Yakup evine ve kendisiyle beraber olanların hepsine dedi: Aranızda olan yabancı ilahları atın, kendinizi tathir (temiz) edip elbiselerinizi değiştirin. Ve ellerinde olan bütün yabancı ilahları (fetişleri) ve kulaklarındaki küpeleri Yakup'a verdiler. Yakup onları şekemin yayında olan meşe ağacı altına gömdü.(1)

Hıristiyanlıkta muska ve tılsımlara inanmak yaygındı. Hıristiyan din adamları muska taşıma âdetleriyle mücadele etmişlerdir. Hatta Miladî 366 yılında toplanan "LAODİCE" dinî kurultayı, muska-tılsım taşımayı yasak eden bir karar çıkartıp ilân etmiştir.

Fakat hıristiyanlar bunları taşımaktan bir türlü vazgeçememişlerdir. 8. yüzyılda Papa II. Gregoare bu bâtıl inançlara karşı şiddetle karşı koydu. Ancak halk bildiğinden ve gördüğünden şaşmadı.

Sonuçta Hıristiyan din adamları bu hurafeye taviz vermeye mecbur kaldılar. Muskaların yerine "HAÇ", Hıristiyanlık sembolü olan balık resmi, "AGNUS DEİ" yazılı levhacıkları taşımayı tavsiye ettiler, giderek halkı buna alıştırdılar(2).

İslâm'ı kabulden evvel yaşamış Türk boylarında da muska-tılsım kullanma âdeti vardı. Sekiz ve dokuzuncu yüzyıllarda Budist ve Manihaist Türklerin yaşamış olduğu Doğu Türkistan'da yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen malzemeler arasında "tılsım-muskalar", çeşitli dini formüller yazılı levhalar, tahtalar v.s. eşya bulunmuştur.

"Budist Uygurların dini kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Bunlardan üç şekil Alman Türkoloğu F.W.K. Müller tarafından neşredilen eski Türkçe Uygur metinlerinden birinde açıklamalarıyla gösterilmiştir.

İşte adı geçen üç şekil ve ifade ettiği anlamları:

1. Şekil:


(Bir kanlı dişi, canlı (kadın) bu muskayı vücudunda tutsa-saklasa- kolay doğurur, rahat ve sevinç bulur.)

2. Şekil:


Pars yılı (doğmuş?) kişi bu tılsımı saklarsa çok mesut olur).

3. Şekil


(Herhangi kişinin hayvanları çok ölüyorsa bu tılsımı kapıya yapıştırsın). (4)

Günümüzde muska, tılsım ve sihir yapma işleriyle uğraşan bazı inanç sömürücüsü kişilerin ellerinde bulunan kitaplar, eski Babil, Asur, Mısır müşriklerinin, eski Budist ve Şamanist Türklerin kullandıkları kitaplardan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitaplara inandırıcılığı kuvvetlendirmek için Kur'ân-ı Kerim'den ayetler, Esma-i Hüsna ve bazı dualar da ilave edilmiştir.

Muska-tılsım üzerine yazılan kitapların en meşhurlarından biri Mısır'da basılan "Şems'ül-Maarif'ül Kübra" adlı kitaptır. Kitabın yazan 7. Hicri asır şeyhlerinden Ahmet b. Ali el-Buni'dir. Bu kitapta dörtyüze yakın tılsım şekilleri bulunur.

Yine böyle ünlü muska-tılsım kitaplarından biri de "Kenz'ül Havas Keyfiyet-i Celb ve Teshir'dir. Bu kitap, "Süleyman El Hüseyni" tarafından yazılmıştır. Türkçe olup dört cilttir. Bu kitap daha çok Şems'ül-Maarif'in bir çevirisidir. Ancak El-Hüseyni bu kitaba başka kitaplardan ve kendinden bazı dualar da ilave etmiştir.

Bu tür kitaplarda yazılan muska ve efsunlar incelendiğinde görülüyor ki, bir çoğunda bazı ayet ve dualarla beraber, hiç bir dile benzemeyen kelimeler de bulunmaktadır.

Şems'ül-Maarif müellifi bu efsunlarda geçen kelimelere "NURANÎ İSİMLER" demiştir.

(1) Kitab-ı Mukaddes, Tekvin, Bab: 35, s. 35.

(2) Hurafi ve Menşeleri, s. 44.

(4) Hurafeler ve Menşeleri, s. 46+47.

Foton:
Allah razı olsun sevgili katre,
geçmişten günümüze çokça itibar edilen bir konu bilinçlenmek lazım,
acaba Nuska içinde yasak diyebilirmiyiz, hani çoğu insan boynunda taşıdığı ayetlerin korumasına inanır biraz açıklık getirebilirmisiniz?

KATRE-İ UMMAN:
Niyet ve nazar çok önemlidir böyle konularda şer için mi, yoksa hayr için mi?
Mümkün olduğunca uzak durmak en güzeli sanırım.
Her hocayım diyene inanmamak, ilmi noktası ve düşünce yapısı çok önemli,
bu artık ticari bir mesleye dönüştü ne yazıkki....
Muskanın yapılmasının şartları ve yapılırken yararlanabileceği kaynakta çok önemli
İnsan Kur'an-ı Kerimi çok okuyup,Sünnet-i Seniyeye riayet ederek haram ve helaller çizgisini Elinden geldiğince muhafaza ederse Rabbim kötülüklerden korur inş.Bunlar benim düşüncelerim.
Bu sorunuza cevap olarak aynı kategoride geçen başlıklar var
Daha fazla bilgi almak isterseniz verdiğim başlıklara ve linke bakınız lütfen delilli kaynak en güzeli kalbinizin mutmain olması açısından.
Ayriyeten İslam Fıkhı Ansiklopedisinde bununla alakalı bir bölüm var onuda ekliyorum okuyunuz inş.
Rabbim muhafaza buyursun şeytanın şerrinden ve şeytanlaşmış insanların şerrinden inş.
.........

Muskacıların Sonu:
Muskacıların Dayanağı:

http://www.mescere.net/forum/index.php?topic=10206.0

...........................

NAZARLIK VE MUSKA

Peygamberimiz (s.a.s.): "Allah hiçbir dert göndermemiş ki, dermanını da göndermesin" (Müslim, selâm 69; Buhârî, tib 1; Ebû Dâvûd, tib 1,11; Ibn Mâce, tib 1, Tirmizî, tib 2; Müsned NI/156.)buyurmuş ve hastaların tedavi edilmesini istemiştir.

Yani hastanın doktor ve ilâç aracılığıyla şifâ araması, ama doktoru ve ilâci, etkisinin kaynağı değil, sebebi olarak görmesi. esas şifânın Allah`tan olduğunu bilmesi, Peygamberimizin emridir.

Yine Peygamberimiz ilâcın, neşterle ameliyatta, bal şerbetinde ve dağlamada bulunduğunu bildirmiş(Buhârî, tib 3, 4,15; Ibn Mâce tib 23; Müslim, selâm 71; Müsned I/245, NI/19, 343.), hiçbir hastaya nazarlık yada muska tavsiye etmemiştir.

Çünkü bu tür işlerin özellikle cahiller tarafından yapılması, çoğu zaman Allah`a şirk, yani ortak koşma anlamı taşır: Nitekim Rasûlüllah Efendimiz: "Nazarlık(Temime) takan şirk koşmustur" buyurur. ("Allah kendisine ortak tanınmasını bağışlamaz, bunun dışındakileri diledigi kimseler için bağışlar" Nisâ (4) 48.) Gerçi bu tesirin ondan görülmesi halindedir.


Çünkü nazarlık, hamail, ya da muska takanlar, kötülüklere karşı onların etkili olabileceğini sanırlar,işte bu şirktir. Halbuki, Allah`ın hiç affetmeyeceği tek günah kendisine şirk koşulmasıdır. (Hakim IV/216. )Peygamberimiz bu tür bir korunmayı tavsiye etmediği gibi, yapanlara da şiddetle karşı çıkmıştır. Bunlar gibi, çeşitli tılsımlı sözlerle okuyup efsun yapmalar da batıldır ve şirktir.

Peygamberimiz onları da yasaklamıştır. Kendisine bîat eden, yani her konuda önderliğini kabul eden on kişinin bîatını kabul etmiş, birininkini etmemiştir. Sebebi sorulduğunda: "Onun pazusunda muska var!" buyurmuş, bunun üzerine adam muskayı kesip atınca Efendimiz, onun bîatını da kabul etmiş ve: "Bunu takan şirk yapmıştır" demiştir. (Müsned IV/156. )Bir başka hadîslerinde "Kim birşey takarsa ona havale edilir" (Müsned IV/311.) buyurulmuştur.

 Ancak yazılıp üzerine asılan şey öyle tılsımlı ve şifreli şeyler olmayıp. Kur`ân`dan bazı âyetler, ya da meşrû bazı duâlar olursa bunun câiz olacağını söyleyenler vardır. (bk. Müslim, selâm 65; Ebû Dâvûd, tib 18; Davudoğlu IX/605 ) Bahçelere tarlalara ve binaların üzerine asılan kemik ve kafatasları da haramdır.


 Çünkü onların gözdeğmesine engel olacağına inanılır(Ibn Âbidin VI/363.). Allah`tan başkasına etki gücü veren bu tür bir inanış şirktir. Ancak onu görenin, gözdeğmesini hatırlayarak, "subhânallah", "mâşâallah, lâ havle.." demesi için asılmışsa, sakıncası yoktur, diyenler de vardır. Çünkü göz değmesi haktır. (agk. "Eğer kaderi bozabilecek bir şey olsaydı göz değmesi olurdu." Ahmed.) Gerçi gözdeğmesi ve sihirin tesiri gerçektir.


Ancak bunlardan korunma çâreleri nazarlıklar ve muskalar değildir. Tıbbın ilâç bulamadığı konularda Efendimizin sünnetine uyarak, Kur`ân ayetleri okunur ve anlamını bildiği duâlarla Allah`tan şifâ istenir. Peygamberimiz (s.a.s.) gözdeğmesi için rukye (okuyarak tedavi) yapılabileceğini haber vermiştir. (Buhârî, tib 1 ; Müslim, iman 374; Ebû Dâvûd, tib 17-18; Tirmizî, tib 15.)Gözdeğmemesi için de, hoşa giden birşey görüldüğünde: "Mâşâallah, Lâ-havle velâ kuvvete illâ billâh" (her şey Allah`ın dilemesiyledir.

 Her türlü güç ve kuvvet Allah`tandır) denmesini emretmiştir. (el-Hindî, Kenz VI/746 (17670). Aynı yerde konuyla ilgili benzer hadisler de vardır; Ayrıca bk. Mûnavî, Feyz V/429; VI/130.)Çeşitli hastalıklar için Peygamberimiz`den nakledilen birçok duâ vardır. Kişi biliyorsa onlarla, bilmiyorsa kendi sözleriyle Allah`tan şifâ istemelidir.

"Rukye (ayet ve dua okuyarak tedavi); özellikle gözdeğmesi, zehirli hayvan sokması ve kandan ötürü yapılır. (Feyzu`l-Kadîr VI/426, Müslîm`den). "Gözdeğmesine rukye için Allah`ın kitabında sekiz ayet vardır: Fatiha (nın yedi ayefi) ve Ayetü`l-kürsî (feyzu`l-Kadîr IV/457. Hadis zayıttır). "Hazreti Peygamber gözdeğmesine rukye yapmamızı emrederdi." (Müslîm "Hz. Aişe: Rasûlullah bana rukye yapmamı emrederdi" (Feyzu`l-Kadîr. V/197). Rasûlüllah (s.a.), "Cin ve insan gözünden Allah`a sığınırım" diye dua ederdi. Muavizeteyn (Felak ve Nâs sûreleri) indirilince onlarla istiâze eder oldu, diğerlerini bıraktı. (Feyzu`l-Kadîr V/202, Tirmizî`den).

Sihirden korunmanın yolu ise güçlü bir imana sahip olmak ve Allah dilemedikçe hiçbir zararın gelmeyeceğine kesinkes inanmaktır. Buna rağmen gelirse, bunun için de yine Allah`a sarılmalıdır.

Bu konularda özellikle kadınlar çok duygusal ve çoğunluğu çok cahil oldukları için, her söylenene inanmakta, böylece hem paralarını düzenbazlara kaptırmakta. hem de imanlarından olmaktadırlar.


 Çeşitli mezarlara türbelere ve yatırlara adaklarda bulunmak, mum yakmak ve purçuk vs. asmak gibi şeyler ise, bu kötülüğün daha ileri derecesidir. Bu zavallı cahiller, böyle yapmakla dertlerine dert katmaktan başka birşey yapmış olmazlar.

 Işin daha ilginç yanı; bu tür batıl inançlara sahip olup, evine arabasına, saçının tokasına bebeğin omuzuna vs. nazarlık takan insanlar, inançları ve dinleri çok zayıf olan insanlar ve özellikle sosyete kesimidir. Bu da bize sağlam inançla ruhu beslememenin. insanı nasıl gülünçlüklere götüreceğini gösterir.

"Ibn Âbidin" diye bilinen kitapta: "Efsunlamak, nazarlıklar ve muska takmak şirktir" (Ebû Dâvûd, tib 29: Ibn Mâce, tib 39.) hadîs-i şerîfini verdikten sonra : Burada ki muska (tivele), karı koca arasında sevgi ve muhabbet olsun diye yapılan uygulamalardır, denilir. (Ibn Âbidîn VI/364.)

Bu rivayetleri ve verilen açıklamaları değerlendirmek gerekirse:

Korku ve nazar gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak dinen caizdir. Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle rivayet etmiştir: "Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah'ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah'ın sözlerine sığınırım" O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez.

 Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî). Ancak bunları istismar edip sanat haline getiren ve saf kadınlarla teşriki mesai edip onlarla haşr ve neşir olmak kesinlikle haramdır. (Halil Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar – 2, Yasin Yayınevi, s: 258)

Buna göre şifayı muskadan bilmek şirktir. Ancak okunan ve yazılan ayetlerin, duaların vesilesiyle tesiri Allah'tan bilmek şirk değildir.

İslam Fıkhı Ansiklopedisi

mescere:
Mesajın asıl kısmında eklenemeyen şekilleri de ekledim.
Konunun en başını tekrar inceleminizi tavsiye ederim. (Bilhassa şekilli kısımlar)

Navigasyon

[0] Mesajlar